İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 135. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameler hakkında (s.s.269)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 135. Birleşim · 2. yasama yılı · 24 Temmuz 2008 · 1.429 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 24 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 135. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELER HAKKINDA (S.S.269)); konuşma 1.429 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameler hakkında (s.s.269)”. TBMM Genel Kurulu, 135. Birleşim tutanağı, 24 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2008-07-24-kamu-mali-yonetimi-ve-kontrol-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi ikinci bölümünü görüştüğümüz bu kırk dokuz maddelik tasarı 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapıyor. Aslında Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu yanında çok sayıda değişiklik var. Yani öyle ki onun yanında yirmi beş kanun ve iki kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapıyor. Şimdi, bunların başlıklarını bile okusam süre yetmeyecek. Dolayısıyla bunları okumayacağım. Ama, bu kadar çok kanunda değişiklik yapan bir tasarının, üstelik de hem torba tasarı niteliğinde gelmesi, yani aralarında çok fazla ilişki olmayan maddeleri de içerecek biçimde gelmesi hem de bir temel yasa biçiminde gelmesi, iki bölüm hâlinde görüşülmesi ve onun içindeki maddeler üzerinde sadece önergeler bağlamında söz alınabilmesi, önerge olmadığı zaman maddelerin hiç görüşülmemesi, ne yazık ki burada milletvekillerinin -zaten ilginin de çok olmadığını görüyoruz- bir kere, tatmin edici bir bilgilenme süreci içinde olamayacaklarını ve sonuç itibarıyla da buradaki yasama sürecine bilinçli bir biçimde katılmalarının mümkün olmadığını görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, burada milletvekilleri şeklî bir görev yapıyorlar; parmaklar kalkıyor, iniyor. Ama yasama eyleminin özüne ilişkin, gerçek niteliğine ilişkin, ne yazık ki bir görev yapılamıyor.

Şimdi, burada çok önemli değişiklikler getiren, özellikle bu ikinci bölümünde çok daha da fazla önemli değişiklikler olduğunu gördüğümüz bir düzenlemeler silsilesi var. Yani burada kamu taşınmazlarının kullanımına, satışına, imar planı haklarının yaygınlaştırılmasına, tarihî ve kültürel varlıkların korunmasına ya da korunmamasına, bunun dışında çok sayıda diğer konularda, belirli çevrelere belki de rant aktarımlarına, çıkar sağlamalara yol açacak çok sayıda değişiklik yapılıyor. Şunu sormak lazım: Acaba, bu tür bir temel yasa ve torba tasarı üzerinden bu dikkatler kaçırılmak mı isteniyor? Yaz tatiline doğru yaklaşırken, yaz tatili, yaz sıcakları içinde belki de bu başarılıyor.

Değerli arkadaşlarım, 5018’le ilgili o kadar çok değişiklik yapıldı ki 1927’den beri yürürlükte olan bir Genel Muhasebe Kanunu kaldırıldı, bu 5018 getirildi. Daha yürürlüğe girmeden kırk dokuz tane düzenleme yapıldı ve Anayasa’yı o 5018’e uydurmak zorunda kaldık. Ama gün geçmiyor ki 5018’le ilgili bir değişiklik yapılmasın.

Değerli arkadaşlarım burada, biraz önce, AKP Grup Başkanvekili Sayın Canikli TOKİ ile ilgili denetim meselelerini falan gündeme getirdi, onlara da birkaç kelimeyle birazdan değineceğim ama vakit ne yazık ki hızlı akıyor.

Bu birinci bölümle ilgili iki ana konu vardı, burada tartışıldı. Bunlardan bir tanesi Millî Eğitim Bakanlığına tahsis edilen hazine mülkiyetindeki taşınmazların özelleştirilmesi konusuydu. Burada sadece bir şey söyleyeyim. 5018’e aykırı gelir, ödenek kaydı uygulamasının bütçe disiplinini bozmasını, bunları bir tarafa bırakalım, sadece bir şey söyleyeyim size: Acaba, bir gelişmiş ülke olmak için kültürel tarihe sahip çıkmak -her şey bir tarafa, rant aktarımı, şu bu falan her şey bir tarafa- asgari yeterlik koşulu değil midir? Gelişmiş medeni ülkelere bakınız, tarihî bir lise binası tam da olması gerektiği gibi yerinde, korunaklı, o kentsel mekân içinde işlevini sürdürür. Hiç kimsenin gözü, burayı biz rant tesisine çevirsek, buraya otel yapsak, bilmem ne yapsak geçmez; çünkü o toplum o kültürel varlığını vermez, o kent halkı ona izin vermez. Gelişmişlikle az gelişmişliğin bir tane kıstası diyorsanız, işte size bir kıstas. Dolayısıyla bu çok üzücüdür. Ama geçen yasama döneminde iki kez bunu geri çevirdik Anayasa Mahkemesi sürecinden. Bugün bu geçerse, bu konunun yeniden takipçisi olacağımızı burada söylemek isterim.

TOKİ ile ilgili imar planı değişiklikleri var, Özelleştirme İdaresi ile ilgili var, 15’inci madde biraz önce geçti. Sayın Canikli “Denetim var.” diyor. Gelmiş, 2006 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporunu gösteriyor. İlk önce bir 2004 ve 2005 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporlarını çıkarıp gösterin, onların nasıl TOKİ’yi aklamadığını burada tartışın, arkasından da bize, nasıl olur da 5018 daha yürürlüğe girmeden TOKİ’nin, TRT’nin, TMSF’nin, Spor Toto Genel Müdürlüğünün, Millî Piyangonun Sayıştay denetimi dışına çıkarılıverdiğini gelin bir anlatıverin, niçin Sayıştay denetimi dışına çıkarılıverdiğini gelin bir anlatıverin. Niçin Sayıştay denetimi dışına çıkarıldığını sizden öğrenelim.

Değerli arkadaşlarım, buradaki bütün bu kıyı yağmaları vesaireye kapı açan düzenlemelere girmiyorum, sadece Haydarpaşa Garıyla Galataport konusunda yeniden uluslararası rant iştahlarını da kabartacak birtakım düzenlemelere gidilmek istendiği görünüyor. İmar Kanunu’nun ek 3’üncü maddesinde değişikliklerle de yargı denetiminin de dışına çıkarılmaya çalışılıyor. Bütün bunlarla ilgili herhâlde arkadaşlarım gerekeni söylediler, biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz ve söylemeye devam edeceğiz.

Şimdi, bu ikinci bölümle ilgili üç konu üzerinde görüş bildireyim.

Bir tanesi, burada, Devlet Demiryolları, Devlet Su İşleri, Karayolları Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki taşınmazların satışı meselesi var. Bu, hem 26’da düzenleniyor biraz önce geçtik, 29’da düzenleniyor, 43’te bununla ilişkili maddeler var. Dolayısıyla, burada, tabii bir başka şey daha var 29’da, Devlet Hava Meydanlarına bedelsiz olarak birtakım hazine mülkiyetindeki taşınmazların devri meselesi var. Tabii, burada, muhtemelen bütün bunlardan, kara yolları, bölünmüş yol meselesine verilen önceliklerin her zamanki gibi öne çıktığını göreceğiz. Bütçe disiplini vesaire bütün bunlar hak getire. Bu arada, bölünmüş yollardan müteahhitlerin alacaklarının falan da ödeneceği söyleniyor.

Bütün bunların toplam sonucuna baktığınız zaman şu çıkıyor ortaya: Her şeyi satalım, bölünmüş yol yapalım. Yani, Karayolları ve Demiryollarının taşınmazlarını sat, bölünmüş yol yap.

Değerli arkadaşlarım, böylesine bir mantık, böylesine bir yatırım planlaması, böylesine bir uzun vadeli strateji yoksunluğu acaba nasıl izah edilebilir? Yani, sadece seçim kaygıları vesaireyle açıklamak da giderek zorlaşıyor. Böylesine bir plansızlık, böylesine bir savurganlık, böylesine bir aslında giderek bütçe ilkelerini aşındırmak nasıl açıklanır? Bütçe ilkelerini aşındırmanın da çok ötesinde bir şey var, yeniden fon sistemi geliyor.

Değerli arkadaşlarım, bakınız burada Maliye Bakanımız oturuyor, Sayın Bakan Mehmet Şimşek ve Sayın Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren Bey, üçü bir araya oturdular bu yılın başında ve şu açıklamayı yapmışlardı, ulaştırma fonu kurulacak bilmem ne sorularına “Hayır, böyle bir şey gündemimizde yok.” demişlerdi. Peki, şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Yani burada ulaştırma fonu yok ama ulaştırma fonunun bütün parçaları var. Yani siz burada, o ulaştırma fonu kurulsaydı, Devlet Hava Meydanları İşletmelerini özelleştirip bunun gelirini ortadan ikiye bölüp kara yollarına ve demir yollarına aktaracaktınız. Şimdi daha da kötüsünü yapıyoruz: Yüzde 60’ı kara yolları, yüzde 40’ı demir yolu. Siz burada parça parça bir fon getiriyorsunuz, fonların parçalarını oluşturuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de fonlarla hangi noktalara geldiğimizi hatırlatmayayım, sadece şunu söyleyeyim: 1980, ANAP döneminde başlayan bu fon faciası, 91 yılına gelindiğinde toplam bütçe gelirinin yüzde 57’si fonlarda toplanıyordu ve onları kaldırmak için IMF sopası gerekti. Gene mi IMF sopası istiyorsunuz?

Böyle bir anlayışla bütçe yönetilemez, böyle bir anlayışla Türkiye yönetilemez değerli arkadaşlarım.

Şimdi gelelim bir diğer konuya, o da şu: Tasarının 44’üncü maddesi var. Diyorsunuz ki: “Bakanlıklar ve diğer merkezî idare kuruluşları ile il özel idareleri; kendi bütçelerinde çok çeşitli alanlar için ayrılmış yatırım ödeneklerini köylere hizmet götürme birliklerine aktarmak suretiyle gerçekleştirebilir.” Yani ancak o şekilde gerçekleştirebilirler.

Ne demek istiyorsunuz? Yani bütün bir merkezî idare kuruluşları… Yani genel idare ve özel idare kuruluşları yatırımlarını sadece köylere hizmet birlikleri… Peki, neden? Nedenlerini sayalım: Bir, köylere hizmet götürme birlikleri İhale Kanunu’nun dışında. Ne güzel, malı götürelim! İki, seçim geliyor, sadece köylere götürelim işi.

Değerli arkadaşlarım, bu çok tehlikeli bir mecra. Bir kere böylesine bir denetimsizlik yoluna girilemez. İkincisi, bir ülkenin, Türkiye çapında bir ülkenin yatırım planlaması böylesine başıbozuk biçimde tarif edilemez ya da tarif dışına çıkarılamaz. Dolayısıyla burada elinizi vicdanınıza koyun, böyle bir zihniyetle Türkiye bir gelişmiş ülke yolunda ilerleyemez.

Bakınız, ben size başka bir şey de vereyim, aslında bu yolu açtınız siz, 19 Mart 2008 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan bir Bölünmüş Yollar Yapımı Genelgesi var, Başbakanlık genelgesi. Orada ne diyorsunuz? Bütün il özel idarelerinin kaynaklarının, hatta varsa onların özelleştirilecek mal mülkleri, bunların satılarak tümünün bölünmüş yol yatırımına harcanmasını istiyorsunuz. Yani, il özel idarelerinin diğer fonksiyonları tamamen ortadan kaldırılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (Devamla)Ne il içi ne köy yolları ne tali yollar ne içme suyu temini, bütün bunları bir tarafa bırak, her şey, her yol bölünmüş yola çıkar. Bu saplantıdan vazgeçin değerli arkadaşlarım.

Tabii, bu arada bazı göz boyayıcı maddeleriniz de var. Örneğin, madde 47, çiftçi lehine birtakım düzenlemeler yapıyor gözüküyorsunuz. Ne diyorsunuz? “Devlet Su İşlerinin sulama ve drenaj işlemleri alacaklarının tahsilinden vazgeçmek.” diyorsunuz. Vazgeçmek, böylece seçim için göz kırpmak.

Şimdi, bu popülist uygulamanın acaba sizin tarıma şimdiye kadar verdiğiniz desteklerin zavallılığını örtmesini bekleyebilir misiniz? Yani, Türkiye bugün sizin çıkardığınız 2006 tarihli Tarım Kanunu’na rağmen eğer millî gelirin yüzde 1’ini bile tarıma ayırmıyorsa, eğer siz geçen yıl verdiğiniz primlerden daha azını mısıra, başka ürünlere vermek durumunda kalıyorsanız, eğer çiftçinin emeğinin hakkını vermiyor, çiftçinin kullandığı girdilerin ateş pahası, füze gibi yükselmesine göz yumuyorsanız, siz şimdi bir şirinlik muskasıyla çiftçinin gönlünü kazanmak için bu tür arayışlara girerseniz bundan ne yazık ki Türkiye için ve Türk çiftçisi için sağlıklı, kalıcı çözüm yolları çıkmaz değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ OYAN (Devamla)Selamlayabilir miyim Sayın Başkan.

BAŞKANBuyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla)Teşekkür ederim.

Kısaca, ben bu kaygılar nedeniyle bu tasarıya olumsuz oy vereceğimizi bildiriyorum. Bu tasarının, keyfîliklere ve kamu mallarının yağmalanmasına kapıyı ardına kadar açan bu büyük rantlar yasa tasarısının Anayasa’ya aykırılığının grubumuzca dava konusu yapılacağından kimsenin kuşkusu olmadığını tahmin ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

43 konuşma daha · 24 Temmuz 2008

43 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook