2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 40. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Aralık 2004 · 937 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 25 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.(10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) ADALET BAK.,YARGITAY,MİLLİ EĞİTİM BAK.,YÜKSEK ÖĞR.KUR.,ÜNİVERSİTELER); konuşma 937 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-12-25-2005-mali-yili-butce-kan-tas-10-uncu-tur-gorusmelerinde-adalet-bak (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Adalet Bakanlığının 2005 malî yılı bütçesinin konsolide bütçe içerisindeki payı, ilk defa yüzde 1,03 olmuştur. Böylelikle, 2003 ve 2004 malî yılı nazara alındığında, Adalet Bakanlığı bütçesinde nispî bir artış söz konusudur; ilk defa yüzde 1'in üzerine çıkılmıştır.
Değerli arkadaşlarım, ancak, yeni çıkarılan kanunlara göre, adlî tıp şube müdürlükleri, adalet akademisi, aile mahkemeleri, çocuk mahkemeleri, trafik mahkemeleri, infaz hâkimlikleri, bölge adliye mahkemelerinin kuruluşlarının tamamlanması için, personel, bina ve donanıma gereksinim vardır. Mevcut adliye binalarının durumu ve yargının mehabetine uygun binaların gerekliliği konusu, artık, Adalet Bakanlığı bütçe konuşmalarının klasiği olmuştur; bu nedenle, bu konuya yeniden değinmiyorum. Keza, yeni Ceza Kanunu ve yeni İnfaz Kanunu nazara alındığında ceza ve infaz kurumlarının sayısının en az 1 kat artırılması gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, yeni birtakım yasalar çıkarılarak hukuk reformu yapıldığı, hatta bununla da yetinilmeyerek hukuk devrimi yapıldığı ileri sürülmektedir. Böyle bir değişim, gerekli bütçe desteği bulmazsa boş bir böbürlenmeden başka bir şey değildir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; gerçek adaletin bulunduğu yerde, halkın en kötü bir hükümete dahi tahammül ettiği görülmüştür. Devletin kuruluşunda, hükümetin işleyişinde az veya çok kusur bulunabilir; fakat, adalet, sosyal bünyeyi sağlıkta tutar. Bir memlekette adalet kudretini ve haysiyetini kaybederse, sosyal bağ kopar. "Mülkün temeli adalettir" deyiminin anlamı da budur. Bu itibarla, herkesin büyük bir dikkatle adaleti korumaya, yıpratmamaya çalışması gerekir. Hele hele, adaletin en başında olan, adalet politikalarının belirleyicisi olan Sayın Bakanın, bu noktaya herkesten daha çok dikkat etmesi gerekmektedir.
Adalet ve yargı, tartışmayı kaldıramayacak kadar hassastır; çünkü, her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği, toplumda en büyük emniyet duygusunu sağlar. Bu bakımdan, adalete güven, toplumu tutan bağların başında gelir. Tartışılan adaletin kimseye güven vermeyeceği açıktır. Onun için, adaleti, yargıyı tartıştırmamak, tartışılacak duruma sokmamak gerekir. Duverger'in dediği gibi, adaletin bulunmadığı yerde herkes suçludur. Bu bakımdan, özellikle siyasîlerin, yargıyı, adaleti yıpratıcı davranışlardan kaçınması gerekir.
Yargı mensupları bu tartışmaya katılmıyorsa, biliniz ki, söylenecek sözleri olmadığından değil, bulundukları göreve bağlılıklarından ve saygılarındandır. Dünyadaki emsallerine göre çok düşük ekonomik olanaklara sahip olan ve çok ağır şartlar altında çalışan hâkim ve savcılarımız, adalet dağıtmak için, sınırlı olanaklarla sınırsız özverilerde bulunmaktadırlar. Mutlulukla ifade ediyorum ki, bu koşulda hangi kurum olsa en kısa zamanda bozulabileceği halde, yargımız, bütün gücüyle olumsuzluklara direnmektedir.
Yargıya ekonomik ve fizikî yeni olanaklar sunamadığımıza göre, hiç olmazsa yargı üzerinde gölge etmemeyi, siyasîler olarak kendimize kural haline getirmeliyiz. Üzüntüyle ifade etmem gerekir ki, Sayın Bakan, yargıya müdahale anlamını taşıyan ve kamuoyunda yargının ululuğunu bozacak davranışlarda bulunmaktadır. Yer yer, bir VIP edebiyatından söz ederek, sanki kendisi bu ülkenin Adalet Bakanı değil de muhalefet milletvekiliymiş gibi, sanki yolsuzlukla mücadele için getirilen samimî yasalar, samimî istekler, Parlamento tarafından karşılanmamış gibi "ah bir tutuklama yetkim olsaydı" diyerek yargıyı, yargıçları, "keşke, kısa süreli de olsa savcı olsaydım, ciğerlerini sökerdim" gibi bir üslupla da savcıları töhmet altında bırakacak şekilde konuşmaktadır. Konuşmasının mefhumu muhalifinden, bu ülkenin yargıçlarının ve savcılarının görev yapmadığı sonucu çıkmaktadır.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)Yok öyle bir şey.
ORHAN ERASLAN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, pek çok yanlış bir arada olunca, doğruyu bulmak güçleşmektedir. Sayın Adalet Bakanının söylediği bu sözün içerisinde tek doğru bir satır yoktur. Bir defa, hukuk devletlerinde, Adalet Bakanlarının tutuklama yetkisi olamaz. Montesquieu'nün dediği gibi, yargılama erki yasamadan ve yürütmeden ayrılmamış ise, hürriyet yoktur.
İkincisi, hukuk devletlerinde hiç kimsenin ciğeri sökülmez. Hukuk devletleri, hiddete bürünmüş adalete izin vermez. Zira, hiddete bürünmüş adalet, gerçek adalet değildir, gösteri adaletidir, bir tarafı noksan adalettir. Hiddetli adaletin intikamcı adalet olması kaçınılmazdır. Halbuki, adalet intikama karşıdır.
Üçüncüsü, Adalet Bakanı, peşin hükümlerden kaçınmalıdır; peşin hüküm yaratacak söylemlerden de kaçınmalıdır. Mahkeme hükmü, peşin hükmün tescili değildir. Böyle bir durum da yargıya müdahale niteliğini taşır. Oysa, yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin şartıdır. Sayın Bakan, yolsuzlukla mücadele konusunda ettiği iddialı, ama, içeriksiz sözlerden dönebilmek için gerekçe arayışı içerisinde ise, bunu yargıyı zedeleyerek yapmamak durumundadır. Hatırlanacağı gibi, banka sisteminden hortumlanan paraların 56 milyar dolara ulaştığı ve bunların tahsili için yasal önlemlerin alınması gerektiği Sayın Bakan tarafından istenilmiş ve anayasal sınırlar da zorlanarak, tarafımızdan, bizim de katkımızla 5020 sayılı Kanunun çıkarılması sağlanmıştır. Beklenen başarının sağlanamamasını yargıya fatura etmek, "yerim dar" gerekçesine yargıyı ortak etmek haksız bir tutumdur. Sayın Bakan kimler hakkında dava açılması gerekirken açılmadığını, kimlerin hangi imtiyazlardan yararlandığını açıklamak durumundadır.
Yargı bağımsızlığı mutlaka sağlanmalıdır. Hükümet, yargı bağımsızlığını sağlama noktasında halen ayak sürümeye devam etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargı, adalet konuşulurken sık sık kullanılan argümanlardan biri de, yargılama engelleri ve bu doğrultudaki imtiyazlardır. Özellikle, İktidar Partisi temsilcileri, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması konusundaki taahhütlerini yerine getirmemek için, sık sık bunlardan dem vururlar; ancak, şimdiye kadar, hangi davada, kim hakkında imtiyaz nedeniyle dava açılamadığı belirtilmemiştir, gösterilmemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANToparlayın lütfen.
ORHAN ERASLAN (Devamla)Toparlıyorum efendim.
Yargılama izinleri ile dokunulmazlık süreçleri, maksatlı olarak hep birbirine karıştırılmıştır. Şimdi, Silahlı Kuvvetlerimiz kendi kuvvet komutanlarına dokunuyorlar. Yüksek yargı da kendi yargıçlarına dokunuyor. Geriye siyaset kurumu kalıyor. Sıra, siyasetin temizlenmesinde. Adalete ve hukuka saygının gereği, dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır. Siyasetçiye dokunulması ve adalet isteği, toplumsal talep haline gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu süre içerisinde yargının, adaletin sorunlarına değinebilme şansımız bulunmamaktadır; ancak, öncelikli bir kamu hizmeti olan adalet hizmetleri için bütçede pay az olmamalıdır. Yargıç ve savcılar, emeklerine, şanlarına ve sorumluluklarına yakışır ekonomik olanaklara kavuşturulmalıdırlar. Binbir mihnet içerisinde çalışan, başta zabıt kâtipleri olmak üzere, mübaşirler ve diğer yardımcı personelin maaş ve ücretleri mutlaka iyileştirilmelidir. Çok ağır şartlarda görev yapan infaz koruma memurlarının maaş ve ücretleri, işlerinin zorluğuyla dengelenmelidir. Bütün bunları karşılayamayan bir bütçeyle karşı karşıyayız. Adalet, kişinin değil, bütün insanlığın ortak bilincidir. Herakleitos'un dediği gibi "adalet, öncesiz sonrasız, canlı ateştir." Bu ateşi canlı tutamayacak olan bütçeye, Cumhuriyet Halk Partisi olarak "hayır" diyeceğiz.
Hepinizi, saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 25 Aralık 2004