İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 31. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (kültür turizm, devlet opera, devlet tiyatroları, gümrük, vakıflar, sosyal yardımlaşma) üçüncü tur

Orhan Ziya Diren

Tokat Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 31. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Aralık 2007 · 1.064 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Orhan Ziya Diren (CHP), 6 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (KÜLTÜR TURİZM, DEVLET OPERA, DEVLET TİYATROLARI, GÜMRÜK, VAKIFLAR, SOSYAL YARDIMLAŞMA) ÜÇÜNCÜ TUR); konuşma 1.064 kelime.

Orhan Ziya Diren (CHP, Tokat). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (kültür turizm, devlet opera, devlet tiyatroları, gümrük, vakıflar, sosyal yardımlaşma) üçüncü tur”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 6 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-ziya-diren-23-2007-12-06-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-kultur-turizm-devlet (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ORHAN ZİYA DİREN (Tokat)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Gümrük Müsteşarlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malumlarınız, gümrüklerimiz kamuoyu dikkatinde en çok tartışılan ve şaibelere çok açık bir kurumumuz. Şeffaf, işlemleri elektronik ortamda denetlenebilir bir yapıya mutlaka kavuşturulmalıdır. İhracatçı ve ithalatçılarımızın önünde sorun teşkil eden değil, çözüm üreten, hızlı, bürokratik engellerin minimize edildiği bir yapılanma mutlaka gerekmektedir.

Bakınız, Türkiye, Avrupa Birliğine tam üye olmadan gümrük birliğine giren tek ülkedir. Yapılan anlaşma çerçevesinde, Türkiye’nin karşılaştırmalı olarak üstün olduğu tarım ürünleri gümrük birliğine dâhil edilmemiş, Serbest Ticaret Anlaşması kapsamına alınmıştır. Üçüncü ülkelerde kendi gümrük tarifemiz yerine Avrupa Birliğinin ortak gümrük birliği tarifesini uygulamak zorundayız. 1996-2006 yılları arasında Türkiye’nin gümrük birliğinden dolayı zararı yaklaşık 80 milyar dolar civarındadır. Bu noktada, Avrupa Birliğinin tam üyelik müzakerelerinde sergilediği bu tutum nedeniyle gümrük birliğinin gözden geçirilmesi zaruret hâline gelmiştir.

Tam üyelik durumunda bile insanlarımıza serbest dolaşım hakkı verilmeyecektir. Hem Ankara Anlaşması hem 1970-1973 Katma Protokolü hem de gümrük birliği kavramı gereği Avrupa Birliği ülkeleri Türk vatandaşlarına dahi vize uygulayamaz. İş edinmeleri ve kurmalarını engelleyemez. Bunu Avrupa Toplulukları Adalet Divanı dahi karara bağlamıştır. Ama, maalesef bu konu, hâlen niçin takip edilemez, anlamakta güçlük çekiyorum.

Önemli sorunlardan birisi de kaçakçılık olarak karşımıza çıkıyor. Akaryakıt ve Tekel ürünleri başı çekmekle beraber, şeker, çay, canlı hayvan ve böyle ürünlerin kaçak yollarla ülkeye girmesi Türkiye’yi tam bir kaçak cennetine dönüştürmektedir. Son üç yılda akaryakıt kaçakçılığı yüzde 70 artmıştır. Kullanılan akaryakıtın yüzde 20’si kaçak durumundadır. Ülkemizde yapılan kaçakçılığın yıllık ortalaması 20 milyar dolar civarındadır. Meclis Araştırma Komisyonu Raporu bunu çok net olarak tespit etmiştir. 28 milyar dolarlık akaryakıt girişi olmasına karşın, sadece 9 milyar doları kayıt altında, 18,7 milyar dolarlık kısmı ise, bize bu enerjiyi, petrolü satan ülkelerin kayıtlarında olup, bizim kayıtlarımızda maalesef mevcut olmadığı tespit edilmiştir.

Türkiye’ye her yıl 20-25 bin ton kaçak sigara giriyor, yani her 6 sigaradan 1’i kaçak. Sigara kaçakçılığından dolayı devlet her yıl 2,5 milyar dolar vergi kaybına uğruyor.

Türkiye’ye kaçak olarak giren şeker yılda 1 milyon ton civarında, ekonomiye maliyeti ise yaklaşık 1,5 milyar dolardır. Kaçak şeker yüzünden stoklarda şeker birikmesi nedeniyle 2 milyon dönüm alanda pancar tarımı yapılamamakta, şeker kaçakçılığı tarımda 1 milyon 600 bin, sanayide 260 bin olmak üzere toplam 1 milyon 860 bin kişilik mevsimsel bir istihdam kaybına yol açmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kayıt dışılığın başlangıç noktası gümrüklerdir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin katkılarıyla bazı gümrük kapılarının yeni-leştirilerek, işlevsel duruma getirilmesi memnuniyet verici bir gelişme olmakla beraber, gümrüklerdeki sorunlar hâlâ giderilememiştir. Bu nedenle, ihracat ve ithalat işlemleri sırasında gerçek durumun kayıtlara uygunluğu önem taşımak-tadır. Bu amaçla da gümrüklerin fiziksel, kimyasal belirleme yapabilecek laboratuvar olanaklarının yeterli olmadığı gözlemlenmektedir.

Ayrıca, gerek denizlerde gerek havalimanlarımızda ve kara yolları sınır kapılarımızdaki gümrük işletmelerine karşın, bizim diğer ülkeler arası sınırlarımızda sınır güvenliğini de sağlayabilecek bir koordinasyon maalesef henüz Gümrük Müsteşarlığıyla ilgili daireler arasında yapılabilmiş değildir.

Gümrük Müsteşarlığının 2007 yılında yaptığı BOTAŞ’ın ithal vergilerini erteleme uygulaması, bütçe disiplini bakımından da ne hâle getirildiğimizi açıkça ortaya koymaktadır. Bu konuya hepinizin dikkatini çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Bu yolla, BOTAŞ’a gaz bedellerini ödemeyen EGO ve Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi sübvanse edilmiştir. Bu, son dönemde sıkça görülen keyfî uygulamaların bütçe uygulaması bakımından keyfîliğinin de açıkça bir örneğidir.

Gümrüklerdeki işleyişin etkin bir şekilde yapılabilmesi için kurumlar arası koordinasyon en üst düzeyde mutlaka olmalı, denetim mekanizmaları aktif işlemeli, teknolojik donanım ve personel eksikliklerinin de acilen giderilmesi gerekmektedir. Ulusal menfaatlerimizi en üst düzeye çıkararak, ülkemizi “kaçakçılık cenneti” tabir edenlerin bu düşüncelerini de mutlaka boşa çıkarmalıyız diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü özel bütçeli bir kuruluştur, giderlerini kendi gelirlerinden karşılamaktadır. Gelirleri, ağırlıklı olarak kiralardan ve sermayesine katkıda bulunduğu Türkiye Vakıflar Bankası gibi ticari işletmelerden aldığı kâr paylarından oluşmaktadır. Zaman zaman da genel bütçe ödeneklerinden yararlandırılmaktadır.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün görevleri 5/6/1935 günlü 2762 sayılı Vakıflar Yasası ile 227 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de açıkça tanımlanmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün en önemli görevlerinden biri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş olan yaklaşık 42 bin vakfın akar ve hayratları ile taşınır değerlerini bulmak, envanterini çıkarmak, korumak, arşivlemek ve vakfiyelerine uygun biçimde değerlendirmektir. Bunun yanı sıra, cemaat vakıfları ile Türk Medeni Yasası’na göre kurulan vakıfları etkinliklerine uygunluk açısından denetlemekle yükümlüdür.

Son üç yılda çok sayıda eski eser restorasyon ihaleleri yapılmıştır. Ancak, proje hazırlayacak ve uygulamayı denetleyecek yeterli deneyim ve sayıda mühendis ve sanat tarihçisi gibi teknik elemanın yeterli olmadığı bilgisini de almaktayız.

Türk Medeni Yasası uyarınca kurulmuş vakıfların gönderdikleri mali tabloları değerlendirebilecek az sayıda personel çalıştırıldığı da bir vakıadır.

Genel Müdürlükte, ilke ve öncelikler belirlenemediği için kaynak planlaması doğru yapılamamakta, kaynaklar etkin bir biçimde kullanılamamaktadır, taşınmazların sayısı bilinememektedir, birçok taşınmaz ise belediye imar planlarıyla çok hisseli hâle gelmiştir. İmar planlarının hazırlanması süreci izlenip süresi içinde gerekli itirazlar yapılamadığı için bu tür olumsuzluklar da önlenememiştir. Taşınmazlar üzerindeki işgalci sayısının 22 bin olduğu bilinmektedir. İstanbul, Antalya, Bursa gibi illerde, Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait araziler üzerinde mahalleler kurulmuştur. İşgallerin önlenebilmesi bir yana, işgal edilmiş olduğunun bile yıllarca sonra anlaşılabileceği çok sayıda örnekle de karşılaşılmaktadır. Taşınmazlar için Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) adlı bir proje başlatılmıştır. Bu projeyle, Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki bütün taşınmazların pafta, tapu ve güncel durumunu gösteren resimlerinin elektronik ortama işlenerek hizmete sunulması amaçlanmaktadır, ancak henüz çok sayıda eksik ve yanlış veri işlenmiş olduğu için güvenilir bilgi vermekten uzaktır.

El yazma kitap, halı ve böyle tarihsel değer taşıyan eski eserler ile vakfiye senedi, hüccet gibi belgelerin taranarak elektronik ortama işlenmesi amacıyla bir başka proje daha başlatılmıştır. Vakıf Arşivleri Yönetim Sistemi (VAYS) adıyla anılan bu proje, eski eserlerin değerlenerek korunması ve araştırmacıların hizmetine sunulması için önemli bir işlev göreceği için bizce çok olumludur. Ancak, devlet arşivlerindeki milyonlarca belgenin taranmasını gerektiren bu sistem, iki ayrı özel şirket eliyle ve gizlilik konusunda yeterli güvenceler sağlanmaksızın yürütülmektedir. Eski eser yapılarına bilinçsiz müdahaleler yapıldığı, üstelik kimi zaman, belediyelerin tarihsel dokuya zarar veren uygulamaları da önlenememektedir. Ayrıca, camilerde vatandaşların iyi niyetli, ancak yine tarihsel dokuyu gözetmeyen eklemeler yapmaları da önlenememektedir.

Değerli vekiller, yeni vakıflar, faaliyet raporları ve mali tablolarını Vakıflar Genel Müdürlüğüne göndermekle yükümlüdürler. Gönderme yükümlülüğünün bir anlamı olmalıdır. Bazı bölge müdürlüklerinde vakıfların neredeyse yarısının mali tablo ve faaliyet raporlarını göndermedikleri de yapılan tespitlerde ortaya çıkmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü, mazbut vakıfların amaçlarını gerçekleştirebilmek amacıyla yoksullara burs ve benzeri yardımlar yapmakta, kuru besin dağıtmakta ya da sıcak yemek vermektedir. Ancak hayır amacına ne kadar kaynak aktarılacağı, ne tür yardımlar yapılacağı, yoksulların nasıl ve ne iş yöntemlerle seçileceği gibi konularda ilkeler belirlenmemiştir. Bu nedenle de hayır amacı için ayrılan kaynakların doğru kullanılıp kullanılmadığı anlaşılamamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 6 Aralık 2007

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook