İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 29. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Orhan Ziya Diren

Tokat Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 29. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Aralık 2008 · 972 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Orhan Ziya Diren (CHP), 17 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 972 kelime.

Orhan Ziya Diren (CHP, Tokat). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-ziya-diren-23-2008-12-17-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ORHAN ZİYA DİREN (Tokat)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ve Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2009 mali yılı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün amacı, kamu yönetiminin çağdaş yönetim anlayışına göre gelişmesine ilişkin çalışmalar yapmak ve bu anlayış doğrultusunda kamu yöneticileri ve görevlilerinin yetişmesine yardımcı olmaktır.

Kurumun kuruluş amacı üç ana başlık altında toplanabilir: Kamu idaresinin geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak, idari alanda eleman yetiştirmek ve memurların hizmet dışında yetiştirilmelerini sağlamaktır. Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü de bu manada önemli bir eğitim kurumudur ve elli altı yıldan beri kamu yöneticilerinin eğitiminde Türkiye’de önemli bir görev üstlenmiştir.

Eğitim, insanımızın kültür düzeyini, ülkemizin refahı ve yaşam kalitesini yükselten, istikrar ve rekabet gücüne katkıda bulunan ve hayat boyu süren bir faaliyettir. Devletin kaliteli hizmet sunabilmesinin ön koşulu, personelinin eğitiminin en üst düzeye çıkarılmasını, herkesin bilgilerini günün ihtiyaçlarına göre yeniden gözden geçirmesini ve yüksek kalitede bürokrasiyle bu hizmetlerin sürdürülmesini temin etmektir.

Vatandaşımızın en çok şikâyette bulunduğu hususlardan birisi de kamu bürokrasisinin işleyişiyle ilgilidir. Bu şikâyetleri azaltma bağlamında çeşitli düzenlemeler yapılmakta, kanunlar çıkarılmaktadır. Ancak, unutulmamalıdır ki, yapılan düzenlemeyi uygulayacak kamu personeline iyi bir eğitim verilmemiş ise şikâyetler devam edecektir. Bahsedilen eğitimin verilmesi noktasında da en yetkin kurumlardan birisi TODAİE’dir. Ancak, kurumun bu hâliyle çok da işlevsel olmadığı görülmektedir. Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresinin öncelikle kamu yönetimi içindeki yeri ve statüsü açıklığa kavuşturulmalıdır. Teşkilatlanması itibarıyla, genel müdürlük hizmetleri itibarıyla akademik bir kuruluştur. Bu kurumun ne olması gerektiğine öncelikle bir karar verilmelidir. Akademik kuruluş olarak kabul edilirse, genel müdürlük şeklindeki örgütlenmesinin değiştirilmesi, özerk bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Mevcut yapı özerk olmadığından kurum bağımsız hareket edememekte, Teşkilat Kanunu’ndan kaynaklanan görev ve hedefler ile hükûmet program ve hedefleri arasında sıkışıp kalmaktadır. Çok fazla gündeme gelmeyen ancak önemli işlere imza atan bir kuruluşumuz olarak daha aktif bir konuma getirilmeli, ödenek ve öğretim elemanları yönünden daha fazla desteklenmelidir. Kamu personeline eğitim veren, yönetici yetiştiren bir akademiye dönüştürülmelidir.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Atatürk’ün emriyle 1938’de kurulmuş ve böylece KİT’ler ile kamu kurum ve kuruluşlarının denetlenebilmesi olanağı hayat bulmuştur. Yüksek Denetleme Kurulu Türkiye’de performans denetimini yetmiş yıldır başarıyla uygulayarak, tecrübe ve birikimini günümüze kadar taşımış ve bu alanda öncülük yapan bir kuruluş olmuştur.

Kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yarıdan çoğu kamuya ait olan kuruluşları iktisadi, mali, idari, hukuki ve teknik yönden sürekli olarak denetim ve gözetim altında tutmaktadırlar. Yani, KİT’lerin belirlenen amaç ve esaslara, uzun vadeli kalkınma plan ve programlarına uyup uymadığını, işletmelerin bütçelere, maliyet, bilanço ve sonuç hesaplarının dönem faaliyetlerine uygunluğu, çağdaş işletmecilik kuralına uyulup uyulmadığını, işlemlerin hukuki olup olmadığını, verimlilik ve kârlılıklarını, işletmelerin zarara uğratılıp, uğratılmadığını ve performans denetimi yaptıklarını görmekteyiz. Yüksek Denetleme Kurulu yapmış olduğu denetlemeler sonucunda hazırlamış olduğu raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine, KİT Komisyonuna göndermektedir ve orada da sayın milletvekilleri tarafından bu raporlar tartışılmakta, irdelenmekte ve bir sonuca bağlanmaktadır. Ancak komisyon çoğunlukları daima iktidara ait olacağı için yapılan denetimin yansızlığı her zaman tartışmaya açıktır.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunu tartışırken KİT’lerin geldiği durumu da bir değerlendirmek istiyorum. 2002 yılından bu yana iş başında olan AKP İktidarının en çok övündüğü icraatlarından biri maalesef özelleştirmelerdir. Bu bağlamda zarar ettiği öne sürülerek satılan ve satılması düşünülen ulusal kazanımlarımız olan KİT’lerin finansal ve idari bakımdan nasıl yönetildiğinin denetimi konusu önem arz etmektedir. Cumhuriyet döneminden beri ülke ekonomisine katma değer üreten KİT’lerin çoğu bu Hükûmet döneminde satılmış, bir kısmı kapatılmış, bir kısmının denetimi de Sayıştaya verilince Yüksek Denetleme Kurulu âdeta görevsiz kalmıştır. Elbette ki dürüst ve şeffaf olmak kaydıyla ülke yararına ise gerekli özelleştirmeler yapılmalıdır ancak stratejik önemde olan ve zarar etmeyen TÜPRAŞ, PETKİM, Demir Çelik, Telekom ve Tekel özelleştirmeleri konusundaki haklı eleştirilerimizi lütfen hepiniz hatırlayınız. Tekel özelleştirmesiyle yüzlerce işçi Yaprak Tütün İşletmelerine gönderilmiş ve atıl bir şekilde akıbetlerinin ne olacağını beklemektedirler. Bu işçilerimizin özlük haklarını kaybetmeden ekonomiye nasıl katkı sağlayacakları hâlâ belli değildir. Seçim bölgem Tokat’ta da statüleri belli olmayan yüzlerce Tekel işçisi buradan mağduriyetlerini giderecek bir çözüm bekliyorlar. Hâlihazırda binlerce özelleştirme mağduru vatandaşımız Hükûmetin bir çözüm bulmasını beklemektedir. Hükûmet bu noktada derhâl ne yapacağına bir karar vermeli ve vatandaşlarımızın kazanılmış özlük hakları yitirilmeden bu haksızlık mutlaka ortadan kaldırılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, dünyada yaşanmakta olan çok ciddi bir finansal kriz vardır ve Türkiye de bunun etkilerini derinden hissetmeye başlamıştır. 2002 yılı itibarıyla hızla büyüyen ekonomimiz 2005 yılı itibarıyla bize benzeyen ekonomilerin çok gerisinde kalmıştır. Yabancı sermayenin ülkeye girme nedeni iktidarın söylediğinin tam aksine yatırım amaçlı hiçbir zaman olmamıştır. Büyük bir bölümü faiz, finansal kazanç için ülkemize gelmektedir. Son dört yıl içerisinde sıcak paranın borsada kazancı yaklaşık yüzde 400, hazine bonosu kazancı ise yüzde 200’ler seviyesinde olmuştur. Bu tespitleri yapmamın nedeni, sıcak parayla çekilip çevrilen ekonomilerin sıcak paranın ülkeyi terk etmesi sonunda kendi dinamikleriyle baş başa kalacağı gerçeğinin anımsanmasını sağlamaktır.

KİT’lerin özelleştirilmesi sonucu iktisadi fonksiyonlarıyla birlikte aynı zamanda yarattıkları katma değer de yok edilmektedir. Bizim gibi ekonomilerde değişmez kurallardan biri, en fazla ihracat yapabildiğiniz oranda ithalat yapabilirsiniz. İkisi arasında oluşan açığı da dış kaynakla, yani borçlanarak kapatırsınız. Bu noktada Hükûmetin iş başında olduğu altı yıllık dönemde cari açık tam 47 milyar dolar olmuştur. Burada önemli noktalardan biri de ithal girdilere mahkûm edilen ekonomimizde ithalatı artırmadan üretim hacmimizin artık artamayacak hâle gelmiş olmasıdır. Cari açığımızın artmasının en önemli nedenlerinden biri de işte budur. Peki, iktidar kayıtsız şartsız devleti üretimden çıkarma gayretindeyken gözden çıkardığı ağır sanayiye ham madde üreten ve diğer sektörlere de ara mal ve hizmet üreten teşekküllerimizin daha etkin ve verimli kullanılabileceği öngörüsü neden taşınmamıştır? Bu kuruluşlarımızın “Özelleştiriyoruz.” adı altında yabancılaşması kabul edilemez bir gerçektir ama iktidar hâlen bu umursamaz tavrını inatla sürdürmeye devam etmektedir.

Sayın milletvekilleri, kamu iktisadi teşekküllerinin tasfiye edildiği böyle bir dönemde onların denetimiyle görevli bir kuruluşun bu süreçte yara almaması pek olası gözükmemektedir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu da bu gelişmelerden payını almıştır. Bütçesi kamu iktisadi teşekkülleri kaynaklarından oluştuğu için kurum mali bakımdan da zayıflamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

73 konuşma daha · 17 Aralık 2008

73 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook