İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

Orhan Ziya Diren

Tokat Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 34. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Aralık 2009 · 970 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Orhan Ziya Diren (CHP), 17 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 970 kelime.

Orhan Ziya Diren (CHP, Tokat). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-ziya-diren-23-2009-12-17-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ORHAN ZİYA DİREN (Tokat)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ve Gümrük Müsteşarlığının 2010 mali yılı bütçeleri hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, İGEME, ülkemiz ihracatını artırmak ve sağlıklı bir yapıya kavuşturmak amacıyla 1960 yılında 118 sayılı Yasa ile kurulmuş bir kamu kuruluşudur.

Bu kuruluş, ihracatçı firmalarımıza yeni pazarlar bulunması, ihracat ürünlerinin ve firmalarının tanıtılması amacıyla yayınlar hazırlamak, uluslararası fuarlara millî katılımlar organize etmek, ülkemizdeki ve dünyadaki ekonomik gelişmeler ve mevzuatlar hakkında ihracatçımıza ve üreticimize ve ihracata yeni başlayacak firmalarımıza gerekli bilgilerin aktarılması, dış ticarette ilgili kamu kuruluşları arasında koordinasyon sağlamak gibi çok önemli faaliyetleri yürütmektedir.

Bu noktada, yapmış olduğu bu faydalı hizmetleri ülkenin ekonomi ve dış ticaret politikalarının içinde değerlendirmekte fayda vardır. Yaşanmakta olan ekonomik sıkıntıları sadece küresel ekonomik krize bağlamak çok doğru olmaz. Türkiye, yedi yıllık AKP İktidarının uygulamış olduğu yanlış ekonomi politikaları sonucu 2002 yılında dünya ülkelerinin hızlı büyümelerindeki çok uygun uluslararası ekonomik koşulları yeterince değerlendirememiştir. Ülkemiz, bu dönemde, G20’ler içerisinde en hızlı büyüyen 3’üncü ekonomiyken henüz küresel krizin başlamadığı dönemde, 2007’de 9’uncu; 2009’da da 17’nci sıraya gerilemiştir. Bu süreçte ülkede işsizlik ve yoksulluk artmış, iktidarın bu yanlış politikası ithalatı, işsizliği ve borçlanmayı körüklemiştir.

Sayın milletvekilleri, bu noktada Türkiye'nin günü kurtarmak amacıyla sürdürülen politikalar yerine, istikrar içerisinde büyüyen, geliri daha adil paylaşan, üretime dayalı dış rekabet ve ihracat gücü yüksek ulusal sanayisini sahiplenen politikalara ihtiyaç vardır.

Uygulanmakta olan yüksek faiz, düşük kur politikası, sanayicimiz ve ihracatçımızı zorlamakta; ara mal üreten, ihracat yapan, ekonomimizin hayat damarı KOBİ’lerimize en büyük zararı vermektedir. 6 milyona yakın işsizin olduğu ülkemizde işsizlik sorunu çözülüp üretkenlik yaratıldığında ihracat kabiliyetimiz de artacaktır. İhracatta 100 milyarlıklar kulübüne girmiş olmamız elbette ki çok önemlidir ancak ihracat 2009’un ilk on ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 gerilemiştir. Burada dikkat çeken ara malı ithalatının patlamasıdır. Bu yapısal bir sorundur. Döviz kurunun olması gereken reel seviyeye çekilmesi durumunda ihracatçı bu ara malları iç piyasadan temin edecektir ve bu sayede cari açığın temel sebebi olan dış ticaret açığının da düşmesi olası olacaktır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye İhracatçılar Meclisinin önerdiği, ticari ilişkimizin bulunduğu her ülkede ticaret noktaları ve ticaret temsilcisi bulundurma önerisi ile Sayın Bakanın göreve geldiğinde öne sürdüğü ülke masaları uygulamaları bir an önce hayata geçirilmelidir. Bu sayede Avrupa pazarlarıyla sınırlı kalmayıp çeşitli ülkelerde yeni pazarların araştırılması sağlanacaktır çünkü pazar araştırması hususunda ticari ataşeliklerimiz yetersiz kalmaktadır.

İlki nisan ayında Sofya’da açılan ticaret merkezimizin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu merkezlerde “Tik-Tak” adı verilen dış ticaret konusunda donanımlı personel istihdam edilecektir. Bu oluşum ihracatın arttırılması ve Türk iş adamlarının dünyaya açılmasının kolaylaştırılması açısından çok önemlidir. Devlet ve özel sektörün bir arada çalışacağı bu ticaret merkezlerinde bürokrasi ortadan kalkacak, ihracatçı iş adamlarımız işleri belirli boyuta gelene kadar buradaki ofis ve hizmetlerinden, iletişim hizmetlerinden faydalanabilecek ve gerekli toplantılarını yapabileceklerdir. Bu uygulamalar ihracatı artırmanın en etkin yolları olarak görülmektedir. Ancak kurum için ayrılan bütçeye baktığımızda geçen yıla oranla yaklaşık yüzde 6’lık bir artışla bu projelerin gerçekleşmesi pek olası gözükmemektedir.

Sayın milletvekilleri, konuşmama Gümrük Müsteşarlığıyla devam etmek istiyorum: Gümrük, sınırlayıcı, koruyucu, ülkelerin kendi ekonomik çıkarlarının başka ülkelerin çıkarlarıyla ithal, ihraç, transit malları aracılığıyla zaman zaman değişen hükümlere göre dengelendiği uygulama alanıdır. Bugün, bütün ülkeler gümrüklerle ilgili çeşitli ekonomik politikalar uygulamak zorundadır. Böylece gümrüğe gelen çeşitli mallar kanunda gösterilen vergi, harç ve resimler ödendikten sonra ülkeye girmekte, bu muamelelerden hem devlet gelir elde etmekte hem de ülkede üretilen malların diğer ülkelerde imal edilen benzeri mallar karşısında korunması sağlanmaktadır.

Bugün itibarıyla gümrükler vergi tahsilatı yapan kurum hüviyetinden çok farklı alanlara ilişkin politikaların uygulayıcısı ve denetleyicisi konumuna getirilmiştir. Fikrî ve sınai mülkiyet haklarının korunması, insan ve toplum sağlığının korunması, haksız rekabetin engellenmesi, kültürel mirasın korunması gibi çeşitli alanlarda görev üstlenen gümrük idareleri, bir bakıma ulusal politikaların tümünün uluslararası ticaret boyutunun da uygulayıcısı durumundadır.

Gümrüğe ilişkin olumlu politikalar uluslararası ticareti artıracaktır. Bu politikalar serbest piyasa ekonomisi gereklerine göre seyir izlemeli, ulusal ekonomik politikalara ters düşmemelidir.

Gümrük işlemleri, şirketlerimizin rekabet güçleri açısından doğrudan bir etkiye sahiptir. Yasal ticaretin hızlandırılıp yasa dışı ticaretin önüne geçilmesiyle rekabet gücümüzün artacağı da açıktır.

Gümrükler, gelişen dünya ticaretinde birer engelleyici unsur olmaktan çıkmıştır ve Türkiye'de de çıkmak zorundadır. Hâlen gümrüklerdeki bürokratik zorluklarla ve ticareti engelleyici hususlarla karşılaşıyor olmamız, dünya ticaretinden daha fazla pay almak isteyen Türkiye için büyük bir eksikliktir. Elbette ki 1996’da yapılan Gümrük Birliği Sözleşmesi’nden günümüze kadar yapılan iyileştirmeler inkâr edilemez ancak bu iyileştirmeler istenen, özlenen seviyeye gelmemiz için yeterli değildir.

Gümrükler, vergi daireleri ve bankalar arasında ortak bir veri tabanı oluşturulmalı ve bilgi akışı on-line olarak sağlanmalıdır. Veri tabanı, ihracatçı birlikleri ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi kurum ve kuruluşlarla da uyum içinde olmalıdır. Bu sayede oluşan veri tabanıyla mükellefin omzundan ciddi bir evrak takip yükü kalkmış olacaktır.

Sayın milletvekilleri, önemli sorunlardan biri de kaçakçılık ve yolsuzluk olarak görülmektedir. Kaçakçılık, akaryakıt, şeker ve canlı hayvan kaçakçılığı başta olmak üzere çok ciddi boyutlarda yaşanmakta ve ülke ekonomisine önemli oranda zarar vermektedir.

Ankara Ticaret Odası verilerine göre, bu ülke içinde tüketilen akaryakıtın beşte 1’i kaçaktır ve parasal değeri yaklaşık 4,5 milyar dolardır. Yılda yaklaşık 1 milyon ton şeker kaçakçılığı sebebiyle stoklar artmakta olup, bu gerekçeyle pancara konan kotalardan dolayı da 2 milyon dekar arazide pancar tarımı yapılamamaktadır; bu da tarımda 1 milyon 600 bin, sanayide ise 260 bin olmak üzere, toplam 1 milyon 860 bin işsiz insan demektir. Keza çay, içki, canlı hayvan, et ve et ürünleri ile insan kaçakçılığının boyutları da çok büyüktür.

Ayrıca, ülkemiz üzerinden Batı’ya yapılan uyuşturucu kaçakçılığı Türkiye’mizin imajını zedelemektedir. “Sınırlarımız ve gümrük kapılarımız yolgeçen hanı mıdır? “ diye bir soru geliyor akla. Güvenlik güçlerimizle koordineli bir şekilde bu gidişata “Dur.” denilmesi gerekmektedir. Bazı gümrük kapılarımızın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği iş birliğiyle yenilenmiş olması olumlu bir gelişmedir. Ancak gümrüklerin fiziksel ve kimyasal analizlerin yapılabileceği laboratuvar olanaklarının, özellikle şu meşhur GDO’lu ürün trafiğinin denetlenmesi noktasında yetersiz olduğu görülmektedir. Personele Avrupa Birliği standardında teorik ve pratik eğitim imkânı sağlanmalı, sosyal ve mali haklara kavuşturulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

79 konuşma daha · 17 Aralık 2009

79 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook