Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)
Tokat Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 75. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Mart 2010 · 660 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Ziya Diren (CHP), 18 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİYOGÜVENLİK KANUNU (SS.:473)); konuşma 660 kelime.
Orhan Ziya Diren (CHP, Tokat). “Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 18 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-ziya-diren-23-2010-03-18-biyoguvenlik-kanunu-ss-473 (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
ORHAN ZİYA DİREN (Tokat)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Biyogüvenlik Yasa Tasarısı’nın 9’uncu maddesi 2’nci fıkrası hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, Çanakkale’yi geçilmez kılan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, kahraman şehit ve gazilerimizi saygı ve şükranla anıyorum.
Sayın milletvekilleri, biyoteknolojik yöntemlerle elde edilen genetiği değiştirilmiş organizmalar ve bunları yapılarında içeren tarım ve gıda ürünlerinin üretim, tüketim ve ticaretinin, insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği, bu bakımdan tüketici kaygıları da göz önüne alınarak risklerin tespiti ve kontrol edilmesi için yasal bir düzenlemenin yapılması zorunlu olmuştur.
GDO’lu ürünler, gen teknolojisi ile kendi türü haricinde bir türden bitkisel veya bakteri kökenli bir gen aktarılarak elde edilen ürünlerdir. Bahsettiğimiz ürünler, doğal yollarla oluşması mümkün olmayan ürünlerdir. Dünyada GDO’lu ürün üretimine karşı önemli tepkiler oluşmuştur. Bu haklı tepkilerdeyse, ürünlerin henüz yeterli bilimsel çalışma ve araştırma yapılmadan ticarete konu olması, çevreye zarar vermesi, gıda güvenliğini olumsuz etkilemesi, tohum şirketlerinin tekelleşmesi, ekonomik dışa bağımlılığa neden olması, tarımsal ilaç ve gübre kullanımının sanılanın aksine azaltılamaması ve biyoterörizme yol açabileceği olasılıkları ön plana çıkmaktadır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye’ye getirildiği tahmin edilen GDO’lu tohumların hiçbir denetime tabi tutulmadan ekilerek ürüne dönüştürüldüğü yönünde önemli bulgular ve kaygılar bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda, domates, patates, mısır ve soya tohumlarında GDO varlığına dair bulgular tespit edilmiştir. Ancak, rutin kontroller, sistematik araştırmalar ve yayınlar bulunmadığından ve henüz analiz laboratuvarlarının yeterince yaygın ve donanımlı olmaması ve bu kontrollerin çok maliyetli olması sebebiyle bu konuda yeterli veri bulunmamaktadır. Bu noktada da tasarıda, Bakanlığın, GDO ile ilgili araştırma, deneme, kontrol, izleme ve denetleme gibi hususların hangi ilgili kurum aracılığıyla bu görev ve yetkilerini kullanacağı açıkça belirtilmemiştir.
Biyogüvenlik konusunda Bakanlık bünyesinde yetkin personel yapısına sahip yeni bir kurumun kurulması gerekliliği elbette ki vardır.
Avrupa ülkelerinde o ülkeye özgü endemik bitki türü sayısı 3 bin kadar olduğu hâlde, ülkemizde bu sayı 3.500’ler civarındadır. Biyolojik çeşitlilik açısından çok önemli bir potansiyele sahip olan ülkemizde bu anlamda tarımsal üretimde yetersizlik gibi bir sorun yaşanmamaktadır.
Tarımsal üretimimizi artırmak için yapmamız gereken, topraksız köylümüze toprak verip onu üretici durumuna getirmeli, susuz topraklarımızı suyla buluşturacak çalışmaları da süratle yapmalıyız.
Tarımla uğraşan kesimin örgütlenmesi yeterince teşvik edilmeli ve böylece serbest piyasa ekonomisindeki rekabetçi ve karar verici gücü ve ortamı yaratılmalıdır.
Önemli bir husus da gen kaynaklarımızın korunmasına yönelik çalışmalar etkin şekilde sürdürülmeli, ülke gen kaynaklarımızın devamlılığı açısından yeterli tohumlarımız Türk malı olarak tescil edilmelidir.
Ülkemizin Avrupa Birliği gibi GDO’ya mesafeli bir pazara önemli ölçüde ürün satıyor olması, ülkemizin GDO’lu tarımsal ürün ve nihai ürün üretimi ve ticaretine mesafeli durması zorunluluğunu doğurmaktadır. Bu manada, yakın bir zamanda açılmış bulunan tohumculukla ilgili koruma ve saklama çalışmalarını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.
Sayın milletvekilleri, tasarıda, önergemize konu GDO ve ürünleriyle ilgili yapılan başvuruların değerlendirilmesi ve kendisine yüklenen diğer görevleri yapması amacıyla Biyogüvenlik Kurulu kurulmasına karar verilmiştir. Ancak, Kurulun yapısına baktığımızda, sivil toplum örgütlerine, meslek odalarına ve üniversitelere yeterince yer verilmediği öngörülmekte, Kurul Başkanının Bakan tarafından seçileceği hükmü yer almaktadır. Biyogüvenlik Kurulunun etkin ve bağımsız bir çalışma ortaya koyabilmesi için bahsini yaptığımız kurumlardan daha fazla temsilci alınarak Kurul üye sayısının artırılması ve Kurul Başkanının Kurul üyeleri tarafından seçilmesi daha uygun olacaktır.
Hükûmet iradesinin bu kadar egemen olduğu bir yapıda Kurulun tarafsızlığı ve güvenirliği, bilimsel çalışmaların etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi mümkün olamayacaktır. Hükûmetin de zaman zaman dile getirdiği gibi, kurulların Hükûmet iradesinden bağımsız olması gerekliliği tasarıda gözetilmemiştir.
Bu nedenle, önergemiz doğrultusunda Biyogüvenlik Kurulunun üye yapısını belirleyen 9’uncu maddesinin 2’nci fıkrasının “Bakanlıkça iki, Çevre ve Orman Bakanlığınca iki, Sağlık Bakanlığınca bir, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca bir, Dış Ticaret Müsteşarlığınca bir, üniversitelerden iki, TÜBİTAK’tan bir ve konuyla ilgili sivil toplum örgütleri ve meslek odalarından birer üye olmak üzere üç yıllık süre için ilgili Bakanlar tarafından belirlenen toplam on iki üyeden oluşur. Kurul Başkanı üyeler tarafından seçilir. Kurul Başkanı yokluğunda vekâleten bir üyeyi tayin eder” şeklinde değiştirilmesiyle bilimsel ve toplumsal alandan katılımı sağlayacak Kurulun daha etkin ve bağımsız çalışmasının önünü açacaktır.
Bu düşüncelerle önergemize destek vereceğinizi umuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 18 Mart 2010