İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 25. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sosyal sigortalar kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tas.(ss.687)

Osman Akman

Antalya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 25. Birleşim · 3. yasama yılı · 2 Aralık 2004 · 1.562 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Akman (AK Parti), 2 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.KAN.TAS.(SS.687)); konuşma 1.562 kelime.

Osman Akman (AK Parti, Antalya). “Sosyal sigortalar kanununda değişiklik yapılması hk.kan.tas.(ss.687)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-akman-22-2004-12-02-sosyal-sigortalar-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-kan-tas-ss-687 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN AKMAN (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 687 sıra sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde AK Parti Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; bu vesileyle Yüce Heyetinizi Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu tasarıya girmeden önce, yarının Özürlüler Günü olması vesilesiyle, hepimizin Özürlüler Günü hayırlı olsun, Özürlüler Günü kutlu olsun.

Özürlülerin durumlarıyla ilgili yasa tasarısı hükümet tarafından hazırlanmaktadır, bu konuda çalışmalar devam etmektedir.

Ben, bir tıp mensubu olarak, özellikle uzun süre Sağlık Kurulu Başkanlığı yapmış birisiyim ve özürlü kelimesini de pek kabul etmediğimiz veya özürlü kelimesini layık görmediğimiz, engelli kelimesinin kullanılmasının daha uygun olacağını düşündüğümüz bu vatandaşlarımızın durumlarını, çalışma şartlarını, toplum içerisindeki konumlarını daha iyiye götürecek yasayı da, inşallah, hep birlikte, elbirliğiyle, önümüzdeki günlerde çıkarırız.

Biraz önce Sayın Bakanımız, yasa tasarısı hakkında, biraz detaylıca bilgi verdi. Bu tasarıyla ilgili AK Parti Grubunun görüşlerini arz etmeden önce, sağlık politikalarımız hakkında sizleri biraz bilgilendirmek istiyorum.

AK Parti Grubumuz, sağlık konusunda, insan merkezli bir politika gütmektedir; insanı merkeze alan, sosyal devlet ilkesini hedef edinmiş bir politika gütmektedir. Bu nedenle, özellikle, hükümetin Acil Eylem Planında, bir yıl içerisinde tamamlanması için çaba sarf edilmesi hedeflenen Sağlıkta Dönüşüm Programı hazırlandı. Bu çerçeve içerisinde, aile hekimliği vardı. Aile hekimliğiyle ilgili tasarıyı, hep beraber, muhalefet partimizle birlikte, geçtiğimiz günlerde yasalaştırdık.

HALUK KOÇ (Samsun)Biz yasalaştırmadık; biz, olumsuz oy kullandık.

OSMAN AKMAN (Devamla)Pilot uygulama, bazı illerimizde başlayacak inşallah.

Aile hekimliğinin asıl gayesi, herkesin bir özel doktoru olması, herkesin sağlıkla ilgili bilgilerinin kayıt altına alınması ve kolay ulaşılabilir bilgi depolanması, ayrıca geri dönüşümünün de sağlanmasıydı. Önümüzdeki aylarda, yıllarda, hep beraber, aile hekimliğinin Türkiye'ye yayılmasını gerçekleştireceğiz.

Yine, Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde, yılbaşından itibaren hastanelerin ortak kullanıma geçmesi söz konusu oldu. Bu, özellikle, SSK'daki hastalarımızın ve hasta yakınlarının sağlık anlamında hizmet almalarının daha kolay hale gelmesini, daha ulaşılabilir olmasını ortaya koydu.

Uzun süre, bir devlet hastanesinde, iç hastalıkları uzmanı olarak çalışmış birisiyim. Biliyorum ki, kendi ilimde, SSK'lılar, hep, devlet hastanesinden, üniversite hastanesinden yararlanmak isterlerdi. Hatta, bu hastanelere gidemedikleri zaman, özel muayenehanelerden, o dar bütçelerine rağmen yararlanmak isterlerdi, yararlanırlardı. Bu bir zaruretti. Hastanelerin ortak kullanıma açılması ve zaruretin ne kadar haklı olduğunu, bu geçen sekiz ay zarfında hep birlikte görmüş olduk; çünkü, Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastanelerine müracaat eden hastaların yüzde 30'u diyebileceğimiz kısmı, sigortalı, SSK hastanelerinden daha önce yararlanan insanlarımızdı. Devlet hastanelerinde bu yüzde 30 artışa rağmen, hastanelerdeki memnuniyet değerlendirmelerinde herhangi bir geriye gidiş, kötüye gidiş de ayrıca olmadı; çünkü, birçok ilimizde gereken tedbirler alınmış, poliklinik sayıları artırılmış. Zaten, SSK hastanelerine göre hem sayısı hem de personel sayısı fazla olan Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarından hizmet almaları, sigortalı hastalarımızın daha kolay ve ulaşılabilir olması gerçekleştirildi.

Önümüzde, hastanelerin, Anayasanın 56 ncı maddesinde de belirtildiği ve öngörüldüğü gibi, tek elde toplanması, tek elden sağlık politikalarının düzenlenmesinin gösterdiği gibi, hastanelerin Sağlık Bakanlığı çatısı altında toplanması için hem Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonundan geçen hem de Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen yasa tasarısı, inşallah, önümüzdeki günlerde görüşülecek. Bu konuyu da hep beraber, birlikte halletmiş olacağız inşallah ve bu sayede, uzun süredir süren, özellikle SSK'lı hastalarımızın veya SSK'lı insanlarımızın sağlıkla ilgili sorunlarının, hepsinin olmasa da, büyük çoğunluğun isteklerinin, büyük çoğunluğun sıkıntılarının önüne geçilmiş, halledilmiş olacak.

Tek elden idare edilmesinin, hem hizmet alanları açısından hem hizmeti sunanlar, yani, o sağlık kurumunda ve kuruluşunda çalışanlar açısından önemi var. Sağlık hizmeti alanlar açısından öneminin bir kısmını biraz önce ifade ettim. İnsanlarımız, zaten, o zor şartlarda hizmet veren SSK'daki hem doktorlarımız hem de sağlık personelinin, o dar mekânlarda, zor şartlarda hizmetinden yeterince, istedikleri gibi yararlanamıyor. Bu nedenle, diğer sağlık hizmeti veren kurum, kuruluş ve özel klinik veya muayenehanelerden yararlanıyorlardı. Dar bütçelerine rağmen, kendilerini sıkıntıya sokarak, maddî anlamda fazla para harcayarak bu sağlık hizmetinden yararlanıyorlardı; yani, devlet hastanelerinden, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerden zaten yararlanmak istiyorlardı. Şu anda da ortak kullanımla yararlanıyorlar.

Bir de, özellikle yılbaşından itibaren performansa dayalı dönersermaye primi uygulaması neticesi, SSK hastanelerinde çalışan hem hekim hem de yardımcı sağlık personeli, çeşitli vesilelerle bir araya geldiğimiz zaman, kongre gibi veya bazı toplantılar gibi vesilelerle bir araya geldiğimiz zaman, bizlere, bu imkândan, performansa dayalı dönersermaye priminden kendilerinin de yararlanmak istediklerini, ama, sigorta hastanelerinde dönersermaye gibi bir şey olmasını da hemen arkasından ilave ederek, bunun mümkün olmadığını zaten kendileri ifade ediyordu. Yani, aynı haklardan, şu anda, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumlarında çalışanların bu maddî haklarından, SSK hastanelerinde çalışan arkadaşlar, sağlık çalışanları da yararlanmak istiyorlar.

Yine, Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde, önümüzde hedef olarak koyduğumuz, yapmayı yine elbirliğiyle gerçekleştireceğimiz, bütün halkımızın ve sivil toplum örgütlerinin istediği, genel sağlık sigortasının hayata geçirilmesi meselesi var. Biz, hep beraber, sanırım, muhalefetten milletvekili arkadaşlarımız da, taşrada, köylerde, beldelerde esnafı dolaşırken, işçilerimizi, köylülerimizi dolaşırken, herkes, özellikle sağlık anlamında bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında olmak istediklerini her vesileyle ifade ediyorlar, yarınından emin olmak istiyorlar. Bu konuda, yine hükümetimizin hazırladığı genel sağlık sigortasıyla ilgili tasarıyı önümüzdeki günlerde hep beraber görüşür, inşallah, yasayı hayata geçirir, gerçekleştiririz. Bunun, Türkiyemizin geleceği açısından, hepimizin, çocuklarımızın geleceği açısından önemi olduğunu, herkes, açıkça, net olarak kabul edecektir.

Yine, dün, özellikle görüşüp hayata geçirdiğimiz sosyal yardımlaşmayla ilgili, fakirlere, muhtaç olanlara yardım yapılmasıyla ilgili yasayı gerçekleştirdik. Yine, muhalefet partisinden arkadaşlar da destek verdiler; onun için teşekkür ediyoruz. Sosyal devlet olmanın da gereği buydu.

Şimdi, asıl bugün üzerinde durduğumuz yasa tasarısı, SSK'lıların yakınlarının, bakmakla yükümlü olduklarının yurtdışı tedavilerinden yararlanması meselesi. Biraz önce Sayın Bakanımız da ifade etti; Sosyal Sigortalılar, ihtiyaç duyulduğunda yurt dışına tedavi için gidebiliyorlardı, bu imkân vardı; ancak, yakınları, bakmakla yükümlü oldukları kişiler bu haktan yararlanamıyorlardı. Eksik bir durum söz konusuydu. Şu anda Bağ-Kurlular da yararlanamıyor. Birtakım teknik sorunlardan dolayı bu yasa tasarısının içerisine konulması mümkün olmadı. Önümüzdeki günlerde -yine arkadaşlarımızın hazırlığı var- bir kanun teklifi halinde, inşallah, yüce huzurunuza gelir, Bağ-Kurluların da bu yasadan yararlanmasının önünü hep beraber açarız diyorum.

Şimdi, 1987-2000 yılları arasında SSK'lı 169 vatandaşımız yurtdışı tedavisinden yararlanmış. Burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. 2000 yılından sonra, yurtdışı tedavisinden yararlanacak SSK'lı vatandaşımız, SSK'lı hasta çıkmamış. Bu, hakikaten, bir tıp mensubu olarak benim için ve hepimiz için memnuniyet verici bir durum. Demek ki, Türkiye'de tıp oldukça gelişmiş; yurtdışı tedavisi ihtiyacı pek olmuyor anlamına geliyor; çünkü, bu yol açıkken, 2000 yılından itibaren, hiçbir vatandaşımız bu haktan yararlanma talebinde bulunmamış. Ancak, tıp ne kadar gelişirse gelişsin ülkemizde, zaman zaman, çok nadir de olsa, bazı hastalıklarda, örneğin organ nakli gibi veya kanser vakası gibi durumlarda yurtdışı tedavisi ihtiyacı olabilmekte. Bu nedenle, bu eksik olan, sigortalıların eş ve çocuklarının ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin ihtiyaç olduğu zaman yurtdışı tedavisinden yararlanabilmelerinin önünü açan bir yasa tasarısını şu anda görüşüyoruz.

Burada, bu yasa tasarısında, belki bazı arkadaşların dikkatini çekecek bazı kısıtlamalar var; niye bu kısıtlamalar oluyor diye düşünebilirler; ancak -hepinizin çevresinde vardır- bundan beş yıl önce, on yıl önce, onbeş yıl önce, herhangi bir sosyal güvenceye sahip olmayan bir vatandaş, bir hekime gidip, kronik böbrek yetmezliği teşhisi konulduğu zaman, çok kısa bir süre sonra, bir hafta, on gün, onbeş gün sonra, hemen Sosyal Sigortalar Kurumunun sağlık güvencesinden yararlanmaya başlıyordu. O nedenle, kurumun, kendisini, her canlı varlık gibi, korumaya almasından kaynaklanan bazı kısıtlamalar var. Bu kısıtlamalar doğrudur. Sendikadan arkadaşlarımız da, muhalefet partisinden milletvekili arkadaşlarımız da, komisyonda bu yasa tasarısı görüşülürken, bu kısıtlamaların haklılığını ifade ettiler; bundan da memnuniyet duyuyoruz.

Yurtdışı tedavisine gönderilirken de birtakım kısıtlamalar var. "Altı aydan fazla bu tedaviden yararlanılamaz, tedavi giderleri ödenemez, bu süre uzatılamaz" deniliyor; ancak, altı ayı geçtiği takdirde, ilgili yabancı sağlık kurumundan alınan ve tedavinin devamı zaruretini gösteren raporla, bu süre iki yıla kadar uzatılabiliyor.

Ayrıca "yurtdışı tedavisine henüz gitmeden önce, hastalığın anlaşıldığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 300 gün hastalık sigortası primi ödenmiş olması şartıyla sigortalının, diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmayan ya da gelir veya aylık almayan eşi ile geçindirmekle yükümlü olduğu çocukları, ana ve babası" diye devam eden kısmında yine bir sınırlama var; ancak, bu da, yine, birtakım suiistimallere engel olmak içindir.

Biraz önce ifade ettiğim gibi, geçmişte, özellikle sağlıkla ilgili arkadaşların bildiği ve sendikada çalışmış arkadaşların da bildiği gibi, herhangi bir sosyal güvenceye sahip olmayan vatandaşlar, hemen en kolay yol olarak SSK'yı seçiyordu. Türkiye'nin yarısına yakınının sağlık anlamında SSK'dan yararlandığını düşünecek olursak ve özellikle kanser gibi, organ nakli gibi konularda SSK'nın ağır yükü taşıdığını gözönüne alırsak, bu tür korumaların haklılığını hep birlikte görmüş oluruz.

Biraz önce Sayın Bakanım da ifade ettiler, şu anda Bağ-Kurlular bu haklardan yararlanamıyor. Yine, ben de ifade ettim, Bağ-Kurluların da yararlanabilmesi için bir kanun teklifi konusunda çalışmalar var. Emekli Sandığı mensupları yurtdışı tedavisinden yararlanabiliyor. Yalnız, burada, sigortalılar ile Emekli Sandığı mensupları arasında sigortalıların lehine bir durum var; o konudan da bahsetmek istiyorum.

Emekli Sandığı mensupları yurtdışı tedavisine gittikleri zaman yüzde 4 katılım payı ödüyorlar. Sigortalıların kendileri için bu yüzde 4 katılım payı yoktu; şimdi, bu, düzenlediğimiz maddelerde yakınları için de yok. Bu, sigortalıların çoğunluğunun asgarî ücretle çalıştığını düşündüğümüz zaman, sigortalıların lehine bir uygulama olacaktır. Zaten yüzde 4 katılım payını büyük bir çoğunluğu ödeyemeyecektir. Bu nedenle, bu yüzde 4'ün sigortalıların yurtdışı tedavilerinde olmaması da bir nevi zarurettir. Böyle olması gerekir. Bu doğru bir uygulamadır. Yüzde 4 katılım payının sigortalılar ve yakınlarının yurtdışı tedavisinde olmaması gerekirdi.

Genel sağlık sigortası kapsamına bütün vatandaşlarımız alındığı zaman, zaten, bu tür yüzdelerin, katılım paylarının bir kısmı gündemden çıkmış olacaktır. Ayrıca, bu kısıtlamalar da ortadan kalkacaktır. İşte, bir yıl içerisinde en az 300 gün hastalık sigortası primi ödenmiş olması gibi durumlar da söz konusu olmayacaktır. Zaten doğuştan itibaren herkes, özellikle sağlık anlamında sosyal güvenlik kapsamında olacağı için, genel sağlık sigortası önümüze geldiği zaman, yine hep beraber, iktidarıyla muhalefetiyle bir an önce çıkarmak için gayret sarf edeceğiz.

Ben sözlerimi fazla uzatmak istemiyorum. AK Parti Grubunun görüşlerini sizlere arz etmiş oldum. Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

20 konuşma daha · 2 Aralık 2004

20 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook