İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 33. BİRLEŞİM · PAZAR

2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

Osman Çakır

Samsun Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 33. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2008 · 1.218 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Çakır (MHP), 21 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.218 kelime.

Osman Çakır (MHP, Samsun). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2008-12-21-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yükseköğretim sisteminin kalitesi ülke ekonomisinin en önemli girdileri arasındadır. Bu nedenle ben bu konudaki konuşmamı yükseköğretim konusunda yapacağım.

Ülkemizin rekabet gücünün asli unsurlarından biri olan yükseköğretim, ülkenin sosyoekonomik politikalarının da en önemli yapı taşıdır. Ülkelerin yükseköğretim sistemleri üzerinde, özellikle üniversitelerin, sevk ve idaresi, yükseköğretim kurumlarının bilimsel, teknolojik ARGE sistemlerindeki işlevi ve yeri, ülkelerin ekonomik girdisi olarak yükseköğretimin kalitesi ve bir üretim faktörü olarak rolü artık dünyada yaygın olarak tartışılan bir konudur. Bilim adamları, düşünenler, fikir üretenler, araştırmacılar bu konu üzerinde yoğun araştırmalar yapmakta; kongre, sempozyum ve toplantılar düzenlemekte; kitaplar, dergiler ve raporlar yayınlamaktadır.

Ülkemizde ise bu konuda politik kargaşa yaşanmakta, siyasi çıkar ve yandaşlık, yanılma, yanıltma, ideolojik katılık ve dar görüşlülük, bilimsel ve gerçeklikten uzak bir kaos yaşanmaktadır. İlgililerin ve tarafların hiçbir şekilde uzlaşamadığı ve birleşerek ortaya koyamadığı yeni bir sistem ve yapı önerisi, eskiyen, yıpranan, çağ dışı kalan ve gün geçtikçe de kanayan mevcut sistemin sürdürülmesi zorunluluğuna yol açmaktadır.

Yükseköğretim sistemimiz maalesef Atatürk’ün muasır medeniyet seviyesine çıkma hedefine uygun bir yapıya dönüştürülememiştir. Son yıllarda artan üniversite sayısı, yükseköğretimin Anadolu’ya yayılması ve artan öğrenci ve öğretim elemanı sayıları açısından önemli mesafe alınmış olmasına rağmen, yükseköğretim çağına gelen öğrenci sayısındaki hızlı artışın getirdiği ihtiyaçları yükseköğretim karşılamakta yetersiz kalmış, bilimsel ve çağdaş akademik yaşamın gerektirdiği altyapı ve koşullar gerçekleştirilememiştir.

Yüz otuz tane devlet ve vakıf üniversitemiz olmasına rağmen, hâlen -birkaçı hariç- üniversitelerimiz gelişmiş ülkelerin üniversiteleriyle yarışmaktan uzak bir yapıda, kendi içine kapalı, verimsiz, plansız çalışan KİT’ler konumuna dönüşmüştür. Birçok üniversitemiz ülkenin ihtiyaç duyduğu donanımdaki mezunlar yerine kendi uygun gördüğü programlarda ve alanlarda mezunlar yetiştirerek, istihdama yönelik olmayan ve reel hiçbir planla bağdaşmayan, sadece mevcut konum ve durumlarını kollayıp koruyan bir süreci sürekli tekrar eden, tekrar ederken de hatalarını görüp düzeltemeyen ve düzeltmeyen bir yapısal süreçte sürüklenip gitmektedir. Üniversitelerimiz, ülke ihtiyaçları ve milletimizin mevcut ve gelecekteki talepleri doğrultusunda kendisini yenileyemeyen, gerekli dönüşümleri gerçekleştiremeyen, kaynak üretemeyen, var olan sınırlı kaynakları da bilinçsizce tüketen, kendi sorunlarını bile kendi içinde çatışmaya dönüştürmeden çözemeyen bir yapıya sürüklenmemelidir. Üniversiteler, yükseköğretim konusunda dışarıdan gelen değişim konulu talep ve önerilere karşı çıktığı gibi, kendi geleceği için kendisi de bir çözüm önerisi veya bir talep ortaya koyamamıştır.

Türk yükseköğretim sistemini düzenleyen mevzuatta köklü ve yeni düzenlemelere şiddetle ihtiyaç vardır. Yükseköğretim konusundaki tartışmalar siyasi ve ideolojik çıkar hesapları içinde boğulup gitmekten kurtarılmalı, işin kuramsal ve felsefi, gerçekçi yanları ele alınmalıdır.

21’inci yüzyılın gerektirdiği dinamik bir sürece uygun, kendisiyle sürekli yarışan, çağa açık, sürekli yenileyen ve yenilenen, toplumun ihtiyaçlarına duyarlı, ülke insanını daha fazla dikkate alan, yön veren, çağımızın bilimsel, teknolojik gelişmelerini yakından takip eden, çağın istihdam anlayışı ve felsefesiyle uyumlu mezunlar yetiştiren çağdaş bir üniversite yapısını hemen gerçekleştirmek zorundayız.

Mevcut sistem, kamu kaynaklarının hem dağıtımında hem de kullanımında aşırı merkeziyetçi, bürokratik işlemleri yoğun, sınırlayıcı, çalışanları ve üniversite yöneticilerini motive etmeyen, üretimi engelleyen, üniversitede var olması gereken akademik ortamı oluşturmaktan uzak bir yapıdır. Sağlıksız ve yanlış bir uygulama olan diplomaya ve okula dayalı meslek sahibi olma sistemi terk edilmelidir. Eğitim, istihdama ve mesleğe yönelik olmalıdır.

AKP İktidarının seçim süreçlerinde halka vaat ettiği düzenlemeler ve AKP’nin parti programında, Acil Eylem Planı’nda yer alan hususlar bugün unutulmuş gözükmektedir. 2002’den –geçen- bu yıla kadar, YÖK ve Hükûmet arasında sürekli yaşanılan çatışma ortamında maalesef eğriler ve doğrular birbirine karışmış, sağlıklı tartışma ve uzlaşma zeminleri oluşturulamamış, bazı hayati öneme sahip değişiklikler gerçekleştirilememiştir. Şimdi ise YÖK ve Hükûmetin bir uyum içinde olduğu görülmektedir. Bu fırsat kadrolaşmak ve üniversiteleri ele geçirmek için değil, Türk yükseköğretim sistemini uzun vadeli, sağlıklı bir zemine kavuşturmak için kullanılmalıdır.

Teknolojinin, finansın, bilginin ve bilgiye ulaşımın, yani enformasyonun demokratikleşmesi, küresel dünyada uluslararası ve devletler üstü kuruluşların yanında ülkeler üzerinde yepyeni denetim ve yaptırım mekanizmalarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Özellikle üniversitelerde rektörlerin seçimle gelmesi demokratik açıdan cazibeli görünmesine rağmen, yapılan uygulamalarda sistemin demokrasiyle bir alakası olmadığı açıkça görülmektedir. Seçimler üniversitelere popülist anlayışı sokmuş, öğretim üyelerini kamplara ayırmış, aralarında uzlaşılmaz, verimsiz, anlamsız ve gereksiz bir kavganın çıkmasına yol açmıştır. Liyakat, çalışkanlık, başarı kriterleri yerini yandaşlık kriterine terk etmiştir. Bu durum üniversitelere önemli ölçüde darbe vurmuştur. Seçmenlerin, seçilen tarafından atandığı bu sistemde üniversitelerin reel ve gerçek kadro ihtiyaçları, verimlilik, bilimsel yeterlilik, akademik başarı yerini siyasi ve kişisel çıkar yandaşlığına bırakmıştır.

Yüz otuz üniversite 10 kişilik YÖK Denetleme Kurulu tarafından denetlenmektedir. Bu yapı, baştan denetleme yok anlamına gelmektedir. Bu nedenle, öncelikle rektör seçimleri ve denetim mekanizmaları olmak üzere, gerekli acil düzenlemeler hemen gerçekleştirilmelidir.

Yükseköğretim kurumlarının idari, mali özerkliğe sahip olmaları esas olmalıdır. Ancak “özerklik” kavramı “sorumsuz olmak” anlamına gelmemelidir. Üniversite özerkliği -devlet üniversitelerinin ihtiyacı olan mali kaynakları sağlayan- kamunun kurum üzerindeki hesap sorma ve denetim hakkı ile bilimsel araştırma, hür düşünce, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin gerektirdiği özgürlük alanı, dokunulmazlık ve hoşgörü ortamı arasında çok hassas ve keskin olan önemli bir dengeyi mutlaka sağlamalıdır.

Türk millî eğitim sistemi içerisinde ve kamuoyunda “Dershaneye gitmeyen üniversiteye giremez.” şeklinde kanaat çok yaygın bir hâl almış ve bu kanaati değiştirecek tedbirler alınamamıştır. Öğrenci başına düşen, dershanelere ödenen para ortalama olarak 1.800 YTL’dir. Bu durum aile bütçelerine büyük bir yük getirmektedir. Buna rağmen bugüne kadar bu soruna bir çare bulunamamıştır.

Üniversite öğretim elemanı ve bilim adamlarının yurt içinde yetiştirilmesi için üniversitelerin yüksek lisans ve doktora programlarında ihtisaslaşmaları sağlanmalı ve gerekli teknik ve akademik altyapı oluşturulmalıdır. Özellikle akademik yaşama yeni adım atan öğretim elemanlarının çok düşük düzeyde gelir elde ettikleri ve bu nedenle genç beyinlerin artık üniversiteleri çok çekici bir yer olarak görmedikleri sürekli ifade edilen bir konudur.

Üniversite öğretim elemanları yoksulluk sınırındaki maaşlarla çalışmaktadır. Ek derslerden, ikili öğretimden gelir sağlamak ve piyasada ek işler aramakla geçimlerini sağlamaya çalışmaktadır. Öğretim üyeleri haftada otuz saate kadar derse girmeye zorlanmaktadır. Bütün enerjisini ve vaktini para kazanmak için iş bulmaya harcayan öğretim elemanları artık bilim yapamaz konuma gelmiştir.

Dünyayı ve ülkemizi iyi bilen, tanıyan, nitelikli akademik iş çevrelerinin oluşturduğu “bağımsız akademik değerlendirme ve kalite kontrol sistemi” kurumlaştırılarak kurulmalı, işletilmeli, üniversiteler arası rekabet sağlanmalıdır.

2002’den bu yana AKP hükûmetlerinin en önemli taahhüdü olarak ortaya atılan ve bir anlamda prestij meselesi yaptıkları Yükseköğretim Kurumunun yeniden yapılandırılması konusunda bugüne kadar bir gelişme sağlanamamış, bu dönemde yükseköğretim en büyük kaosu yaşamış, yaşamaya da devam etmektedir.

Yükseköğretime ayrılan bütçenin 2002’den bu yana arttığı doğrudur. Ancak 2002’den bu yana yeni açılan üniversite sayısı, yükseköğretimde okuyan öğrenci sayılarındaki 2002’den bu yana oluşan artış, geçen sene yapılan yüzde 25 kontenjan artışı, çıkarılan af yasasıyla üniversiteye dönen 10 binlerce öğrenci sayısı, 100 bine ulaşan öğretim elemanı sayısı, idari personel sayılarındaki artışlar ve 2002’den bu yana gerçekleşen yüzde 100’e yakın enflasyon dikkate alınarak hesaplama yapıldığında yükseköğretime ayrılan ödeneklerin iyileştirme bakımından bir gelişme sağlamadığı ortadadır.

Aynı şekilde, Sayın Başbakan yurt sayısında ve kapasitesinde önemli artışlar olduğunu ifade etmiştir. 2002 yılında iktidara geldiklerinde yurt kapasitesinin 188 bin olduğunu, bunu 210 bine çıkardıklarını ifade etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Çakır, konuşmanızı tamamlayınız.

OSMAN ÇAKIR (Devamla)2002’deki öğrenci sayısı göz önüne alındığında 100 öğrenciye 17 yatak düşüyordu, bugün ise 100 öğrenciye 12 yatak düşmektedir. Örgün eğitimde okuyan yaklaşık 1 milyon 700 bin üniversite öğrencisi dikkate alındığında, yüzde 5 eksiğin 85 bin öğrenciye tekabül ettiği hesaplandığında, Kredi Yurtlar Kurumunda yurt imkânının ne kadar azaldığı ve öğrencilerimizin yurt taleplerinin karşılanamadığı ortadadır. Bu öğrencilerimizin, gençlerimizin hangi tuzaklara da itildiği buradan yakınca anlaşılmaktadır.

Altı yıl hep oyalama ve ertelemeyle geçirilmiştir. Aradan geçen bu sürede kamuoyu AKP’nin vaatlerini, Acil Eylem Planı’nda söz verdiklerini, parti ve Hükûmet programlarında yazdıklarını, Başbakanın veryansınlarının sonuçlarını beklemektedir.

Sayın Başkan, konuşmamı tamamlarken, 2009 yılı yükseköğretim bütçesinin yüce milletimize hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 21 Aralık 2008

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook