İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 54. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s.307)

Osman Özçelik

Siirt Milletvekili ·

Genel Kurul, 54. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Şubat 2009 · 1.512 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Özçelik, 5 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR (S.S.307)); konuşma 1.512 kelime.

Osman Özçelik (Siirt). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s.307)”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 5 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2009-02-05-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın üyeler; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarıları üzerine Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşeceğimiz kanun tasarıları yükseköğretim ve vakıf üniversiteleriyle ilgisi nedeniyle bu konulara ilişkin bir genel değerlendirme gereksinimi doğmaktadır. “Her ile bir üniversite” popülist yaklaşımıyla AKP İktidarı peş peşe üniversite kurulması kararlarını Meclise getirmekte ve üniversite kuruluşları yasalaşmaktadır. Böylece AKP milletvekillerinin seçmen karşısına “İlimizde üniversite açılmasını sağladık.” gibi, bir iş yapmış olmanın güveniyle çıkmaları sağlanmış oluyor. Açılması kararlaştırılan üniversitelerden birçoğunun henüz üniversitenin kurulacağı bir arazisi, arazisi temin edilmiş ama henüz binaların ihalesi yapılmamış, binaları tamamlanmış ama akademik kadrosu tamamlanmamış bu üniversiteler kâğıt üstünde kurulan üniversitelerden öteye gitmiyor ne yazık ki.

Her yıl üniversite kapılarına 1,5 milyon genç yığılıyor ve ancak bunların üçte 1’ine üniversiteye girme olanağı sağlayabiliyoruz. Her yıl 1 milyonu aşkın genç, mesleksizler ve işsizler ordusuna katılıyor. Ortaöğretimdeki eğitim programları üniversite eğitimi almak üzere kurulu ve üniversitelerde bunların tümüne yetecek yer yok. Üniversiteye girebilme olanağını elde etmiş olanlara iyi bir eğitim imkânı sağlanabiliyor mu peki? Buna da “Evet.” demenin çok güç olduğunu sanıyorum. Çoğu üniversite eğitim sürecini derme çatma binalarda, yetersiz öğretim elemanıyla sürdürüyor. Az sayıda yeterli olanağa sahip üniversitelerden mezun olanların tamamı aldıkları eğitime uygun bir iş bulabiliyorlar mı peki? Buna da “Evet.” demek mümkün değil. On binlerce üniversite mezunu boşta, işsiz veya aldıkları eğitimden farklı iş kollarında çalışmak zorunda kalıyor. KPSS hazırlık kurslarında, sınav kapılarında rencide ediliyor. Bu, sözde şanslı üniversite mezunları.

Üniversitelerimizin akademik yeterlilik ve yaratıcılık, eğitim-öğretim etkinliği, üniversite-toplum diyaloğu ve etkinliği bakımından çağdaş üniversiteler düzeyinde olmadığı herkesçe kabul edilen bir olgu. Dünyanın gelişmiş, başarılı beş yüz üniversitesi arasında bir tek Türk üniversitesinin olmaması bize bir şeyler ifade ediyor sanıyorum. Bunda tarihsel ve toplumsal koşullar ve buna bağlı sosyoekonomik gelişmişlik düzeyinin ve bir bütün olarak sistemin payına ek olarak üniversitelerin yapısal, akademik ve demokratik yapılanmasının ve bu yapılanmanın yarattığı olumsuz koşulların payı büyüktür.

Bilim ve sanat özgür ortamlarda üretilir, gelişir. Üniversitelerde bilimsel özgürlük ve yönetsel özerkliğin önünde kışla anlayışı ve bu anlayışın kurumlaşmış ifadesi olan YÖK’ün bulunduğu artık görülmeli ve üniversiteler hızla bu cendereden kurtarılmalıdır. Bu koşulların, üniversitelerde bilimsel araştırmaların yapılması ve araştırma sonuçlarının üretime, toplumsal yaşamın gelişmesine, yaratıcı eğitim ve öğretimle nitelikli öğrenci yetiştirilmesine el vermediği açıktır. Bu ortamda, eğitim ve öğretim arasındaki fonksiyonel ilişkinin hayata geçirilerek teknolojik gelişmenin iç dinamiklerinin sağlanması ve bunun da ülkenin refahı ve kalkınmasına etkin bir biçimde yansıtılması da beklenemez.

YÖK ile üniversitelerde baskı ve korku kültürü üretilmekte, üniversiteler özgür düşünce, özgür bilim üretmeye kapılarını kapamıştır. Özgür düşünceli bilim adamları ya üniversiteleri terk etmek zorunda kalmakta veya geçim kaygısıyla sessiz kalarak sistemin bir parçası hâline gelmektedirler.

Üniversite rektörleri, YÖK düzeniyle otoriter yetkilerle donatılmıştır. Birçok rektör, personel ve öğrencileri üzerinde baskıcı ve otoriter devlet anlayışının denetim işlevini yerine getirmektedirler. Üniversiteler devletin resmî ideolojisi ve pazar tercihlerine göre değil, evrensel üniversite ölçütlerine göre yapılandırılmalı, üniversiter yapıya uygun, yönetsel özerklik ve bilimsel özgürlük ortamı oluşturulmalı. Üniversitelerin asli görevi olan araştırma ve geliştirmeye yeterli kaynak ayrılmalı, bilimsel araştırmalara değer verilmeli, teşvik edilmelidir.

Bilim insanları resmî ideoloji ve iktidarlara yakınlık ve uzaklıklarına göre değil, bilgi üretenlerle bilgiyi kopya edenler şeklinde bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

AKP İktidarı “özelleştirme” adı altında ülke kaynaklarını tüketiyor. Yandaşlara yeni rant kapıları açıyor. Serbest piyasa ekonomisini en etkin biçimde uygulayan ülkelerde bile eğitim ve sağlık alanlarındaki özelleştirmelerde büyük itina gösteriliyor, sıkı denetim mekanizmaları oluşturuluyor.

Kanun tasarısının genel gerekçesinde “Yükseköğretim eğitimin pahalı bir kademesidir. Yükseköğretim maliyetinin tamamına yakın bölümünün devletçe karşılanması anlayışı büyük boyutlarda maddi kaynak gerektirmektedir. Anayasa’mız, özel girişimcilerin üniversite kurmalarına izin vermezken kazanç amacına yönelik olmamak koşuluyla vakıfların üniversite kurmalarına imkân sağlamaktadır.” denmektedir. Ülkemizde 130 üniversite bulunduğu, bunlardan 94’ünün devlet, 36’sının vakıf üniversiteleri olduğu belirtilmektedir. Yani her üç devlet üniversitesine karşılık bir vakıf üniversitesi. Öğrenci sayılarının da bu oranda veya buna yakın oranda olması beklenmez mi? Yok öyle değil. Üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin yaklaşık yüzde 94’ünün devlet, yüzde 6’sının vakıf üniversitelerinde öğrenim gördüğü anlaşılıyor. Anayasa, özel üniversitelerin kurulmasına olanak sağlamazken, kâr amacı gütmemek koşuluyla vakıf üniversitelerine kapıyı açık bıraktığından özel sektör hızla bu alana girmiş; AKP İktidarıyla bu hız büyük bir ivme kazanmıştır. Bu ülkede ne kadar çok hayırsever iş adamı varmış, şaşıyor insan. Gerçek bir üniversite kuruluşunun tamamlanması 50 milyon dolardan başlıyor. Sabancı Üniversitesinin 500 milyon dolar harcadığı ifade ediliyor. Bunca paranın ülke eğitimine hizmet amaçlı yatırıldığını ve her yıl bütçe açığı verecek üniversitenin giderlerini cepten karşılamak üzere sıraya giriyor âdeta iş adamlarımız. Buna nasıl inanacağız? Bu, basbayağı çok avantajlı bir özel sektör alanı ve AKP İktidarı bunun teşvikçisi. Türkiye’de kurulan vakıf üniversitelerinden ancak üç veya beş tanesinde üniversite giderlerinin yüzde 20-30 kadarı öğrenci gelirlerinden sağlanırken, geriye kalan bölüm vakfın diğer gelirlerinden karşılanıyor. Geriye kalan vakıf üniversitelerinin çoğu, öğrencilerden elde ettikleri gelirin yarısından daha az bölümünü öğrencinin eğitimi için harcıyor. Vakıf gelirleri vergiden muaf. Devlet değerli arazi tahsis ediyor, devlet yardım ediyor, her öğrenciden yıllık 20-25 bin dolar alınıp yarısı bile harcanmıyor. Bir öğretim üyesi bu kazançlı iş için şöyle diyor: “Kur derme çatma bir üniversite, topla öğrenciden parayı. O paranın karşılığı eğitim vermek yerine al o parayı, yeni binalar yap. Sonra da gayrimenkul zengini ol. İşte formül bu.”

Birkaçı dışında, vakıf üniversiteleri kâr amaçlı çalıştığından araştırma-geliştirme çalışmalarına kaynak ayırmıyor. Sınıflar devlet üniversitelerinden daha kalabalık. Devlet üniversitelerinde sınıf başına ortalama 28 öğrenci düşerken, çoğu vakıf üniversitesinde bir sınıfa düşen öğrenci sayısı 36, ortalama bu. Daha az öğretim üyesi çalıştırmak amacıyla, daha az ödeme yapmak amacıyla öğretim üyelerinin ders yoğunluğu artırılıyor ve öğretim üyeleri bu ders yoğunluğu altında eğitim faaliyetlerini ve araştırma faaliyetlerini yeterince geliştirmeye fırsat bulamıyor. Öğrenci kaçmasın diye, bilgi donanımı yetersiz de olsa öğrencilere sınıf geçirtiliyor, mezun ediliyor. Tabii bunu hepsi için söylemiyoruz, yer yer bu tür gelişmelere, olaylara tanık olduğumuzu ifade etmek açısından söylüyorum.

Yasalara göre vakıf üniversiteleri kâr amacı güdemeyeceklerinden ve aslında bunlar kâr amaçlı kurulduğundan, çoğu, yasaya karşı hile yoluna gidiyor ve kâr amaçlarını gerçekleştiriyor, yasaya karşı hile yapma yoluna sapmak zorunda kalıyorlar.

Yeni öğretim üyeleri yetiştirmek yüklü bir ek maliyet getirdiğinden öğretim elemanı yetiştirme konusunda herhangi bir çabaları yok, yasal bir zorunluluk da yok. Aksine, devlet üniversitelerinde yetişmiş öğretim üyelerini bu vakıf üniversiteleri, özel üniversiteler bünyelerine alarak devlet üniversitelerinde kadro açıklarına neden oluyorlar. Bu nedenle vakıf üniversitelerinde öğretim üyesi yetiştirme zorunluluğu mutlaka getirilmelidir, bu koşul mutlaka zorunlu hâle getirilmelidir ve vakıf üniversitelerinin de eğitim-öğretim elemanı, üyesi yetiştirme zorunluluğu getirilmelidir.

Dünyada da benzer üniversiteler, vakıf üniversiteleri var. Bunların en gelişmişi Harvard. Harvard Üniversitesinin gerçekten bir vakıf gibi çalıştığını görüyoruz. Yani kâr amaçlı; öğrenci gelirlerinden, öğrencilerin verdiği yıllık gelirlerden değil, üniversitenin vakfının gelirlerinden bu eğitim-öğretim faaliyetleri sağlanıyor. Harvard Üniversitesinde öğrencilerden alınan ücretler üniversitenin harcamalarının ancak yüzde 10’una tekabül ediyor, geriye kalan kısım -Harvard Üniversitesi tabii çok önemli, çok büyük bir örnek- 30 milyar doları bulan ana varlık fonundan karşılanıyor. Ayrıca özel üniversite olmasına rağmen araştırma ve geliştirme faaliyetlerine büyük önem veriyor, proje üretiyor ve özel sektörle birlikte yürütülen bu ortak projelerden gelir sağlıyor, üretime katılıyor ve öğrenci harcamalarını yine buradan… Ayrıca bağış da alıyor. Yani devlete yük olmadığı gibi, üniversitenin büyüklüğüne oranla, öğrencilerin de küçük ücretlerle iyi yetişmesini sağlayabiliyorlar. Arzumuz, eğer gerçekten vakıf üniversiteleri kurulacaksa bu anlayışla kurulmaları ve çalışmalarını buna benzer yönde geliştirmeleridir.

Bir ölçüye bakacak olursak, Harvard Üniversitesinin sadece kütüphanesinde 15 milyon kitap var. Üniversite dediğin böyle olmalı. Üniversite bilim üretiyor, teknoloji üretiyor ve bunu kamunun hizmetine veriyor.

Yasa tasarısı, Türkiye’nin saygın vakıf üniversitelerinden TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesine bağlı eğitim bilimleri enstitülerinin ve fen lisesi statüsünde eğitim verecek olan ilk ve ortaöğretim kurumlarının kuruluşuna ilişkindir. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğrencilerinin yüzde 51’ini ücretsiz ve burslu okutan, kuruluşundan günümüze hızlı gelişme sağlayan, seçkin öğrencilerine çağdaş anlamda eğitim olanağı sağlayan gerçek bir vakıf üniversitesi görünümünde ve bu yolda umut veren bir üniversitedir. Kurmayı tasarladığı eğitim bilimleri enstitüleriyle ilk ve ortaöğretim kurumlarında da aynı başarıyı göstermesi dileğimizdir. Kurulması öngörülen okullarda okuyacak öğrencilerin en az yüzde 70’inin burslu okutulmasını önemsiyoruz.

Yine TOBB’un kalkınmada öncelikli yörelere yönelik yeni okullar açacağı tasarıda ifade ediliyor. Gerçi kalkınmada öncelikli yöreler konusu bu Mecliste çok tartışıldı, senelerdir kalkınmada öncelikli yörelere ayrıcalıklar tanınacağı söylenmekte ama bu yöreler bir türlü kalkınmamakta. Umarız TOBB’la ilgili aynı hayal kırıklığına uğramayız ve gerçekten, kalkınmada öncelikli yörelere bu eğitim faaliyetlerini taşımasını istiyoruz.

Söz konusu okulların kampüslerinde eğitim ve araştırma birimleri ile sağlık merkezi, lojmanlar ve misafirhaneler gibi her türlü tesisin kurulması ve işletilmesiyle ilgili ücretler dâhil her türlü giderler ile okullarda burslu okuyacak öğrencilere sağlanacak bursların, çalışanlara ait gelir vergisi tutarlarının yatırılacağı özel bir hesaptan ve diğer gelirlerinden karşılanması konusu tabii ki alışılmışın dışında bir uygulama olmakta ve genel bütçe gelirlerine bu gelirlerin yansımaması gibi bir olumsuzluk taşımakla birlikte, bu kalem gelirlerin eğitim harcamalarında kullanıldığını biliyor olmanın olumsuzluğu bir ölçüde izale ettiğini düşünüyoruz.

Sayın milletvekilleri, İstanbul Üniversitesi ile Dicle Üniversitesinde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılabilmesi için verdiğimiz yasa tasarısının, üniversiteler ve akademisyenlerin çoğundan olumlu tepkiler almış olmasından duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek istiyorum. On binlerce insan sokaklarda demokratik biçimde “Ana dilimde eğitim istiyorum.” talebinde bulunuyor ve her gün sokaklarda on binlerce insan bu taleplerini dile getiriyor. Bu talebe de aynı olumlu yaklaşımın gelişeceğine inanıyor, bu talebin karşılanması için hazırlıkların derhal başlatılmasını diliyor ve bekliyoruz.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinin yeni projesiyle yeni kurulacak olan Zirve Üniversitesi ve Yeni Yüzyıl Üniversitesinin hayırlı olmasını diliyorum. Saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 5 Şubat 2009

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook