Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)
Siirt Milletvekili · Barış ve Demokrasi Partisi
Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mart 2010 · 923 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi), 31 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 923 kelime.
Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi, Siirt). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-03-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türk-Alman Üniversitesinin kurulmasına dair kanun tasarısı üzerine söz aldım. Bu Türk-Alman Üniversitesinin kurulmasına ilişkin bir itirazımız yok ancak diğer grupların da ifade ettiği gibi, Almanya’da da bir Alman-Türk üniversitesinin kurulması karşılıklılık esasına uygun olacağı için biz de bu konuda ısrarcıyız. Mutlaka orada da Alman-Türk üniversitesi açılmasının koşullarını yaratmak lazım. Üstelik Türkiye’de kayda değer sayıda bir Alman vatandaşı yok ama Almanya’da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı milyonlarca insan var. Orada bir üniversitenin açılmasının aslında bir zarurilik açısından daha önemli olduğunu düşünüyoruz.
Bu Türk-Alman Üniversitesinin İstanbul’da açılıyor olması… Büyük kentlerde üniversitelerin zaten yığılması nedeniyle sorunlar yaşanıyor. Gerek büyük üniversitelerin gerekse vakıf üniversitelerinin öncelikli olarak büyük kentleri tercih etmeleri nedeniyle büyük kentlerde üniversite yığılmasından söz edilebilir.
Vakıf üniversiteleri kâr amaçlı olmama koşuluyla kurulurlar ama aslında bunların adı özel üniversite ve tamamen kâr amaçlı oldukları açık. Tercih ettikleri kentlerin büyük kentler olması bile bu konuda bize bir ipucu veriyor. Yine, bu vakıf üniversitelerinin neredeyse tamamı maliyeti düşük bölümlerin açılmasına özen gösteriyorlar ve öğrenci alımlarında çok yüksek ücretler talep ediyorlar. Gerek vakıf üniversitelerinin gerekse devlet üniversitelerinin yeterince denetlenmediği düşüncesindeyiz. Bu nedenle, devlet üniversiteleri ve vakıf üniversitelerinin denetlenmesine ilişkin bir Meclis araştırması önergemizi yakında Meclis Başkanlığına sunacağız.
Hükûmetin her kentte bir üniversite anlayışı gecekondu üniversitelerinin açılmasına neden olmuştur, daha önce de ifade etmiştik. Birçok üniversitenin gerekli yapıları yok, binaları yok. Binaları olup da malzemesi olmayan üniversiteler, malzemesi olup da öğretim üyesi olmayan üniversitelerle karşı karşıyayız.
Siirt Üniversitesi de son zamanlarda açılan bir üniversite. 1976 yılında Dicle Üniversitesine bağlı iki yıllık eğitim enstitüsü olarak kuruldu. Daha sona 1992 yılında Dicle Üniversitesine bağlı eğitim fakültesi adını aldı, 2007 yılında Siirt Üniversitesi adını aldı. Yani otuz yıl sonra üniversiteye dönüştü, ama hâlâ ancak 2 enstitü, 3 fakülte ve 2 meslek yüksekokuluna öğrenci alabilmekte. Gerek fen-edebiyat fakültesi gerekse mühendislik fakültelerinin çeşitli bölümlerinin açılmasına karar verilmiş olmasına rağmen, öğretim üyesi eksikliği, yokluğu ve laboratuvar yokluğu nedeniyle henüz bu bölümlerin çoğuna öğrenci alınamamakta, otuz yılı aşkın bir geçmişi olmasına rağmen toplam 2.500 civarında öğrenciyle öğretime devam etmekte.
Gerçi Siirt Üniversitesi için bütün bu koşullara rağmen gecekondu üniversitesi demiyoruz, geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Gerek Sayın Rektörün gerekse diğer öğretim elemanlarının büyük fedakârlığıyla üniversitemiz ayakta duruyor; devletin yakın ilgisine ihtiyaç var, öğretim üyesi desteğine ihtiyacı var.
Büyük kentlerde, İstanbul’da, Ankara’da birçok devlet üniversitesinde biliyoruz ki profesör, doçent, yardımcı doçent kadrosunda öğretim elemanlarının çoğu haftada bir iki saat ancak derse giriyorlar ve atıl durumdalar, ama yeni açılan üniversiteler öğretim elemanı sıkıntısı yaşamaktalar, bu nedenle birçok bölüm öğrenciyi alamıyor durumda. Bunların gözden geçirilmesi ve öğretim elemanlarının yeni açılan üniversitelere kaydırılması için mutlaka bir çözüm bulmamız lazım diye düşünüyorum.
Siirt Üniversitesinde yaşanan bir başka sorun da var. Özellikle Siirt Üniversitesi öğrencileri çevre il ve ilçelerden gelen öğrenciler ve bu öğrenciler, gerek miting gerek yürüyüş gerek protesto eylemlerinde demokratik, yasal gösteri haklarını kullandıkları için gözaltına alınmakta, sorgulanmaktalar, hatta bazı öğrenciler okudukları gazete veya dergilere bakılarak, gerek emniyet görevlileri tarafından gerekse üniversite yönetimi tarafından kimi soruşturmalarla, kimi cezai müeyyidelerle karşılaşmaktadırlar. Siirt Üniversitesi öğrencilerinin böylesi sorunları var, sıkıntıları var. Bunu ifade etmek istiyorum.
Üniversitelerde ana dil konusu konuşuldu. Yani, Türk-Alman Üniversitesinde veya Almanya’da yaşayan vatandaşlarımıza ilişkin Türkçe okulların açılması veya açılmış olan okullarda Türkçe derslerin verilmesine ilişkin Sayın Başbakan ve burada sayın üyeler ifade ettiler, Türkçe derslerinin konulması ve Türkçenin geliştirilmesi açısından. Son derece haklı. Sayın Başbakan asimilasyonu önleyici bir tedbir olarak Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Türkçe öğrenmelerini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep etti ve asimilasyonu önleme bakımından bunun önemine değindi. Tamamen katılıyoruz. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 20 milyon Kürt hâlâ kendi dillerini konuşamaz durumdalar, Siyasi Partiler Yasası’nda bu yasak var. Okullarda hiçbir şekilde Kürtçe konuşulamamakta, eğitim yapılamamakta. Kürt dili ve edebiyatı bölümünün açılmasına dair bir kanun teklifi verdim. Dicle Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesinde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılmasına dair verdiğimiz kanun teklifi gündeme gelmedi. YÖK bir ara sıcak baktığını ifade ettiyse de hâlâ bir adım atılmış değil.
Bana şeyi hatırlattı. Tam yüz üç yıl önce, 1907 yılında büyük din bilgini Bediüzzaman Saidi Nursi -gerçek adıyla, asıl adıyla Saidi Kürdi- Van’da “Medresetül Zehra” adıyla Kürtçe eğitim veren bir medresenin, bir üniversitenin açılmasını talep etmişti. Bunun için, İstanbul’a, Padişahlığa kadar ulaşıp bu üniversitenin açılmasına dair tekliflerini ifade etti, düşüncelerini ileri sürdü, açıklamalarda bulundu. Üniversite açılmak bir yana, merhum Sayın Bediüzzaman Saidi Kürdi deli muamelesi gördü ve tımarhaneye atıldı. Bir süre tımarhanede kaldı, böyle bir talepte bulunduğu için. Daha sonra tımarhaneden çıktı. Padişah bir teklif getirdi ona; ayda bin lira maaş ve 2 bin lira da yol parası vermek üzere bir teklifte bulundu, bu talebinden vazgeçsin diye. Bediüzzaman bunu kabul etmedi, reddetti, “Ben dilenci değilim.” dedi. Bunun üzerine tutuklandı, cezaevine konuldu.
Şimdi, tam yüz yıl sonra, ben Osman Özçelik bir teklifte bulundum. Bereket henüz tımarhaneye atılmadım, henüz cezaevine de konulmadım ama bu teklifim hiçbir şekilde ciddiye alınmadı. Bu teklifimde ısrar ediyorum. Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılması bir zorunluluktur. İleride ana dilde eğitim bütün okullarda zorunlu hâle gelecektir, buna inanıyorum. Onun hazırlığının yapılması lazım. Yani Kürtçe eğitimin, ana dilde eğitimin her aşamada yapılması bir zorunluluktur, bir ihtiyaçtır. Bugün belki kabul görmeyebilir ama önümüzdeki dönemlerde mutlaka kabul görecektir ve bunun hazırlıklarının yapılması açısından, öğretmenlerin yetiştirilmesi bakımından da Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılması şimdiden bir hazırlık açısından önemlidir.
Kürtler bu ülkenin vatandaşlarıdırlar, vergilerini veriyorlar, askerlik yapıyorlar, bu ülkenin en ağır işlerinde çalışıyorlar; inşaat işlerinde çalışıyorlar, hamallık yapıyorlar, hizmet işlerinde çalışıyorlar ama kendi diliyle eğitim görme hakkına sahip olmamaları düşünülemez. 21’inci yüzyılda demokratik bir ülkenin kabul edebileceği bir şey olmamalı bu. Türkiye, bu kamburundan kurtulmalıdır, bu rahatlığa kavuşmalıdır. Birlikte yaşıyoruz. Birbirimizin dilini rahatlıkla konuşabilmeliyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
65 konuşma daha · 31 Mart 2010