İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 133. BİRLEŞİM · SALI

İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında

Osman Özçelik

Siirt Milletvekili ·

Genel Kurul, 133. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Temmuz 2010 · 483 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Özçelik, 13 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 483 kelime.

Osman Özçelik (Siirt). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim tutanağı, 13 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-07-13-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hatırlanacağı üzere yaklaşık bir buçuk yıl önce İstanbul Üniversitesi ile Dicle Üniversitesinde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılmasına dair bir kanun teklifi vermiştik. Aradan bir buçuk yıl geçti hâlâ bir ses yok. Bu arada çok sayıda devlet üniversitesinin, yine çok sayıda vakıf üniversitesinin kuruluşunu burada birlikte gerçekleştirdik. YÖK, bizim teklifimize kamuoyunun olumlu tepkisine karşın herhangi bir yanıt vermedi. Yalnız, sadece, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Profesör Doktor Sayın Serdar Bedii Omay’ın özel çabalarıyla Artuklu Üniversitesinde “Yaşayan Diller Enstitüsü” şeklinde bir kuruluş gerçekleşti ve burada da henüz öğrenci alımı yok. Yine Tunceli Üniversitesinde, seçmeli ders olarak haftada bir saat olmak üzere Kürtçe dersler verilmeye başlandı. Çok yoğun bir ilgi olduğu görülüyor. Tunceli Üniversitesinde yaklaşık bin öğrenci haftada bir saat de olsa Kürtçe seçmeli ders görüyorlar. Bu yoğun talebin karşılanmasının, Millî Eğitim Bakanlığının ve YÖK’ün görevleri arasında olduğunu sanıyorum.

Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılmasına ilişkin yaptığımız kanun teklifinin gerekçesinde Türkiye’de er veya geç Kürtçe eğitime geçilecektir. Bu, toplumsal bir ihtiyaçtır. Demokratikleşme süreciyle birlikte bunun gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Yoğun ve çok sayıda öğretmene ihtiyaç olacaktır. Bu nedenle, üniversitelerde formasyon kazanmış öğretmenlerin, hocaların yetiştirilmesi açısından üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılmasını bir zorunluluk olarak kanun teklifimizde göstermiştik. Bu, ana dilde eğitimle ilgili bir olaydır.

Ana dilde eğitim ve öğretim bireyin kişilik oluşumunda, toplumsal gelişmesinde, özgür ve eleştirel düşünmesinde, yine yaratıcı kişiliğinin gelişmesinde ana dilin ilköğretimden yükseköğrenime kadar ve yaşamın bütün alanlarında yaşamı etkileyen önemli bir faktör olduğu ve bu nedenle ana dilde eğitimin vazgeçilmez insan haklarından biri olduğu konusu, artık bütün dünyada kabul edilen bir olgudur. Amerika Birleşik Devletleri'nde dil bilimci Collier’in yaptığı bir araştırmaya göre, resmî devlet dili yanında ana dilinde eğitim gören öğrencilerin, akademik yaşamlarında, tek resmî dille eğitim görenlere oranla akademik anlamda çok daha yüksek başarı gösterdikleri bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Yine UNICEF’in yaptığı bir araştırmada, ana dilde eğitim alan çocukların bu haktan mahrum bırakılan çocuklara oranla sosyal kişiliklerinin daha gelişkin ve sağlıklı geliştikleri ortaya konmuştur. Ana dilden farklı bir dilde eğitim gören çocuklarda öğrenme geriliği, öz güven eksikliği, kekemelik, konuşma zorlukları, hırçınlık, saldırganlık gibi olumsuz psikolojik faktörlerin ortaya çıktığı, yine araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle, ünlü dil bilimci Humboldt “İnsan ancak diliyle insandır.” demiştir. Bu nedenle, ana dilde eğitim dünyanın her yerinde zorunlu ve bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir.

Ana dilde eğitimle asimilasyon arasında çok yakın bir ilişki vardır. Ana dilde eğitime olanak tanınan ülkelerde asimilasyona karşı bir önlem olarak görülmekte ama ana dilinin yasaklandığı, sadece resmî dille eğitim ve öğretimin yapıldığı ülkelerde insanlık suçu olarak kabul ettiğimiz asimilasyon ortaya çıkmaktadır.

Asimilasyon, bağımlı kişinin ya da grubun egemenlerin karakteristiklerini üstlenmesi ve sonuç olarak da kendini o grubun bir parçası olarak kabul etmesi süreci ve köklerine karşı yabancılaşması, hatta düşmanlaşması süreci olarak tanımlanmaktadır. Asimilasyona uğramış kişilerde kökünü reddetme, köklerine düşmanlık ve egemen ulusun kimliğini şovence duygularla koruma ve savunma şeklinde yansır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 13 Temmuz 2010

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook