Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)
Siirt Milletvekili · Barış ve Demokrasi Partisi
Genel Kurul, 133. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Temmuz 2010 · 895 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi), 13 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 895 kelime.
Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi, Siirt). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim tutanağı, 13 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-07-13-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; verdiğimiz önergenin lehine konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Meclise geldiğimiz günden beri demokratikleşmenin önündeki yasal düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi ve demokratikleşmeyi sağlayıcı çalışmaların yapılması konusunda Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak her türlü demokratikleşme çabalarını destekledik ve gayretlerimizi gösterdik.
Demokratikleşmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak kabul ettiğimiz seçim barajının düşürülmesine ilişkin çeşitli kanun teklifleri verdik. Siyasi Partiler Yasası, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, yerel seçimler hakkındaki kanun ve diğer seçim mevzuatına ilişkin kanunlarda demokratikleşmeyi sağlayacak tedbirlerin alınması konusunda yasa değişikliği önerilerimizi sunduk, ancak ne yazık ki bugüne kadar bu tekliflerimizden hiçbiri gündeme alınmadığı gibi dikkate de alınmış değil.
Demokratik ülkeler, çok farklı toplumsal kesimlerin parlamentoda temsili için temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkesine son derece büyük bir titizlik gösterirler. Evet, istikrar olmalı ama temsilde adalet göz ardı edilemez.
Siyasi düşüncenin en üst düzeyde örgütlenmesi siyasi parti örgütlenmesidir. Siyasi partiler temel hukuk kuralları çerçevesinde kalmak ve şiddete, şiddet unsuruna yer vermemek üzere çeşitli felsefi görüşlerin, çeşitli toplumsal kategorilerin, çeşitli inançların, çeşitli etnik grupların sorunlarını dile getirmek, onlara çözüm arayışında olmak ve bunları parlamentolarda temsil etme hakkına sahiptirler ve bu şekilde kurulurlar. Tabii siyasi partilerin temel amaçlarından bir tanesi iktidar olmaktır, ancak temsil ettikleri toplumsal kategorilerin, sınıfların ve temsil ettiği diğer görüşlerin yönetime katılmasını sağlamak amacıyla programlarında belirttikleri ilkeler doğrultusunda ve kamuoyuna açıkladıkları görüşler doğrultusunda halktan aldıkları destek oranında parlamentolarda temsil edilmelerinin sağlanması konusunda demokratik ülkeler büyük titizlik gösterirler.
Siyasi partilerin yönetime katılmaları sadece iktidar olmakla sınırlı değil, muhalefet yoluyla da yönetime katılma bütün siyasi partilerin hem görevleri hem haklarıdır. İşte bu nedenle, temsilde adalet çok büyük bir önem kazanıyor.
Antidemokratik ülkelerde farklı düşünceler, toplumda genel geçer siyasi düşüncelerden farklı düşünceler genellikle tehlikeli düşünceler olarak görülür ve bu tehlikeli düşüncelerin ifade edilmesine ve örgütlenmesine engel olunur, baskı uygulanır.
Bu durumlarda, temsil imkânı bulamayan, ifade imkânı bulamayan ve örgütlenme imkânı bulamayan düşünce yer altına iner. Zorla bastırılan düşünce karşı şiddeti doğurur. İşte parlamentolar bu nedenle, bu anlamda yapıcı bir özellik taşırlar ve her türlü düşüncenin özgürce ifade edilebildiği demokratik bir ortamı yaratırlar demokratik ülkelerde.
Türkiye’de yüksek seçim barajının Kürt sorunundan kaynaklı olduğu gerçeği ve Kürtlerin kendi kimlikleriyle Parlamentoda kendilerini temsil etmenin önüne bir engel olarak konduğu konusu artık inkâr edilemiyor, artık neredeyse açıkça söyleniyor.
Yüksek seçim barajıyla, Türkiye’nin ayrıca taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi; bu Sözleşmeye aykırı bir tutum gösteriliyor, bu Sözleşme açıkça ihlal ediliyor.
Yıllardır dili, kültürü, tarihi ve nihayet varlığı inkâr edilen Kürt halkının, ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan emekçilerin, muhtelif inanç sahiplerinin, inançsızların, farklı cinsel tercihi olanların, kadınların, Alevilerin ve diğer azınlıkların; tüm bunların, toplumda ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan tüm toplumsal kategorilerin temsilciliğini ve sözcülüğünü yapmak üzere örgütlenmiş bir siyasi parti olarak Parlamentoda kendi kimliğimizle temsilimizin önüne geçilmesi kabul edilemez. Toplumsal barışa bu şekilde zarar verildiğini düşünüyoruz.
Yüksek orandaki seçim barajı, bir taraftan, halk iradesinin Parlamentoya yansımasını engellemekte, diğer taraftan, seçimlerde en yüksek oyu alan siyasi partinin hak etmediği oranda temsiline olanak sağlamakta, aşkın temsil oranı, Parlamentoda diğer muhalefet gruplarının dikkate alınmaması gibi kendini beğenmişlik ve vurdumduymazlık duygusu geliştiriyor. İşte, bu Parlamentoda bunu çok sık yaşıyoruz. 340’a yakın milletvekiliyle temsil edilen AK PARTİ, bugüne kadar, üç muhalefet partisinin, grubu bulunan üç muhalefet partisinin hiçbir kanun teklifini dikkate almamış, kanun tekliflerinde, yasa tasarılarındaki önergelerinin virgülünü bile dikkate almamış, “Dediğim dedik, öttürdüğüm düdük.” anlayışıyla davranmaktadır. Bunun kaynağı, temsilde adaletin olmamasıdır, Seçim Yasası’ndaki aşkın temsil oranının ve baraj sisteminin getirdiği antidemokratik bir durumdur. Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Avrupa Birliğine aday ülkeler arasında seçim barajı oranı en yüksek olan ülke Türkiye’dir. Bu bizi hiç rahatsız etmiyor mu? “Avrupa Birliğine katılacağız.” diyoruz. “Avrupa Birliğinin koşullarını, Kopenhag Kriterleri’ni, ekonomi kriterlerini kendi yaşamımıza ve yasalarımıza uyduracağız, onlara uyum sağlayacağız.” diye çaba gösterirken bu seçim barajına ilişkin ölçütleri neden dikkate almıyoruz? Bu, ciddi bir çelişki değil midir?
Bakın, Fransa’da, Hollanda’da, İrlanda’da, İngiltere’de, İspanya’da, Portekiz’de, Finlandiya’da, Malta’da, Kıbrıs Rum kesiminde baraj uygulaması yoktur; sıfır barajla seçime girmekte siyasi partiler. Danimarka’da yüzde 2, Yunanistan’da yüzde 3; yüzde 4’ü aşan oran yok Avrupa ülkelerinde. Bir tek ülkede, Almanya’da seçim barajı yüzde 5 olarak uygulanıyor ama bunun da demokratik önlemi alınmış. Almanya’da dar bölge seçim sistemi uygulanmakta. Yani her bölgeden tek milletvekili seçilecek şekilde dar bölge sistemi. Mecliste, Federal Parlamentoda 600’e yakın -598 sanıyorum- üyeden oluşan Parlamentonun 299 üyesi için dar bölgelerden seçim gerçekleştiriliyor ve o dar bölgede seçilen, birinci olan parti 1 milletvekili çıkarıyor. Geriye kalan yarısı -299 sanıyorum- milletvekili de siyasi partilerin verdiği listelerden seçiliyor aldıkları oy oranında. Buna rağmen bir önlem daha alınmış. Üç bölgeden, üç dar bölgeden milletvekili seçtirebilen siyasi parti, yüzde 5 barajını, ülke genelinde yüzde 5 barajını aşmamış olsa dahi, listelerden verdiği adayları kendi aldığı oy oranında, eğer yüzde 4’se 4 kişiyi, yüzde 4 oranında seçtirebiliyor. Böyle bir önlem alınmış yani neredeyse sıfıra indirilmiş.
Bizim verdiğimiz kanun teklifleri var. Teklifimiz genellikle yüzde 3 oranındadır, yüzde 3 oranında oy alan siyasi partilerin Parlamentoda temsili sağlanmalıdır. Bu sadece Parlamento için değil, yerel yönetim seçimlerinde de bu olanak sağlanmalıdır. “Özellikle yerel seçimlerde uygulanan yerel demokrasinin gelişmesinin temel beşiği olan yerel yönetimlerde baraj uygulamasının yüzde 3’e veya daha da altına indirilmesi hâlinde, Parlamentoda yüzde 3 oranını bile bulamayan siyasi partilerin hiç değilse yerel yönetimlerde temsilinin sağlanması gerekir.” şeklindeki kanun teklifimiz Meclis raflarında durmaktadır.
Sayın milletvekilleri, eğer seçimlerde baraj uygulaması olmasaydı, Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) 2002 seçimlerinde Türkiye genelinde yüzde 6,2 oy almış ve Parlamentoda 52 milletvekiliyle temsil hakkına kavuşmuş olacaktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
62 konuşma daha · 13 Temmuz 2010