İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Dünya çevre günü nedeniyle

Osman Pepe

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 89. Birleşim · 1. yasama yılı · 4 Haziran 2003 · 1.100 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Pepe (AK Parti), 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ NEDENİYLE); konuşma 1.100 kelime.

Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Dünya çevre günü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 4 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2003-06-04-dunya-cevre-gunu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran, dünyadaki, çevreye karşı insanlığın yapmış olduğu haksızlıkların farkına vardığı, bir milat olarak tarihe geçen bir gündür.

Dünya insanlığının, sanayileşme sürecindeki yoğun kâr hırsıyla yapmış olduğu çevre tahribatının, sonunda, bütün dünya insanlığının geleceğini tehlikeye düşürdüğünü fark eden aydınlar, bu duyarlılığın bütün uluslar tarafından paylaşılması, bunun bir ortak bilinç olarak özümsenmesi gerektiğini gördükleri, fark ettikleri için, buna bir gün koydular. Aslında, dünyada, böyle anma günleri var. Tabiî, bu anma günlerini, doğrusu, ben pek de içime sindirmiyorum, paylaşmıyorum. Aslında, çevreyi yılda bir kez anmanın, bunun gereğini yerine getirmeye yeteceğini hiç kimsenin ifade etmesi mümkün değildir; ama, insanların, daha yoğunlaştıkları bu konuyu çeşitli etkinliklerle, sempozyumlarla, bütün ulusların kendi iç dokularına sindirmeye gayret ettikleri bir gün olarak, yine de, anılmasını, değer verilmesini gerekli gördüğüm bir gündür diye ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette ki, dünyada sanayileşmenin, çevre tahribatını hangi noktalara getirdiğini, pekâlâ, biliyoruz. Türkiye henüz sanayileşme sürecini yeterince tamamlayamadığı için, çağdaş dünyanın şu anda karşı karşıya kalmış olduğu çevre problemlerine o kadar da aşina değil, onlarla o kadar başı dertte değil; ama, çevre, artık, bir ulusun malı olmaktan çıkmıştır. Dünyanın herhangi bir noktasında çevreye ve insanlığa verilen zararın faturasını, milyarlarca insan bir anda ödemekle karşı karşıya kalıyor. Onun içindir ki, geçmişte Çernobil faciasının, onun içindir ki, Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin ve Tuna'nın, Volga'nın, yani, Orta Avrupa'nın, Ukrayna'nın, Beyaz Rusya'nın, Rusya Federasyonunun bütün atıklarının kirletmiş olduğu bir Karadeniz'deki talihsizliği, Türkiye ve Türk insanı, kendi bölgesindeki, aynı coğrafyayı paylaştığı insanlarla birlikte yaşıyor.

Biz, pürçevrecilik endişesiyle sorunlara bakarsak, doğruyu görmüş olamayız. Eğer, sadece ağacı görürsek, ormanı görmekten uzaklaşırız. Bizim, sorunun tamamına objektif bir bakış atfetmemiz lazım. Gelişme ile çevrenin, tez ve antitez olarak algılanmaması lazım. Günümüzde, edinilen tecrübelerin ışığında, kullanırken korumayı becermemiz lazım geldiğini, bunu eğitimin her kademesinde, toplumun her katmanının mutlaka ve mutlaka içine sindirmesi gereken bir olgu olduğunun altını çizmekte fayda görüyorum.

Aslında, bugün, çevre, demokrasinin en önemli argümanlarından birisidir; çünkü, çevreciliğin en temel, olmazsa olmaz öğesi katılımcılıktır. Katılımcılık, demokrasinin, yine, olmazsa olmaz bir öğesidir. Yani, bugün, çevreyle alakalı sorunları Parlamento gündeminde, sivil toplum gündeminde, medyanın gündeminde, bütün ülkenin ve bütün insanlığın gündeminde eğer tartışıyorsak, bu, demokrasinin de bize lütfetmiş olduğu, bağışlamış olduğu, vermiş olduğu bir imkândır diye meseleye bakmak lazım. Yani, demokrasi olmasaydı çevrenin farkına insanların varması mümkün değildi. Demokrasinin gelişmiş olduğu ülkelerde çevreye, çevreciliğe ve insanın geleceğine daha fazla saygının olduğu da, bugün, artık, herkesin kabul etmiş olduğu bir realitedir.

Tabiî, bizim, Türkiye olarak, sürdürülebilir bir çevre, sürdürülebilir bir kalkınma ikilemini dikkatli bir şekilde önümüze koyup, masanın üzerinde, burada, doğruları, Türkiye'nin ve dünyanın gerçekleriyle birlikte yüzleştirerek bir terkip, bir sentez yapmamız lazım.

Türkiye'nin önünde Avrupa Birliği süreci var. Bu sürecin artık kaçınılmaz bir süreç olduğunu, yine bu sürecin, Türkiye'de, Avrupa Birliğinin, insanlığın geleceğine, çevrenin geleceğine vermiş olduğu değer doğrultusunda, Avrupa Birliğinin, bugün, milyarlarca dolarlık çevre fonlarını seferber ettiğini, yine, önümüzdeki orta vadede, Avrupa Birliğinin, 100 milyar dolardan daha fazla, çevre fonlarını, kullanmaya hazırladığını, bunun hazırlıkları içerisinde olduğunu; ama, Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye'nin, bugüne kadar, Avrupa Birliğinin fonlarından yeterince istifade edemediğini, hatta, kendi iç kaynaklarını, kendi iç dinamiklerini yeterince harekete geçiremediğini de burada bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce, değerli milletvekili arkadaşlarımızı, burada görüş ve düşüncelerini dile getirirken hep birlikte dinledik. Tabiî, Çevre Bakanlığının kapatıldığı ve Türkiye'de, AK Parti Hükümetlerinin çevreye yeterince duyarlı olmadığı noktasındaki eleştirileri kabul etmek, bunları paylaşmak mümkün değil. Şu realiteyi görmek lazım: Burada, komisyonlarda ve çeşitli platformlarda, muhalefet sözcüsü arkadaşlarımızın, Çevre Bakanlığı kapatıldı diye ifade ettikleri sözler, şu andaki fotoğrafı ifade etmekten son derece uzak, gerçekleri görmekten son derece uzak, sadece politika yapmış olmak için söylenen sözlerdir. Aslında, keşke, burada, bu milletin kürsüsünde, iktidar ve muhalefetin Türkiye'nin çevre sorunları karşısındaki ortak duyarlılığı geliştirme noktasında, ortak projelere imza atma noktasında, yaptıklarımızı, yapacaklarımızı, sadece muhalefet etmek için, eleştiri yapmak için söylemenin ötesinde, başka şeylere de tanık olabilseydik.

HALUK KOÇ (Samsun)-Tam öyle değil...

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)Kötü bir şey söylemedik Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Bakın, Çevre Bakanlığı, bugün, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak bütün birimleriyle, bütün genel müdürlükleriyle, bütün daire başkanlıklarıyla, özel çevre kurumu birimiyle, tam teşkilatlı olarak, eskisinden çok daha güçlü ve çok daha kuşatıcı bir anlayış içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Türkiye'de Çevre ve Orman Bakanlığı var.

Efendim, Sayın Başbakanın, çevreyle alakalı olarak İstanbul'da yaptıklarını Türkiye'deki 70 000 000 biliyor. Muhalefet Partisi sözcüsü arkadaşımız, zannediyorum, İstanbul'a ya Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmadan önce hiç gitmedi veyahut da o belediye başkanı olduktan sonra hiç gitmedi.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)Her hafta oradan geçiyorum Sayın Bakan, her hafta!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Bakın, Türkiye, İstanbul'daki yeşile, çevreye, denize, doğalgaza duyarlılığı, çevre korumayla alakalı endişeleri, en yoğun olarak, Recep Tayyip Erdoğan'ın döneminde yaşamıştır, görmüştür! (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bugün, takdir buyurursunuz ki, Parlamentoda bulunan milletvekilleri olarak, buraya çıkacağız, görüş ve düşüncelerimizi ifade edeceğiz; iktidar olarak projelerimizi anlatacağız, muhalefet katkılarını koyacak, eleştirilerini getirecek. 21 inci Dönem içerisinde, ben, bu kürsüde, onlarca kez, çevre konusunda konuştum; çevre bakanlarıyla komisyonlarda, Genel Kurulda, bu konularla alakalı karşılıklı görüş ve düşüncelerimizi paylaşma imkânına sahip olduk. Biz, burada ne söylersek söyleyelim, ne yaparsak yapalım, bazılarının kulakları buna ille de tıkalı olacaksa, yapılanları görmezlikten gelecekse, buna da söyleyecek sözümüz yok; ama, şundan emin olunuz ki, siz görmeseniz de millet görüyor, millet farkına varıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Önemli olan, zaten, milletin görmesidir, milletin takdir etmesidir. Bugün, şu Parlamento tablosu, Parlamento aritmetiği, milletin, olanların farkında olduğunun bir fotoğrafıdır.

Değerli milletvekilleri, bizim, elbette ki hedeflerimizin olması lazım. İnsanların, mutluluk içerisinde yaşayabilecekleri bir çevreyi oluşturmak, Avrupa Birliği sürecindeki hedeflerimizi, çevre kalitesi yönünden de, yine, Avrupa Birliği standartlarını Türkiye'de gerçekleştirmek için, hakikaten, Çevre Bakanlığının değerli bürokratlarıyla çalışıyoruz; ama, bu konunun, sivil toplumun bütün katmanları tarafından, mutlaka ve mutlaka, paylaşılması lazım. Sivil toplumun paylaşmadığı, destek vermediği, halkın bigâne kaldığı, halkın destek vermediği, inanmadığı hiçbir fikrin, hiçbir projenin başarıya ulaşma şansı yoktur. Biz, çevreyle alakalı, ormanla alakalı, kalkınmayla alakalı, Türkiye'de ne yapacağımızı, milletten almış olduğumuz ilhamla, milletten almış olduğumuz enerjiyle ortaya koymaya çalışıyoruz. Elbette ki, biz, Türkiye'de imkânlarımızın bu noktada sınırlı olduğunu biliyoruz, ekonominin sınırlı olduğunu biliyoruz, ekonominin imkânlarının, Türkiye'de, çevre açısından yapılması gerekenleri yapmamız için, yeterli finans imkânlarını bize vermediğini biliyoruz.

Bugün, bizim, Gölbaşı'nda, Haymana yolu üzerinde, Avrupa'da akredite edilmek üzere çalışmaları sürdürülen bir laboratuvarımız olduğunu ve çok kısa süre içerisinde, dünyadaki saygın laboratuvarlardan birisi olarak yerini alacağını söylemek istiyorum. Türkiye'deki hava, toprak ve su kalitesinin çok önemli olduğunun, çevre kalitesinin, çevre yönetiminin, Türkiye'de arzu ettiğimiz standartlarda olması için hükümetimiz üzerine düşeni yapmaktadır ve bundan sonra da, burada, yaptıklarımızı, düşüncelerimizi, projelerimizi sizlerle paylaşma imkânını bulacağımızı ümit ediyor, arkadaşlarımıza, bize, burada, fikir ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşma imkânı verdiği için teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 4 Haziran 2003

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook