Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında (s.sayı:298)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 26. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Aralık 2003 · 1.729 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oya Araslı (CHP), 10 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA (S.SAYI:298)); konuşma 1.729 kelime.
Oya Araslı (CHP, Ankara). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında (s.sayı:298)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2003-12-10-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-s-sayi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum ve Sayın Başkan ile değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.
(x) 298 S. Sayılı Basmayazı bu birleşim tutanağa eklidir.
(xx) 275 S. Sayılı Basmayazı 12.11.2003 tarihli 17 nci Birleşim tutanağa eklidir.
Kanun hakkındaki değerlendirmelere geçmeden önce, gündeme getirmek istediğim bir soru var. Kanunun birinci görüşmesinde, bir sayın bakanımız, Türkiye'nin kör kuruşunun bile israf edilmesine izin vermeyeceğini, müsaade etmeyeceğini burada dile getirmişti. Bütün ikazlarımıza rağmen, tüm hukuka aykırılıklarıyla, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun oylarıyla kabul edilen bu yasanın ikinci görüşmesinin ulusumuza kaç kör kuruşa mal olduğunu, kaç kör kuruşunun heder edilmesine yol açtığını, lütfen, bize bildirmesini istiyorum.
Şimdi de, söz konusu kanun üzerinde görüşlerimizi ifade ediyorum. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, 278 sayılı Kanunla, Başbakanlığa bağlı, idarî ve malî özerkliğe ve tüzelkişiliğe sahip ve müspet bilimlerde araştırma ve geliştirme etkinliklerini ülke kalkınmasındaki önceliklere göre geliştirmek, özendirmek, düzenlemek, eşgüdüm sağlamak, bilimsel ve teknik bilgilere erişmek ve erişilmesini olanaklı kılmak amacıyla kurulmuştur.
Kurum, özerkliğe sahiptir; Bilim Kurulu, başkanlık, araştırma grupları, araştırma merkezleri, enstitüler ve benzeri birimlerden oluşturulmuştur. Kurumun süresi dolan başkanının ve Bilim Kurulu üyelerinin yeniden seçilmesi ve atanma sürecinde, herkesin bildiği bir sorun yaşanmıştır.
278 sayılı Kanunun 498 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle değişik 5 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, kurum başkanının, söz konusu fıkrada dile getirilen nitelikleri taşıyanlar arasından Bilim Kurulunca seçilmesi ve Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca atanması gerekmektedir.
Kurum Başkanlığı görevini sürdürmekte olan Prof. Dr. Namık Kemal Pak'ın görev süresi 30 Mayıs 2003 tarihinde dolacağı için, Bilim Kurulu, 1 Şubat 2003 tarihli toplantısında Namık Kemal Pak'ı oybirliğiyle yeniden başkanlığa seçmiş ve bu kararı, 6 Mayıs 2003 tarihinde Başbakanlığa bildirmiştir; ancak, Başbakan, bu bildirimden sonra, atama için, Cumhurbaşkanına herhangi bir öneride bulunmamıştır. Başlamış olan bir idarî sürecin, hukuken geçerli bir neden olmadan durdurulması mümkün değildir; ama, başlanmış olan bu süreç, hukukî herhangi bir nedeni olmadan, Başbakanın Cumhurbaşkanına öneride bulunmaması nedeniyle durdurulmuştur.
Kurumun 21.9.2003 tarihinde görev süresi dolacak olan Bilim Kurulu üyelerinin yerine yeni üyeler ise 20.9.2003 tarihli Bilim Kurulu toplantısında seçilmiştir. 278 sayılı Kanuna göre seçim, Başbakanın onayıyla kesinleşmektedir. Seçilen üyeler, onaylanmak üzere Başbakanlığa bildirilmiştir; ancak, Başbakan, 30 Ekim 2003 tarihli yazısıyla, toplantının başkan yardımcısının başkanlığında yapıldığını, başkan yardımcısının kurul üyesi olmaması nedeniyle toplantıya başkanlık edemeyeceğini ve bu nedenle toplantıda karar yetersayısı olmadığını, başkanlık ile Bilim Kurulu üyeliklerine seçimin, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş olan yasa tasarısı yasalaştığında, bu yasa hükümleri doğrultusunda yapılacağını bildirmiştir. Bahsedilen yasa tasarısı, 12.11.2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bu Kanunun, Anayasaya ve hukukun genel ilkelerine aykırılığı nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından iade edilmesi, bizi bu ikinci görüşmeyi yapmak durumunda bırakmıştır.
Gördüğünüz gibi, önce, hukuka aykırı biçimde bir sorun yaratılmıştır; şimdi, bu yasayla yine hukuka aykırı bir biçimde sorun çözülmeye çalışılmaktadır; neden? Niçin, devamlı olarak hukuka aykırı işlemleri gündeme getirmeye ve yapmaya bu Meclis devam etmek durumunda bırakılmaktadır bu Meclisteki çoğunluk grubu tarafından?
Hukuka aykırı biçimde bir sorun yaratılmıştır diyoruz; çünkü, TÜBİTAK Başkanının seçilmesi bir zincirleme işlem sürecine bağlıdır. Bilim Kurulu, başkanı seçmek üzere seçimini yapmış ve sonuç, Başbakana bildirilmiştir. Başbakanın bu seçim üzerinde değişiklik yapma yetkisi yoktur; seçilenlere yeni bir isim ekleyemez, seçilenlerden herhangi bir ismi listeden dışarı çıkaramaz. Başkan için bu söz konusudur, Bilim Kurulu üyeleri için de aynı durum söz konusudur. Yani, Başbakana verilmiş olan yetki, bağlı bir yetkidir; Bilim Kurulunun başkan olarak belirlediği ismi Cumhurbaşkanı atamak durumundadır. Atamama, tekrar bir yazışma, ancak, seçilen başkanın kanunun aradığı nitelikleri taşımaması, yetersayılarda bir hukuka aykırılık olması gibi hukuken geçerli birtakım durumlarda söz konusu olabilir; ama, Başbakanlık, böyle bir geçerli hukukî nedeni kuruma bildirmemiştir; kurumun bu neden doğrultusunda seçimini gözden geçirmesi doğrultusunda herhangi bir talepte bulunmamıştır; kendisine bildirilen isimleri Cumhurbaşkanına da bildirmemiştir; böylece, Cumhurbaşkanının yetkisini ve görevini yapmasını da engellemiştir.
Bir hukuk devletinde, hiç kimsenin, keyfî bir biçimde, başlamış olan bir idarî işlem sürecini durdurmaya hakkı yoktur. Sadece yargı organları, bir hukuka aykırılık olduğu zaman, süreci kararlarıyla keserler; ama, burada, Başbakanlık, süreci, sanki yargı organı imiş gibi kesmektedir, kesmiştir. Sanki yargı organı imiş gibi diyorum; çünkü, sürecin kesilmesinin nedeni, çok sonraki bir tarihte, Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Ali Şahin tarafından dile getirilmiş ve Sayın Şahin, kurulun görev süresi biten başkanı hakkında, raporlarda birtakım yolsuzluk iddiaları olduğunu öne sürerek, bu seçimin neden daha ileri süreçlere ulaştırılmadığını açıklamaya çalışmıştır. Bütün bu zincirleme olaylar, süresi dolan Bilim Kurulu üyelerinin seçiminin yenilenmesinde de, toplantı ve karar yetersayılarını tartışmalı hale getirmiştir.
Şimdi, ortaya çıkarılmış olan bu sorun, yasada, seçime ilişkin yöntemin bir kerelik değiştirilmesi ve Başbakanın, boşalan kurul üyelerini seçmek, göreve atamak, başkanı için ise Cumhurbaşkanına isim önermek yetkisiyle donatılması suretiyle çözülmeye çalışılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin, kamu yararı amacına yönelik bir düzenleme olup olmadığı, ciddiyetle tartışılması gereken bir husustur.
Sorun, önce yaratılmıştır; biraz önce söylediğim gibi, hukuka aykırı bir biçimde, Başbakan -yapmaması gereken bir biçimde- başlamış olan bir idarî işlem sürecini durdurmuştur. Daha sonra da, bu keyfî muamele yüzünden ortaya çıkan sorunları, kendi isteği doğrultusunda durdurmak üzere, yasama sürecini devreye sokmuştur. Burada, bir kamu yararı söz konusu değildir; burada gözetilen yarar, sadece, siyasî iktidarın kafasındaki siyasî yarardır. Hiç kimsenin, Türkiye Cumhuriyetinde, devlet erkini, kendi siyasal, öznel çıkarları için kullanmaya hakkı yoktur. Bütün devlet işlemlerinin yönelmesi gereken nihaî amaç, kamu yararıdır. Bu anlattığımız olaylar dizininde bir kamu yararı olmadığı açıkça ortadadır. Bu durum, düzenlenmiş olan yasayı, getirilmiş olan geçici 2 nci maddeyi birinci ve ikinci fıkralarıyla birlikte, amaç unsuru bakımından Anayasadaki hukuk devleti ilkesine aykırı hale getirmektedir.
Ayrıca, biraz önce söylediğim gibi, hiç kimsenin, başlamış olan bir idarî işlem sürecini yasa yolunu kullanarak durdurmaya hakkı yoktur. Eğer, devlet erki, yasama erki bu şekilde kullanılmış olursa, Anayasamızda ifade edilmiş olan kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı hareket edilmiş olur. Maalesef, bu düzenleme, bu şekilde yapıldığı için, Anayasamızdaki kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Burada, bir yetkinin kötüye kullanılması veya yetki saptırılması olarak hukuken adlandırabileceğimiz bir durum vardır. Bu da, yapılan düzenlemeyi Anayasamızın başlangıcına, 7, 8 ve 9 uncu maddelerine aykırı bir görünüme sokmaktadır ve ayrıca, Anayasadan alınmayan bir devlet yetkisinin kullanılamayacağı ilkesini ifade eden Anayasanın 6 ncı maddesiyle de uyumsuz bir durum ortaya çıkarmaktadır.
Görüşmekte olduğumuz yasanın 1 inci maddesiyle 278 sayılı Kanuna eklenen geçici madde 3, getirdiği düzenleme bakımından yerinden yönetim birimlerinin özerkliğiyle de uyumsuzdur ve bu bakımdan, Anayasanın 123 üncü maddesine de aykırı bir görünüm arz etmektedir; şöyle ki: Bir vesayet makamının, bir yerinden yönetim biriminin yetkilerini onun yerine geçerek kullanması mümkün değildir. Özerk yönetimlerde mutlaka olması gereken bir koşul vardır özerkliğin sağlanması için; özerk olan kurumun kendi organlarının seçimini kendisinin yapması. Bir vesayet makamının bu seçimi onaylamak veya seçilenleri atanmak üzere bir üst makama iletmek yetkisi olabilir; ama, bir vesayet makamı, özerk kurumun sahip olduğu kendisinin organlarını kendisinin seçmesi yetkisine müdahale edemez, bu yetkiyi kullanamaz. Burada getirilen düzenlemeyle, vesayet makamına, bir özerk kurumun organlarını onun yerine geçerek seçme yetkisi verilmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir, bu, Kurumun özerkliğini ortadan kaldıracak son derece tehlikeli bir düzenlemedir. Halbuki, bilim kurullarının özerkliğinin korunması, özenle dikkat edilmesi gereken, öncelikle gerçekleştirilmesi gereken bir husustur.
Bütün bu düzenlemeler, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının hukuk devleti ilkesini gözardı etmeye ne kadar hevesli olduğunu, bu ilkeyi gerçekleştirme konusunda ne kadar özensiz bulunduğunu gözler önüne sermektedir. Bu özensizliğin TÜBİTAK gibi çok önemli bir bilim kuruluyla ilgili bir düzenleme yapılırken gösterilmesi, ayrıca üzülünmesi gereken bir husustur.
TÜBİTAK, herkesin bildiği gibi, Türkiye'de bilimsel araştırmaların, teknik gelişmelerin ülke hizmetine sunulmasının sağlandığı bir kurumdur. Sadece geçtiğimiz yıl, TÜBİTAK, çalışmalarıyla, Türkiye bütçesine 120 trilyonluk katkıda bulunmuştur; ama, bu çok önemli kuruma biz ne yapıyoruz; özerkliğini ortadan kaldıracak birtakım düzenlemelerle yüz yüze getiriyoruz, bütçesini bütçe tasarısında azaltıyoruz ve hakkında yargıya bağlanmış herhangi bir usulsüzlük söz konusu olmayan bir başkanı, bir seçilmiş başkanı seçtirmemek için, seçildiği yere oturtmamak için, yasa yoluyla yeni birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Sayın Namık Kemal Pak'ın herhangi bir usulsüzlüğü olmadığı yarın öbür gün murakıp raporlarıyla ortaya çıktığında, kendisine yapılan bu haksızlık nasıl giderilecektir; bunun cevabını doğrusu çok merak ediyorum.
Atamama nedeni olarak gösterilen murakıp raporlarında ve durumu özel bir yasayla düzenleme ihtiyacını bize duyuran murakıp raporlarında somut bir iddia yoktur, sadece, belli hususların incelenmesi gereği üzerinde durulmuştur ve bundan hareket edilerek, sanki bir yargı organıymış gibi Başbakan, Cumhurbaşkanına ismi önermeyi durdurmuştur. Bunlar, bir hukuk devletinde olmaması gereken hususlardır. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne hiçde gelmemesi gereken bir konudur; ama, maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının kadrolaşma arzusu, bizi, bunları görüşmek durumunda bırakmaktadır. Bu, kadrolaşma arzusunu, yürütme işlemiyle yapılamayan, yaratılamayan bir hukukî durumu, Adalet ve Kalkınma Partisi yandaşlarını birtakım kurumlara taşıma arzusunu gerçekleştirmek için hazırlanmış ve önümüze getirilmiş olan bir tasarıdır. Acaba, bununla, bu tür tasarılarla Türkiye'nin hangi sorunu çözülmektedir?! Aç insanlarımıza aş mı bulunmaktadır?! İşsiz insanlarımıza iş mi bulunmaktadır? Ayın sonunu dar getiren memurumuzun bütçesi mi genişlemektedir?! Gübreye, tarım ilacına para yetiştiremediği için traktörünü satmak zorunda kalan, güç koşullarla boğuşan çiftçinin mi durumu düzelmektedir bu düzenlemelerle?! Yoksa, varsıl olmadığı için okuma imkânı bulamayan öğrencilerimizin öğrenme imkânları mı genişlemektedir, onlara okuma imkânı mı sağlamaktayız?! Hiçbirisi; ama, öyle görüyorum ki, bütün bu sorunlar, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı için hiçbir anlam ifade etmemektedir. İktidar, sadece kadrolaşmaya önem vermektedir ve toplumumuzun diğer sorunlarına kulaklarını tıkamaktadır.
Ayrıca, cumhuriyet tarihinde, belki de yeryüzünde ilk defa olarak bir iktidar, bir resmî yazısında, Başbakanlık eliyle şunu söyleyebilmektedir: Bekleyin, yasa çıkaracağız, tasarı hazırladık, bunu acilen Meclisten geçireceğiz ve bu durmuş olan süreci bir kenara atıp, yazılmış olan, yasada getirilmiş olan hükümler çerçevesinde düzenleyeceğiz. Bu, bir hukuk ayıbıdır. Böyle bir yazının yazılabilmiş olması dahi, bir devlette, bir hukuk ayıbıdır. Olmayan, atama, seçme olayları ortaya çıktıktan aylar sonra ortaya konulan bir murakıp raporuna dayanarak, yolsuzluk iddiaları nedeniyle atamak üzere önerinin Cumhurbaşkanına yapılmadığını söylemek de, bir başka hukuk ayıbıdır. Ama, bu hukuk ayıplarını ve ülkenin sorunlarına çözüm bulamama, bu çözümleri geriye atma sorumsuzluğunu, bu iktidar, hiç sorun yapmadan gözardı edebilmektedir.
Bu sorunlar nasıl çözülecektir? Birkısım bakanlarımızın dediği gibi, Kur'an kurslarının Türkiye için bir güvence oluşturmasıyla mı çözülecektir? Bunu size sormak istiyorum ve rica ediyorum; Türkiye Büyük Millet Meclisinde daha ciddî işlerle uğraşalım. Hukuku, beşiği olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hukuka, Anayasaya aykırı birtakım kanunlarla boğmayalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Devamla)Bitiriyorum efendim.
BAŞKAN -Buyurun Sayın Araslı.
OYA ARASLI (Devamla)Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, bu yasaya olumsuz oy verecektir; çünkü, Anayasaya, hukukun genel ilkelerine aykırı ve özerk bir kurumun özerkliğini özünden zedeleyen bir düzenlemeye destek vermek ayıbını taşımak istememektedir. Bu ayıbın sizler tarafından da taşınmayacağını ümit etmek istiyorum. Bu yasaya Cumhuriyet Halk Partisi Grubu gibi, sizlerin de olumsuz oy vereceğini beklemek istiyorum.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 10 Aralık 2003