Kamu görevlileri etik kurulu kurulması ve bazı kanunlarda değişiklik (s.s.432)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 92. Birleşim · 2. yasama yılı · 25 Mayıs 2004 · 2.129 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oya Araslı (CHP), 25 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU GÖREVLİLERİ ETİK KURULU KURULMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK (S.S.432)); konuşma 2.129 kelime.
Oya Araslı (CHP, Ankara). “Kamu görevlileri etik kurulu kurulması ve bazı kanunlarda değişiklik (s.s.432)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2004-05-25-kamu-gorevlileri-etik-kurulu-kurulmasi-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 432 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum ve sözlerime başlamadan önce, Sayın Başkanı ve siz değerli milletvekillerini şahsım ve Grubum adına selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iyi kamu yönetimi, günümüzde, etkin ve verimli bir kamu yönetimidir. Bir yönetimin etkin ve verimli olabilmesi için, açıklık, saydamlık, hesap verebilirlik, tarafsızlık, dürüstlük, objektiflik gibi ilkelerin gereğini yerine getirmesi lazımdır. İyi yönetim, kamu görevlilerinin kamu hizmetlerini yansız, dürüst, etkin, verimli, hukuka uygun bir biçimde ve sorumluluk anlayışıyla yerine getirmesiyle gerçekleşebilir. Kamu görevlileri, görevlerini kişisel kazanç ya da çıkar sağlamak amacıyla kullanmamalı ve en yüksek ahlakî ölçülere uygun hareket etmelidir. Kamu görevlilerinden hukuka uygun hareket etmeleri beklenilir; ama, bunun yanında, kamu hizmetlerini alanlar -toplum- kamu görevlilerinin kendilerine karşı dürüst ve birtakım yüksek ahlakî ölçülere uygun bir biçimde davranmasını da bekler. Bir yönetimin "iyi kamu yönetimi" sıfatını hak edebilmesi için, bu gerekleri birlikte yerine getirmesi gerekir; yani, hem hukuka uyacaktır hem objektiflik, yansızlık, hesap verebilirlik, tarafsızlık, dürüstlük ilkelerine ve bunların yanı sıra da etik değerlere uygun hareket etmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, her ülke, kamu yönetiminde hukuka uygunluğu, idarenin ilkelerine uygunluğu denetleyebilecek bir mekanizma kurmuştur; ama, çağımızın gerekleri, bu mekanizmanın ek bir mekanizmayla takviye edilmesini gerektirmektedir. Bu ek mekanizma da, kamu yönetiminin etik değerlere uygunluğunu, yüksek ahlakî değerlere uygunluğunu denetleme amacıyla kurulacak olan bir mekanizmadır.
OECD'nin de 1998 yılında almış olduğu, yayımladığı bir tavsiye kararında, böyle bir ek mekanizmanın, yüksek ahlakî değerlere uygunluğu denetleyecek bir mekanizmanın kurulmasını önerdiğini, üye ülkelere bu doğrultuda bir direktif verdiğini görmekteyiz. Şu anda, ülkemizde de kamuda iyi bir yönetim kurulması amacı, hepimizin, Türkiye'de kamu yöneticileriyle, halkla, siyasî partilerle birlikte paylaştığımız bir beklentidir. Geçtiğimiz seçimde, tüm siyasî partilerin seçim bildirgelerine baktığımız zaman "kamu yönetiminde etik değerlere uyulmasını sağlayacağız" vaadinin bir taahhüt olarak yer aldığını görmekteyiz.
Şu anda Mecliste bulunan partilerden Adalet ve Kalkınma Partisi de seçim bildirgesinde böyle bir vaatte bulunmuştur, Cumhuriyet Halk Partisinin de bu doğrultuda bir bildirgesi vardır. Bunu iyi kamu yönetimini gerçekleştirmek için şu anda yürürlüğe koymak durumundayız. Bir etik kurulun kurulması, yüksek ahlakî değerlere uygunluğun denetimini yapacak bir kamu yönetim biriminin oluşturulması, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin bir arzusu olduğu gibi, Cumhuriyet Halk Partisinin de vazgeçemeyeceği ve gerçekleşmesi için çalışma, katkı yapmayı amaçladığı bir husustur.
Bu amaçla bir tasarı hazırlanıp önümüze getirilmiştir; ama, bu tasarı, maalesef içi boş bir tasarıdır. Yani, çok güzel, kamuya hoş gelebilecek, vatandaşlarımızın beğeniyle karşılayacağı bir gerekçe taşımaktadır, bir ad taşımaktadır; ama, içindeki düzenlemeye baktığımız zaman, bu düzenlemenin, aceleye getirilmiş, dikkatsiz, yer yer Anayasaya aykırı ve siyasette yansızlığı, tarafsızlığı sağlamak yerine, keyfî birtakım uygulamalara yol açabilecek, kamu görevlilerini iktidarın siyasî baskısı altına alabilecek -siz bunu yaparsınız demiyorum İktidar olarak; ama, yasa yaparken uzun vadeli düşünmek zorundayız- herhangi bir iktidarın eline, memuru, kamu görevlisini baskı altına almak ve ona keyfî uygulamalar yapma imkânını verebilecek bir tasarı olduğunu görüyoruz. Keşke diyoruz, böyle bir işe başlanıldığı zaman, bu sakıncaları beraberinde getirmeyecek bir düzenleme yapılmış olsaydı ve keşke diyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kamu yönetimindeki birtakım görevlilerin yüksek ahlakî değerlere uygun hareket etmesi sağlanırken, aynı amaç, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri için de güdülmüş olsaydı, Türkiye Büyük Millet Meclisi için de bir etik komisyonu oluşturulması doğrultusunda bir girişimde bulunulsaydı ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin bu doğrultuda vermiş oldukları yasa önerisi üzerine de gidilmiş olsaydı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde de böyle bir ahlakî değer denetimi, kendi özdenetimimiz olarak gerçekleştirilebilseydi.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Dokunulmazlık var...
OYA ARASLI (Devamla)Bir arkadaşımız "dokunulmazlık" diyor. Evet, mademki, etik konusuyla, yüksek ahlakî değerler konusuyla bu kadar ilgiliyiz, bunun bir uzantısı da dokunulmazlıklardır. Dokunulmazlıkların daraltılmasını da bir anayasa değişikliğiyle sağlayabilseydik; çünkü, en azından, toplumda dokunulmazlıkların bir imtiyaz olarak algılanmasının yarattığı sakıncaları, bunun hukuk devletinin önünde bir engel olarak görülmesini bir kenara bırakıyorum, yolsuzlukların, bir yerde, milletvekilliği dokunulmazlığı kapsamı altında işlendiğine dair toplumda süregelen bir kanının toplumu ve Meclisi ne kadar tahrip ettiğini bir kenara bırakıyorum; ama, yargı önünde aklanmak hakkından yararlanmak isteyen milletvekillerine de aklanmak imkânını vermiş olurduk böyle bir düzenlemeyi yapsaydık diye düşünüyorum. Bu vesileyle bunu dile getirmeyi de bir görev olarak biliyorum; ama, şu anda konumuz, önümüze konulmuş olan bu tasarı.
Çok olumlu bir girişim. Bütün gönlümüzle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, böyle bir kurulun oluşturulmasından yanayız. Bir kere daha vurgulamak istiyorum; kamu yönetiminde kamu görevlilerinin ahlakî değerlere uygun hareket edip etmediğinin de denetlenmesini, verimli, etkin, dürüst, toplumun beklediği yönetimin vazgeçilmez bir parçası olarak gördüğümüzü, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ifade etmek istiyorum; ama, böyle bir düzenleme yaparken, bunu sağlayacak bir kanun çıkarırken, fevkalade özenli hareket etmemiz gerektiğini de bunun yanında dile getirmek istiyorum. Çünkü, yüksek ahlakî değerler dediğimiz zaman, bu, içeriği her iktidara göre, toplumun çeşitli kesimlerine göre, bireylere göre değişik biçimde doldurulabilecek olan bir kavramdır. Böyle bir denetim yapacaksak, önce, yüksek ahlakî değerler olarak neleri gördüğümüz üzerinde anlaşmalıyız. Herkesin bireysel takdirine, en azından, bu denetimi yapacak kuruldaki üyelerin bireysel takdirine bırakılacak bir husus değildir bu. Ama, yasaya bakıyoruz, bu konuda bireysel yorumlara imkân bırakmayacak açıklıkta bir etik değer belirlemesi yapılmadığını görüyoruz. Birtakım hususlar dile getirilmiş; kanun tasarısına baktığımız zaman, birtakım hususların, 1 inci maddede kurulun kurulma amacı açıklanırken dile getirildiğini görüyoruz; ama "gibi" deniliyor; yani, bunu daha genişletmek de mümkün. Kim genişletecek, bu ahlakî değerleri kim belirleyecek, bunu belirleme işi de bu etik kurula bırakılmış. Etik kurul bir yönetmelik çıkararak bu değerleri belirleyecek.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu, bir kurulun görevi değildir. Kurul, sınırlı sayıda kişiden oluşmaktadır. Bu konuda toplumu temsil eden biziz, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri. Bu belirlemeyi yapmak, evvelemirde, siyasî bakımdan Türkiye Büyük Millet Meclisine düşen bir görev olmalıdır; çünkü, toplumun çeşitli kesimlerinden temsilci seçilerek biz geldik buraya, toplumun çeşitli yörelerindeki değer ölçülerini bilerek, biz buraya yasa yapmak üzere gönderildik. Bizim burada ortak bir noktaya varmamız lazım ki, toplumun beklediği ahlakî değerler nedir; bunu, açık seçik, tereddüde, yoruma mahal bırakmayacak bir şekilde ortaya koyabilelim. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine düşen bir görevdir siyasî bakımdan; ama, hukukî bakımdan işe baktığımız zaman, Anayasamızın, bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir görev ve yetki olarak verdiğini görüyoruz münhasıran; çünkü, Anayasaya bakınız, 124 üncü maddesine; ben size okuyayım yanında Anayasası olmayanlar var ise. Anayasanın 124 üncü maddesinde, Başbakanlığın, bakanlıkların ve kamu tüzelkişilerinin yönetmelik çıkarabileceği yazıyor. Başkası yönetmelik çıkaramaz Anayasanın bu hükmüne göre.
Peki, ben size sormak istiyorum: Bu tasarının neresinde bu etik kurulun tüzelkişiliğe sahip olduğu yazılı? Etik kurul, Başbakanlığa bağlı; tüzelkişilik, Başbakanlık tüzelkişiliği; tüzelkişiliği yok, o kadar yok ki, aldığı kararları Resmî Gazetede Başbakanlık yayımlatıyor. Anayasanın 124 üncü maddesi kapı gibi burada dururken, bu kurul nasıl yönetmelik çıkaracak da etik değerler belirleyecek?! Anayasaya açıkça aykırı bir durum; bir.
İkincisi...
HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya)Başbakanlık çıkaracak...
OYA ARASLI (Devamla)Başbakanlık çıkarır efendim o zaman; yani, etik kurulun kendisi çıkarmaz, etik kurulun tüzelkişiliği yok. Biz, Başbakanlık yönetmelik çıkaracak demiyoruz tasarıda. Tasarıyı okuduğunuz zaman, yönetmeliği çıkarma yetkisi etik kurula veriliyor. Yani, burada kimsenin tartışmaması gereken Anayasaya açık bir aykırılık var diye düşünüyorum. Her zaman olduğu gibi, bu konuda uyarıda bulunmanın da görevim olduğunu düşünüyorum. Uyarsınız uymazsınız, bu kişisel bir yorumdur, bizi bağlamaz diyebilirsiniz, onları bilemem, o size kalmış olay; ama, ben, burada bir uyarıda bulunmayı bir görev biliyorum. Anayasaya aykırı.
Gelelim, bir başka husustan Anayasaya aykırılığına: Şimdi, idare, hiçbir zaman aslî düzenleme yetkisi kullanamaz bizim Anayasamıza göre, kanunlar çerçevesinde görevini yerine getirir, kanunlara uygun olarak. Bir alan önce yasayla düzenlenmelidir ki, idare, ona bağlı bir düzenleyici işlem yapabilsin, yasaya dayanarak bir düzenleyici işlem yapsın. Şimdi, siz, bu tasarıda etik değerlerin ne olacağına ilişkin açık bir düzenleme yapmıyorsunuz, ilk elden aslî bir düzenleme yapmıyorsunuz. Bunu belirleme yetkisini doğrudan doğruya kurula bırakıyorsunuz; yani, bir aslî düzenleme yetkisi veriyorsunuz. Aslî düzenleme yetkisi, Anayasamızın 7 nci maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, bu yetki devredilemez, devredildiği takdirde, Anayasaya aykırı bir yetki olur ve Anayasanın 6 ncı maddesine göre de hiç kimse, hiçbir kuruluş, kökenini Anayasadan almayan bir yetki kullanamaz. Yani, Anayasanın 6, 7 ve 8 inci maddelerine aykırı bir durum da burada söz konusu.
Bununla da yetinmiyorsunuz; bu tasarı bir adım daha atmış; kurulun denetleme alanı içerisinde genel müdürler var; genel müdür düzeyindeki kamu görevlilerini de denetleyebilecek; ama, tasarı "genel müdür düzeyindeki kamu görevlilerinin hangileri olacağına da bu kurul karar verir" diyor. Şimdi bu da olmaz; çünkü, Anayasamız, biraz önce söylediğim gibi, aslî düzenleme yetkisini yasama organına vermiştir. Bu konuda bir düzenleme yapılmadan, yürütme organı bir aslî düzenleme yetkisi kullanamaz. Kurula bir bireysel karar verme imkânını bırakıyorsunuz; kim genel müdür düzeyindedir; Ahmet, genel müdür düzeyinde midir, Mehmet, genel müdür düzeyinde midir; bununla ilgili bireysel değerlendirme yapmak imkânını bırakıyorsunuz. Halbuki, kimin genel müdür düzeyinde olacağı, objektif, yansız, nesnel bir biçimde yasada gösterilmelidir. Bu yapılmamış, karara bırakılmış. Bu da yine, biraz önce söylediğim nedenlerle, Anayasanın 6, 7 ve 8 inci maddelerine aykırı bir yetki devri. Yönetmelik bile demiyorsunuz "bir kararla" diyorsunuz. Bunlar çok özen gösterilmesi gereken hususlar. Maalesef bu konuda, ben, gereken özenin gösterilmemiş olduğunu düşünüyorum bu düzenlemeler yapılırken.
Üzerinde durmak istediğim bir başka husus; altkomisyona, tespit ettiğim yanlışlıkları işaret etmek için gitmiştim üyesi olmamama rağmen, orada üzerinde durdum; eğer, kamu kurumları, kamu idareleri içerisinde özerkliğe sahip olanlar varsa, bunları böyle bir kurulun denetim alanı içerisine sokmak, özerkliği zedeleyebilir; örneğin üniversiteler, örneğin sayısız adlar altında idare yapımızda yer alan birtakım özerk kurumlar. Şimdi, üniversiteler hariç tutuldu; ama, diğer özerk kurumlarla ilgili bir belirleme yok. Korkarım ki, böyle bir denetim imkânı özerkliği tamamen ortadan kaldırır. Bunu söylerken, özerk kuruluşlarda etik denetim yapılmasın demek istemiyorum, onlarda da yapılsın; ama, kendi bünyeleri içerisinde, özerkliklerini bozmayacak bir biçimde, kendi oluşturdukları birtakım kurullar aracılığıyla bu etik denetim yapılsın; ama, bu şekilde, Başbakanlığa bağlı bir kurulun denetim alanı içerisine sokulurlarsa, bunların özerklikleri zedelenir. Üniversiteleri kurtarabilmiş durumdayız böyle bir konuma düşmekten; ama, diğer özerk kamu kurumları için böyle bir durum, kurtulma durumu söz konusu olmadığı için, onlar, tamamıyla bu kurulun denetim alanı içerisindeler ve özerklikleri de zedelenme tehlikesiyle karşı karşıya.
Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemeye baktığım zaman bir husus daha dikkatimi çekiyor; kurul kararları Resmî Gazetede yayımlanıyor; bir yaptırım Resmî Gazetede yayımlanması; ama, yayımlanması doğru mu değil mi, bu hususta da bir tartışmanın gerekli olduğunu düşünüyorum; çünkü, asliye ceza mahkemesinde, ağır ceza mahkemesinde yargılanıp ceza alan bir kişinin aldığı ceza Resmî Gazetede yayımlanmıyor. Bu kurulun kararlarının yargıya açık olup olmadığı belirtilmemiş yasa metninde; ama, Anayasamızdaki genel kural, idarenin hiçbir eylem ve işleminin yargı alanı dışında tutulamayacağı; ama, keşke, bu husus, yasaya da indirgenseydi ve yargıya başvurma tarihinin ne zaman başlayacağı da gösterilmiş olsaydı; çünkü, kurul, kararı alıyor, ilgiliye bildiriyor; ayrıca, bir de Resmî gazetede yayımlanıyor. Bu bildirimler arasında tarih farkı var. Hangisinden başlayacak idarî yargıya başvuru süresi; burada da bir sıkıntı ortaya çıkacak; bunun da açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Yine, tasarının 9 uncu maddesine baktığımız zaman, hediye alma yasağının kapsamını da kurul belirleyecek; yasa tasarısında bu konuda hiçbir belirleme yok. Biraz önce söyledim; idarenin hiçbir şekilde aslî düzenleme yetkisi yoktur. Yasada bir çerçeve yaparsınız, sınırları gösterirsiniz, onun içinde kalmak koşuluyla, onun uygulanmasını sağlamak amacıyla, idare, düzenleme yetkisini kullanır; ama, siz, tasarıda, hediye alma yasağının kapsamıyla ilgili bir kural koymamışsınız; yani, şu kadara kadar, bu kadara kadar diye ve bu yetkiyi, kapsamı belirleme yetkisini doğrudan doğruya kurula bırakmışsınız. Yani, kurul, alacağı bir kararla, bu kapsamı belirleyecek ve ilk elden düzenleme yetkisini kullanmış olacak... Bu da kökünü Anayasadan almayan bir yetki.
Bütün bu hususların, bu yasa tasarısında dikkatle giderilmesi gereken hususlar olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde ne olur; Başbakanlığa bağlı böyle bir kurula, etik değerleri her an değişebilecek bir yönetmelikle -tabiî, Anayasaya göre o yönetmeliği de çıkaramayacak- belirleme yetkisini bırakacak olursanız, bu, keyfîliğe yol açar ve bir gün, iktidardakiler, kamu görevlilerini baskı altına almak gibi bir endişeye düşerlerse, bir hevese kapılırlarsa, kamu görevlilerini, tamamen idarenin, bu kurulun ve bu kurul aracılığıyla Başbakanlığın siyasal etkilerine açık hale getirir, siyasal iktidarın bir oyuncağı konumuna düşürebilir. Bu, fevkalade sakıncalı sonuçlar doğurur; etik değerleri koruyalım fikrinden yola çıkarsınız, bu, olumlu bir şeydir; ama, bu şekilde bir düzenlemeyle, çok olumlu bir amaçtan yola çıkmanıza rağmen, çok olumsuz birtakım sonuçlara da kapıyı ardına kadar açmış olursunuz; bundan kaçınalım.
Çok değerli arkadaşlarım, şundan vazgeçelim: Bakın, gecenin geç saatlerine kadar buralarda çalışıyoruz, çalışmaktan bir şikâyetimiz yok; yeter ki, ulusumuza yararlı bir şeyler üretelim; salimen düşünelim, bunun sonucunda da hiçbir sakınca yaratmayacak dört başı mamur düzenlemeler ortaya koyalım. Bu iddiayla ortaya çıkıyorsunuz, çok süslü, albenisi olan birtakım adlarla, işte çağdaşlaştık, Avrupa'ya uyum sağladık, çok ileri bir demokrasi konumuna dönüşüyoruz iddialarıyla önümüze birtakım yasalar getiriyorsunuz, adı çok güzel; ama, içi boş birtakım düzenlemeler oluyor bunlar. Ben de diyorum ki, Grubum da diyor ki, bu iddialarla yola çıkalım; ama, içi dolu dolu, yanlışsız, dört başı mamur düzenlemeler yapalım; çünkü, öbürünü yaparsak, içi boş düzenlemeleri büyük adlar altında sunarsak, bunu yapanlar sadece kendini aldatmış olur; ne uyum sağlamaya çalıştığımız Avrupa'nın gözünü boyayabiliriz bununla ne de vatandaşlarımızın. Bunun sakıncaları ortaya çıktığı zaman, bizden hesap sorarlar; ülkenin sınırlı olan imkânlarını harcadınız, geç saatlere kadar Mecliste çalıştınız; ama, bak, türlü sorunlar çıkaracak yasalar yaptınız derler bize. Buna hakkımız olmadığını düşünüyorum. Sizleri, bu ikazlarla baş başa bırakıyorum; umarım, oylarınızı kullanırken yapılan bu ikazları değerlendirirsiniz.
Vaktinizi daha fazla almak istemiyor ve sözlerimi burada bitiriyorum.
Saygılar sunarım. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 25 Mayıs 2004