Irak halkına yöneltilen şiddet ve türkiye'nin ırak politikası konularında (8/14,15)
Balıkesir Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 92. Birleşim · 2. yasama yılı · 25 Mayıs 2004 · 1.074 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Turhan Çömez (AK Parti), 25 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: IRAK HALKINA YÖNELTİLEN ŞİDDET VE TÜRKİYE'NİN IRAK POLİTİKASI KONULARINDA (8/14,15)); konuşma 1.074 kelime.
Turhan Çömez (AK Parti, Balıkesir). “Irak halkına yöneltilen şiddet ve türkiye'nin ırak politikası konularında (8/14,15)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/turhan-comez-22-2004-05-25-irak-halkina-yoneltilen-siddet-ve-turkiye-nin-irak-politikasi-konulari (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilinen 6 000 yıllık tarihiyle medeniyetlerin ve savaşların odak noktası olmuş bir coğrafyada, Irak'ta yaşananları konuşmak üzere, tarihî bir toplantı yapıyoruz.
Genel görüşmeye ilişkin önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Bugün burada konuşulanların insanlık tarihi adına bir ibret vesikası olmasını dileyerek sözlerime başlıyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bugün, kan, hüzün, nefret ve intikam duygularının hâkim olduğu Irak'a defalarca gittim. Hem savaştan önce hem de savaştan sonra bulundum Irak'ta; kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına hemen her yerini dolaştım; fakat, her seferinde yeni bir Irak ruhuyla tanıştım. Savaştan önce Saddam'dan korkan, nefret eden ve bunu en yakınıyla bile paylaşamayan Irak Halkı, savaşın bitimiyle yeni bir beklenti içerisine girmişti; binlerce mil öteden gelen süper güç, bu topraklara sonsuz özgürlük, demokrasi ve zenginlik getirecek, Irak Halkını Saddam'ın zulmünden kurtaracak ve bu topraklarda yaktığı özgürlük ateşini tüm Ortadoğu'ya yayarak, yepyeni ve büyük bir Ortadoğu yaratacaktı.
Irak Halkı, savaşın tüm acımasızlığına rağmen, yılların zulmüne direndiği gibi, bu zor günlere de sabredip güzel günleri beklemeye başladı; ancak, geçen zaman içerisinde bu beklentiler gerçekleşmedi. Yokluklar ve uzayıp giden kuyruklar, can ve mal güvenliğinin olmayışı, kaotik yaşam koşulları, ulaşım ve iletişim güçlükleri Irak Halkının sabrını zorlamaya başladı. Zamanla, sabrın yerini yüksek sesli eleştiriler ve sonra da gösteriler aldı. Dinine, diline ve her şeyine yabancı olduğu işgal güçleri, artık, Irak Halkı için düşman anlamına gelmeye başlamıştı. Geçen altı aylık zamanda beklentiler gerçekleşmemiş, Saddam dönemi aranır hale gelmişti. Savaşı kazanan Amerika Irak Halkını kazanamamış, umut ve beklentinin yerini hayal kırıklığı ve öfke almıştı. Nihayet, son yaşanan manzaralarla, öfke, yerini nefrete ve savaşma arzusuna bıraktı.
Bu, ABD'nin bir yanlış hesabı mıydı, yoksa, sosyolojik, psikolojik ve dinî temellerine yabancı olduğu bu coğrafyada yaptığı bir toplumsal mühendislik hatası mıydı, savaşın gerçek nedeni gibi, bunu da bilmiyoruz. Bu savaş, Irak Halkına demokrasi ve sonsuz özgürlük getirmek için mi, Irak Halkını Saddam'dan kurtarmak için mi, Irak Halkını ve tüm dünyayı kitle imha silahlarından korumak için mi, Ortadoğu coğrafyasına getirilmek istenen demokrasinin ilk adımı olması için mi, pek çok Iraklının dediği gibi neft, yani petrol için mi, yoksa, şimdilik bilemediğimiz çok ulvî gerekçelerle mi başlatıldı, bilmiyoruz; ama, benim bildiğim bir şey var, tarih, bu savaşı tüm boyutlarıyla yargılayacak ve bir ibret vesikası olarak kayıt düşecektir.
Değerli arkadaşlarım, orada, televizyonlarda gördüğünüz manzaralardan daha çok acımasız manzaralar yaşanıyor. Ölüm ile yaşam arasındaki mesafenin çok kısaldığı, insanların topyekûn korkuyla yaşadığı Irak'ta, sefaletin ve yokluğun her boyutunu görmeniz mümkün.
Bugüne kadar binlerce ameliyat yaptım; trafik kazasında yaralanan, bıçaklanan, kurşunlanan pek çok insanı ameliyat ettim; ama, inanın, Bağdat'ın ilaçsız hastanelerinde üst üste yatan çaresiz insanlar kadar yüreğimi burkan bir manzaraya başka yerde tanık olmadım bugüne kadar; sokaktaki serseri kurşunlarla yaşama veda eden çocukların cesetleri ya da misket bombasıyla bacaklarını kaybetmiş gençlerin dramları kadar ıstırap veren başka olaylara tanık olmadım meslek hayatım boyunca. Tabiî, savaşın korkunç yüzü bunlarla da sınırlı değil. Son zamanlarda, dünya kamuoyu gündemine acımasızca giren işkence görüntüleri, bir anda, savaşın kapalı kapılar ardındaki gerçek yüzünü gözler önüne serdi. İnsanların günlerce uykusuz bırakılması, başlarına torba geçirilerek dövülmesi, zor pozisyonlarda bekletilmesi, tecrit edilmesi, dinini inkâra zorlanması, taciz edilmesi, tecavüz edilmesi, dövülmesi ve nihayet öldürülmesi, Irak savaşının ortaçağ artığı manzaralarını dünya gündemine taşıdı ve ne yazık ki, demokrasi, sonsuz özgürlük ve zenginlik vaat edilen topraklarda, bugün, işkence, gözyaşı, kan, nefret ve intikam duyguları hâkim.
Değerli milletvekilleri, birkaç haftadır dünya basınında yer alan ve insanlık onurunu ayaklar altına alan manzaralar, hepimizin hafızalarında derin izler bıraktı. Bu manzaraları tanımlamak için hangi ifadeyi tercih edersek edelim yetersiz kalacaktır. Yayınlanan fotoğraflar, insanlık adına, gelecek adına, moral bozucu ve iç karartıcı. Ne yazık ki, televizyon ekranları bakılamaz hale geldi.
Tüm bunların yaşandığı bir ortamda, ABD Dışişleri Bakanlığının yayımladığı rapor ise, ABD'nin inandırıcılığına gölge düşüren ifadeler içeriyor. "İnsan Hakları ve Demokrasiyi Desteklemek" başlıklı rapor, Irak'ta yeni bir insan hakları bakanlığının kurulduğunu hatırlatıyor ve Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra ülkede insan hakları adına atılan adımlardan geniş bir biçimde söz ediyor. Koalisyon güçlerinin Saddam rejiminin yıllar süren siyasî baskı ve insan hakları ihlallerinin yaralarını nasıl sarmaya çalıştığının anlatıldığı bu raporun ekranlara yansıyan manzaralarla nasıl örtüşebileceğini, siz değerli milletvekillerinin takdirlerine arz ediyorum.
Değerli milletvekileri, peki, bu manzaralar münferit vakalar mı, yoksa, sistematik çalışmalar mı? Irak'taki cezaevlerinden sorumlu ABD'li kadın Tuğgeneral Karpinsky, esirlere taciz ve kötü muamelenin, fiilen resmî politika olduğundan söz ediyor.
Binlerce fotoğrafın gizlice ve amatörce çekildiğini, herhalde, kimse düşünmüyor. Herhalde, işkence yaptığı ya da öldürdüğü insanların önünde zafer işareti yapan askerler için sadece basit bir kişisel sapkınlık tanımlaması yapmak kimsenin aklından geçmiyor. Hele, uluslararası Kızılhaç Örgütünün şubat ayında yazdığı ve ABD'ye ilettiği rapordan sonra, kimsenin, bu işkencelerin birkaç işgal askerinin elinden çıktığını düşünmesi mümkün değil.
Geçen ekim ayında Ebu Gurayb Cezaevini ziyaret eden Kızılhaç yetkilileri, yazdıkları 24 sayfalık raporda, Amerikan askerî istihbaratınca tutuklulara itiraf, bilgi alma ve işbirliği yapmaları için sistematik bir şekilde işkenceyle eş düzeyde kötü muameleler yapıldığını yazdılar ve bunu ABD'ye ilettiler; üstelik, bu uyarılarını defalarca yaptılar.
Bakınız, işkence fotoğraflarının önemli aktörü 21 yaşındaki Lynndie England, CBS Televizyonunda ne diyor: "Bana başparmağımı kaldırmış halde durmam söylendi. 'Makineye bak, çekiyoruz' dediler. Bana biraz saçma gelmişti; ama, bu emri üstlerim vermişti. Sonra, beni kutladılar ve 'süper iş, devam et' dediler. Gördükleriniz daha bir şey değil; ama, size anlatamam. Eğlenceliydi." Bu ifadelerden sonra, herhalde yaşananların münferit olaylar olduğunu düşünmemiz için hiçbir neden kalmıyor.
Sizlere The Washington Post Gazetesinde yayımlanan bir haberden paragraf okuyacağım: "Amerikan askerleri, bir tutukludan, kırık bacağına vurarak, İslama küfretmesini ve hayatta olduğu için İsa'ya teşekkür etmesini istediler. Asker 'herhangi bir şeye inanır mısın' diye sorduğu tutukludan 'Allah'a inanırım' yanıtını alınca 'ben, işkenceye inanıyorum ve sana işkence edeceğim' dedi. Ramazan ayında, tutuklular, İslamı ve Allah'ı reddetmeye zorlandı, domuz eti yedirilerek içki içirildi ve tecavüz edildi."
Irak coğrafyasında bu insanlıkdışı manzaralar yaşanırken, ABD Adalet Bakanlığı avukatları Başkan Bush'a bir bilgi notu gönderdiler ve ABD Ordusunun, teröre karşı savaşı sırasında, tutuklulara muamelede uluslararası hukuka uymak zorunda olmadığını kaydederek, kötü niyetli, ideolojik ve siyasallaşmış bir hukuk belgesini, dünya insan hakları tarihinin simsiyah sayfalarına not ettiler.
Önleyici savaş doktrini de, terörizmle savaşta her şey meşrudur yaklaşımı da, artık, yaşanan bu son işkence manzaralarıyla iflas etmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Vatikan Dışişleri Bakanı "ABD, Irak'ta, kendi eliyle kendine, 11 Eylülden daha büyük bir darbe vuruyor" dedi. Bu, çok önemli bir ikazdır.
Geçenlerde, bir vesileyle bir arada olduğum ABD Dışişleri eski Bakanı Allbright'a Irak'ta gördüğüm manzarayı anlattım ve ne düşündüğünü sordum; aynen, dediği şu oldu: "Eski bir Dışişleri Bakanı olarak bunu söylemek zor; ama, ABD'nin dünyadaki ününün düşüşünü görmek beni üzüyor. ABD'nin Irak'a saldırısı çok büyük bir hataydı. Ben, bu saldırıya onay vermemiştim. Dünya, ABD'ye yardım etsin."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 25 Mayıs 2004