İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 80. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)

Özdal Üçer

Van Milletvekili ·

Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mart 2010 · 913 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Özdal Üçer, 31 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 913 kelime.

Özdal Üçer (Van). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-03-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÖZDAL ÜÇER (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, görüşülmekte olan yasa tasarısının 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Üniversitelerin gerekliliği, yeni üniversitelerin açılışı genel anlamda değerlendirildiğinde ülkemizin eğitim ihtiyaçlarını, değişik niteliklerdeki eğitim ihtiyaçlarını karşılamaya dönük eğitim kurumlarının açılması, onların niteliklerinin geliştirilmesini genel, ilkesel anlamda desteklemekteyiz. Elbette ki olumlu şeydir bir ülkede yeni bir üniversitenin açılışı, elbette ki bizim destekleyeceğimiz bir şeydir yeni bir üniversitenin açılışı. Fakat son yıllarda yaygınlaşan yeni üniversitelerin açılışı, özellikle özel üniversitelerin, vakıf üniversitelerinin açılışı ve vakıf üniversitelerine, vakıflara ve özel sermaye çevrelerine kamu kaynaklarının kontrolsüz bir şekilde yönelişiyle ilgili, aktarılışıyla ilgili çok derin kaygılarımız bulunmaktadır. Farklı yasa tasarılarıyla ilgili değişik gündemlerde bu konularla ilgili derin, değişik bilgileri sizlerle paylaşacağız.

Etnik temelde Türk-Alman Üniversitesini… Yani dünyada ender nitelikli bir üniversite olacaktır. Değişik bir üniversite ismi önerilebilirdi “Avrasya Üniversitesi” gibi, mademki Avrupa ve Asya ülkelerinin bir arada denkleşimini sağlayan, bir arada bulunurluğunu artıran, ilişkisini geliştiren bir üniversite olacaksa. Sadece Almanlarla ilişkiyi geliştirmek değil, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ya da Türkiye Cumhuriyeti devletinin genel anlamda ilişkili bulunduğu bütün devletlerin bir şekilde kendisini ilgilendiren fakülteler kurabileceği daha genel bir üniversite açılabilirdi.

Genel gerekçeye ilişkin, Alman-Türk Üniversitesinin ya da Türk-Alman Üniversitesinin oluşumuna ilişkin genel gerekçe de tarihten gelen kültürel ilişkilerin ve karşılıklı anlayışın daha da güçlendirilmesi ve akademik alanda yapılacak iş birliğine dayandırılmaktadır. Şimdi, tarihsel ilişkilere bakıldığında Almanya’da Orta Çağdan bu yana Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu’yla Türkiye Cumhuriyeti ile Alman devletleri arasında farklı şekillerde cereyan etmiş farklı ilişkiler söz konusudur yani köklü tarihî ilişkiler söz konusudur. Bunların kimisi olumludur, kimisi olumsuzdur. Ama, bundan sonra gelişen çok kültürlü dünya yurttaşlığı temelinde de değerlendirildiğinde, değişen siyasi koşullar içerisinde, özellikle cumhuriyet tarihi dönemi içerisinde Almanya’ya çok sayıda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı -ki bunların hepsi sadece Türk değildir- değişik vesilelerle göç etmiş bulunmaktadır ve şu an, değişik partiler, değişik istatistikler ifade etmektedir -“Yaklaşık 4 milyon.” diyenler vardır, “Yaklaşık 3 milyon.” diyenler vardır- ama her nedense -yurttaş yurttaştır- bunların kaçı sürgünle gitmiştir, kaçı iş amaçlı gitmiştir, kaçı eğitim amaçlı gitmiştir, bununla ilgili Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî bir istatistiği söz konusu değildir. Bir kere, bu muğlaklığın giderilmesi lazım, ihtiyaçların ona göre belirlenmesi lazım.

Almanya’da yaşayan yurttaşlarımızın eğitim alanında, sosyal yaşam alanında, yurttaşlık hakları boyutunda yaşamış oldukları birçok sorun vardır. Bu konuda, bu sorunların çoğuna Alman Hükûmeti duyarsız kaldığı gibi bizim Hükûmetimiz de duyarsız kalmaktadır. Nüfus işlemlerinden tutun, eğitim işlemlerine, yurttaşlık işlemlerine, birçok anlamda bir yetersizlik söz konusudur. Ayrıyeten, Türkiye’den, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da Türk olmayıp giden yurttaşların sorunları orada katmerlenmektedir. Yani örnek, Kürt yurttaşlarımızın da kendilerinin orada kurmuş olduğu dernekler bünyesinde ifade ettiği sorunlar vardır.

Şimdi, Sayın Başbakan gidiyor, Almanya’da, asimilasyonun insanlık suçu olduğundan bahsediyor. Evet, bu konuda bire bir katılmaktayız kendisine, asimilasyon insanlık suçudur ama şu an, Türkiye nüfus istatistiklerinde bile sayısal kesinliği ifade edilmeyen, milyonları aşan, on milyonları aşan, Kürt toplumu başta olmak üzere, varlığı bilimsel olarak ispatlanmış ve birçok siyasi temsilci tarafından da dile getirilmiş, farklı kültürler ve etnisitelere sahip insanların yaşamış olduğu yurttaşlık hakları sorunlarına ne diyeceğiz? Mesela ben başkasına temsilci olarak, genel bir yaklaşımın ötesinde, ben oğluma, kızıma kendi ana dilinde eğitim verme olanağını nasıl talep edeceğim, nasıl sağlayabileceğim? Benim yurttaşlık bağlarımın gelişmesi için ya da benim gibi milyonları aşan insanların yurttaşlık bağlarının gelişmesi için daha demokratik bir ortam nasıl sağlanacak?

Hani biz çocukken okulda, eğitim derslerinde işte “Emel eve gel.” fişi vererek hiç Türkçe bilmeyen çocuklara eğitim öğretim dersi veriyorduk, okuma yazma dersi veriyorduk. Yani o çocuklardan birine “… …” (*) dediğimiz zaman biz ülkeyi bölmüş mü olacağız? Bütün bunların hepsini bütünlüklü değerlendirmek lazım. Kendi insani haklarını yaşayabilmek bilmek için bir ortak konsensüs sağlamak ve bu Meclisin sorumluluğunda olan ülkenin huzurlu ve demokratik yaşamı için gereken sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız. Bu ülkenin bütün sorunlarını bu Meclis çatısı altında çözebilme kabiliyeti sergilemek zorundayız. Eğer sergilemezsek uluslararası emperyalist güçler, küresel sermaye güçleri ülkemizi ekonomik anlamda talan ettikleri gibi ülkemizin sosyal kaynaklarına da, insan kaynaklarına da yöneleceklerdir; siyasi bütünlüğüyle oynama cesaretini de bulacaklardır.

Bütün bunları çok çok değişik başlıklar altında ifade edebilmek söz konusudur. Bugün ülkemizde, bu ülkenin geleceğine ilişkin belki katkısı olmayan birçok insanın azınlık hakları söz konusudur. Azınlıkların da bu ülkede, bu ülkenin kuruluşu çerçevesinde birçok olumlu katkısı olmuştur ama olmayanlar da vardır. Biz kriter olarak bu ülkeye faydalılık ya da faydasızlık, kuruluşuna fayda ya da faydasızlık boyutuyla değerlendirmek durumunda değiliz, temel yurttaşlık hakkı bağlamında değerlendirmek durumundayız.

Düşünün, Almanya’yla ilişkilerimiz vardır; bu ülkeyi ekonomik sebeplerden dolayı, ekonomik çıkarları doğrultusunda Birinci Dünya Savaşı’na çeken Almanya değil miydi? O Birinci Dünya Savaşı sürecinde bu coğrafyada yenilgilerin oluşmasının sebebi olan ülke Almanya değil miydi? Bu, Almanya’dan bugün intikam alalım anlamına gelmemelidir. Ama, o dönemde böylesi bir güçlüğü bu ülkeye yaşatan bir ülkeyle bile sosyal ilişkileri geliştirmek, siyasi ilişkileri geliştirmek adına biz değişik hamleler yapıyorsak, o birinci dünya emperyalizm savaşında yenik düşen ülkemiz halklarının bütünlüğü çerçevesinde ortak mücadele vermiş halklarımızın haklarını korumak, kollamak ve bunlar arasında ilişkiyi geliştirmek için neden ortak bir çaba sarf etmiyoruz? Bizim düşünmemiz, tartışmamız gereken şeyler bunlardır.

Artuklu Üniversitesinde, Yaşayan Diller Enstitüsü… “Kürdoloji” demeye bile dilimiz varmadı. Hani “Kürdoloji” dersek, “Kürtler yaşıyor” gibi olacak. “Yaşayan diller” dediğimizde Kürt’ten bahsetmemiş olacağız ki Kürtlerin yaşamsallığını ifade etmemiş olacağız. Artuklu Üniversitesinde…

Eğer Avrasya Üniversitesi gibi bir üniversite kurulmak yerine -ilim, seçim bölgem olduğu için Van’ı da öncelliyorum bu konuda- neden Van’da bir Türk-Kürt üniversitesi, “Serhat Üniversitesi” adında neden bir Kürt-Türk üniversitesi kurulmuyor? Kurulursa bu ülkeyi ne kadar zarara sokacaktır, ne kadar bu ülkenin bütünlüğüne katkıda bulunacaktırı neden tartışmıyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(*) Bu bölümde Hatip tarafından, Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

65 konuşma daha · 31 Mart 2010

65 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook