Ceza muhakemeliri usulu kanunu (s.s.803)
Aksaray Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 74. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Mart 2005 · 1.220 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ramazan Toprak (AK Parti), 23 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELİRİ USULU KANUNU (S.S.803)); konuşma 1.220 kelime.
Ramazan Toprak (AK Parti, Aksaray). “Ceza muhakemeliri usulu kanunu (s.s.803)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-toprak-22-2005-03-23-ceza-muhakemeliri-usulu-kanunu-s-s-803 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN TOPRAK (Aksaray)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; AK Parti Grubu ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, görüştüğümüz tasarı, ceza muhakemeleri yürürlük tasarısıdır. Yıllardır toplumumuzda deyimleşen bir söz var; bir mağdur suçluya döner şöyle bir söz sarf eder: "Seni mahkemelerde sürüm sürüm süründüreceğim" der. Bu, aslında, bizim, yargılama yöntemi konusunda hangi aşamada olduğumuzu gösterir. Yani, önceki sistemde aslî ceza hapis cezasıdır; oysa vatandaşımız, mahkeme koridorlarında yıllarca süründürmeyi aslî ceza olarak görmektedir. Bu, aslında, yargılama sistemimizin ne ölçüde ayak altında kaldığının bir göstergesidir.
Bu neden kaynaklanıyor; yıllarca bu konuda çok şeyler söylendi, birkaç on yıldır, tüm ceza, yargılama sistemi konusunda inanılmaz iddialı şeyler söylendi. Yüzlerce, binlerce doğru şey söylemek yerine, on tane doğruyu yapmak yeğdir, mesafe aldırır. İşte, iki yıllık dönem içerisinde, AK Parti Hükümeti döneminde yargı sistemimizde birkaç on yıldır, bir türlü Meclis gündemine getirilemeyen çok temel yasalar getirildi.
Bakın, şunu ifade edelim: Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir toplumda suç ve suçluluk oranı sıfır düzeyine inmemiştir. Burada hedef, asgarî düzeyi tutturmaktır. Yine tarihin hiçbir döneminde, hiçbir ülkede devlet sistemi, yargı sistemi, ceza yargılama sistemi işletilirken, asla kusursuz bir sistem icat edilememiştir.
Burada hedef, en alt düzeyde suç ve suçluluk oranı ve en alt düzeyde, daha az hatayla çalışan sistemi oluşturabilmektir aslolan. Ancak, hayal ülkesinde belki kusursuz bir sistem oluşturulabilir, gerçekler ülkesinde tarihin hiçbir döneminde böyle bir şey söz konusu olmamıştır. İşte, son iki yıllık dönemde, bu konuda, gerçekten yirmi otuz yıldır atılmayan adımlar atıldı.
Adalet nedir; adalet, geciktirilmediği takdirde adalettir. Hukuk fakültesine başlarken bize hep öğretilirdi, çok terennüm edilir "geciken adalet, adalet değildir" denir. Yine bir başka söz "geciken adalet zulümdür" denir.
İşte biz, her şeyin en iyisine layık olan insanımıza, gecikmeyen bir adaleti, yani, zulmetmemek için, yargı reformu kapsamında yıllardır gerçekleştirilemeyen yasaları Meclis gündemine getirdik ve çıkardık. Çok temel kavramlar var; kavramları kelimelere boğmak yerine, çok basite, herkesin anlayabileceği dile indirgeyerek ifade etmekte yarar var. Örneğin, cumhuriyet nedir; cumhuriyet, kim yönetir sorusunun cevabıdır. Demokrasi nedir; demokrasi, nasıl yönetir sorusunun cevabıdır. İşte, gelişmiş demokrasilerde, nasıl yönetir sorusunun cevabını ceza yargılaması sistemine uyarladığımızda, geciktirilmeden, doğru ve adil adalet, gerçek adalettir; atılan adımlar bu yönde olmalıdır. Aksi halde, abesle iştigal edilir; bu beddua düzeyindeki sözler terennüm edilmeye devam edilir.
Değerli milletvekilleri, yönetim sisteminde iki temel ilke kabul edilmiştir. Bir, kuvvetler birliği; yani, yasamayı çıkaran da yürüten de yargılayan da aynı kişidir. Bunun adı bellidir; bunlar diktatörlük rejimleridir; tarihte bunların sonu hep bellidir; ilkel bir yöntemdir. Çağdaş yöntem ise, kuvvetler ayrılığı ilkesidir; yasama, yürütme, yargı; her birinin görev alanı farklıdır; ancak, bunların ilişkileri bellidir. Yasama, kanun koyucudur. Yasama kanunları koyarken, yürütmenin ya da yargının faaliyet alanlarını ortadan kaldıran ya da daraltan bir düzenleme çıkaramaz. Yürütme, yasama ve yargının faaliyet alanlarına giren konularla dengeli bir icraat içinde olmak durumundadır. Yargı da, aynı şekilde, yasaları uygulama aşamasında, ne yasamanın ne de yürütmenin faaliyet alanlarını daraltan ya da ortadan kaldıran bir uygulamaya gidemez. Yani, erkler, birbirinden tümden bağımsız değildir, karşılıklı ve dengeli bağımlılık ilişkisi içindedirler; biri diğerinin alternatifi değildir, eşdeğerdedir, biri diğerinin ne altındadır ne üzerindedir. Erkler arasında denge, rejimin dengesidir. Erkler arasındaki dengeyi bozduğunuz takdirde, rejim için tehlike çanları çalıyor demektir. Her düzenlemede, mutlaka bu temel hükümlerin, temel dengelerin mutlak surette korunması zarurîdir, zorunludur.
Değerli milletvekilleri, önümüzdeki hafta, 1 Nisan tarihi itibariyle, ceza yargılama sistemimiz, yetmiş seksen yıllık sistemden farklı bir mecraa gidiyor. Yine, çok basit cümlelerle ifade etmek istiyorum. Önceden, yargılama sistemimiz iki dereceliydi; yani ilk derece mahkemesinde herhangi bir uyuşmazlık görülür, temyizen Yargıtaya giderdi. İkinci derece; bir, adliye mahkemeleri; iki, Yargıtay temyiz aşaması. 1 Nisandan sonra yürürlüğe girecek olan yasalarla, sistem üç dereceli hale getiriliyor. İlk derece korunuyor, üçüncü derece korunuyor, ikinci derecede bizlerin istinaf mahkemeleri dediği, yasanın ifadesiyle bölge adliye mahkemeleri oluşturuluyor. Yani, ilk derece mahkemeleri üzerinde bir denetim mahkemesi oluşturuluyor. İlk derece mahkemelerinin rahatlatılması zorunludur. İlk derece mahkemeleri rahatlatılmadığı takdirde, ikinci derece mahkemeleri, ilk derece mahkemelerinin yükünü taşımak suretiyle başka bir sıkıntıya neden olunabilir; ancak, bu öngörülerek bunun çözüm yolları üretilmiştir. Örneğin, Türk Ceza Kanunundan kabahatlerin çıkarılması uzun yıllardır arzu edilen bir düzenlemedir. Bu hafta içinde Adalet Komisyonunda görüşüldü, sanıyorum önümüzdeki hafta Meclis Genel Kurulumuza getirilir ve yasalaşır. Bu, ilk derece mahkemelerini çok rahatlatmıştır.
Yine, hukukumuza ilk kez kazandırılan, dünya hukukunda, gelişmiş ülkelerde olan uzlaşma kavramı getirilmiştir. Bu uzlaşma kavramı biraz daha genişletilebilir.
Hukukumuza çok yeni hükümler kazandırılmıştır. İkinci derece mahkemelerinin de oluşturulduğu yeni sistemin daha da rahatlatılabilmesi için -sanıyorum, Sayın Bakanım bunun hazırlıklarını yapmışlardır- ikinci derece mahkemelerine, yani denetim mahkemelerine deneyimli hâkim ve savcı gerekir; oysa, ilk derece mahkemelerinde deneyimli hâkim ve savcı bulmak zordur. İlk derece mahkemelerindeki az sayıda, deneyimli, tecrübeli hâkim ve savcıyı ikinci dereceye aldığınız zaman, birinci derecede yeterli ölçüde deneyimli hâkim ve savcınız bulunmadığında, birinci derecenin sorunları aynen ikinci dereceye aktarılır, birikme orada olur.
Ben inanıyorum, Sayın Bakanım, bu sıkışıklığı giderebilecek hâkim ve savcı alımları konusunda herhalde hızlı bir çalışma yapılıyordur; çünkü, bu yapıya iki yıl içinde mutlak suretle geçilmesi bu yasaların amir hükmüdür.
Çok hızlı geçiyorum.
Benim burada vurgulamak istediğim bir husus var. Yargılama aşamasının hızlandırılması için, öncelikli bir sorun var. Suç işlendikten sonra sorunun yargı önüne getirilmesi ve orada çözülmesi daha öncelikli bir soruna bağlı; sosyal devlet ilkesi gereği, suçun işlenmesini kolaylaştıran sosyal ortamların ortadan kaldırılması en temel unsurdur; ama, bir şekilde suç işlendikten sonra... Bakın, suç işlenir, her geçen zaman delillerin aleyhinedir, geçen zamanda delil karartılır. Suçun hemen akabinde müdahale ettiğinizde, karartılmadan topladığınız deliller, sizin, iddianame, yargılama, karar, temyiz, tüm aşamalarınızı kısaltır. Bunu yapabilmenizin tek bir yolu var; bu Ceza Muhakemesi Kanununda adlî polis adlî kolluğa dönüştürüldü; ancak, gönül isterdi ki, ben de bunu isterdim, Adalet Bakanlığının da yıllarca bu konuda çalışmasını iyi biliyorum, yıllarca hâkimlik ve savcılık yapmış biri olarak bu da benim yüreğimi çok acıtır, yargının en tepesindeki ile en alt tabakadaki tüm görevlilerin ittifakla kabul ettiği husus adlî kolluk gücüdür. Adlî kolluk gücünün, müstakil bir kanunla kurumsal bir yapı kazandırılarak, kurumsal bir kimlik kazandırılarak profesyonel bir yapıya dönüştürülmesi en uygun olanıydı.
Burada bir özeleştiri yapmak durumundayım. İçişleri Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımızın performansına ayak uyduramadı. Evet, bu performansa ayak uyduramadı; ama, her şeye rağmen, Ceza Muhakemesi Kanununda bu hususun; yani, adlî kolluk gücünün yönetmelikle düzenleneceği ifade edildi; bu da önemli bir aşamadır. Kanun gücü olmasa da yönetmelikle hazırlanacak olan adlî kolluk gücünün, mutlak surette kurumsal kimliğinin, kurumsal yapısının oluşturulması zorunludur. Herhangi bir polisi, seni gönderdim adliyeye, adlî polissin... Hayır, bu, sorunu çözmez. Siz, polisi eğitmeden, bilimsel metotlarla donatmadan, teknik donanımlarla teçhiz etmeden, suçun ya da suçlunun üzerine gönderdiğiniz zaman, bunun adı şudur: Sen git, ya onu acz içinde bırak, ya da zor kullanarak ikrar al; yani, tabiri caizse, bu, polisi suça teşviktir. Bu, yanlıştır. Çok terennüm edilir; sanıktan delile gitmeye çalışmanın diğer adı işkence iddialarıdır. Oysa, delilden sanığa gitmek çağdaş yöntemdir. Adlî kolluk, bunu sağlayan kurumsal mekanizmadır.
Umarım, bu adlî kolluk, gerçek bir kurumsal kimlik kazandırılarak, Türk hukukuna kazandırılır. Böyle olduğu takdirde, yani, güçlü bir adlî kolluk oluşturduğunuz takdirde, savcılar, herhangi bir insanı şaibe altında tutacak iddianameyi göndermezler. Gönderilen iddianameler mahkûmiyetle sonuçlanır, beraat istisnadır. Oysa, bu sistem oluşturulmadığı için, gönderilen dosyaların belki yarıdan çoğu beraatla sonuçlanmaktadır. Bu, suçsuz yere, nahak yere yıllarca mahkeme koridorlarında sürüm sürüm süründürülen masum insanlara işkence olduğu kadar, yargı için de bir güvensizlik ifadesidir. Bunu ortadan kaldırmanın öncelikli yolu adlî kolluk gücünü kurumsal bir kimliğe, yapıya büründürmektir. Bunun yapılacağına ben inanıyorum.
Değerli arkadaşlar, sağlıklı bünyelerde hastalıklı unsurlar yaşamaz. Demokratik toplumlarda, çağdaş yönetilen toplumlarda bu kavramları bir şekilde kendi çıkarına yönlendiren insanlar vardır ve her zaman olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 23 Mart 2005