İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 74. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)

Rasim Çakır

Edirne Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 74. Birleşim · 1. yasama yılı · 1 Mayıs 2003 · 1.058 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Rasim Çakır (CHP), 1 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEVRE VE ORMAN BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ HK. (S.SAYI:127)); konuşma 1.058 kelime.

Rasim Çakır (CHP, Edirne). “Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 1 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/rasim-cakir-22-2003-05-01-cevre-ve-orman-bakanliklarinin-birlestirilmesi-hk-s-sayi-127 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA RASİM ÇAKIR (Edirne)Sayın Başkan, Yüce Parlamentonun değerli milletvekilleri; 10 uncu maddeyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak adına, söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, şu ana kadar haberlerden aldığımız bilgiler doğrultusunda, barış ve huzur içerisinde 1 Mayıs kutlamaları geçirdik. Diliyorum, bundan sonraki yıllarda da aynı barış ve huzur içerisindeki kutlamalar devam eder; bu ortamın bozulması için sunî girişimler, sunî çalışmalar yapılmaz. Bunun yanında, bugün yaşadığımız bugün yaşadığımız ve ulus olarak hepimizi yasa boğan Bingöl depreminde ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum ve bu depremden, özellikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok önemli sonuçlar çıkarması gerekliliğini düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Çevre ve Orman Bakanlığının birleştirilmesiyle ilgili yasa taslağı incelendiğinde "Genel Gerekçe" başlığı altında ortaya konulan iki bakanlığın birleştirilmesine ilişkin öngörülerde, öze dayalı eksiklik ve tutarsızlıkların görüldüğünü, madde üzerindeki görüşlerimden önce belirtmek istiyorum:

Bu birleşim isteğinde, çevre kavramının tam anlamıyla özümsenmediği; bir başka deyişle, çevre kavramının hangi derinlikte algılandığının sorun olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Çevreye ilişkin gerekçeleri bir an için gözardı ettiğimizde, tasarının "Genel Gerekçe" başlığı altında bir ve ikinci paragraflarda yer alan, bakanlıkların kurulması, sayısının azaltılması, ülke ekonomisine getirdiği yük, idarî sistemdeki hantallaşma, yönetimin rasyonaliteden uzaklaşmış olması gibi gerekçelere dayalı olarak, bakanlık düzeyinde örgütlenmesi gerekli olmayan bakanlıkların kaldırılması, bazı bakanlıkların birleştirilmesi ve gelişen ihtiyaçlara göre yeni bazı bakanlıkların kurulması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bu görüşlere katılmamak olanaksızdır; ancak, bu yeniden düzenlemede çevre kavramının günümüzde ulaştığı derinliğinin iyi algılanarak, bu birleşmenin iki bakanlığın örgütlerinin bir araya getirilmesi ve buradan da ekonomik tasarruf sağlanması düzeyinde bakılmaması gerekmektedir.

20 nci Yüzyılın sonlarına yaklaştıkça, çevresel kaygılar ve düşünceler, küresel sorunlarla karşı karşıya kalan insanlık için büyük önem kazanmıştır; dünyamız da, aşırı nüfus artışı ve küresel olarak birbirine bağlı etkileşimlerle bir bütün halinde ele alınmama gerçekliğiyle karşı karşıyadır. Bu eskimiş dünya görüşü çevre kavramına yaklaştığımızda, farklı sorunların nasıl karşılıklı olarak ilişkili olduğunu görmede başarısız olmakla kalmayıp, aynı zamanda, sözde çözümlerle gelecek kuşaklara neler bırakmakta olduğumuzun da farkında olmadığımızı göstermektedir. Günümüzde, birçok gelişmiş ülkenin bilim insanları, mekanik dünya görüşünden holistik çevrebilimsel görüşe geçilmesinin gerekliliğini ortaya koymakta ve sistematik bir bakış açısıyla, işe yarayabilecek biricik çözümlerin, varlığını sürdürebilme kavramının çevrebilimsel harekette anahtar sözcük durumuna geldiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, bir bilim insanı, basit, açık ve güzel bir tanımla "varlığını sürdürebilen bir toplum, gelecek kuşakların beklentilerini eksiltmeden gereksinmelerini sağlayabilenlerdir" demektedir. Derin çevre biliminin farkında olmak, tüm olayların kendi aralarında birbirine bağlı olduğunun, bireyler ve toplumlar olarak tümümüzün doğanın çevrimsel süreçlerinin içinde yer aldığımızın farkına varmamızın gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bu felsefî bakış açısıyla çevreyi ele aldığımızda, küresel bağlamda insanlığın tüm etkinliklerinin, bir bütün halinde var olan ve kıt kaynak olarak adlandırdığımız doğayı etkilemekte olduğununu ve bu etkileşimde ortaya çıkan sorunların da bütünselci bir yaklaşımla ele alınması gerekliliğini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede olaylara baktığımızda, dünyada, Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkelerde, sürdürülebilir kalkınmanın önplana çıktığını görüyoruz. Bu kavram, daha önce sözünü ettiğimiz varlığını sürdürebilme kavramıyla örtüşmektedir. En basit anlatımıyla, çevre, kültürel olarak sınırlı bir yerkürenin tüm özelliklerini, varlıklarını içermektedir. Bilindiği gibi, çevreyi koruma zorunluluğu, yalnızca ulusal değil, aynı zamanda evrenseldir; ekosistemler sınırötesi özelliktedirler. Stockholm'de 1972 yılında, Tiflis'te 1977 yılında ve Moskova'da 1967 yılında yapılan uluslararası çevre toplantılarının tümünde bu gerçekle hareket edilerek kararlar alınmıştır. Ülkemizin taraf olduğu bu anlaşmalardan Stockholm toplantısı sonunda Birleşmiş Milletler Çevre Programı, Birleşmiş Milletler İnsan Deklarasyonu ve Uluslararası Çevre Eğitim Programı ortaya çıkmıştır.

Bu dönemlerde ortaya çıkan en önemli gerçeklerden biri, kalkınma programları uygulanırken çevreye vurulan ağır darbedir. Bu nedenle, 1992 Rio toplantısında yalnızca "çevre" değil, aynı zamanda "kalkınma" sözcüğü de eklenmiştir. Her iki kavramın dengeli biçimde ele alınması sonucunda sürdürülebilir kalkınma politikası öne çıkmıştır.

Çevre kavramından yola çıkarak, buraya kadar yaptığımız açıklamalardan yeni bir bakanlık söz konusu ediliyorsa, bu bakanlığın özünü, temelini, ağırlığını çevre oluşturmalı, doğal çevrenin temel elemanları olan orman, tarım, su kaynaklarıyla bu örgütlerin, bu bakanlıkların içerisinde genel müdürlükler düzeyinde yer alması sağlanmalıdır. Bu kapsam örgütlenme modelini oluşturmakta olup, bu süreçlerin devamlılığını sağlamak için ekosistemde koruma kullanma dengelerinin kurulduğu insan etkinliklerinin düzenlenmeside sürdürülebilir kalkınmayı sağlayıcı bütünsel bir planlamanın yapılmasını da gerekli kılmaktadır. Bu bakanlığa bölge, alt bölge, havza, stratejik planlama yetkilerinin muhakkak verilmesi gereklidir.

Değerli arkadaşlarım, biz, bir süre önce, Ergene Nehrinin kirliliğini araştırmak üzere, komisyon olarak, Trakya'da bir arazi çalışması yaptık. Orada, Trakya'nın kirlenmesiyle ilgili yaptığımız çalışmada, bu kirliliğin yapısal nedenleriyle ilgili çok önemli ip uçları aldık. Önce şunu gördük: İhracata yönelik çalışan firmalar veya yabancı sermayeyle kurulmuş firmalar çevreye daha duyarlı, arıtma tesislerini çalıştırıyorlar ve bu konuda daha hassas davranıyorlar; ama, bunun dışındaki, özellikle küçük firmalar, alabildiğine çevreye duyarsız ve Türkiye'nin yarınlarının yok olmasını göze alarak, fütursuzca Ergene'yi kirletiyorlar.

Yapılan bu çalışmada, karar noktasında bir şey ortaya çıktı. Maalesef, Çevre Bakanlığının Trakya'daki örgütlenmesi sanayiciler ile siyasetçiler arasında pres durumuna geldiği için, başından beri sorunun çözümü mümkün olmamış ve havza planları hazırlanmamış olduğundan, Ergene Havzasında, onun kaldırabileceğinden çok daha fazla sanayi kuruluşu kurulmasına izin verilmiş.

Sayın Çevre Komisyonu Başkanımızın vermiş olduğu önergenin de, bu sıkıntıyı giderme yönünde bir önerge olduğunu düşünüyorum. (AK Parti sıralarından gülüşmeler)

Bugün, geçmişteki eksikliği, aksaklığı...

Yoo, ben lehine oy kullandım; güldünüz, ama lehine oy kullandım.

Bugün, çok büyük paralarla düzeltilme noktasına gelen bu sorun, maalesef, yapısal bir sorun noktasına gelmiş. Şimdi, sorunun tespiti noktasında, bütün konuşmacıların görüşlerine katılıyorum. Herkes kendi bakış açısından doğru tespitler yapmaya ve sorunu bütün çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışıyor; fakat, çözüm noktasında bizim beklentimiz, Çevre Bakanlığının, bu sorunu çözebilecek, daha yetkin bir noktaya gelmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Çakır.

RASİM ÇAKIR (Devamla)Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Biz, Çevre Bakanlığının, bu sorunu çözebilecek, üzerine gidebilecek, daha güçlü, daha yetkili, daha donanımlı bir noktada oluşmasını beklerken, birdenbire, bir baktık ki, Çevre Bakanlığının vagonları Orman Bakanlığının vagonlarıyla birleştirilip, başına da bir lokomotif koyup, eklektik bir düşünceyle, hiçbir zaman reform olarak adlandıramayacağımız, yeniden yapılanma diye adlandıramayacağımız eklektik bir düşünceyle "biz bu iki bakanlığı birleştiriyoruz" şeklinde önümüze geldi. Ben diliyorum ki, bu bakanlıkların birleşmesi noktasında oy kullananlar, yarın, Türkiye'nin çevre problemleri çözülemediği veya daha çok büyüdüğü günlerde, biz hata yapmışız demesinler. Bir elmayı bir elmayla toplarsanız iki elma yapar; ama, bir elmayı bir portakalla toplarsanız, iki elma veya iki portakal yapmaz. Hiçbir zaman yapısal sorun, kronik sorun haline gelen, ülkenin, kalkınmakta olan bir ülke olması, sanayileşen bir ülke olması anlamında kronik sorun haline gelen çevre problemlerinin, bu şekilde eklektik bir düşünceyle, bu şekilde birbirine bağlanılarak, genel müdürlüklerin, daire müdürlüklerinin birbirine bağlanarak çözülmesi mümkün değildir; yapısal sorunlar, yapısal çözüm yollarıyla ancak çözülebilir.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu iki bakanlığın birleşmesine grup olarak olumsuz oy kullanacağımızı ifade ediyoruz; hepinize saygılar sunuyoruz.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 1 Mayıs 2003

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook