İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 76. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Genel sağlık sorunları ve hastanelerimizle ilgili

Recep Akdağ

Erzurum Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 76. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Nisan 2004 · 1.983 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Recep Akdağ (AK Parti), 21 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENEL SAĞLIK SORUNLARI VE HASTANELERİMİZLE İLGİLİ); konuşma 1.983 kelime.

Recep Akdağ (AK Parti, Erzurum). “Genel sağlık sorunları ve hastanelerimizle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-akdag-22-2004-04-21-genel-saglik-sorunlari-ve-hastanelerimizle-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum)Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Milletvekilimize, ülkemizin sağlık sorunlarına göstermiş olduğu yakın alakadan dolayı özellikle teşekkür etmek isterim.

Gerçekten, sağlık meselesi, bir ülkenin gelişmişlik durumu söz konusu edildiğinde çok önemli; bütün uygar ülkeler açısından önemli. Ülkelerin gelişmişlik endekslerini belirlemede de sağlık durumlarını çok önemsiyoruz ve hepimiz biliyoruz ki, ülkemizde sağlık meseleleri yılların getirdiği sorunlarla iç içe.

Sayın Milletvekilimiz, muhalefet olmanın gereğini yaparak, normal karşıladığım bir biçimde, bardağın daha çok boş olan kısmını göstermeye çalıştı; söylediklerinin önemli bir kısmında da haklıdır. Hakikaten, sağlık sistemimizde düzeltilecek daha çok iş var, yapılacak çok şey var; ama, ben, bugün, bu konuşmamda, bugüne kadar bu sorunların aşılması konusunda, Türkiyemizde sağlık meselesinin belli bir sistematiğe oturtulması konusunda neler yaptık, neleri planlıyoruz, bundan sonra neler yapacağız; bunların üzerinde durmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, elbette, koruyucu sağlık hizmetleri; yani, hastalanmadan önce sağlığın korunması meselesi, aslında, meselenin özünü teşkil etmektedir. Bunun için de bizim, özellikle sağlık ocaklarımızda verdiğimiz hizmetleri, pratisyen hekimlerimizle, ebelerimizle, hemşirelerimizle birinci basamakta verdiğimiz sağlık hizmetlerimizi öncelikle geliştirmemiz gerekiyor.

Şunu kabul etmeliyiz ki, 1961 yılında sosyalizasyonla ilgili kanun çıkarıldıktan sonra, ilk birkaç yıl içerisinde hızlı ilerlemeler sağlanmış; ancak, bundan sonra bu hususta, maalesef, sürekli olarak geriye gidilmiştir.

Biz, öncelikle şunun üzerinde durduk: Ülkemizde bu birinci basamak sağlık hizmetlerinin aksamasındaki önemli sebeplerden birisi, bazı bölgelerimizde sağlık personelimizin, yardımcı sağlık personelimizin, ebemizin, hemşiremizin ve pratisyen hekimlerimizin azlığıdır. Bunun için, geçtiğimiz yıl içerisinde, Yüce Meclisimizle birlikte oluşturduğumuz bir yasayla, sözleşmeli personel şeklinde bir uygulama başlattık ve bu uygulama, bize, geçtiğimiz yıl içerisinde ve 2004 yılının başlarında 15 000'e yakın sağlık personelini, ülkemizde eleman temininde güçlük çektiğimiz yerlere gönderme imkânını verdi, hem de daha yüksek ücretlerle. Yani, bir ebemiz, bir hemşiremiz, bir pratisyen hekimimiz, bir uzman hekimimiz Doğu Anadolu Bölgesinde, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, benim Şırnağımda, Hakkârimde, Karsımda, Ardahanımda da görev yapmaya başladı ve bu hususta, 2003 yılında ciddî bir adım atmış olduk. Bu yıl da, bu sözleşmeli personelleri bu bölgelere göndererek, aradaki korkunç açığı, geçmiş dönemlerde oluşturulmuş olan büyük açığı kapatma konusunda çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Şunu ifade etmek isterim ki, özellikle uzman hekim noktasında, bu hususta istediğimize henüz ulaşmış değiliz. Sizler de biliyorsunuz, sözleşmeli personel statüsünde çalışacak uzman hekimlerimize, bugünün ücret skalalarıyla ayda 3 000 000 000-3 500 000 000 Türk Lirası ödeme yapabilecek, bunun üzerine de dönersermaye primleriyle aylık kazançlarını artırabilecek bir sistem getirmiş olmamıza rağmen, bu bölgelerdeki uzman hekim açığımızı, ihtiyacımız noktasında henüz kapatabilmiş değiliz; ancak, stratejik noktalarda belirlemiş olduğumuz 950 uzman açığımızın, 2003 yılı içerisinde, 400'ünü kapatmış olduk. Ben, öyle ümit ediyorum ki, 2004 yılı içerisinde de, geri kalan açığın önemli bir bölümünü kapatma durumunda olacağız.

Tabiî, ülkemizde, sağlık konusunda planlanmış yatırımların dengesizliği, gerekli olan yerlerde yeni yatırımların yapılmayışı, oysa gereksiz yerlerde birçok yatırımın başlamış olması da, önümüzdeki önemli bir problemdi. Ben de, isim vermeden örneklemek istiyorum. Bir taraftan, sayın milletvekilimizin söylediği gibi, âdeta, merdiven altlarında hasta yatırmak zorunluluğu olan aşırı kalabalık hastaneler varken, öte yandan, nüfusu 3 000 olan, 5 000 olan ilçelerimize hastane yapılmasına başlanılmıştı. Biz, hükümet etmeye başladığımızda, Türkiye'de, bu şekildeki yarım kalmış sağlık yatırımı 1 152 idi. Altı ay süren bir envanter çalışmasıyla, bu sayıyı, başlanmamış birkısım yatırımları programdan çıkararak, önce 800'e, daha sonra da 600 civarına indirmiş durumdayız. Tabiî, bu, bize, yapmamız gereken yeni yatırımlar için de imkân sağlamış oluyor. Bazı örnekler vereyim. Bu sayede, kısıtlı bütçe imkânlarına rağmen, 2003 yılı içerisinde, Şanlıurfa İlimizde, yapımı onbeş yıldır bekleyen bir hastanemizi, birbuçuk yıl içerisinde bitirip hizmete sokabilmiş olduk. Ümraniye'de, yapımı onüç senedir bekleyen bir hastanemizi bitirip hizmete sokmuş olduk. Bunun gibi birçok örneğimiz var.

2004 yılı içerisinde de, yine, elimizdeki kısıtlı yatırım imkânlarını en verimli bir biçimde kullanarak, asla popülizm yapmayarak, asla siyasî içerikli yeni yatırım yapmayarak, bu husustaki eksikleri gidermeye çalışıyoruz.

Birinci basamak sağlık hizmetlerini verirken, şöyle bir prensip belirledik: Bir sağlık ocağında çalışan pratisyen hekimlerimizin, mutlaka, her birinin kendi odası olmalı ve bu odada, hem koruyucu sağlık hizmetlerini hem de tedavi edici sağlık hizmetlerini yürütmelidirler ve bu hususta çok ciddî bir mesafe aldık. Şöyle bir uygulama vardı: Pratisyen hekimlerimiz, bir hizmet vermenin ötesinde, tıpta uzmanlık sınavına hazırlanan yahut gelecekle ilgili ümitleri aşınmış meslektaşlarımız olarak, sağlık ocaklarında, âdeta, yapmak istediklerini yapamamanın verdiği bir yılgınlıkla çalışıyorlardı. Biz, şunu yaptık: Pratisyen hekimlerimizin her birine birer oda açmak suretiyle -ki, bu hedefimize bugün için yüzde 90 oranında kavuşmuş durumdayız- pratisyen hekimlerimizin itibarlarını, bir defa, kendilerine iade etme cihetine gittik. Yani, bir sağlık ocağında 10 sağlık ocağı hekimi, pratisyen hekim varken, eğer, siz, 1 veya 2 odada hasta hizmeti veriyorsanız, hasta muayenesi yapıyorsanız, kuşkusuz, burada sağlıklı bir hizmet yürümüyor demektir; ama, artık, Türkiye'de, bugün, bir sağlık ocağında 8 pratisyen hekim varsa, bu 8 pratisyen hekimin her birinin kendi odaları, kendi hizmet mekânları var. Dolayısıyla, hizmet konusunda mekân oluşturma noktasında, bir defa, elimizdeki mekânları olumlu bir biçimde kullanmış olduk.

Bunun dışında, size, İstanbul İlinden örnek vermek isterim. İstanbul İlimizde, birinci basamakta, yani, sağlık ocağı ve benzeri kurumlarda hizmet verdiğimiz hasta odalarının sayısı biz geldiğimizde 300 civarındayken, bugün, bu sayı 900'lere çıkmış durumdadır ve yine, İstanbul İlimizde, birinci basamakta günde ortalama 20 000 hasta muayene edilirken, bu sayı, bugün 60 000'lere çıkmış durumdadır; ancak, 60 000'lere çıkmış olan bu sayı da bugün için yeterli olmuyor.

Yine, bununla birlikte, hastanelerimizdeki poliklinik oda sayılarımızı artırmak ve hastanelerimize bağlı, özellikle eğitim hastanelerimize bağlı semt poliklinikleri açarak, poliklinik sıkıntısını ortadan kaldırmak için büyük bir gayret gösteriyoruz. Ben, Değerli Milletvekilimin örnek verdiği hastaneyi çok iyi biliyorum. O hastanede, biz göreve başladığımızda 60 poliklinik odası vardı, bugün 100 poliklinik odası var; ama, bu 100 poliklinik odası da yetmiyor; çünkü, biz, 1950'li yılların kavramlarıyla, 1950'li yılların konseptleriyle yaptığımız hastane polikliniklerinde 2004 yılının hizmetini vermeye çalışıyoruz!.. Yani, Türkiye Cumhuriyetinde, geçtiğimiz on yıllarda devasa kamu binaları yapılırken, çok lüks kamu hizmet binaları yapılırken, hastanecilik konusunda, maalesef, çok geride kalmış durumdayız. Şimdi, biz, bir taraftan mevcut hastanelerimizin kapasitelerini artırma cihetine gidiyoruz, öte yandan da bu hastanelerimize, özellikle semt poliklinikleri anlamında, bu hastanelerimizle birlikte çalışan, afiliye çalışan yeni poliklinikler açarak hizmeti bu anlamda rahatlatma cihetine gidiyoruz.

Kuşkusuz, bütün ülke için devrim niteliğinde olan, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Sağlık Bakanlığımız arasında, daha doğrusu Çalışma Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığımız arasındaki ortak uygulamaları tekrar zikretmek burada çok yerinde olacak.

Ülkemizde, yıllarca, aşağı yukarı bu ülke nüfusunun yarısını teşkil eden Sosyal Sigortalı hastalar, biliyorsunuz üvey evlat muamelesi görmüştü. 200'e yakın hastane, belki bir o kadar dispanserle hizmet almaya çalışan bu hastaların hastanelerinden randevu alamadıkları ve aslında sigortalı olmalarına rağmen, sigortalı bir kişi olarak kendilerini, çoluk çocuklarını, ailelerini, ana babalarını bu hizmetten yararlandıramadıklarını hepimiz biliyorduk; ama, bakın, artık, Türkiye Cumhuriyetinde ikinci sınıf insan, üçüncü sınıf insan muamelesi hiçbir vatandaşımıza yapılmıyor. Artık, bugün, kamu nazarında, hükümet nazarında, Sosyal Sigortalı da olsanız, Bağ-Kurlu da olsanız, Emekli Sandığına tabi de olsanız, yeşikartlı da olsanız, birbirine benzer imkânlarda, ülkenin şu an için ne kadar imkânı varsa, bunları ortak bir biçimde paylaşma imkânına sahipsiniz. Tabiî, bu noktada yeşilkartlı hastalarımız için de ciddî iyileştirmeler yaptık. Bunlar çok yeni olduğu için, belki Değerli Milletvekilimizin gözünden kaçtı. Bir yeşilkartlı hasta, geçmişte, kendi yeşilkartını aldığı bölgedeki sağlık ocağına müracaat etmeden başka bir sağlık kuruluşuna başvuramıyordu. Önce, o sağlık ocağına gidecek, oradan kendi bağlı olduğu hastaneye gidecek, oradan başka bir yere giderse, gidecekti. Şu anda bunu ortadan kaldırmış durumdayız. Diğer vatandaşlarımız, bu hususta, Sosyal Sigortalı hastalarımız, Bağ-Kurlu hastalarımız hangi imkânlara sahiplerse, yeşilkartlı hastalarımız da bu imkânlara sahipler. Yani, bir kamu hastanesine, bir devlet hastanesine, hatta bir Sosyal Sigortalar Kurumu hastanesine, yeşilkartlı bir hastamız doğrudan müracaat etme ve hizmet alma imkânına sahip olmuş oluyor.

Tabiî, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Bu ülkede, biz, hastaların, hastane kapılarından, acillerinden geri çevrildikleri yılları yaşadık. Bu ülkede, biz, hastaların, ücretlerini ödeyemedikleri için hastanelerde rehin tutuldukları dönemleri de biliyoruz. Bu ülkede, biz, bebek cenazelerini -ben bir çocuk hekimiyim, bizzat yaşadığım hadiselerdir bunlar- ücretleri ödenemediği için, ödenmediği için morglarda bekletildiğini de biliyoruz; ama, bakınız, artık, AK Parti Hükümetinde bunlara yer olmadığını, bütün örgütümüze, bütün sağlık çalışanlarına -Sağlık Bakanlığının uhdesinde olsun Sağlık Bakanlığının dışında olsun- bütün sağlık kuruluşlarına açık ve net bir biçimde ilan etmiş durumdayız ve bu meseleyi çok yakinen de takip ediyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ülkenin hangi köşesinde olursa olsun, en ücra noktasında olsa bile, vatandaşımıza böyle bir muamele varsa süratle bunun üzerine gidiyoruz ve süratle bu meseleyi soruşturuyoruz. Sevinerek söyleyebilirim ki, artık, buna benzer hadiseler, ülkemizde, her gün yaşanan, sıradan, gündelik hayatın bir parçası olmaktan çıkmış, bugün için istisnaî olaylar halini almıştır. Bu istisnalara bile gönlümüz razı değil, bunları bile kesinlikle kabul etmiyoruz; etmediğimizi de, kamuoyu da, aziz milletimiz de çok iyi bir biçimde bilmektedir.

Tabiî, bu arada, bütün hastanelerimizin çalışma şartlarını iyileştirmek açısından, sadece merkezden yönetilme mantığından da büyük ölçüde uzaklaştık. Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanemiz, kendi ihtiyaçlarını kendi dönersermayesinden karşılayabiliyor. Kendi ihtiyaçlarını karşılamak için -ihtiyaç duyarsa- hizmet satın alması yapabiliyor, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için -ihtiyaç duyarsa- herhangi bir cihaz kiralama, bu cihazı hatta personeliyle birlikte çalıştırma imkânını da bulabiliyor. Bunun için de örnek vermek isterim. Şişli Etfal Hastanemiz, bunun ilk örneklerini veren hastanelerimizden birisidir. İstanbul İlimizin çok yoğun çalışan, kalabalık hastanelerinden birisi olan Şişli Etfal Hastanemizde bir MR ve tomografi çektirebilmek için ya aylarca beklemeniz gerekiyordu veya bunu dışarıda çektirmeniz gerekiyordu. Biz işbaşına geldiğimizde, birçok hastane gibi, Şişli Etfal Hastanemiz de, maalesef, icralık hastanelerdendi. Biz, İstanbul Doğalgaz İdaresine ricacı olarak icrayı önlemiştik, geldiğimizde; ancak, bugün bunlar geride kaldı. Bugün, Şişli Etfal Hastanemiz, özel sektörle işbirliği halinde kiralamış olduğu MR, 2 tomografi ve diğer görüntüleme cihazlarıyla, artık vatandaşımıza, bekletmeden, hizmet verebilecek bir duruma geldi.

Bugün, artık Bursa'daki bir onkoloji hastanemiz -yine kısa vadeli çözümler açısından söylüyorum- Bursa'da özel bir oteli kiralamak suretiyle 100 yataklı onkoloji hastanesinin ayaktan bakım oteli haline getirmiş ve mükemmel bir hizmeti, bu şekilde vatandaşımıza ulaştırmış durumdadır.

Tabiî, özellikle, hastanelerimizde objektif performansa dayalı dönersermaye uygulamalarından da bahsetmek isterim. Bunlar, gerçekten Sağlık Bakanlığı hastanelerimizin, geçmişte yürüttüğü hizmetlerle kıyaslanamayacak biçimde, verimli çalışmasının önünü açan yeni uygulamalar haline gelmiştir. Öyle ki, artık birçok devlet hastanemizde, geçmişte yapılan ameliyat miktarlarının 2 misli ameliyat yapılabilmektedir. Nasıl bir uygulama getirdik, bunu değerli milletvekillerimize, sizlere ve yüce milletimize tekrar ifade etmek isterim; çünkü, hakikaten, çok önemsediğimiz bir husustur.

Şöyle bir uygulama yapıyoruz: Örnek olarak, kamu hastanesinde çalışan bir uzman hekimi ele alalım. Bu uzman hekimimizin aldığı bir maaş var, bu maaşın üzerine de, kendi hastanesinin dönersermayesinden elde edebileceği bir ekgelir, bir katkı payı var. Geçmişte de bu katkı payı vardı; ama, bu katkı payları için, biz, maalesef, üst limitleri çok düşük tutmuştuk. Geçmiş hükümetler döneminde, bu, bir çıplak maaşı geçemiyordu; yani, ne kadar çalışırsanız çalışın, bir hekim olarak, bir sağlık çalışanı olarak ne kadar üretirseniz üretin, dönersermayelerden alabileceğiniz katkı payı belli bir noktadaydı. Tabiî, bunun sonucu olarak, eğitiminin başlangıcından beri beklentisi yüksek olan uzman hekimler, bu husustaki kazançlarını başka yerlerde, bir anlamda başka kapılarda aramak zorunda bırakılıyorlardı; ama, bugün, benim bir uzman hekimim, hastanede çalışıp iş ürettiği sürece ve ölçüde, kendi maaşının 7 katına kadar dönersermaye katkı payı alabilmektedir ve Anadolu'daki birçok hastanemiz, bugün, bunun örnekleriyle doludur.

Elbette, bize, birçok geri bildirim geliyor. Bu geri bildirimlerden, uygulamayla ilgili bazı değişikliklerin yapılması gerektiği şeklinde düşünceler de ortaya çıktı. Zaten, başından beri, bunu, bir dinamik süreç olarak benimsediğimiz için, bu değişiklikleri yaparak, ortaya koyduğumuz sistemi daha rafine hale getirerek, daha olumlu hale getirerek, yolumuza devam ediyoruz; ancak, Bakanlığımıza gelen geri bildirimlerden anladığımıza göre, uzman hekimlerimiz, pratisyen hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımız arasındaki şu andaki düşünce şudur: Acaba, Bakanlık, gerçekten, böyle çağdaş bir uygulamaya devam edecek midir; yoksa, bu, bir önuygulama şeklinde olup da, yarın uygulamadan kaldırılacak mıdır endişesini taşımaktadırlar. Ben, Yüce Meclisimizin önünde şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Bu dönersermaye katkı paylarıyla ortaya koyduğumuz yeni işletmecilik anlayışından, hakikaten biz çok memnunuz sağlık çalışanlarımızın çok memnun olduğu gibi ve biz inanıyoruz ki, ülkemizde, önümüzdeki yıllarda, özellikle kamu hizmetinin önünü açacak olan, kamuda hizmet verimliliğini ortaya koyacak olan uygulamalar bu kabil uygulamalar olmalıdır. Yani, ben, kamuda çalışan bir devlet memuru olarak, bir hemşire olarak, ebe olarak, bir pratisyen hekim olarak, bir uzman hekim olarak daha çok iş ürettiğimde, hastamı daha çok memnun ettiğimde, daha verimli çalıştığımda, bir hastane başhekimi olarak, hastanemi daha verimli bir işletme olarak yönettiğimde daha çok kazanabileceğime inanırsam, bu hususta mutlaka verimliliğim artacaktır. Bu, çok tabiî bir sonuçtur ve biz, bugün, bunun sonuçlarını almaya başlamış durumdayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 21 Nisan 2004

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook