İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · CUMA

2006 merkezi bütçe kan.tas.(meb,yök,ösym,kredi ve yurtlar gen.müd.,üniversiteler)15 inci tur

Remzi Çetin

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 40. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Aralık 2005 · 1.051 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Remzi Çetin (AK Parti), 23 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(MEB,YÖK,ÖSYM,KREDİ VE YURTLAR GEN.MÜD.,ÜNİVERSİTELER)15 İNCİ TUR); konuşma 1.051 kelime.

Remzi Çetin (AK Parti, Konya). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(meb,yök,ösym,kredi ve yurtlar gen.müd.,üniversiteler)15 inci tur”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/remzi-cetin-22-2005-12-23-2006-merkezi-butce-kan-tas-meb-yok-osym-kredi-ve-yurtlar-gen-mud-uni (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA REMZİ ÇETİN (Konya)Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Tarihi insanlık tarihi kadar eski büyük Türk Milleti, tarihinin her döneminde, dünya insanlık ailesine yüksek değerler kazandırmıştır. Yetiştirdiği binlerce ilim adamları, tıp, astronomi, trigonometri, matematik, temel fen bilimleri başta olmak üzere, ilmin her dalında yaptığı çalışmalarla ilim alanında da önemli gelişmelere öncülük etmiştir.

Üniversiteler, bir milletin beyni mesabesindedir. İlmî çalışmaların çok önemli bir kesri, bütün dünyada, üniversiteler tarafından gerçekleştirilmektedir. Milletlerin sanayi, teknoloji ve ilim alanındaki konumları, üniversitelerinin durumuyla direkt ilgilidir. Amerika Birleşik Devletleri, bir yılda, bütün dünyada yapılan bilimsel yayınların yüzde 34'ünü, İngiltere yüzde 9'unu, Japonya yüzde 9'unu, Fransa yüzde 6'sını, Türkiye yüzde 1'ini gerçekleştirmektedir. Adı geçen ülkelerin teknolojik ve sanayi durumları göz önüne alınınca, ilmî alandaki başarılarıyla ne kadar ilişkili olduğu görülecektir.

Öğrenci başına yıllık harcamada ABD 22 000 dolar, Avrupa Birliği ortalaması 12-15 bin dolar, Türkiye 2 000 dolar -satın alma gücüyle 4 000 dolar- mertebesindedir.

23'ü vakıf olmak üzere, 77 üniversitemizde yükseköğrenim vermekteyiz. 591 fakülte, 179 dört yıllık yüksekokul, 473 iki yıllık meslek yüksekokulunda ve ikinci öğretimde 1 247 404, açıköğretimde 695 591, diğer yükseköğretim kurumlarında 26 091 olmak üzere, toplam 1 969 086 öğrencimiz yükseköğrenim görmektedir. Okullaşma oranımız ise, 2005 yılında, çağ nüfusu -18-21 yaş aralığı- 5 362 000. Bunun 993 381'i lisans öğrencisi, okullaşma oranı yüzde 18,52; 384 456'sı önlisans öğrencisi, okullaşma oranı yüzde 7,17; 695 591'i açıköğretim öğrencisi, okullaşma oranı yüzde 12,97; toplam okullaşma oranı yüzde 38,66'dır. Bu rakamlar gelişmiş ülkelere göre düşük düzeyde olmasına rağmen, yavaş da olsa, yıllara sâri kayda değer bir artış içinde olduğumuz da muhakkaktır.

2003 itibariyle, bilimsel yayınlar açısından dünya sıralamasında 22 nci, yayın sayısı 12 751; 2005 içinde bu rakam 15 000 civarına yükselmiş bulunmaktadır. Almanya'nın 94 000, İngiltere'nin 123 000, Fransa'nın 64 000, Yunanistan'ın 8 500, Polonya'nın 14 680. Bu alanda da Amerika Birleşik Devletleri 300 000 yayınla dünya birinciliğini muhafaza etmektedir. Bu alanda gelişmiş ülkelere göre açığımız büyük olmakla beraber, diğer ülkelere nazaran ciddî bir gelişme içinde olduğumuz da muhakkaktır.

2004-2005 eğitim öğretim yılında 11 220 profesör, 5 229 doçent, 14 219 yardımcı doçent, 28 261 araştırma görevlisi, 20 626 diğer öğretim elemanları olmak üzere 79 555 öğretim elemanıyla çalışmalar sürdürülmektedir. Öğrenci başına öğretim elemanı sayısında da yetersizlik olup, bir öğretim üyesi yetiştirme programı acilen gerekmektedir. Milletimizin ve devletimizin ihtiyaçlarına göre üniversitelerimizin kendilerini dizayn etmesi gerekmektedir.

Bugün, sanayide kullanılan 15 madende, Türkiye, rezerv bakımından ilk sırada yer almaktadır. Mesela, borda, toryumda rezerv açısından dünya birincisiyiz; fakat, bu alanda çok ciddî ar-ge faaliyetine ihtiyacımız var. Örneğin, toryumun nükleer yakıt olarak kullanımı için ar-ge çalışmaları 30 yılın üzerindedir. Üniversitelerimizin acilen bu konuya eğilmesi gerekir.

250 çeşit sanayi ürününde kullanılan bor konusunda da ciddî ar-ge faaliyetlerine ihtiyacımız var. Özellikle, ilgili mühendislik bölümlerimizin uygulamalı master ve doktora çalışmalarını milletimizin ve devletimizin ihtiyaçlarına yöneltmesi bir zorunluluktur. Bu bağlamda, yıllardır sözünü ettiğimiz sanayi-üniversite işbirliği yüksek seviyeye çıkarılmalıdır. Üniversite bünyesinde oluşturulmaya başlayan teknoparkları çok faydalı faaliyetler olarak görüyoruz. Yüksek teknoloji enstitülerindeki lisansüstü çalışmaları da son derece kayda değerdir.

Japon Başbakanları, konuklarını, akıllı robotlarla karşılıyorlar, lityumdan imal edilmiş elektrikli arabalarla gezdiriyorlar. Bütün bunlar, yüksek düzeyli, iyi planlanmış üniversal ar-ge faaliyetlerinin ürünüdürler. Gayri safî yurtiçi hâsıla içindeki yüzde 0,3-0,6 civarındaki ar-ge harcamamızı artırmalıyız. İyi planlanmış bir ar-ge faaliyetine yapılan harcama, fazlasıyla geri dönecektir. Bu oran, Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 2,5, Almanya'da yüzde 2,5, Japonya'da yüzde 3,2; Rusya'da yüzde 1,6'dır.

2004 yılında, Devlet Planlama Teşkilatımız, 147'si yeni olmak üzere, 517 projeye destek vermiştir; 2005 yılında, 207'si yeni olmak üzere, 549 projeye destek vermiştir. TÜBİTAK'ın 2005 yılındaki desteklediği toplam proje sayısı 1 661, 2004 yılında 464, 2003 yılında 337. Son üç yılda desteklenen proje sayısı 2 482'dir. Görüldüğü gibi, kamu kurumlarımızın ve üniversitelerimizin bilimsel faaliyetlerinde kayda değer artışlar olmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dünyanın en zor topraklarındayız, güçlü olmaya mahkûmuz. Bu cümleden olmak üzere, üniversitelerimize büyük vazifeler düşüyor. YÖK ve üniversitelerimizin kanunlarla kendilerine tevdi edilen vazifeleri yerine getirecek şekilde planlama içinde olmaları, sağlıklı ve huzurlu bir bilim ortamı ve ülkemizin huzuru bakımından önemlidir. YÖK ve üniversitelerimiz için, öncelikli konu, bilimsel çalışmalardır; master ve doktora çalışmalarını ülkemiz ihtiyaçlarına göre dizayn etmek, bilim adamı yetiştirme programlarıyla gerekli ve yeterli sayıda öğretim elemanı yetiştirmek, Bologna Deklarasyonuna uygun olarak girişimci üniversite modelini geliştirmek, bilimsel gelişmelere paralel olarak müfredat programlarını önemli oranda öğretim elemanlarına bırakmak, meslek yüksekokullarını sanayimizin ihtiyaçlarına göre şekillendirmek ve bu okul öğrencilerine kimlik kazandıracak şekilde kanunlarla uygun belirlemeler yapmak, ihtiyaç duyduğumuz alanlar için, master ve doktora alanları başta olmak üzere, farklı ilmî zenginliklere sahip ülkelerle de öğrenci mübadelelerine gitmek veya oralarda çalışmalar yaptırmak.

Değerli milletvekilleri, meslek liseliler üniversiteye gidemez veya gitmemeli diye dünyada genel bir kural yoktur. Meslekî eğitim almış, alanında çalışmış ve fakat sonra üniversiteye gitmek isteyen meslek lisesi mezununa belli şartları yerine getirerek üniversiteye gitmesine imkân vermek, bütün dünyada cari, genel bir kuraldır. Sen meslek lisesi mezunusun, üniversiteye gidemezsin diye bir uygulama yok. Gerekli önşartları yerine getiren herkes üniversiteye gider.

Bugün dünyada, üniversitelerinde kılık kıyafet tartışması yapılan tek ülkeyiz. Sistem tarzı ne olursa olsun, bugün dünyada bu konunun tartışıldığı tek ülkeyiz. Yukarıda söylediğim hususlar dikkate alınırsa, üniversitelerimizin yapması gereken birçok çalışma vardır; bunlardan biri de, toplum huzurunu sağlamaktır. Aydın insan olmanın gereği de budur.

Hiçbir mülahazayla bazı yanlışlıklar mazur gösterilemez. Türk Milleti devlet -millet kaynaşmasıyla bugünlere geldi, tarihî yürüyüşünü aynı şekilde devam ettirecektir. Devlet- millet kaynaşmasını zedeleyici tutumdan sarfınazar etmek, hepimize düşen millî bir görevdir.

Çağ nüfusumuz dikkate alındığı zaman -2005 yılı rakamını az önce söyledim- açıköğretim dahil yüzde 38. Bu durumda 3,5 milyon çağ nüfusu çocuğumuz tamamen yükseköğrenimin dışında bırakılmaktadır. O yüzden, hızlı bir üniversiteleşme çalışmasını hayata geçirmemiz gerekir.

Öğretim elemanı açığı ciddî bir gerçek; fakat, kanunen kurulmuş bir üniversite, uygun bir planlamayla kendi öğretim elemanlarını yetiştirir ve öğretime başlar. Eğer kuruluş öncesi öğretim üyesi yeterliyse hemen öğretime başlar; değilse, bir program dahilinde en makul zamanda bu açığını giderir; çünkü, kurulu bir üniversitenin sahiplenilme özelliği vardır. Öğretim üyesi tamamlanan fakülte ve bölümler öğretime başlar. O bakımdan, üniversiteleşme çalışmalarımızda kurulma kararının verilmesi önemlidir. Rektörümüzün ve var olan öğretim elemanlarımızın ciddî programlarıyla yeni ve güçlü üniversiteler kazandığımızı gördüğümüzde büyük memnuniyet duyacağız.

Değerli arkadaşlarım, hepinizin bildiği gibi, yıllarca İzmir, İstanbul, Ankara'da üniversitelerin var olması, yurt genelinde çağ nüfusuna göre çok önemli nüfusumuzun yükseköğretime gidememe sonucunu doğurmuştu; fakat, 1983 yılından sonra YÖK'ün yapmış olduğu en önemli hizmetlerden birisi, üniversite faaliyetlerine, üniversiteleşme faaliyetlerine hız vermesi nedeniyle, bütün Türkiye'de bugün sayıları 77'ye ulaşılmış üniversite sayesinde önemli oranda Anadolu çocuğuna üniversiteye gitme imkânı sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

27 konuşma daha · 23 Aralık 2005

27 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook