Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Manisa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 97. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Nisan 2010 · 1.107 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Şahin Mengü (CHP), 28 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 1.107 kelime.
Şahin Mengü (CHP, Manisa). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 28 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sahin-mengu-23-2010-04-28-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 26’ncı maddesine bağlı geçici 20’nci maddeyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurlarınıza geldim. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.
Ben, madde içinde geçen “Bir ay içinde yapar.”, “Bir haftada seçer.”, “Beş günde yapar…” Bunlara çok dokunmayacağım. Olay zaten, görülüyor ki, bir yangından mal kaçırma havası içinde, böyle bir fazla süratli yapılmaya çalışılan bir işlem var.
Aslında gelin, olayın özüne bakalım. Şimdi, bu taslağın çok temel üç maddesi var, üç grup maddesi var diğerlerinin tamamı herkesin “Evet.” diyebileceği, herkesin bir şekilde uzlaşabileceği maddeler. Ama onun dışında üç tane madde var ki, üç grup madde var ki bunlar: Birisi siyasi partilerin kapatılması, diğeri Anayasa Mahkemesinin şekillendirilmesi, bir diğeri de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun düzenlenmesi. Bütün bunlara baktığınız zaman bunlar Adalet ve Kalkınma Partisinin kendisini koruma saiki içinde düzenlediği, yaptığı bir organizasyondur. Şimdi, kimse bir iyi niyetten bahsetmesin. Bu olay dün söylediklerinizle bugün getirdiğiniz tasarının birbirine taban tabana zıt olduğunu gösteriyor. Geçen günlerde burada Anayasa Mahkemesiyle ilgili yaptığım konuşmada Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili sayın arkadaşlarımın Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda Cumhurbaşkanı yetkileriyle ilgili neler söylediklerini burada tek tek okumuştum. Bakın, şimdi, isterseniz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu için Sayın Cumhurbaşkanının 1993 yılında Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı açıklamaları okuyalım:
Bakın, 8/11/1993: “Bunların dışında çok önemli meselelerden birisi yargının bağımsızlığıdır. Yargının bağımsızlığı ne demektir? Mahkemelerin hiçbir tesir altında kalmadan, dolaylı veyahut da direkt hiçbir etki altında kalmadan vicdanların sesini dinleyerek karara varmalarıdır. Türkiye’deki yargı bağımsızlığının zaman zaman zedelenebilirliğinin söz konusu olduğudur. Burada, tabii, bütün yargı mensuplarını tenzih ederim fakat ister istemez bu söz konusudur. Bunun da en önemli sebebi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında görmekteyiz. Bildiğiniz gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Yargıtaydan 3, Danıştaydan 2 üye bulunmaktadır ve Sayın Bakan ile Sayın Müsteşar burada üyedirler, dolayısıyla siyasidirler. Bunu sadece sizin iktidarınız için söylemiyorum. Yarın iktidara biz geliriz, başkası gelir, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna -kolay bir şekilde demeyeyim ama- etki etme imkânı söz konusudur böyle bir yapılanmada. Bunun için, siyasi iktidarın direkt temsilcilerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkarılması gerektiği kanaatindeyim.” diye 1993’te bunu söylüyor. 4/11/1994’te aynı sözleri gene Plan ve Bütçe Komisyonunda tekrar ediyor.
Şimdi, bütün bunlara baktığınız zaman bize bir iyi niyetten bahsetmeniz mümkün değil çünkü o tarihten bu tarihe Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan bir kapatma davasından başka değişen bir şey yok. Bu sözler söylendiği zaman Türkiye’de Adalet Bakanı ve Müsteşarı, sizin partiniz daha o zaman ortada yok ama Sayın Abdullah Gül’ün o tarihte mensubu bulunduğu partinin de iktidarda olmadığı için ne bakanı ne müsteşarının bu kurulda olması söz konusu. Nitekim sizin iyi niyet testinizi yaptığımız zaman niçin anlaşamadığımızı ortaya koymak üzere evvelce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanının bulunmaması gerektiğini söyleyen sizler, 2002’den bu tarafa yapılan bütçe konuşmalarına baktığınız zaman, Adalet Bakanı ve müsteşarının bu kuruldan çıkmasını hiç ağzınıza almıyorsunuz. Ama tam aksine Anayasa Mahkemesine Cumhurbaşkanının atama yapmasına -çünkü o tarihteki Cumhurbaşkanı sizin kadrolarınızdan gelen bir Cumhurbaşkanı olmadığı için- şiddetle karşı çıkıyorsunuz. O bakımdan olaya baktığınız zaman bir iyi niyetten bahsetmek söz konusu değil. Şartlarda değişiklik, hep aynı şeyler olmuş ama dediğim gibi yapılan tek şey var: Bir, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılmış bir kapatma davası var; iki, size göre her an böyle bir beklenti var.
Şimdi, bu siyasi parti kapatma olaylarına geldiğiniz zaman bu maddeyi düzenlerken hep bir şey söyleniyor: “Bütün dünyada var.” Buna benzer düzen, izin düzeni değildir, sakın yanlış anlamayın fakat dava açma hakkı bir tek Almanya’da parlamentolara verilmiştir veya hükûmete verilmiştir yoksa herhangi bir savcının bir yerden izin alması söz konusu değildir. Eğer izinden bahsediyorsanız, o bir yanlış anlamanızdır. Siyasi Partiler Kanunu’nun 99’uncu maddesinde, savcıya başvuran siyasi partinin talebi reddedilirse o takipsizlik kararına karşı ceza genel kuruluna başvurulabilir. Oradaki düzenleme o. Yani dünyanın hiçbir yerinde olmadığı gibi Türkiye’de de böyle bir izin söz konusu değildir.
Hâkimler Savcılar Yüksek Kuruluna baktığınız zaman, şu anda ne var? Bakın, şimdi, getirdiğiniz sisteme de baktığınız zaman hakikaten meslekle hiçbir ilişkisi olmayan, işte üniversite hocalarından, iktisatçı şu bu, seçiyorsunuz. Bu insanların yargılama konusuyla uzaktan yakından ilgileri yok. Orada yapılan bir faaliyet savcının, hâkimin özlük haklarından başlayarak bunların mesleğe alınmasından devam ederek hiçbir şekilde bir iktisat profesörünün orada bulunmasını gerektirecek… Hadi, Anayasa Mahkemesi için diyorsunuz ki: “Anayasa yargısı farklı bir yargıdır, orada bir iktisat profesörüne de ihtiyaç vardır.” Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunda iktisat profesörü neyi anlatacak, bir siyaset bilimci neyi anlatacak? Hadi hukukçuyu anlayabiliyorum. Yani bu, mesela, işin ne kadar olayı sulandırmaya yönelik olduğunu gösteriyor.
Şimdi, bu arada, Avrupa Birliği veya Avrupa Konseyince hazırlanan raporlardan ilerleme raporlarında Adalet Bakanının ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının çıkmasıyla ilgili söylenenleri artık burada tekrar etmek istemiyorum, bunlar çünkü defalarca burada söylendi ama bakın, en son olarak Budapeşte’de… Siz çünkü bu Batı’dan gelen önerilere çok meraklısınız, her ne kadar, Türk Anayasası, bu Anayasa, şu “askerlerin yaptığı” dediğiniz, beğenmediğimiz Anayasa 1982’de yapılmışsa da bu çok meraklı olduğunuz Venedik Komisyonu 1992’de kurulmuş. 1992’de kurulmuş bir komisyonun raporlarına, güdümlü raporlarına çok meraklısınız da bu arada, mesela bir de “Budapeşte Ortak Bildirisi” diye 11-12 Haziran 2007 tarihinde yapılan Hukuk Düzenleyici Kurumlar Uluslararası Konferansında da birçok ülke sayılmış. Bunların aldığı bir toplu faaliyet var, karar var; “Ortak açıklama” diyor, bunun ilk paragrafını okuyacağım çünkü diğerlerini okursam çok vakit alacak.
Bakın, ne diyor orada: “Bağımsız yargı tüm toplumlar için demokrasinin en temel direğidir. Bağımsız bir yargı sisteminin tesisi için bağımsız hâkimlerin mevcudiyeti şarttır. Öyle ki bu hâkimlerin yargısal düzenleyici bir organ tarafından atanması veya görevden alınması veya bu işlemlerin halkı temsil eden yüksek makamlar ya da onların temsilcileri tarafından sıkı sıkıya, yargısal düzenleyici organın tavsiyesi doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerekir. Yargı bağımsızlığıyla ilgili ilkelerin anayasalara dercedilmiş olması arzu edilen bir durumdur. Yargı bağımsızlığı ilkesi ile çıkar çatışması olması veçhesiyle, yasama ve yürütme organlarının bu konuda yetkilerinin olmaması gereklidir.”
Şimdi, her olaya baktığınız zaman her toplumun kendi değer yargıları, kendi sorunları, kendi sıkıntıları olduğu gibi Avrupa’nın da yeni gelişen ülkelerinde… Çünkü, bunu niçin verdim? Buraya bakarsanız, Budapeşte Bildirisi’ne, altında Orta Avrupa’da Sovyet sisteminden ayrılan ülkeler de vardır bunların imzaları altında, bir tek İtalya vardır diğer alıştığımız Batı Avrupa modelleri dışında. Niye bunu söylüyorum? Çünkü, çok meraklı olduğunuz o Venedik Komisyonu da Sovyetlerden yeni kurtulan, Sovyet bloğu içinden çıkıp Batı modelini kabul eden ülkelere danışmanlık yapmak üzere kurulmuştur. O nedenle, yani Venedik Komisyonu ne kadar saygıdeğerse bu ismini verdiğim Budapeşte Komisyonunun kararları da o kadar saygıdeğerdir.
Şimdi arkadaşlar, hepimiz çok tarihî günlerden geçiyoruz. Yarın hep beraber çocuklarımızın yüzüne bakacağız. Yargıyla oynayan hiçbir siyasi iktidar bundan hiçbir zaman çok önemli bir kazanç sağlamamıştır ama yargıyla oynayan siyasi iktidarların çok büyük sorunlar yaşadığı yakın tarihimizde gördüğümüz olaylardır. Bu toplum, 1950’li yıllarda 35 tane, 40 tane Yargıtay üyesinin bir gecede emekli edildiğini bilir; bu ülkede 1950-60 döneminde 10’larca savcının, hâkimin nasıl savrulduğunu bilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
91 konuşma daha · 28 Nisan 2010