İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 111. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Trakya çiftçisinin sorunlarıyla ilgili

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 111. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Temmuz 2004 · 2.062 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 7 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TRAKYA ÇİFTÇİSİNİN SORUNLARIYLA İLGİLİ); konuşma 2.062 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Trakya çiftçisinin sorunlarıyla ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-07-07-trakya-ciftcisinin-sorunlariyla-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Enis Tütüncü'nün gündemdışı konuşmasına ve Trakya çiftçisinin sorunları başlıklı açıklamasına Hükümet adına cevap vermek üzere söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Milletvekilimiz, bölgesiyle ilgili durumları ifade ettikten sonra, Partimize ve Hükümetimize yönelik oldukça önemli, dikkate değer eleştiriler iletti. Ben de, ilkönce genel cevabımdan sonra, kendisinin dile getirdiği bu hususlara özellikle cevap vermek istiyorum ve uyarıları için teşekkür ediyorum.

Ülkemizde hububat hasadı, 9-10 Mayıs 2004 tarihlerinde Güneydoğu Anadolu Bölgemizde başlamış, Doğu Anadolu Bölgesi dışındaki tüm bölgelerimizde, halen, hasat devam etmektedir. Bu konuda sorumlu kuruluşumuz Toprak Mahsulleri Ofisi, hububat alımına yönelik olarak, 2004-2005 Dönemi Hububat Ürünü Alımı ve Satımı Hakkında Bakanlar Kurulu Kararını hazırlamış ve bu karar, 5 Haziran 2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir; yani, mevcut rejim, uygulanacak rejim, vaktinde, hazırlık olarak yerine getirilmiştir.

Toprak Mahsulleri Ofisi, hasadın başladığı tarihten itibaren borsa ve piyasa fiyatlarını yakından takip etmiş, serbest piyasada buğday fiyatlarının 360 000-380 000 lira bandında, arpa fiyatlarının ise 315 000-330 000 Türk Lirası aralığında seyrettiğini gözlemiş ve bu fiyat üretici lehine olduğu için de, alım fiyatları, piyasaya girmesini geciktirmiş, 22 Hazirana kadar bu olayın gelişimini takip etmiştir. Piyasa fiyatları, bizim bu sene açıklayacağımız baz fiyat seviyelerine geldiği anda da, piyasaya girerek, fiyatların daha fazla aşağıya düşmesini önleyici rolünü hayata geçirmiştir.

Biz, 22 Hazirandan daha önce piyasalarda alım yapmaya başlasaydık, vereceğimiz fiyat, piyasada geçerli olan fiyatın az da olsa altında olacaktı ve erken hasat dönemiyle karşı karşıya olan bölgelerimizdeki çiftçilerimizin, az da olsa, bir gelir kaybı söz konusu olacaktı; ama, 22 Haziranda, vereceğimiz fiyat ile piyasa fiyatı aynı seviyeye geldiği andan itibaren alıma başladık. Ancak, bundan bir hafta öncesi, ülkemizin üç ayrı bölgesinde emanet usulü alım yaptık; çünkü, bazı bölgelerde, fiyatların, vereceğimiz fiyattan daha hızlı düştüğünü gördük. O bölgelerde, Ofisimizin bürolarına talimat vererek, emanet usulü alım yaptık ve daha sonra açıkladığımız fiyattan da ödedik.

Toprak Mahsulleri Ofisi, geçen yıl 8 borsada alım yapmıştı, bu yıl, bunu 25'e çıkardık. Dolayısıyla, şu anda, merkezlerde ve tüm işyerlerinde, makarnalık ve ekmeklik buğday alımlarımız devam ediyor ve 22 Hazirandan itibaren, 210 işyerinde alımlarımızı sürdürüyoruz. Bu hususta bir örnek vermek gerekirse, aldığımız miktar toplam 86 000 tona ulaşmıştır ve günlük alım miktarımız ise 15 000-20 000 ton arasında değişmektedir.

Trakya yöresine gelince; hasat haziran ayı sonlarında başlamış, yörenin yağışlı geçmesi nedeniyle, zaman zaman, hasat işlemlerine ara verilmiştir. Trakya yöresinde, Edirne ve Edirne'ye bağlı 6 işyerinde, Tekirdağ ve Tekirdağ'a bağlı 8 işyerinde, Kırklareli'nde ise 5 işyerinde olmak üzere, toplam 22 alım merkezinde işlemlerimizi sürdürüyoruz.

Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Çorlu, Keşan, Malkara, Uzunköprü işyeri alımları, bu merkezlerde bulunan borsalarda yapılmakta, üreticilerimiz, ürünlerini borsalarda pazarlamakta, borsada oluşan fiyatın Toprak Mahsulleri Ofisi fiyatlarının altına düşmesi durumunda ise, ürünlerini, borsada, Toprak Mahsulleri Ofisine satabilmektedir. Dolayısıyla, üreticinin, buğdayını, uyguladığımız fiyatın altında bir fiyattan satması için herhangi bir sebep yoktur; çünkü, bu, alım taahhüdünde bulunduğumuz garanti fiyattır.

Dolayısıyla, çiftçilerimiz bakımından -elbette istisnaları vardır- fiyatın daha düşük bir seviyede seyretmesi, piyasa mekanizması içerisinde, ancak kısa sürede gerçekleşebilecek bir olaydır. Bilgilerin yeterli düzeyde üreticilerimize ulaşması halinde -ki, bu konuda en hassas oldukları dönemdir- çok kısa bir süre sonra, daha ucuz fiyattan ürünlerini satmaları için sebebin ortadan kalktığını görünce, fiyat, tekrar arzu ettiğimiz noktaya yükselecektir.

Trakya yöresinde üretilen buğdaylar, çoğunluk olarak, kırmızı, yarı sert gruba dahildir ve Toprak Mahsulleri Ofisi, bu buğdayı, 352 000 liradan satın almaktadır. Üreticilerimiz, ürünlerini, piyasada ve borsada değer fiyattan satamamaları halinde, Toprak Mahsulleri Ofisine getirerek satabilirler.

Edirne yöresinde, bugüne kadar aldığımız buğday miktarı toplam 30 000 tondur. Dün, ayın 6'sı itibariyle, günlük aldığımız miktar ise 10 000 tondur. Bu rakam, alım yaptığımız günden itibaren ise toplam 30 000 tona ulaşmıştır.

Toprak Mahsulleri Ofisi, ayrıca, sanayici ve tüccara borsada buğdayını satan üreticilere sertifikalı tohumluk alması halinde, tohumun kilogramı başına 50 000 lira prim ödeyecektir; dolayısıyla, birkısım üreticilerimiz de, sertifikalı tohum alma konusunda, piyasaya malını satması teşvik edilmektedir; ama, daha düşük fiyattan satması şart değildir.

Toprak Mahsulleri Ofisi, Trakya'da, 352 000 lira garanti fiyatla piyasadadır. Bu durumda, üreticinin, ürününü 280 000 - 300 000 lira gibi bir fiyatla satması geçicidir. Hadisenin, normal mekanizmanın etkisini göstereceğini söyleyebilirim.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)Sayın Bakan, peşin ödeyiniz, yarı yarıya öderseniz sıkıntı yaratıyor.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Müsaade ederseniz, onu da söyleyeyim.

Şimdi, Trakya'da meydana gelen durumun özet bilgisini, zihinlerde kalması için aktarayım. Gerçekten, bu sene, Türkiye'de buğday üretimi ve kalitesinde bir iyileşme söz konusudur. Miktardaki artış bazı bölgelerimizde -Trakya dahil- mevsimin iyi gitmesi, ama kalitedeki iyileşme ise, özellikle, süne mücadelesindeki başarıdır. Bununla ilgili bilgiyi, ilerleyen zaman içerisinde, milletvekillerimize ve kamuoyumuza duyuracağız.

Bu dönemde, rekoltenin de yüksek olmasıyla, özel sektörün, şu anda, piyasaya biraz tereddütlü girdiğini görüyoruz; bu, Trakya için geçerlidir. Trakya'da bir başka ufak sorun vardır; o da, bölgedeki ürünlerimizin bir kısmında, bir embriyo kararması diye ifade edilen -teknik tabirle- bir eksiklik söz konusudur. Bu da, bir bakıma, tüccarın, alım konusunda tedirgin davranmasına sebep olmaktadır. Rekoltenin yüksekliği ve böyle bir kaygıyla birlikte çiftçinin zaman zaman tereddüt geçirmesi olabilir. Ancak, bizim, buradan, başta Trakya çiftçisi olmak üzere ülkemizdeki tüm çiftçilerimize yönelik taahhüdümüz, açıkladığımız fiyattan Türkiye'nin her yerinde çiftçilerimizin ürünlerini almaya hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Alım politikasındaki bu uygulamayla, buğdayını teslim ettiği anda yarısı peşin yarısı da bir ay içerisinde ödenecektir. Biz bu politikayı geçen sene de uyguladık. Geçen sene uyguladığımız ve yüzde 43 oranında fiyat artışı verdiğimiz halde piyasa fiyatı daha yüksek oluştu ve bize, 1 000 000 ton buğday satmak için üreticilerimiz geldi ve biz, biraz da eksik aldık; ama, piyasa fiyatı daha yüksekti. Şimdi, bu dönem içerisinde uyguladığımız politika, yine, yüzde 50'sini bir ay içerisinde ödemekti; onu, ortalama olarak daha kısa sürede ödedik. Gerekirse bu yola da gidebiliriz. Yani, biz bir ay gecikmeyi, çiftçi özel sektöre gitsin diye değil. Eğer bu aleyhe bir şey olursa, bunu bölgesel olarak da iyileştirebiliriz. Bunda bir sorun olmayacağını düşünüyorum.

Aynı zamanda, 2004 yılında buğdaya verdiğimiz artış yüzde 12 değil, yüzde 14'tür ve tahılda verdiğimiz bu fiyat artışı da bütün bir mevsim geçerli olan artış değildir. Tahılda aylık belli oranda artışlar devam edecektir. Yani, bizim, piyasada fiyatların teşekkülü, Toprak Mahsulleri Ofisine aşırı bir buğday arz edilmesi veya piyasaya intikal etmesi halinde politikalarımıza uygun olarak bu oranı önümüzdeki aylar içerisinde yavaş yavaş artırma politikamız da zaten çıkardığımız kararnamede mevcuttur. Bu sabit bir fiyat olarak sürmeyecektir. Yani, temmuz ayı içerisinde ve ağustos ayı içerisinde gelişmeleri takip ederek bu artışları hızlandıracağız. Bunun anlamı şu: Toplam tahıl üretimimizin çok önemli bir kısmı, yani, 20 000 000 tonluk bir kısmı piyasaya ani olarak dökülürse, biz, bunun fiyat kontrolünü yapmakta, hangi mekanizmayı kullanırsak kullanalım, çok etkili olamayız. Burada üreticimize de görev düşüyor. Üreticimiz, şu anda, ihtiyacı olmadığı durumda, malını bugün için piyasaya getirmemelidir, biraz daha beklemelidir; yani, kendisi için zaruret olmayan halde mutlaka böyle yapmalıdır. Nitekim, geçen yıl, fındıkta, üreticilerimizin bilinçli davranışının kendilerinin çok lehine sonuçlar verdiğini hepimiz de biliyoruz; ama, 20 000 000 ton buğdayın 10 000 000 tonu, 8 000 000 tonu temmuz ayı içerisinde piyasaya intikal edecek olursa, bu konunun üreticimizin de aleyhine olacağını hepimizin bilmesi lazım. Dolayısıyla, piyasa mekanizmasının da iyi işlemesi lazım.

Burada, ben, sanayicilerimize ve tüccarlarımıza da seslenmek istiyorum. Geçen yıl yaptıkları çok olumlu bir katkı oldu piyasaya. Alıcı olarak girdiler ve piyasada fiyatların da yüksek olmasını sağladılar; ama, hepimiz biliyoruz ki, yine, Türkiye'de ekmek fiyatlarında çok büyük bir artış olmadı, çok cüzi bir artışla dönem kapandı. Bu yıl, yine, sanayicilerimizin, enflasyon oranındaki artıştan nispeten daha yüksek bir fiyat verdiğimiz ve Türkiye'de çiftçilerin çok önemli bir kısmının temel üretim faaliyeti olan ve gelir kaynağı olan buğdayla, tahılla ilgili alanda alıcı olarak piyasaya girmeleri genel olarak ülkemizin de menfaatınadır; kendilerinin bu hususta tedirgin davranması için de bir sebep yoktur. Türkiye, ihtiyacını, kendi bünyesindeki üretimden rahatlıkla karşılayabilecek bir durumdadır. Toprak Mahsulleri Ofisi, düzenleyici kurum olarak, üreticilerimizin aleyhine ithalat politikalarına da müsaade etmeyecektir ve dolayısıyla, sanayicilerimizin ve tüccarlarımızın piyasaya girerek fiyat mekanizmasını üretici lehine işletmesi konusunda aktif bir rol almalarını bekliyoruz.

Efendim, bölgemizin diğer önemli ürünü olan ayçiçeğine gelince; ayçiçeğiyle ilgili konuda daha kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Ayçiçeği üretimiyle ilgili olarak Sayın Enis Tütüncünün verdiği genel bilgilere ilave olarak ben şöyle bir ifade kullanmak istiyorum: Türkiye'de yağlı tohumlar konusu, gerçekten, diğer tarım ürünlerine nispetle, bizim, ithalata mecbur olduğumuz bir alan; bu doğru; ama, bu, bugün ortaya çıkmış bir hadise değil; zaten, tarımda, bugün yapılan bir ihmalin etkileri zamanla ortaya çıkıyor. Şimdi, düşünün, en etkili karar dönemi... En az beş altı yıl önce alınmış kararların sonucu bugün bize yansıyor ve bizim aldığımız kararlar da, aynı şekilde gecikmeyle, en az dört beş yıl sonra sonuçlarını verecek. Bunun aksi bir şey düşünülemez; yani, otomatik bir mekanizmayla biz primleri bir miktar artırdığımızda, Türkiye'de ayçiçeği alanlarının yüzde 100 artışını hiçbir zaman gerçekleştiremeyiz; bu kadar büyük değişme olmaz.

Türkiye'de, ayçiçeği ekim alanları 1994'ten 2003'e kadar -meydana gelen gelişmeyi ifade etmek istiyorum- 595 000 hektar ile 510 000 hektar arasında değişmiş. En son ulaşılan miktar, elimdeki rakam, 550 000 hektardır. Bu, 1996'da 575 000 imiş; yani, ekim alanında çok büyük daralma diye bir şey söz konusu değil. Bu yüzde 20'lik azalmayla ilgili iddia çok bölgesel olabilir. Türkiye çapında toplam ekim alanlarındaki daralma, ihmal edilecek kadar azdır; 25 000 hektar civarındadır.

İkincisi, üretime gelince; üretim, 1994'te 740 000 ton, 2003'te 800 000 tondur; yani, Türkiye'de, üretim, bir ara, 1997'de 900 000 tona çıktı, onun dışında bu bantta seyretmektedir. Verim miktarındaki gelişme ise çok lehedir. 1994'te, hektar başına 1 262 kilogram alınırken, en son yılda 1 545 kilograma yükselmiştir. Dolayısıyla, verimde de nispî bir iyileşme vardır. Dolayısıyla, uygulanan politikaların büyük ölçüde kayda değer bir artış sağladığını söyleyemiyorum; ama, azalma diye bir şey de söz konusu değildir.

Ayrıca, hepimizin bildiği prim destekleri, en başta, pamuk ve ayçiçeğine yönelik olarak yapılmaktadır. Nitekim, 2002 ürününe 2003 yılında 85 000 lira, 2003 ürününe de 2004 yılında 110 000 lira kilogram başına prim ödüyoruz ve bir açıklama daha yapma ihtiyacını duyuyorum; 2004 ürününe prim desteği vereceğimizi de ilan ettik. Dolayısıyla, çiftçilerimize, özellikle, ayçiçeği üreticilerimize, gelecek dönemlerde bu ürünü ekmeleri konusunda gerekli uyarıyı yaptık ve teşvik mekanizmasını kullanacağımızı da söyledik.

Bu arada, Sayın Milletvekilimizin, özellikle, doğrudan gelir desteğiyle ilgili konudaki uyarılarına teşekkür ediyorum. Doğrudan gelir desteği konusunda çok eleştiri aldık, alıyoruz; ama biliyorsunuz, biz, bu politikayı iktidara geldiğimizde uygulanır bulduk, bunu çok iyi biliyorsunuz. Bu politikanın 2005 yılına kadar da uygulanacağını -Dünya Bankasıyla olan anlaşma gereği böyle olduğunu da- biliyoruz. Şimdi, bu arada tarım stratejileri konusunda yeni çalışmalar tamamlandı ve Türkiye'nin tarımsal teşviklerde çok önemli bir değişiklik yapacağını da kamuoyuna duyurduk, bu vesileyle bir daha ifade etmek istiyorum. Toplam destekler içerisinde yüzde 80 olan doğrudan gelir desteğinin payını yüzde 45'lere çekeceğiz, bu çok önemli bir gelişme. İkincisi, daha önemli bir gelişme, doğrudan geliri, bugünkü uyguladığımız tarzda da uygulamayacağız, farklılaştırarak uygulayacağız. Farklılaştırma iki yönde olacak; ürün ve bölgesel bazda yapacağız. Dolayısıyla, eleştirilerimizi büyük ölçüde giderecek bir değişiklik söz konusu olacak.

Onun dışında, prim desteklerini, bugünkü toplam miktarın iki misline çıkaracak kadar bir artışı yüzde olarak destekler içerisine koyduk. Bugün toplam desteklerin, özellikle yağlı tohumlardaki desteklerin miktarı 300 trilyon civarındadır. Bunun anlamı 600 trilyona çıkarmak demektir ve dolayısıyla, her bir ürün için ödeyeceğimiz prim miktarının da bu nispette artması demektir. Bunu gerçekleştirdiğimiz anda, Sayın Enis Tütüncü'nün de ifade ettiği gibi, daha etkin bir yöntem kullanılacaktır.

Benim, son sözlerine elbette itirazım var; son sözleri AK Parti milletvekillerine yönelikti, tarım ve hayvancılık konusundaki sözlerimizi hatırlamamızı ve çiftçiye sahip çıkmamız gerektiğini söyledi.

Şimdi, bu, tabiî, çok tartışılacak bir şey. Bu, bir tek tutum ve davranışla da genelleme yapılmaya müsait olmayan bir şey. Birçok unsur iç içe. Biz, tarıma yönelik politikalarımızı, çiftçi borçları, girdi desteği, doğrudan gelir, prim, hayvancılık destekleri ve yeni projelerimizle çiftçimizin sorunlarını çözmeye yönelik tutum ve davranışlar sergilediğimizi ifade ediyoruz ve inanıyoruz. Mesela, bunların içerisinde, sebzede sertifikalı tohum, hayvancılıkta ıslah çalışması, mera çalışması, özellikle tahıl üreticisi için sertifikalı tohumluk konusunda hayata geçirdiğimiz ve süne mücadelesi konusunda da, Türkiye'nin hem güneydoğusunda hem Trakyasında çok başarılı sonuçlar aldığımıza inanıyoruz. Bunu, sizler de, basına yansıyan bilgilerden ve açıklamalardan - tahmin ediyorum- takip ediyorsunuzdur.

Şimdi, bütün bunların sonucu hayata nasıl yansıyor; bunun en uygun şekli 28 Mart seçimleridir. 28 Mart seçimlerinde AK Partinin genel oylarındaki artışı hepimiz biliyoruz ve 28 Mart çok geçmişte kalan bir tarih değildir. 28 Mart seçimlerinde, 15 ille ilgili bizim yaptığımız bir çalışmaya, ilk elimize geçen bilgilere göre, belediye özelliği olmayan kırsal kesimlerde, yani köylerde aldığımız oy, AK Partinin il genel meclisi seçimlerinde aldığı oy yüzde 47'dir. "Türk çiftçisine sahip çıkmamak" ifadesini burada çelişir buluyorum. Elbette, biz, Türk çiftçisinin sorunlarını birbuçuk yılda çözdük demiyoruz; ama, çözme konusunda, bu yolda yürüme konusunda bir irade sergiliyoruz, samimî bir gayretin içerisindeyiz; bizim, elbette, zamana ve kaynağa ihtiyacımız var.

Hepinize teşekkür ediyorum. Saygılarımla. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

60 konuşma daha · 7 Temmuz 2004

60 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook