Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )
Konya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 704 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sami Güçlü (AK Parti), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 704 kelime.
Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653-5 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
İlkönce, Sayın Hasan Ören'in sorduğu sorulardan başlayarak kısa kısa cevaplar vermeye çalışacağım.
Tarım ürünlerinin, toplam üretimimiz içerisindeki, millî gelir içerisindeki payı ve bunların işlenmesi halinde meydana gelen katmadeğer artışlarıyla birlikte bir hesap var mıdır diye ifade ettiler; elbette, böyle bir şey hesaplanabilir; ancak, bu çok anlamlı da olmaz. Yani, sanayi ürünlerinin hepsi veya çok önemli bir kısmı hammade yönünden ya madencilik ya tarıma dayalıdır; yani, aşağı yukarı yüzde 90'lık kısmını böyle düşünebiliriz. Dolayısıyla, sonunda bulacağımız rakam, mesela, tarıma dayalı ürünlerden üretilen sanayi ürünlerinin payı yüzde 40 gibi bir rakam çıktığında, bu, tarımın önemini çok ortaya koyuyor anlamına gelmez. Bu, teknolojiye bağlı bir hadisedir; içinde bilgi vardır, teknoloji vardır, sermaye vardır. Dolayısıyla, bunların hepsiyle beraber ve katmadeğeri çok yüksek olan ürünleri düşündüğümüzde, bu, daha çok, belki madencilik alanında payın artmasına sebep olabilir. Nitekim, yüksek teknoloji ürünlerinin kısmen tarıma dayalı hammadeler olduğuna; ama, daha çok madencilik ve tabiî maddelere dayalı olduğunu görebiliriz.
Tarımın toplam millî gelir içerisinde payı, biliyorsunuz, yüzde 13 civarındadır. Eğer tekstili ve konfeksiyonu katarsak, bu rakamın 25-30'a yükselebileceğini söyleyebiliriz; ama, bu tartışmalı bir husustur.
Sayın Mücahit Daloğlu'nun sorularına cevap vermek istiyorum. Sayın Daloğlu, hayvancılıkla ilgili destekler, düşünceler, projeler için teşekkür etti, hayvancılık kaçakçılığı konusunu da gündeme getirdi. Ben de, özellikle bu hususu, bu vesileyle biraz detaylandırmak istiyorum.
Şimdi, eğer, arkadaşlarımız, hayvancılık sektörüne, gerçekten katkı yapmak istiyorlarsa, lütfen, bu hayvan kaçakçılığı meselesini sürekli gündeme getirerek, bu hadisenin vuku bulan etkisini daha da artırmasınlar; yani, şüyuu vukuundan daha yüksek bir hale geliyor bu olay. Şimdi, düşünün; bu ülkede hayvan kaçakçılığıyla ilgili bir olayın, ekonomimize 2004 yılının mayıs, haziran aylarından itibaren bir etkisi oldu. Bunu, büyükbaş hayvanda şu anda büyük ölçüde önlemiş durumdayız. Bunun bugün için aksini söyleyen arkadaşlar, kesinlikle bir belgeye dayandırmalıdır. "Bölgemden gelen bilgi, üreticimden gelen bilgi, bu hususta böyle duyumlar var..." Arkadaşlar, bunlar çok doğru şeyler değildir. Bununla ilgili konu, sektörü çok yaralıyor. Bakın, iddia ediyorum, şu anda Türkiye'de konuya önem vermesi gereken ilgili tüm kurumlar uyarılmış ve ahenkli bir çalışma içerisindedir. 4 Aralıkta Diyarbakır'da, bütün sınır illerinin valileri, emniyet müdürleri, askerî birliklerin komutanları, gümrükler, Maliye, Planlama ve ilgili kurumların temsilcileriyle bir toplantı yapacağız. Hadisenin aldığımız tedbirlerin değerlendirilmesini, ek tedbirlerin neler olabileceğini, çok açık... Bunu, başta Mücahit Daloğlu'na ve bu soruyu gündeme getirdiğinden dolayı kendisini alkışlayan Cumhuriyet Halk Partisine mensup arkadaşlarıma söylüyorum. Şimdi, biz, hayvancılık sektörüne net bir katkı yapmak istiyorsak, eğer bu sorun varsa, lütfen, bu sorunu, çok somut olarak getirin ve nasıl tedbir alacağımızı birlikte düşünelim; ama, orta yerde, psikolojik olarak dıştan gelecek etkilere açık bir hasta varsa ve siz bu hastaya "hastasınız, hastasınız" telkininde bulunuyorsanız, biz bu hastayı iyi edemeyiz; çünkü, bu telkin, fizikî etkiden daha çok o hastayı yoruyor. Çok net söylüyorum. 2004 yılında hayvancılık sektörüne 550 trilyon katkı yapan bir hükümet olarak kaçakçılık konusunu hafife alabilir miyiz arkadaşlar; yani, bu doğru olur mu?! "Hayvancılık sektörüne rekabet gücü kazandıracağız" diyoruz. Bu lafı, inanarak söylüyorum, inanmadan söylemiyorum. Şimdi, ben, inanarak söylediğim bir sözün arkasında... Yani, birkısım insanların ihmalinden, görevlerini yapmamalarından, hukukdışı, kanundışı bir işlemden dolayı, ben, bu sektöre zarar verecek olan insanlara mâni olmayacağım... Arkadaşlar, bu doğru bir şey değil! Yani, bu ülkede emniyet varsa, bu ülkede sınır güvenliği varsa, bu ülkede, ülke içerisindeki hayvan hareketlerinin kontrolü konusunda elimizde bir imkân varsa, sonuna kadar kullanacağız.
2004 yılı kurban bayramı yaklaşırken, şu anda bu sektörde uğraşan insanlarımızın tedirgin olmasına gerek yok. Onlara teminat veriyorum; bütün gücümle, bu hadisenin önlenmesi konusunda gayret göstereceğim. En büyük desteği sınır güvenliğimizden sorumlu birliklerimizin en üst yöneticilerinden alıyorum ve tekrar ediyorum, hadisenin önemine, ekonomik olmaktan önce hayvan sağlığı açısından bakacak kadar konuya vâkıflar ve buna da inanıyorum, güveniyorum bu yaklaşıma. Dolayısıyla, biz, bu sektörü canlandırmak istiyorsak, alacağımız tedbirleri de biliyoruz ve insanları da buna inandırdık. Şimdi, Hükümet olarak, bir konuya önem verdiğimizi, böyle, açık, anlaşılır, etkin bir şekilde ortaya koyunca, eğer, biz, bu olayı önleyemeyeceksek, o zaman arkadaşlarım, orta yerde, oturup hep beraber düşüneceğimiz bir husus var.
Bu sektörü önemseyen ve bu sektöre destek veren arkadaşlarım, bu konuda "Türkiye'de kaçak hayvan var, Ankara'ya kadar geldi, sınırlarımızdan giriyor" şeklindeki ifadeleri, artık, lütfen, tekrar etmesinler. Gelin... Eğer var ise, her türlü sorumluluğu alıyorum; ne diyorsanız, her türlü sorumluluğu alıyorum. Bu sektörü yaşatmalıyız biz. Dolayısıyla, 2004 yılında bu işi yapan insanlarımızın gönülleri rahat olmalı, bu sektörü canlandıracağız.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
87 konuşma daha · 30 Kasım 2004