Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 131. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Temmuz 2010 · 1.215 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sebahat Tuncel, 8 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 1.215 kelime.
Sebahat Tuncel (İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sebahat-tuncel-23-2010-07-08-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 506 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tasarıyla, arkadaşlarımızın da belirttiği gibi 7 devlet üniversitesi, 1 vakıf üniversitesi açılması tartışılıyor. Tabii, burada, yeni üniversiteler tartışılırken doğal olarak Türkiye’nin eğitim sistemini yeniden mercek altına almak gerekiyor. Doğal olarak buradaki hiçbir grup yeni üniversitelerin açılmasına karşı çıkmıyor. Evet, yeni üniversiteler açılmalı, Türkiye’de eğitim ihtiyacı, gençliğin eğitim ihtiyacı karşılanmalı ancak bu üniversitelerin koşulları uygun mu değil mi, hangi nedenlerle bu üniversiteleri açıyoruz, bunlar önemli, bunların tartışılması gerekiyor. Başta da Türkiye'nin temel sorunu olan aslında demokratikleşmenin eğitim sistemi açısından da önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunun çok çeşitli örneklerini de Türkiye’de görüyoruz.
Bir yandan üniversiteler açılırken diğer yandan üniversitelerin koşulları hazırlanmış değil. Sadece, AKP İktidarı, her ile bir üniversite açma üzerinden bir yarışa girmiş durumda. Bunun ne akademik olarak koşullarının hazırlanması durumu var ne de bunun kadrosu yeterince hazırlanmış durumda değil. Biraz da bu döneme denk getirilmesi, sanırım seçim öncesi olması itibarıyla da “Biz her ile bir üniversite açtık.” iddiasında…
Şimdi, tabii ki bu üniversitelerde verilen eğitimin nasıl olduğu meselesi de önemli. İki durum var; bir, üniversitelerde görevli olan öğretim görevlileri, akademik çalışma yürütenler; bir de öğrenciler açısından bu durumu ele almak, belki Türkiye’de üniversite gerçeğini anlamak açısından iyi olacaktır diye düşünüyoruz.
Türkiye’de ne yazık ki bilimsel bir eğitim sistemi yok, demokratik bir eğitim sistemi yok. Bütün üniversiteler iktidar kimdeyse aslında, o iktidara göre şekillenmek durumunda veya ona göre düşünmek durumunda kalmıştır. Özellikle 1980 darbesiyle birlikte, eğitim sistemi özgür olması gereken, düşünce üretmesi gereken, fikirleri geniş tartışması gereken bu kurum, ne yazık ki YÖK gibi bir kurumla denetim altına alınmıştır ve tek tip insan yetiştirilmiştir. Türkiye'nin de temel problemi ne yazık ki budur. Dolayısıyla, kendisi gibi düşünmeyen, sistem gibi düşünmeyen, ona muhalif olan herkes bir şekilde ya bertaraf edilmiştir ya sesi kesilmiştir ya da kariyer yapmasının önünde engel olunmuştur.
Bunlara birkaç örnek vermek istiyorum: Özellikle son dönemde, Bilgi Üniversitesinde sendikalaşma mücadelesi verenlerin, Bilgi Üniversitesinde çalışanların sendikal mücadele hakları üniversite yönetimi tarafından gasbedilmek istenmiştir ve Profesör Nevin Ateş, Nisan 2010 tarihinde, sendikalaşmayı desteklediği için, Bilgi Üniversitesindeki sendikal mücadelenin önemli olduğunu söylediği, “Bilgi üretiyoruz, bilgiyi birlikte üretiyoruz, o zaman bilgiyi birlikte paylaşalım.” dediği için işten atıldı ve tazminatı da ödenmedi. Hâlâ bu tazminatı ödenmiş değil.
Yine Diyarbakır Üniversitesinde benzer bir durum yaşanıyor. Cemaat örgütlenmesinin çok yoğun olarak yapıldığı üniversitelerden birisi Dicle Üniversitesi. Orada da, Sayın Cumhurbaşkanı, üçüncü sırada seçilmiş olmasına rağmen üçüncü sıradaki kişiyi rektör olarak atadı. Dolayısıyla bu, oradaki öğretim görevlilerinin, 40’a yakın öğretim görevlisinin işten istifa etmesini ya da işten çıkartılmasını, işine son verilmesini beraberinde getirdi. Orada yine öğrencilere yönelik çok yoğun saldırılar gerçekleştirildi bizzat okul yönetimi tarafından, alternatif bahar şenlikleri yapan öğrenciler gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı.
İlginçtir, bu yıl Dicle Üniversitesi 100 tane tıp mezunu verdi, okulun düzenlediği, rektörün düzenlediği resmî törene, diploma alma törenine 26 öğrenci katılırken 74 öğrenci alternatif bir tören düzenledi ve buradan “Biz üniversitenin mevcut yapısını kabul etmiyoruz.” dediler. Bence bu düşündürücüdür. AKP Hükûmeti, bu tip olaylarda, aslında, Türkiye’deki eğitim sisteminin hangi düzeyde olduğunu, Türkiye’de gerçek anlamda demokratik bir eğitim sistemi olup olmadığını ortaya koymalıdır, en azından bu konuda sorumluluğu var diye düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti döneminde vakıf üniversitesi sayısı hızla artıyor, şimdilik 51 oldu. Anlaşılan o ki bu sayı her geçen gün biraz daha artacak. Toplam üniversite sayısı 146 bu yıl itibarıyla. “Her ilde, koşullar ne olursa olsun, üniversite açacağız.” iddiası devam etmektedir ancak AKP Hükûmetinin izlediği politika, ölçüsüzce artırılan üniversite sayısı ve dağınık yapı ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. Yani bu, demokratik ve özgürlükçü bir eğitimi, Türkiye’nin gerçekten bilim insanı yetiştirmesini beraberinde getirmemektedir. Türkiye'de üniversiteler ne yazık ki işçi yetiştiren kurumlardır, bilim insanı yetiştirmiyor.
AKP Hükûmeti iktidarının ilk altı yılında kaynak ve kadro bakımından talep edilen ihtiyaçlara kayıtsız kalarak üniversitelerin gelişmelerinde frenleyici etki yapmıştır. Yani bir yandan burada iktidar mensupları hani “Biz şu kadar üniversite açtık, üniversite için şu kadar kaynak hazırladık.” derken aslında ilk altı yıllık pratiklerine baktığınızda bütçe ayırmayarak, bu üniversitelerin ihtiyaçlarına kayıtsız kalarak bir şekilde bu dönemi böyle atlatmışlardır. Bu süreç içerisinde üniversitelerin hem kadro ihtiyacını, hem teknik ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir politika izlemişlerdir. Bu politikanın başlıca nedeni Hükûmetin, dönemin YÖK yönetimi ve rektörlere karşı olan tutumu olmuştur. Yani o dönem YÖK yönetimiyle arasında sorun olan Hükûmet, o dönem üniversitelerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir politika izlemiştir. Daha sonra YÖK’teki kadrolaşmasını tamamlayınca üniversitelerle ilgili, yeni üniversiteler açma ve bu konuda bir çaba içerisine girmiştir. Bu çok düşündürücüdür diye düşünüyoruz. Hem üniversitelerdeki cemaatleşmenin hem de aslında üniversitelerde bilimsel eğitimin açığa çıkmamasının temel şeyidir çünkü iktidara göre düşünen bir yönetim, iktidara göre düşünen bir YÖK dolayısıyla bilimsel olmaktan çok uzaktır.
O yüzden ki bugün üniversitelerdeki hocaların akademik kariyerlerine baktığınızda ya da kendi alanlarına ilişkin ürettiği materyale baktığınızda dünya ölçeğinden, hatta Avrupa Birliği ölçeğinden çok geridir. Bugün iktidar bu sürecin, yeni üniversitelerin, Avrupa Birliği süreci açısından önemli olduğunu söylüyor ama öğretim görevlilerinin, profesörlerin ürettikleri bilim materyalleri açısından, toplumu yönlendirecek şey açısından baktığınızda bu çok yetersiz bir durumdadır.
Dolayısıyla mesele sadece şey açmak olmamalıdır. Sonuçta biz orada kendi geleceğimiz ve çocuklarımızın geleceğini bir şekilde belirliyoruz. Yani üniversitelerde gerçekten bilim insanı olacak, Türkiye'deki gelişmelere yön verecek, demokratik bir Türkiye için çalışma yürütecek, her alanda çalışma yürütecek insanları yetiştirirken ortamın da demokratik olması önemlidir diye düşünüyorum. Bu demokratik ortam olmadığı için üniversitelerde öğretim görevlileri bir şekilde sistemin devam ettiricisi bir konumda olurken öğrenciler de, muhalif olan öğrenciler de baskıyla karşı karşıya kalmaktadır. O açıdan -buradan biraz önce bir milletvekilimiz de sordu- işte üniversitelerde karşıt görüşlü öğrencilerin çatışması çok sık rastlanan bir durum hâline gelmiştir çünkü üniversitelerde bilimsel tartışmalar yoktur. Üniversitelerde insanlar fikirlerini ne kadar karşıt olsa da birbiriyle paylaşamamaktadır. Bu paylaşma olmadığı için yönetimin de baskıcı bir şeyi, güvenlikle, polisle anlaşması sonucu muhalif olan öğrenciler her zaman için gözaltına alınmakla, tutuklanmakla karşı karşıya kalmıştır. Biraz önce, Sayın Başkan, Sayın Milletvekilimiz Nezir Karabaş’ın söylediği şeye ilişkin ifade etti, evet, belki binlerce değil ama yüzlerce öğrenci muhalif olduğu için, farklı düşündüğü için gözaltına alınmakta, tehdit edilmekte, hatta tutuklanmaktadır. Birçoğu, bu baskıdan kaynaklı, üniversiteyi bırakma durumunda kalmaktadır. Bunu da bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bu iyi olduğu için söylemiyoruz, tabii ki bu kötüdür.
Türkiye’de gerçekten üniversitelerin bilim insanı yetiştireceği, farklı görüş ve önerileri tartışabileceği, insanların bilim üreteceği, karşıt görüşlüleri de bir araya getiren bir kurum hâline gelmesi önemlidir, aksi takdirde ne üreteceğiz orada? Kendimize göre düşünen, kendimize göre şekil vereceğimiz ya da iktidarın isteğine göre bir eğitim sisteminin kabul edilmesi mümkün değildir. O yüzden de bu ülkede yaşanan sorunlardan biri de bu eğitim sistemidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Tuncel, konuşmanızı tamamlayınız.
SEBAHAT TUNCEL (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan.
Dolayısıyla, yeni üniversiteler açılırken öncelikle Türkiye’de belki de kapsamlı olarak bir şeye ihtiyaç var. Üniversiteler açıp tabelalar asmak değil, üniversitenin içeriği önemli; bilim emekçileriyle birlikte gerçekten demokratik, özerk bir yapılanmaya kavuşacak mı kavuşmayacak mı bu önemli; YÖK gibi bir kurul kaldırılacak mı bu önemli çünkü YÖK gerçekten baskı unsuru üniversiteler üzerinde, bilimsel ve demokratik olmasını engelleyen bir nokta. Diğeri, diyelim ki rektörlerin atanması üniversitelerin yetkisine bırakılacak mı? Bunlar önemlidir çünkü. Mesela, Cumhurbaşkanı, istediği kişiyi atıyor. Dolayısıyla, üniversitenin önerdiği kişi tercih edilmiyor. Diğer bir nokta, bu yönetimlere öğrenciler katılacak mı? Bunlar önemlidir. Şimdi, gerçekten demokratik bir eğitim sistemi olacaksa sadece öğretim görevlilerinin değil aynı zamanda öğrencilerin de bu sürece katılması gerekir. Öğrencinin rektörü seçme hakkı olacak mı, olmayacak mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
59 konuşma daha · 8 Temmuz 2010