Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ile sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ve diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:606)
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 53. Birleşim · 5. yasama yılı · 26 Ocak 2011 · 1.141 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sebahat Tuncel, 26 Ocak 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI İLE SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU VE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:606)); konuşma 1.141 kelime.
Sebahat Tuncel (İstanbul). “Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ile sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ve diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:606)”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 26 Ocak 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sebahat-tuncel-23-2011-01-26-bazi-alacaklarin-yeniden-yapilandirilmasi-ile-sosyal-sigortalar-ve-gen (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 606 sıra sayılı kanunun birinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Doğrusu, bugün, şimdiye kadar konuşan arkadaşlarımız da ifade etti, aslında Türkiye’yi ilgilendiren, Türkiye’de emekçileri ilgilendiren birçok konunun böylesine bir torba yasada biriktirilmiş olması ciddi bir problem ama ne yazık ki AKP bunu alışkanlık hâline getirdi, bu ilk değil. Bundan önce de birçok konuyu böyle torba yasalar hâline getirip aslında tartışılmayan, toplumda bu konuda toplumun hassasiyetlerini gözetmeyen bir noktadan siyaset yapmaya başladı ve kendi oy çokluğunu kullanarak da buradan geçiriyor. Doğrusu burada konuşurken bile yerimde düşündüm, ne kadar ifade ediyor bizim konuştuklarımız bir muhalefet yapma dışında çünkü hiçbir değişiklik önerisi dikkate alınmıyor, hiçbir öneri dikkate alınmıyor. AKP kendi cephesinde ikna olmuş, tartışmış ve burada sadece el kaldırıp indiriyor. Kaldı ki sayın milletvekilleri de zaten dışarıda, ne tartışıldığını da bilmiyor, ancak oylama sırasında buraya geliyor. Bu bile aslında AKP’nin Türkiye’de işçilere, emekçilere ne kadar önem verdiğinin, bu sorunları ne kadar ciddi tartıştığının bir göstergesi.
Bakın, bu yasa gündeme geldiğinden beri Türk-İş’ten KESK’e kadar birçok kurum eylem yapıyor. Acaba iktidar hiç düşündü mü, bu sendikalar neden eylem yapıyor? Bu konuda bir ortaklaşma zemini mümkün mü? Oysa iktidar adına konuşan sayın milletvekilleri, çok önemli bir iş yaptıklarını, toplumun geniş kesimlerinin bunu desteklediklerini ifade ediyor. Madem destekliyorlar o zaman işçiler neden sokakta, neden eylemde? Bunların anlaşılması gerekiyor. AKP İktidarının artık bu torba yasalardan vazgeçmesi gerekiyor.
İktidarın elinde iki tane torba var. Torbanın birinde işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin hak ve özgürlüklerini gasp ediyor, ülkenin zenginliklerini gasp ediyor; diğer torbada da bu zenginlikleri kendi iktidarı için, kendi çıkarı için kullanıyor. Bu iki torbanın adaletsizliği ortada ve gerçekten bu adaletsizlik üzerinden, ismi her ne kadar “Adalet” olsa da adaletsizlik üzerinden bir siyaset yapılıyor. Umarız, önümüzdeki dönemde halkımız bu adaletsizliğe bir son verecektir.
Değerli milletvekilleri, içerisinde emekçilerden memurlara, gençlerden öğrencilere kadar çok geniş kesimleri ilgilendiren pek çok farklı alanlardaki yasa değişikliğini içeren kanun tasarısının elbette ki en can alıcı ve dikkat çekici bölümlerinden birisi de birinci bölümde öngörülen değişikliklerdir. Bilindiği üzere, kanun değişikliğiyle “Kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması” adı altında çeşitli vergi afları ve ödeme kolaylıkları sıralanmıştır. Tasarıya göre, 31 Aralık 2010 tarihine kadar olan ödenmemiş vergiler, trafik cezaları, idari para cezaları, gümrük vergileri, sigorta primleri, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, İşsizlik Sigortası Primi, Sosyal Güvenlik Destek Primi, damga vergisi, özel işlem vergisi, eğitime katkı payı, belediyelerin su bedeli alacakları, büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idaresinin su ve atık su bedeline ilişkin alacaklar yeniden yapılandırma kapsamına alınmıştır.
Kanun tasarısının hazırlanmasında amaç ise özel kesimin kamuya olan borcunun hafifletilmesi ve kamu alacaklarının tahsil edilmesi olarak belirlenmiştir ki biraz önce iktidar adına konuşan sayın milletvekili, iş çevrelerinin bu tasarıdan çok memnun olduğunu söyledi. Evet, sorun orada. İş çevreleri memnun ama emekçiler, yoksullar memnun değil. Bunun dengesini iyi kurmadığınız durumda ciddi adaletsizlik olur. Adaletsizliğin olduğu yerde de siz iktidarınızı koruyamazsınız. Çok yanı başımızda, Tunus’ta yaşananlar bunun örneğidir; Tunus’ta işsizlikten, yoksulluktan kaynaklı yaşananlar, işte, bir gencin kendi yaşamına son vermesinin nasıl iktidarı düşürdüğünü ben sayın iktidara hatırlatmak isterim. Eğer siz adaletsizliği devam ettirirseniz, yükseltirseniz siz de iktidarınızı fazla koruyamazsınız. Öyle “Türkiye’nin bilmem 16’ncı büyük ekonomisiyiz, biz şu kadar büyüdük.” demekle Türkiye’de sosyal adaletsizlikleri ortadan kaldıramazsınız. Dolayısıyla, bunu dikkate almanızı öneririz.
Dolayısıyla, yapılması planlanan vergi afları ve amme alacaklarının yapılandırılmasıyla önce sermayenin cebi düşünülmüştür. Açıkça görüldüğü üzere emekçi kesim, yoksul kesim bu kanun tasarısının ne amacında ne de içeriğinde yer almaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonunda yangından mal kaçırırcasına geçirilen kanun tasarısı göstermektedir ki vergisini düzgün olarak ödeyen kesimler cezalandırılmaktadır. Ağırlıklı olarak işverenlerin borçlarının silinmesi hedeflenmektedir. Elbette ki kriz nedeniyle son birkaç yıldır esnaf da, küçük işletmeci de zor durumdadır ancak bu kanun tasarıyla KOBİ’lerden ziyade tekel olan büyük sermaye sahiplerine kol kanat gerilmektedir.
Değerli milletvekilleri, 2008 ekonomik krizinin en büyük bedelini yaşayan yoksul kesime vergilerle krizin yükü daha da üzerine yüklenmiş durumdadır. Bugün en çok vergi veren kesim memur, işçi kesimi olduğu bilinmektedir. TÜİK yakın zamanda işsizlik verilerini açıkladı ve 2 milyon 901 işsiz olduğunu belirtti. İşsiz sayısının bunun çok üzerinde olduğunu, yüzde 25’lere ulaştığını ise işçi sendikalarının yaptığı araştırmalardan açığa çıkmaktadır. OECD ülkelerinde iş gücüne katılım yüzde 66 iken ülkemizde yüzde 44 olması bile işsizliğin hangi boyutta olduğunu bize göstermektedir. Ancak Türkiye’de vergi politikaları gelir dağılımını daha da bozmaktadır. AKP Hükûmetinin vergi yükünü sermayeden alıp emekçinin sırtına yüklemede ısrarcı olması da bu durumu emekçiler açısından daha çekilmez hâle getirmiştir. Gelir vergisi, asıl olarak, kayıt altında olduğu için en kolay tahsil edilen ve kamu gelirlerinde garanti girdi olarak görülen ücretli emekçilerin aylıklarından alınmaktadır.
Böylelikle muafiyet ve ayrıcalıklardan sermaye kesimi yararlanmaktadır. Daha önce de olduğu gibi, sermaye sahiplerine sayısız ve koşulsuz vergi muafiyeti sunulmuştur ve sunulmaya devam edilmektedir.
Sayın milletvekilleri, 2009-2010 yılında asgari ücretle çalışan bir emekçinin brüt geliri 760 liradır. Bu ücret üzerinden yapılan gelir vergisi kesintisi, damga vergisi, işsizlik sigortası kesintisi adı altında yapılan kesintiler sonucunda emekçinin eline geçen net ücret 544 TL’ye düşmektedir ve bu kesintilere sigorta kesintileri de eklendiğinde toplam kesintiler net ücretin yüzde 70’ini oluşturmaktadır. Yani emekçinin eline geçmesi gereken 100 liranın 70 lirası eline geçmeden gasp edilmektedir. Oysaki şirketlerin tabi olduğu kurumlar vergisine baktığımızda, 100 TL vergi matrahı beyan eden bir kurumdan, gelir vergisi ve kurumlar vergisi toplamında yüzde 28,82 oranında bir kesinti yapılmaktadır. Yani kurumlar, 100 TL gelirin sadece 29 TL’sini vergi olarak devlete ödemektedir. Sadece bu tabloya bile bakıldığında, aslında adaletsizlik çok net olarak ortaya çıkmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de kamu bütçesinin en önemli girdi kalemlerinden biri de dolaylı vergilerdir. ÖTV, KDV gibi vergileri içeren dolaylı vergiler en kolay toplanabilen, Hükûmetin sıkıştığında vergi artırımına giderek kolay para girdisini sağlayabildiği vergiler olması itibarıyla en adaletsiz vergi toplama yöntemlerinden biridir.
2010 yılında toplam verginin yüzde 21,5’ini gelir vergisi, yüzde 9,3’ünü kurumlar vergisi, yüzde 27,3’ünü ise katma değer vergisi ve yüzde 28,3’ünü de özel tüketim vergisi oluşturmaktadır. Görüldüğü üzere toplam vergilerin sadece yüzde 9’u sermaye sahipleri tarafından ödenmektedir.
Emekçilerin üzerine yüklenen gelir vergisi ve dolaylı vergilerin payı, toplanan vergilerin yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Tabii, bu, sadece ücretli, kadrolu olan, kayıt içinde olan emekçiler açısından böyle. Asıl, bir de başka bir problem var: Bu ülkede kayıt dışı çalışan, aslında işsiz olan, kayıt dışı, emeği görülemeyen, örgütlü mücadele içerisinde yer almayan, sendikasız çalışan, iş güvencesinden yoksun çalışan çok önemli de bir kesim var. Aslında bu yasayla birlikte bu kayıt dışı işçilik de yasal hâle getirilmiş durumdadır ne yazık ki, yani yine evde esnek çalışma koşullarıyla, özellikle kadınların evde çalışması öngörülmektedir. Yine, Sayın İktidar Milletvekilinin söylediği gibi parasız izne ayrılma meselesi örneğinde olduğu gibi Hükûmet para ödemeden işçiye, emekçiye aslında kendi çıkarına göre yeni bir sistem, neoliberal politikalarına göre yeni bir statü ortaya çıkarmış durumdadır işçiler, emekçiler açısından. Bu aslında Türkiye’de ciddi bir sorunun başlangıcıdır. Türkiye’de tabii ki emekçiler, tabii ki bu ülkede adaletten yana olanlar bunu kabul etmeyecektir. Kabul etmediğini de bugün sokaklarda gösteriyor. Bugün gerçekten bunu dikkate almadığınızda Türkiye’de de herhangi bir gelişmenin, demokratikleşmenin mümkün olmadığını da hatırlatmak isterim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
103 konuşma daha · 26 Ocak 2011