Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ile sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ve diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:606)
İstanbul Milletvekili ·
Genel Kurul, 57. Birleşim · 5. yasama yılı · 2 Şubat 2011 · 1.136 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sebahat Tuncel, 2 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI İLE SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU VE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:606)); konuşma 1.136 kelime.
Sebahat Tuncel (İstanbul). “Bazı alacakların yeniden yapılandırılması ile sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ve diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:606)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sebahat-tuncel-23-2011-02-02-bazi-alacaklarin-yeniden-yapilandirilmasi-ile-sosyal-sigortalar-ve-gen (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 606 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu torba yasa görüşülmeye başlandığı günden bugüne aslında, biz, bu torba yasanın Türkiye'nin geleceği açısından çok iyi bir kanun tasarısı olmadığını, burada hem işçilerin, emekçilerin hak gasbının yer aldığını hem de bazı olumlu da denilebilecek düzenlemelerin olduğunu, dolayısıyla bunun sosyal adaletsizliği artıracağını, yaşanan eşitsizlikleri, yoksulluğu, işsizliği gölgede bırakacağını, bunun da başka sorunlara neden olacağını ifade ettik. O yüzden bu tasarının çekilmesini ve yeniden düzenlenmesini, böyle torba yasa olarak değil, yeniden düzenlenmesini ifade ettik. Ama ne yazık ki AKP İktidarının derdi bu ülke sosyal adaleti sağlamak değil, bu ülkede yoksulları, işçileri, emekçileri hak ettiği noktaya taşımak değil, sadece belli çıkar gruplarının haklarını korumak. Ancak hem dünyada göstermiştir hem Türkiye’de, bu politikalar önümüzdeki dönem sosyal sorunların yaşanmasını beraberinde getirecektir. AKP Hükûmetini biz bu konuda uyarıyoruz. Yoksulluğun, adaletsizliğin olduğu yerde doğal olarak, sosyal olarak insanlar da bunun karşısında tepkisini gösterme, bunun mücadelesini yürütmeyi de kendisine demokrasi mücadelesi olarak görev bilecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bölümde daha çok İşsizlik Fonu üzerinde, yine emeklilerin maaşının düzenlenmesi konusunda bazı düzenlemeler var. Gerçekten Türkiye’de işsizlik rakamları her geçen gün büyüyor. TÜİK’in verilerine göre bile sadece iş bulamayanlar, yani işsiz olanlar yüzde 17,3. Bunlara eksik ve yetersiz istihdam koşullarını da eklersek Türkiye’de yüzde 21,6’ya ulaşıyor. DİSK’in verilerine göre işsizlik 10 milyona yaklaşmış durumda neredeyse. Esnek çalışmayı da ifade ederseniz, geçici işçiliği ifade ederseniz, aslında bu Türkiye’deki tabloyu çok net olarak gösteriyor. AKP Hükûmeti bu konuda işsizliği yapısal bir sorun olarak görüyor ancak bunun çözümü konusunda, “Nasıl çözebiliriz, işsizliği nasıl giderebiliriz?” konusunda daha çok geçici yöntemler bularak istihdamı esnekleştirerek, tarım alanında yapılan çalışmaları, istihdam alanında yeni alanlar açılıyormuş gibi göstererek aslında işsizliğin azaldığı gibi bir yaklaşım içerisinde. Oysa Türkiye’de işsizlik çok ciddi bir sorun ve bu Hükûmet bu sorunu çözmekten ziyade yeni işsizlerin oluşmasına neden oluyor.
Diğer bir konu, gerçekten esnek çalışma meselesi -bu kürsüde çok ifade ettik- çok ciddi bir sorundur. Hele hele kadınlar açısından bu esnek çalışma politikası ciddi bir problem ve aslında aynı zamanda işçilerin örgütlenmesini, emekçilerin örgütlenmesini, örgütlü olarak bu noktada tavır göstermesini de engelleyen bir noktadır. Aslında AKP’nin tam da istediği budur. Çünkü iktidara geldiği günden bugüne işçilerin, emekçilerin örgütlü mücadelesini hep bastırmıştır. Kendi yandaşı olan işçilerle ya da sendikalarla diyalog kurarak aslında daha çok demokrasiden yana, özgürlükten yana, emekten yana olan sendikaların hak ve özgürlük mücadelesini de bastırmıştır. Bu konuda oldukça da başarılıdır doğrusu. Bugüne kadar yaptığı şeyler açısından, politikalar açısından bu böyle. Sanırız o açıdan bu defa da Türkiye’de seksen bir ilden yürüyen emekçiler yarın burada olacak, Meclisin etrafında olacaklar. Burada da AKP İktidarı acaba KESK’in, DİSK’in içerisinde olduğu bu emekçilere gerçekten “Sizin sorunlarınızı çözeceğiz, birlikte adil, demokratik bir Türkiye yaratmak için emekten yana, çalışandan yana bazı düzenlemeler yapmak istiyoruz, o yüzden bu torba yasayı, gelin sizin aleyhinize olan düzenlemeleri çekelim, yeniden düzenleyelim.” diyecek mi? Bizim beklentimiz bu ama hiç zannetmiyoruz. Muhtemelen yarın yine güvenlik güçleri karşılayacak işçileri, emekçileri, aslında güvenlik güçleri ile işçileri, emekçileri karşı karşıya getirecekler. Bu da ayrı bir konu ve Türkiye’de aslında bu bir Hükûmet politikası olmasına rağmen iki farklı güç bir araya geliyor, bunun değiştirilmesi lazım. Bu noktada gerçekten AKP Hükûmetinin özellikle seçim öncesi yaptığı bu düzenlemeler toplumda çok ciddi sorunları beraberinde getiriyor.
Sayın milletvekilleri, bu yasa tasarısında İşsizlik Fonu’yla ilgili bir düzenleme var. Tabii bu İşsizlik Fonu’yla ilgili düzenlemeler de ne yazık ki olumlu bir düzenleme değil. Bu İşsizlik Fonu’nda devlet istediğinde yüzde 30, hatta yüzde 50’ye varana kadar üzerinde tasarruf kullanabilecek. Zaten bugüne kadar uygulanan İşsizlik Fonu ne yazık ki işçi ve emekçilerin lehine kullanılmadı, orada birçok para birikti ama bunun nasıl kullanıldığı, daha çok ekonomik krizin giderilmesi üzerinde kullanıldığı da biliniyor.
Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu konuda bir kanun teklifi verdik. Tabii ki kanun teklifimiz gündeme alınmadı, dikkate de alınmadı, nedenleri de ortada. Bu kanun teklifimizin gerekçesi olarak: Küresel ekonomik krizle birlikte işsizlik önlenemez boyutlara ulaşmıştır. Türkiye'nin en büyük sorunu olan işsizliğe çözüm bulmak öncelikli hâle gelmiştir. Avrupa ülkelerinde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanmaya başlanan işsizlik sigortası Türkiye’de 2000 yılında kabul edilen bir kanunla yürürlüğe girmiştir ve 2009 yılında işsizlik ödeneği verilmeye başlanmıştır. İşsizlik sigortası, bir ülkede sadece ekonomik büyümenin yeterli olmadığı, aynı zamanda sosyal refahın ve gelişmenin sağlanması gerekliliğine dayanan bir yaklaşımla gelirin toplumda adil ve dengeli bir biçimde paylaşılmasını amaçlayan bir sosyal devlet uygulaması olmalıdır. Dolayısıyla, İşsizlik Fonu kâr amacı güdülmeden kamusal bir yarar önceliğiyle kullanılması gereken bir fondur. Ancak, bu, ne kadar, Türkiye’de böyle kullanılıyor, doğrusu tartışma konusudur.
TÜİK verilerine göre Türkiye’de Ekim 2010 işsiz sayısı 2 milyon 901’dir. Bu, işçi ve emekçilerin araştırmalarına göre -biraz önce de söyledim- rakam çok daha büyük bir noktadadır, tarım dışı işsizlik yüzde 14,1 -işsizlik oranı- genç nüfusta daha da kötü bir tablo söz konusudur, her 5 gençten 1’i işsizdir. Bu resmî rakamlara bir de kayıt altına alınamayanlar eklendiğinde, aslında, Türkiye’deki işsizlik rakamlarının ne kadar büyük olduğunu hepiniz, sanıyorum, biliyorsunuz.
İşsizlik Fonu’ndan ise yararlanan kişi sayısı 2009 Şubat ayında 281.882, bu rakam mayıs ayına kadar artarak 313.860’a ulaşmıştır. Mayıs 2009’dan sonra ise işsizlik ödeneği alan işçi sayısı azalarak 2010’un Şubat ayında 231.536’ya gerilemiştir. Dolayısıyla, İşsizlik Fonu’ndan yararlananlar ilk aylarda yararlananlardan daha düşük hâle gelmiştir. Bu gerilemenin işsiz kişi sayısının azalmasından kaynaklanması ya da biriken fonun yetersiz olmasıyla alakası yoktur. Çünkü bu süre içerisinde işsizlik artarken fonda biriken bütçe de giderek artmıştır. İşçi ve işverenden belli yüzdelerde kesilen fonda yaklaşık 53 milyar TL var iken bunun sadece yüzde 20’si işsizlik ödeneği için kullanılmaktadır ve toplam işsizlerin sadece yüzde 6’sı faydalanabilmektedir. Bunun en büyük nedeni ise işsizlik sigortasına başvurmadaki ağır koşullardır. Sigortalı işsizin işsizlik ödeneğinden yararlanabilmesi için iş güvencesinin sona ermesinden önceki son yüz yirmi gün prim ödeyerek sürekli çalışmış olması son üç yıl içerisinde de en az altı yüz gün prim ödemiş olması gerekmektedir. Kendi istek ve kusuru dışında işini kaybetmiş olması gerekmektedir aynı zamanda. Uygulamada ise bu şartların hepsini taşımanın zorluğundan dolayı çok az kişi fondan faydalanabilmektedir.
Sayın milletvekilleri, buradaki rakamlar bile aslında Türkiye’deki İşsizlik Fonu’ndan, 10 milyona yakın işsiz varken İşsizlik Fonu’ndan ne kadar kişinin faydalandığını ve bunun hangi amaçla kullanıldığını çok net olarak göstermektedir. Bugün yapılan düzenlemede de aslında bu fonda birikmiş paranın başka alanlarda kullanılmasının önü açılmaktadır. İşte burada sosyal adaletten bahsetmek mümkün müdür? Burada gerçekten işçinin, emekçinin hakkının korunduğundan bahsetmek mümkün müdür? Burada işsizlikten dolayı bunalıma giren ya da sorunlar yaşayanlara çözüm bulmak, en azından bir iş bulana kadar toplumda refah içerisinde yaşamasını öngörmek mümkün müdür? Yani burada sosyal devlet olgusu denilen bir durum yoktur. Aksine “Biz her alanda nasıl rant elde edelim, İşsizlik Fonu’nu nasıl ranta dönüştürelim, bunun üzerinden nasıl bir kâr elde edelim?” yaklaşımı vardır. Bu yaklaşım Türkiye’de ne yazık ki asıl problemlerin de kaynağıdır. AKP İktidarının zihniyeti budur. Zihniyet budur ki uygulama da bu noktada oluyor. Farklı bir uygulama beklemek zaten mümkün değildir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
83 konuşma daha · 2 Şubat 2011