Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Dışişleri Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 1.485 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Seda Gören (AK Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.485 kelime.
Seda Gören (AK Parti, İstanbul). “Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/seda-goren-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90859
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)SEDA GÖREN (İstanbul)Biz teşekkür ediyoruz Başkanım, sağ olun.
Evet, yani 11.00'den beri konuşuyoruz; aynı şeyleri tekrar etme ihtimalimiz var ama önemli olan kısmı tabii şu: Burada herkes karşılıklı olarak, biraz önce de Başkanımızın belirttiği gibi görüşlerini çok etkin ve nitelikli şekilde ifade etti, ben de biraz katkı sunmak istiyorum. Hatta Başkanım "Maddeler üzerinden de gidebilirsiniz." dediği için biraz maddeler üzerinden de gitmek istiyorum uygun olursa.
Bu anlaşma -hepimiz biliyoruz yani- bir günde ortaya çıkmadı; böyle birdenbire bir araya gelindi ve üç ülke buna karar vermedi. Şimdi, bu coğrafyada yaşayanlar -yani bu masada bulunan, bu salonda bulunan herkes için söyleyebilirim- bu coğrafyada yaşayanların hepsi, bölgenin ortak bir savunma ve güvenlik mimarisine her zaman ihtiyaç duyduğunu biliyor ve söylüyor da. Hatta en büyük eleştiriler oradan geldi. İşte, "Birilerinin taşeronu mu olacağız, bu işte böyle bir anlaşma mı?"
Bir kere ben, bu devletin yasama organının bir parçası olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin hiçbir zaman bir ülkenin taşeronu olmadığını ifade etmek isterim. Bundan sonra da olmayacağının en büyük güvencesi ve garantisi, bence bu masanın etrafında oturan bütün partilerdir; Türkiye Büyük Millet Meclisidir, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Çok önemli bunu tekrar tekrar ifade etmemiz.
Geçmişten günümüze tam da bunu sağlamak, bu etkili mimariyi yani işleyen sistemi hayata geçirmek hiçbir zaman kolay olmadı. Birçok üyeli yapı kurulmuş ve -hepimiz tanık olduk- ağırlıklı olarak işte bu 2023'ün ekiminden sonra tanık olduğumuz, soykırım başladıktan sonra tanık olduğumuz en önemli şey de şu: Bu yapılar sorunları çözecek kapasiteyi çoğu zaman üretememiş, bir kınama kararı çıkarmak için bile işte onlarca ülkenin neredeyse ortak mutabakatına ihtiyaç duyulmuş ve bu kınama kararları alınamadan o toplantılar bitmiş.
Şimdi, Türkiye için bence iktidar, muhalefet herkesin kabul ettiği ortak bir şey var: Biz artık tıkandığını söylediğimiz ve düşündüğümüz uluslararası sistemin bir tanığı değiliz, izleyeni değiliz. Biz bu sistemi kuran baş bir aktörüz ve eğer siz bu sistemi kurmaya talip olan bir aktörseniz de sürecin evet, hızlı ilerlemesi gerekiyor. Sürecin yavaş yavaş ilerlemesi bir şekilde, birçok noktada önünü tıkayan bir şeydir. Tabii ki Bakanlığımız buna cevap verecektir; işte, bazı kurulların öncesinde görüşülmesi, toplantıların yapılması vesaire noktasında... Orada eminim bir cevap gelecektir ama bunları zaten Meclis anlaşmayı onaylamadan, kesinleşecek bir sistem ve bir yapı olmadığı için bizim de önce Komisyondan, sonra Meclisten çıkacak anlaşma sonucunda o "ratifikasyon" dediğimiz sürece bakmamız lazım. Bunu özellikle söyleyelim ve tabii, son konuşmacılardan olunca şöyle de oluyor: Bazen cevap niteliğinde de geliyor bazı şeyler. İşte, "Bölgede olan her savaş Türkiye'yi etkiler mi?" Evet, bölgede olan her savaş Türkiye'nin güvenliğine açık ve doğrudan bir tehdittir ve buna karşılık vermek, bununla ilgili inisiyatif almak da bizim yapmamız gereken bir şeydir.
Orta Doğu'nun neredeyse tüm devletlerini içine çeken, toplumsal kırılganlıkları derinleştiren savaşlar ve krizler yaşanıyorsa eğer biz de burada bu savaşların bir parçası olan ya da bu savaşlarda bir taraf olan ve belirli noktalarda güçlerinden faydalanacağımız ülkelerle pakt kurmak durumundayız. Bu yıllar yıllar önce NATO'yla olmuş; bugün... Çünkü her ülkenin karşı karşıya kaldığı tehditler günden güne değişmekte, hiçbir tehdit aynı kalmamakta, hiçbir sistem aynı kalmamaktadır.
Bizim özellikle şunu söylememiz gerekiyor: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, biraz önce de konuşulan bu bölgesel sahiplenme anlayışıyla normalleşme adımlarını hızlandırıyor aslında. Israrla Cumhurbaşkanımız etrafımızda bir barış, istikrar ve refah kuşağı kurmaktan söz etti. Libya'da, Karabağ'da, Suriye'de, Karadeniz'de ortaya koyduğumuz kapasite, Türkiye'yi sözü etkili, gücü tesirli bir konuma taşıdı. Bu anlaşmalarla tam olarak bu güvenli Türkiye; bölge ülkelerine yılların deneyimini, dostane bir dille hatırlatmıştır. Sorunlarını birbiriyle konuşarak çözmeyen ülkelerin işine, dışarıdan gelen hegemonik aktörler müdahil olur ve bölgenin istikrarsızlığı bu aktörlerin nüfuz mücadelesine dönüşür. Bu anlaşma aslında bölgede birçok belirsizliği ortadan kaldıracak ve istikrarı oluşturacak bir anlaşmadır.
Bizim için şu ayrıca önemli: İttifak -zaten anlaşmanın maddelerinde de görüyoruz- genişlemek üzerine kurulmuş bir ittifak. Yani bu anlaşmanın onaylanması, bu sistemin kurulması, bu kurulların oluşması da bu genişlemenin, doğrudan kurumsal bir yapıyla ilerlemesini sağlayacaktır. Ama temel olan, kurucu olan tabii ki bu üç ülkedir; bundan sonraki süreçte de bu böyle devam edecektir.
Ben biraz da bu bakış açısıyla, mevcut anlaşmanın işleyişini, hukuki sınırlarını ve güvencelerini belirleyen maddelere odaklanmak istiyorum. Birçok madde konuşuldu ama burada benim için önemli olan, aslında ittifakın istihbarat boyutunu ele alan 9'uncu maddedir; bilgi güvenliği, verilerin korunması ve gizlilik kurallarına riayet edilerek taraflar arasında güvenli kanallardan istihbarat paylaşımını öngörüyor. Bu hüküm kâğıt üzerinde kalacak bir ibare değil somut bir ihtiyaca cevap veriyor. Biraz önce bazı milletvekillerimizin dile getirdiği eleştiriler var; onlara da uluslararası hukuk açısından elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım. Tabii ki Bakanlığımız daha detaylı bilgi verecektir ama ben de bir katkı sunmak istiyorum bu noktada.
Şimdi, örnek veriyorum, müttefikimiz Pakistan yıllardır terör tehditlerine maruz kalıyor; bir diğer müttefikimiz Suudi Arabistan füze ve İHA saldırılarının hedefi oluyor. Ülkemiz de DEAŞ gibi veya farklı isimlerle faaliyet gösteren bölgesel ve küresel terör hatlarına karşı yıllardır kararlı bir mücadele yürütülüyor. Bu tehditler sınır tanımıyor; biz bu tehditler, bu çalışmalar... Pardon, bu şiddet eylemleri bir ülkede örgütleniyor, başka bir ülkede eyleme dönüşüyor. Eminim burada hepimiz hatırlıyoruz: 28 Ocak 2024'te Santa Maria Kilisesi'ne yönelik menfur bir DEAŞ saldırısı gerçekleştirilmişti. Bu örgütün hattı Afganistan-Pakistan bölgesinden geçiyordu. Kamuoyuna yansıyan haberlere göre de Millî İstihbarat Teşkilatımız bu yapının Türkiye sorumlusunu 2025'te Pakistan istihbaratıyla iş birliği içinde sınır hattında yakaladı. Aynı bölgede Aralık 2025'te intihar eylemi için görevlendirilen M.G. ve Haziran 2026'da A.K. MİT'in operasyonlarıyla yine ele geçirildi.
Bu örnekler bize aslında açıkça gösteriyor ki zinciri tek bir ülkenin istihbarat servisinin yalnız başına koparması yüksek maliyetlidir. Anlık ve güvenli veri paylaşımı ise çoklu tehditleri hem kendi topraklarımızda hem de anlaşmaya taraf olan diğer ülkelerde etkisiz hâle getirmeyi kolaylaştıracak. MİT'in geçmişte ve bugün bölge servisleriyle yürüttüğü başarılı eş güdümler, bu paylaşımın hayati önemini defalarca kanıtladı. Uzun ve yüksek maliyetli askerî harekâtlara gerek kalmadan, tehditlerin nokta atışı operasyonlarla etkisiz hâle getirilmesine imkân tanıyan en etkin barış zamanı mekanizması da budur. Aslında istihbarat paylaşımı da bu anlaşma neden bir barış antlaşması aslında, neden barışı sağlayacak bir anlaşma kısmında da tam olarak bu devreye giriyor. İstihbaratı paylaştığınızda askeri harekatlara gerek kalmaksızın tehditlerin nokta atış diyebileceğimiz operasyonlarla bertaraf edilmesine imkân tanıyorsa bu tam olarak en etkin barış zamanı mekanizmasıdır.
Şimdi, bir eleştiri de şuydu: Türkiye'nin uluslararası ittifaklarla çelişeceği iddiası Bu iddia 12'nci maddeyle beraber aslında tamamen temelden yoksun olduğunu gösteriyor. Bu hususu çok net bir şekilde hüküm altına almış 12'nci, madde uyarınca ülkemizin Kuzey Atlantik Antlaşmasından ve BM şartından doğan tüm uluslararası taahhütleri ve müttefiklik ilişkileri tamamen saklı kalıyor.
Paylaşılan hassas verilerin güvenliği konusunda, yine biraz önce de konuşuldu. İşte, nasıl olacak bu? Oradan paylaşılan öteki devlet de paylaşılır mı? Şimdi, uluslararası hukukun çok net bir sistemi vardır; beğeniriz beğenmeyiz, uygulanır uygulanmaz ama verilere erişim yalnızca bilmesi gereken yani "need to know" prensibi çerçevesinde uygun güvenlik yetkisine sahip yetkililerle sınırlı kalır. Bu anlaşmada da bu var. Bu hüküm, uluslararası istihbarat hukukundaki üçüncü taraf yasağının tam karşılığıdır. Türkiye'nin millî güvenliği, ve KVKK ve 2937 sayılı Kanun hükümleri bu düzenlemeyle eksiksiz biçimde korunmaktadır.
Anlaşmanın uygulamasından doğabilecek görüş ayrılıkları konusunda da... Bu da çok önemli bir başlık anlaşmayı değerlendirmek ve analiz etmek açısından. 14'üncü madde net bir şekilde bunu da karara bağlıyor. Bu hüküm de aslında tarafların, bu paktın taraf olan üç ülkenin egemenlik haklarına saygının bir gereği. Olası uyuşmazlıkların uluslararası yargı organlarına taşımaksızın Stratejik, Siyasi ve Savunma Komitesi bünyesinde doğrudan istişare ve müzakere kanallarının çözülmesi, krizin dış müdahalelere kapalı bir şekilde yönetilmesini sağlayacaktır. Bu ittifak genişlediğinde bu maddenin önemi bizim için daha anlaşılır olacaktır zaten. Nitekim, NATO'da da benzer bir mekanizma, verimliliği ve sistemin hızlı işlemesini arttırmıştır.
Daha devam etmek istiyorum ama çok daha fazla hak, hukuka girmek istemiyorum ama önemli olan...
BAŞKAN FUAT OKTAYVarsa devam edebirsiniz.
SEDA GÖREN (İstanbul)Çok teşekkür ederim Başkanım, çok kısa, belki bir-iki dakika devam edebilirim.
SEDA GÖREN (İstanbul)Tabii, şu, Türkiye işte savaşa mı sürükleniyor? Meclisin yetkileri ki kısıtlanıyor?
Anlaşmanın 2'nci maddesi, yardımı, BM şartının 51'inci maddesi çerçevesinde ele alıyor. 11'inci ve 12'nci maddeler de -biraz önce de 12'nci maddeyi zaten söyledim- iç hukukumuzu ve uluslararası anlaşmalarımızı koruyor. Çok temel şeyler bunlar. Anayasa'mızın 92'nci maddesi uyarınca da silahlı kuvvet gönderilmesi münhasıran bu Meclisin yetkisindedir. Bu zaten belirtilmiştir, vardır işte konuşuyoruz deminden beri, Anayasa'mızın birçok maddesine bu konudaki atıf yapıldı, öyle kalmaya da devam edecektir. Hani, bunu Dışişleri Bakanımızın söyleminden de ele alarak bir örneklendirme yapabilirim. Sayın Hakan Fidan da net bir şekilde bunu ifade etmişti, o cümleyi de bire bir söylemek isterim. "Bu bir saldırı antlaşması değil, Türkiye başka bir ülke toprağını asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak." Bu cümle Dışişleri Bakanımızın ekim ayında Riyad'da düzenlenen toplantıda kullandığı ifadedir. Özellikle bunu da ifade etmek istiyorum.
Suudi Arabistan'ın mali ve hava gücü, Pakistan'ın konvansiyonel kapasitesi, bizim operasyonel tecrübemiz, savunma sanayisindeki atılımlarımız, uluslararası alanda da her zaman Cumhurbaşkanımızın teveccüh edilen ve güvenilen güçlü liderliği ve arabuluculukla birleştiğinde Hürmüz'den Kızıldeniz'e, hatta Karadeniz'e uzanan bir barış ve istikrar kuşağı bu anlaşmayla daha da güç kazanacaktır. Bu ittifakın kimseye karşı kurulmadığını zaten Cumhurbaşkanımız da ifade etti, kurucu ülkeler de bunu açıkça ifade etti. Bunun zaten somut göstergesi Tahran'da da görüldü.
Ben teşekkür ediyorum tekrar bu tartışma ortamının bu kadar sağlıklı bir şekilde yürütülmesinden dolayı. Yine ara ara devreye girmek isteriz Başkanım.
Sağ olun.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
30 konuşma daha · 27 Ekim 2026