İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 107. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)

Selahattin Demirtaş

Diyarbakır Milletvekili ·

Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Mayıs 2008 · 2.026 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Selahattin Demirtaş, 21 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRETİM ELEMANLARININ KADROLARI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE GENEL KADRI VE USULÜ HAKKINDA (S.S.226)); konuşma 2.026 kelime.

Selahattin Demirtaş (Diyarbakır). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2008-05-21-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-ve-yuksekogretim-kurumlari (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 226 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sanıyorum, bu yasa tasarısıyla ilgili olarak bugün kürsüye çıkacak her vicdanlı arkadaşımız, az önce Sayın Serter’in yaptığı konuşma mahiyetinde bir konuşma yapmak mecburiyetindedir. Neden? Çünkü, evet, ülkenin üniversiteye ihtiyacı var, gençlerimizin üniversitelere ihtiyacı var, ancak üniversitelerin de inanılmaz sorunları var. Dolayısıyla, bir yandan yapılacak düzenlemeyle dokuz kentte daha üniversite kurulmasıyla birlikte Türkiye’nin bütün kentlerine üniversite açılmış olacak ama aynı zamanda hem yeni kurulacak üniversitelerde hem son dönemde AK Parti Hükûmeti döneminde kurulmuş otuz iki üniversitede, hatta daha eski üniversitelerde dahi çok ciddi sorunların devam ettiğini de bugün bu yasa tasarısı vesilesiyle tartışmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, aslında sistematik eğitim yapan toplumlarda, daha doğrusu insanlığın sistematik eğitim ihtiyacı çıktığından bu yana, eğitim ihtiyacında sınırsız bir şekilde kendini dayatan, toplumun, bireyin, grupların ihtiyacını karşılamaya yönelik sürekli talepler olmuş, bundan sonra da olacaktır.

Şimdi, ülkemizde daha belki on beş yirmi yıl öncesine kadar üniversite neredeyse bir lüks olarak görülürken bugün artık Türkiye’de her gencin üniversite mezunu olması olağan olarak, hatta bir şart olarak görülmekte. Tabii ki bununla yetinilmemekte, bununla birlikte yüksek lisans, doktora, yabancı dil vesaire gibi niteliklerle üniversite mezunlarının artık daha nitelikli bir eleman olması için çaba sarf edilmekte. Dolayısıyla, insanoğlunun eğitimle ilgili ihtiyaçları elbette ki sınırsızdır. Fakat üniversiteler eğitim periyotları içerisinde çok ayrı, çok farklı konuma, çok farklı niteliğe sahiptir. Sadece bireysel eğitimle ilgili bir mesele değildir üniversite konusu, aynı zamanda toplumların gelişmesi, o kurulu olduğu kentin kültürünün, yapısının değişmesi, ilerlemesi konusunda da önemli rollere, görevlere sahip kurumlar olarak, ta kuruluşundan beri üniversiteler önemli aktiviteler yürütmüşlerdir. Şimdi, Türkiye’de de aslında üniversitelerden beklenen şey, toplumda daha ileriyi, daha ileri düşünceleri, daha ileri projeleri, daha ileri politikaları üretebilecek, hem bu zihniyete sahip gençleri yetiştirmek hem de üniversite, kurum olarak yapacağı faaliyetlerle toplumun bu yönlü olarak önünü açmak ve geliştirmek gibi misyonlara sahip. Bu, elbette ki, teorik düzeyde bu şekilde rahatlıkla ifade edilebilir ama Türkiye’de pratikte üniversitelerin toplumda ön açıcı olduğu, toplumda her fikrin, her düşüncenin rahatlıkla tartışılmasının önünü açan projelere ve eğitim politikalarına hizmet ettiği yönünde bir tespiti yapmak maalesef ki mümkün değil. Bunun çok çeşitli nedenleri olabilir. Elbette ki siyasi iktidarların yaklaşımlarından, siyasi kadrolaşmalardan, üniversitelerin yöneticilerinin belirlenme usulü ve yöntemlerinden tutalım da, üniversitelerin idari ve mali özerkliğe sahip olmamasına kadar çok sayıda etken, çok sayıda neden sayılabilir.

Bugün, 2008 yılı itibarıyla Türkiye’deki üniversite sorunlarına özellikle bu yönlü baktığımız takdirde, yani, toplumun geneline ne tür katkılar sunuyor diye üniversitelere bir baktığımızda, eğer üniversiteler bu konuda yetersiz ve eksikse, hatta yeri geldiğinde toplumdan daha geri durumdaysa, bunun en önemli nedeni 12 Eylül askerî darbesidir. Çünkü, 12 Eylül askerî darbesine Türkiye’yi götüren sürecin en büyük nedenlerinden biri olarak üniversite görülmüş ve askerî darbe yapılır yapılmaz da, cunta, darbeciler tarafından ilk ayar üniversitelere verilmiştir ve tırnak içerisinde ifade ediyorum, o gün bugündür o verilen ayar, maalesef ki, demokratik bir ayara veya üniversiteler açısından idari özerklik ya da ekonomik özerklik içerecek bir ayara henüz dönüşmüş değil. Bu nedenle, 12 Eylül darbesinin kendi yarattığı hukukunu koruma, meşrulaştırma, yine 12 Eylül darbesinin yarattığı ideolojiyi topluma yayma kurumları ve aracı olarak görülmeye devam edilmekte; eğer üniversiteler bu yönlü hizmetler sunuyorlarsa takdir edilmekte, bunun dışına çıkıldığı durumlarda da o kurum nezdinde, üniversite nezdinde, çok da topluma hissettirilmeden, değişik yaptırımlara tabi tutulabilmektedir. Ya akademisyenler ya rektör ya dekan ya da öğrenciler bu baskıdan veya bu bilinçli bir şekilde bastırma politikasından nasibini şu veya bu şekilde almaktadır değerli arkadaşlar. Bunun sonucunda da Türkiye’de, aslında, toplumu değiştirmek, üst düzeyde teknik imkânlarla donatılmış, örgütlenmiş ve bu misyon verilmiş üniversiteler bu baskılar nedeniyle, işte, bir yerde “salla başını al maaşını kadroları”nın doldurduğu, teknik, sıradan, lise düzeyinde -hatta birazdan örnekler vereceğiz- belki lise düzeyini dahi yakalayamamış eğitim kurumları olarak kalabilmektedir.

Elbette ki bu genellemeyi yaparken, Türkiye’de köklü, kurumsallaşmış çok büyük üniversitelerin varlığını göz ardı etmiyorum. Ankara Üniversitesi gibi, ODTÜ gibi, Gazi Üniversitesi gibi, İTÜ gibi ve benzeri çok sayıda köklü, kurumsallaşmış üniversite, bu baskılara rağmen, 12 Eylülün yarattığı bu hukuka rağmen, kendi içinde, dinamik kadrolarıyla, öğrencileriyle, yine, kendi demokratik mücadelesini yürüten, toplumu değiştirmeye, dönüştürmeye çalışan çabalar içerisinde elbette ki olmuşlardır.

Değerli arkadaşlar, bugün kanunlaşacak olan bu tasarıyla birlikte, AK Parti Hükûmeti döneminde kurulan 32 üniversiteye ek olarak 9 üniversiteyle birlikte toplam 41 üniversite bu Hükûmet döneminde veya önceki Hükûmetle birlikte bu Hükûmetin iktidar olduğu dönemde kurulmuş olacak ve ne mutlu ki ülkemizde, artık, her şehrin bir üniversitesi olmuş olacak.

Yine, az önce değerli konuşmacının ifade ettiği gibi, aslında, bir yerde gururumuzu okşayan bu tablo, madalyonun öbür yüzüne baktığımızda sadece buruk bir sevinçle karşılayacağımız, karşılayabileceğimiz bir durumu bizler açısından ifade ediyor.

Bu son dönemde kurulan üniversitelerin, hem içeriği itibarıyla hem teknik kadrosu, idari kadrosu, altyapısı, binasıyla, teçhizatlarıyla birlikte incelendiğinde, değerli arkadaşlar, gerçekten de, AK Parti döneminde kurulmuş olacak olan -bunlarla birlikte- kırk bir üniversitenin hiçbiri aslında yeni kurulmuş olmayacak. Şu veya bu vesileyle, diğer üniversitelerin bölünmesiyle, parçalanmasıyla, zaten kurulu olan, değişik kentlerde kurulu olan yüksekokulların veya fakültelerin üniversite tabelası altında birleştirilmesiyle, ismi yeni üniversite olan ve o kentte yeni kurulmuş gibi addedilen kurumlar oluşturmak dışında herhangi bir işlem, maalesef ki, yapılmıyor değerli arkadaşlar.

Eğer üniversite meselesine, konuşmamın başında da ifade ettiğim gibi, sadece bireyin eğitimiyle ilgili değil, ama toplumun bütünlüklü olarak gelişimi, ileriye doğru gidişiyle ilgili bir perspektifle bakılmış olsa, herhalde, bugün, bu kadar üniversite, bu kadar olanaksızlıklar içinde bu kadar üniversite kurmak konusunda Hükûmet aceleci davranmazdı. Elbette ki, aceleci davranmasının siyasi nedenleri, siyasi çıkar nedenleri mutlaka ki vardır, bu göz ardı edilemez. Bu, Hükûmet açısından da böyle düşünülebilir, o kentin milletvekilleri açısından da böyle düşünülebilir. Bu, hatta, bir yere kadar makul, anlaşılır dahi karşılanabilir, ama bunun bir tek şartı vardır; orada kurulacak üniversitelerin içinin doldurulması. Bunun dışındaki her türlü yaklaşım, değerli arkadaşlar, o kente iyilik yapalım derken zarar vermiş olacağız, o kentin gençlerine iyilik yapalım derken zarar vermiş olacağız ve en nihayetinde toplumun tümünü negatif yönde etkileyen düzenlemelere hep birlikte, maalesef ki, imza atmış olacağız.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de üniversitelileşme oranlarına bakıldığında, üniversiteye giren gençlerin yüzde 88’ine yakını şehir merkezli veya ilçe merkezli gençlerdir, ya bir şehirde ya bir ilçede doğmuş, orada büyümüştür. Dolayısıyla, Türkiye’de kır kökenli gençlerin üniversitelileşme oranı yüzde 12 civarında kalmakta. Bu nedenle, Türkiye'nin her yerinde üniversite açılması, üniversite eğitimine erişim açısından, bu olanağın herkese eşit şekilde götürülmesi açısından önemlidir. Türkiye'nin Hakkâri’sine de Şırnak’ına da Ağrı’sına da üniversite götürülmesi bu açıdan çok önemlidir çünkü özellikle kırsal yerleşimin, kırsal nüfusun yoğun olduğu o bölgelerde üniversite açılması, kır kökenlilerin de üniversiteye girme şansını -tırnak içerisinde belirtiyorum- belki artıracaktır. Çünkü, az sonra vereceğim verilerden de anlaşılacağı üzere, bu kadar üniversite olmasına rağmen, Türkiye’de üniversiteye girebilmek hâlen ciddi bir lükstür, bir külfet gerektirir. Yani Türkiye’de eğitim, Anayasa gereği her vatandaş için parasızdır, eşittir ancak az sonra vereceğim verilerden de anlaşılacağı gibi, Anayasa’nın bu hükmü pratikte bugüne kadar asla işlemedi, bu Hükûmet döneminde de maalesef ki işlemedi değerli arkadaşlar.

Bakın, değerli arkadaşlar, 1975’te özellikle üniversiteye girmek için dershaneyi tercih etme… Yani bir devlet okulunda veya bir özel lisede okuyan öğrenciler orada verilen eğitimle yetinmediği için, bu eğitimi üniversiteye girme açısından yetersiz bir eğitim olarak değerlendirdiği için, alternatif özel eğitim olarak dershaneciliği tercih etmişlerdir. 1975-1976 yıllarında 45 bin olan öğrenci sayısı 2006-2007 yılında 1 milyonu aşmıştır. Bugün, geçen yılın rakamlarıyla 1 milyon 72 bin öğrenci Türkiye’de dershaneye devam etmek zorunda kalmıştır. Neden değerli arkadaşlar? Bu öğrencilerin önemli bir kısmı da Anadolu lisesi, fen lisesi gibi okullarda okuyor olmalarına rağmen ayrıca dershaneleri tercih etmek zorunda kalmışlardır. Neden? Çünkü, ortaöğretimdeki, lisedeki eğitim üniversiteye giriş açısından yetersizdir.

Bakınız, aynı millî eğitim sistemine tabi, aynı güzergâhta ilerleyen bir öğrenci, ilkokuldan başlayarak devlet okulunda okuyan bir öğrenci, ortaokulunu, lisesini yine devlet kurumlarında okuyan bir öğrenci, aynı devletin üniversitesine girmek için parayla eğitim satın almak zorunda kalıyor. Çünkü, değerli arkadaşlar, bu beğenmediğimiz, eksik bulduğumuz üniversitelere giriş dahi Türkiye’de hâlen maalesef ki bir lükstür. Neden lükstür diyorum değerli arkadaşlar? Çünkü, bugün rakamlar gösteriyor ki, ortalama olarak bir öğrenci, Türkiye’de, yirmi ay dershaneye devam ediyor; lise 1’den, 2’den başlıyor, lise 3’te veya bittikten sonra devam ediyor, ama ortalaması yirmi ay. Bakın, iki yıllık meslek yüksekokulunun süresinden daha fazla. Yani yirmi ay ortalama dershaneye gidiyor öğrenciler, ya iki yıllık bir fakülteye girebiliyor ya da giremiyor ve bu ortalama yirmi aylık dershaneye gidebilmek için, yine, ortalama, değerli arkadaşlar, 2.500 YTL ödüyor her öğrenci. Dolayısıyla, Anayasa’daki “eğitimin eşitliği, her vatandaş için eşit olduğu, erişilebilir olduğu” vesaire gibi ilkelerin pratikte hâlen işlemediği ve bundan sonra da işlemeyeceği rakamlar tarafından son derece net bir şekilde, arkadaşlar, ortaya çıkıyor.

Yine, üniversiteye giren öğrencilerin sadece yüzde 46’sı ilk girişlerinde kazanabiliyor ve bu öğrencilerin sadece yüzde 15’i ilk tercihlerini kazanabiliyor. Yani, Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin yüzde 15’i istedikleri bölümde, yani ilk tercihlerinde okumuşlar veya okuyorlar, yüzde 85’i, aslında istemediği, aslında tercih etmediği fakat kazanamazsa işsiz kalmamak için ya da işte puanı ancak ona yettiği için diğer bölümlerde okumakta ve yaşamının geri kalanının tamamını bunlara göre planlamaktadır. Bu da neden kaynaklanmakta değerli arkadaşlar? Yine ilkokuldan başlayarak eğitimin yetersizliğinden, ortaöğretimdeki eğitimin yetersizliğinden kaynaklanıyor. Bu nedenle, Türkiye’deki gençlerin yüzde 85’i, değerli arkadaşlar, aslında yaşamını dilediği gibi planlayamamakta, dilediği mesleği seçememekte, dilediği bölümü kazanamamakta ve dilediği mesleği gelecekte tercih edememekte.

Şimdi, yeni açılan üniversitelerle ilgili, bakın değerli arkadaşlar, 17 Mayıs 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda CHP Kırklareli Milletvekili Yavuz Altınorak, yeni açılan üniversitelerle ilgili “Tabela üniversite olmamasını dilerim.” demiş ve yine Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik yanıt vermiş kendisine, demiş ki: “İddia edildiği gibi tabela üniversitesi kursaydık diğer dokuz ilde daha üniversite kurardık olur biterdi.” Şimdi, bugün bu “olur biter” kısmını tamamlıyoruz arkadaşlar. Bugün oluyor ve bitiyor, dokuz üniversiteyle birlikte Türkiye'nin her kentinde üniversite kurulmuş oluyor. Tabela üniversitesi olmayacak değerli arkadaşlar bunlar ama Sayın Bakan 2007’de “Eğer tabela üniversitesi kurmak isteseydik bu dokuz ilde de kurardık.” demiş!

SAFFET KAYA (Ardahan)Dokuz il zorunludur ve üniversite kurulması mecburidir.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla)İşte, Sayın Bakan o dönem bilmiyor muydu, bilmiyorum; dokuz il zorunludur vesaire ama…

SAFFET KAYA (Ardahan)Yani, geliştiği için, değiştiği için, öyle bir zorunluluk olduğu için…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla)Evet, tabii, 2007’den 2008’e bayağı Türkiye değişti, gelişti arkadaşlar! O konuda itirazımız yok tabii ki!

Şimdi, bakın, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Profesör Kadri Balcı “Yeni açılan üniversiteyi tabela görünümünden kurtarmak için Bill Gates kadar zengin olmayı hayal ediyorum” demiş. Yani o kadar yokluk içerisinde ki ancak hayallerle üniversiteyi ayakta tutabiliyor. 5 öğretim görevlisi var bu kentteki üniversitede değerli arkadaşlar. Öğretim üyeleri daha çok Malatya ve Diyarbakır’dan geliyor, Mardin’de eğitim verip gidiyorlar. On yedi üniversite, yeni açılan, geçen dönem içerisinde yeni açılan o üniversitelerden en düşük bütçeye sahipmiş Mardin’deki Artuklu Üniversitesi. 2008 yatırım bütçesi yok, sıfır ve şu anda bir rektör yardımcısı ve bir mühürden ibaret olarak tanımlıyor Rektör Yardımcısının kendisi, üniversiteyi bir rektör yardımcısı ve bir mühürden ibaret olarak tanımlıyor. “Meclisten çıkması hiçbir şeyi değiştirmiyor, burası üniversite değil.” diyor Mardin Artuklu Üniversitesinde okuyan öğrenciler. “Bilgisayar laboratuvarı var, var ama çalışmıyor. Ben lisedeyken dahi haftada dört saat bilgisayar görüyordum, bilgisayar laboratuvarına giriyordum, şimdi üniversitedeyim, bilgisayar görmüyorum.” demiş bir üniversite öğrencisi.

Yine, Muş’ta durum farklı değil değerli arkadaşlar. Yeni kurulan üniversitelerimizden Muş Alparslan Üniversitesinin, rektörlük binası da yok, öğretim üyesi de bulunmuyor. 1.346 öğrencinin okuduğu üniversitede yardımcı doçent düzeyinde 4 öğretim üyesi var. Muş akademik kadrosunda profesör yok. “Yeni bölüm açmak, Muş Alparslan Üniversitesi için şu an hayal.” gibi bir değerlendirme yapmışlar. “Hiçbir öğretim üyesi Bitlis, Muş, Bingöl ya da Batman gibi kentlerde üniversite hocalığı yapmak istemiyor.” tespitini yapmış oradaki görevliler.

Bilecik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi son sınıf öğrencisi İsmail Yetişkin, “Burası üniversite değil.” demiş. O üniversitenin öğrencisi bu. Bilecik’teki üniversitenin bir meslek yüksekokulu bir de fakültesi var. Kâğıt üzerinde fen-edebiyat ve mühendislik fakülteleri var ama öğrencileri yok.

Kırklareli Üniversitesinde “Ben buraya üniversite demem.” diyen bir rektör var. Bir öğretim üyesine bu üniversitede 450 öğrenci düşüyor. Türkiye ortalamasının tam 18 katı Kırklareli Üniversitesinde. Bu, Avrupa ortalamasının da 30 katıymış değerli arkadaşlar.

Bingöl Üniversitesi Rektör Yardımcısı Profesör Doktor Aydın Girgin: “Biz aylardır arıyoruz, gazeteye ilan da verdik…” Bakın, bir rektör gazete ilanıyla öğretim görevlisi arıyor. “…ama Bingöl’e gelmek isteyen öğretim üyesi bulamıyoruz.” Gazete ilanıyla dahi, değerli arkadaşlar, Bingöl Üniversitesi öğretim görevlisi bulamıyor. Bu da yeni açılan üniversitelerimizden.

2007’de açılan on yedi üniversitenin toplam bütçesi tek başına İstanbul Üniversitesinin bütçesine yetişemiyor. Bu on yedi üniversiteye ayrılan bütçeyle, İstanbul Üniversitesinin bütçesi dahi denk değil. İstanbul Üniversitesinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

94 konuşma daha · 21 Mayıs 2008

94 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook