İl özel idarelerine ve belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden pay verilmesi hakkında kanun teklifi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:248)
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 125. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Temmuz 2008 · 979 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Selahattin Demirtaş, 2 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İL ÖZEL İDARELERİNE VE BELEDİYELERE GENEL BÜTÇE VERGİ GELİRLERİNDEN PAY VERİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:248)); konuşma 979 kelime.
Selahattin Demirtaş (Diyarbakır). “İl özel idarelerine ve belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden pay verilmesi hakkında kanun teklifi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:248)”. TBMM Genel Kurulu, 125. Birleşim tutanağı, 2 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/selahattin-demirtas-23-2008-07-02-il-ozel-idarelerine-ve-belediyelere-genel-butce-vergi-gelirlerinden-pa (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır)Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlayarak başlamak istiyorum.
Aslında, yerel yönetimlerin -belediyeler ve il özel idarelerinin- yaşamış oldukları mali sıkıntıları kısmen çözebilecek ve bu nedenle de kısmen olumlu bulduğumuz, eksikleriyle birlikte, olumsuz yanlarıyla birlikte desteklediğimiz bir yasa teklifini görüşmeye devam ediyoruz.
Yerel yönetimlerle ilgili çok sayıda değerlendirme yapıldı değerli arkadaşlar. Özellikle katılımcı demokrasi açısından yerel yönetimlerin önemine bu vesileyle bir kez daha dikkat çekmek isterim.
Türkiye gibi nüfusu ve yaşadığı coğrafyası büyük ülkelerde, ulus devlet modeliyle yönetilen ülkelerde temsilî demokrasi her zaman problem olmuştur. Şimdi, 70 milyona yakın nüfusuyla ve büyük coğrafyasıyla yurdun her bir köşesinde yaşayan vatandaşın temsilî demokrasi modeliyle demokrasiye katılımcı bir şekilde iştirak ettiğini ve halkın kendi kendini bu şekilde yönettiğini savunmak hayalci bir yaklaşım olur.
Artık, dünyada temsilî demokrasinin yarattığı bu sıkıntının, yani halkın olabildiğince daha fazla yönetime katılabilmesi konusundaki sıkıntıların aşılabilmesi için katılımcı modeller, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi modelleri tartışılıyor. Nedir bunların mekanizmaları? Elbette ki belediyeler, il özel idareleri, yani en nihayetinde “yerel yönetimler” olarak adlandırdığımız mekanizmaların güçlendirilmesi, merkezî yönetimin yetkilerinin bir kısmının yerele aktarılarak, katılımcı demokrasiyle o yörede, o bölgede, o beldede yaşayan yurttaşların kendi gelecekleriyle, kendi yaşamlarıyla ilgili daha fazla söz sahibi olabilmelerinin önünün açılması tartışılıyor.
Bu tartıştığımız yasa, böyle bir konuyu tartışmıyor. Bu konuyla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan başka bir konuda, sırf işte, yerel yönetimlerin kısmi olarak gelirlerinin artırılması, bazı finansal sorunlarının çözülmesi konusunda, dediğim gibi, kısmi çözümler, kısmi çözüm önerileri getiriyor. Bu nedenle, aslında Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Döneminde Türkiye'nin idari modelinden, idari yapısal modelinden kaynaklı sorunların tartışılabileceği, belki hepimizin, bütün grupların ortaklaşabileceği yasa tasarıları üzerinde çalışma yapmakta hayati derecede önem görüyoruz, fayda görüyoruz.
Neden değerli arkadaşlar? Eğer, ülkenin dört bir yanında yaşayan yurttaşlar kendi sorunlarını dile getirmek ve sorunlarına çözüm bulabilmek için yeteri derecede mekanizma bulamıyorsa, idari mekanizma içerisinde kendi sesini yeterince duyuramıyorsa, vatandaş demokrasiden yoksundur, mahrumdur diyebiliriz. Bizim görevimiz de Parlamento olarak, öncelikle yurttaşların, vatandaşların daha fazla demokratik bir yaşama kavuşmasının, kendi kendini yönettiği konusunda daha fazla ikna olmasının ve yönetime katılmasının önünü açabilmektir.
Aslında, Demokratik Toplum Partisi olarak önerdiğimiz demokratik özerklik projesi ve modeli de bundan farklı bir şey değildir. Türkiye'nin hantal, tıkanmış idari modelinin takviyeyle güçlendirilerek, bölgesel meclislerle halkın kendini daha fazla yönetime katabilmesi, yerelde kendi sorunlarını daha rahat çözebilmesi ve bu ağır bürokratik mekanizma içerisinde taleplerinin, düşüncelerinin, isteklerinin erimemesi için önerdiğimiz, tartışılması gereken ciddi bir modeldir. Demokrasi açısından bu şarttır değerli arkadaşlar. Aksi takdirde, 70 milyonluk Türkiye'nin her köşesinde yaşanan her sorunun Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında çözümünü beklemek ve bütün bu taleplere yetişebilmek olanaksızdır. Bu beklenti içerisinde olmak hem milletvekilleri açısından hem vatandaşlar açısından bir zulümdür, başka bir şey değildir. Dolayısıyla, bu modelleri tartışmakta, halkın yararına en güçlü model, en demokratik model neyse idari yapımızı buna göre şekillendirmekte geleceğimiz açısından fayda görüyoruz.
Hâlihazırda var olan idari yapılanma modelimizle ilgili de ciddi sıkıntılar var. Şimdi düşünün ki demokrasilerde aslolan, seçimle işbaşına gelmektir, halkın istediği yönetim tarafından yönetilmesidir ve seçilmişlerin etkili, yetkili oldukları ve tabii ki sorumlu olduğu bir mekanizmanın kurulmuş olmasıdır.
Bakın, bizim idari sistemimizde, değerli arkadaşlar, her şeyden önce merkezî hükûmetin yerel yönetimler üzerinde ciddi bir vesayet yetkisi vardır; her açıdan, mali açıdan, idari açıdan ciddi bir vesayet yetkisi vardır. Belediye başkanlığı yapmış arkadaşlarımız ya da il genel meclisinde çalışmış arkadaşlarımız çok çok daha iyi bilirler, meclislerin bütçeleri dahi atanmış biri tarafından, yani valilik tarafından onaylanmadığı sürece yürürlüğe dahi koyamıyorlar. Yani seçilmişlerin aldığı kararlar en nihayetinde hükûmetin atamış olduğu bir memur tarafından denetlenebiliyor ya da onun onayına bağlı bir şekilde yürürlüğe giriyor. Düşünün ki halkın seçtiği bir belediye başkanı, şehir dışına çıkabilmek için, atanmış bir memurdan izin almak zorunda. Yani valiye bildirecek, “Ben şehir dışına çıkıyorum.” diyecek. Kim? Halkın seçtiği belediye başkanı. Vali “Evet, çıkabilirsin.” diyecek. Kim bu vali? Hükûmetin atadığı memur. Atamayla gelmiş o şehre. Seçilmiş olan belediye başkanı ondan habersiz, izinsiz şehir dışına dahi çıkamıyor. Böylesi bir çarpık ilişki var bu idari modelde.
Yine örneğin, seçilmişlerin, belediye başkanlarının kent protokolündeki yeri atanmışlardan sonra geliyor. Demokrasi ayıbıdır, değerli arkadaşlar. Eğer halkın seçtiğine, iradesine, milletin iradesine saygı duyulacaksa atanmış bir memur halkın seçtiğinin önünde olamaz. Protokol açısından da sakıncalıdır, kararların vali tarafından onaylanması veya denetime tabi tutulması durumu açısından da sıkıntılıdır.
Yine, seçilmiş bir belediye başkanı bir İçişleri Bakanı tarafından görevden alınabiliyor, bakanın bu yetkisi var. Şimdi, dün, özgürlükçü ve güvenlikçi bakış açısını başka bir vesileyle burada tartışmıştık. İşte, güvenlikçi bakış açısı budur insan haklarına. Olması gereken nedir? Bakan doğrudan görevden alamamalıdır. Bakanın yetkisi nasıl olabilir? Mahkemeye başvurabilir, mahkeme kararıyla seçilmiş birisini belki açığa alabilir, geçici olarak görevden alabilir vesaire ama şu anda durum ne? Bakan görevden alıyor, “Git mahkemeye başvur, kendi hakkını mahkemede ara.” diye, seçilmiş olana ek bir külfet getiriliyor. Bu da demokrasi açısından sıkıntılıdır.
İl genel meclislerinde de durum farklı değil değerli arkadaşlar. Biliyorsunuz, yapılan yasal değişiklikle, il genel meclisleri kendi başkanını kendi içinden seçiyorlar. Daha önce vali doğal başkanıydı ama şimdi de encümende sıkıntı var. Encümendeki çoğunluk atanmışlarda. Yani vali ve kentteki bürokratlar, atanmışlar, memurlar encümende çoğunluğu oluşturduğu için, encümen kararları yine atanmışlar tarafından alınabiliyor, atanmışların iradesi doğrultusunda alınabiliyor. Bu nedenle, seçilmiş olan il genel meclisi üyelerinin, kararları etkili bir şekilde alma ve uygulama gibi bir durumları yok.
Şimdi, zamanımız çok kalmadı ama müsaadenizle bu… Dün özellikle DTP’li belediyeler kastedilerek, bazı milletvekili arkadaşlarımız, bölücü faaliyetler yürüten belediyeler için AK PARTİ’nin göz yumduğu, bunlarla ilgili gerekli şeyleri yapmadığı şeklinde, hem dolaylı olarak partimizle ilgili ithamlarda bulunuldu. Buna ilişkin kısa bir iki şey söylemek istiyorum.
Elbette ki Demokratik Toplum Partisinin belediyecilik anlayışı diğer partilerden farklıdır, farklı olmak zorundadır. Biz, farklılığımızla var olmayı, farklılığımızla yerel yönetimlerdeki katılımcı, şeffaf, o yörenin özgünlüğünü, ihtiyaçlarını, taleplerini dikkate alan anlayışımızla elbette ki farklı bir belediyecilik yürütüyoruz. Bunun adına “bölücülük” denmesini yadırgıyoruz. Bakın, bir belediyemiz halkın bayramını Türkçe ve Kürtçe kutladı diye hakkında soruşturma açılabiliyor. Yüzlerce dava, soruşturma var. Hakkında soruşturma açılmamış belediye başkanımız yok. Neden? Yazmış olduğu, basmış olduğu davetiyede Türkçe ve Kürtçe, halkın bayramını kutlamış ya da yeni yılını kutlamış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 2 Temmuz 2008