İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 80. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)

Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 31 Mart 2010 · 979 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi), 31 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 979 kelime.

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi, Tunceli). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 31 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2010-03-31-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüşülmekte olan yasa üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu yasa üzerinde görüşürken ta Almanyalara kadar gitmeye gerek yok diye düşünüyorum, Almanya’ya gitmeden önce biraz Türkiye'yi gezmek gerekir diye söze başlamak istiyorum.

Tunceli’de kadınların emeğiyle çıkan bir gazete var, Tunceli Emek gazetesi. Emek gazetesi, geçen haziran ayında bir yazısında Tunceli’deki eğitim sistemini ve eğitim uygulamalarını eleştiriyordu. Çok ilginç, bu eleştiriyi yapan gazeteye farklı MSN’lerden “Vurucu Kobra” adıyla hakaret eden, tehdit eden, küfreden, ırkçı, ayrımcı ifadeler kullanan mailler gönderiliyor.

Tabii, araştırılıyor, arkasından kim çıksa iyi savcılık işe el koyduktan sonra: Tunceli İl Millî Eğitim şube müdürlerinden Sayın Süleyman Çakmak çıkıyor. “Niye yaptın bunu?” diyorlar, “Ben, bize karşı yazılan yazının haksız olduğunu söylemek için yazdım.” “Başka bir ifade kullanamaz mıydınız?” Ses yok. “Başka bir yöntem kullanamaz mıydınız?” Ses yok.

Ne yazmıştı gazetede? “Dönemin valisinden de alınan güç ve destekle ırkçı ve ayrımcı uygulamalar yapılıyor ve neredeyse millî eğitim camiası arpalığa döndürülmüş.” deniyordu.

Tabii, şimdi, biz, burada, bir kobraya özenen, bir kobraya öykünen bir millî eğitim görevlisinin oradaki millî eğitim sistemi üzerinde ya da uygulamaları üzerinde ne kadar başarılı olacağına da bir bakalım.

Kobra tayfasına sistem teslim edildikten sonra Tunceli’de, eğitim seviyesi yüzde 90’ların üzerinde olan Tunceli’de çok ciddi bir eğitim düşüşü oluyor, kalitede düşüş oluyor. Örneğin, 2004 yılında ÖSS’de 29’uncu sıradayken 2009 yılında ÖSS ortalamasında 65’inci sıraya düşmüşüz; sayısalda 72’nci sıra, sözelde 58’inci sıra.

Böyle olduğu zaman, bizim Sayın Bakana burada söylememiz gereken şu olacaktır: Eğitimi bu kadar düşüren, üstelik zehirli bir canlıya öykünen birinin millî eğitim camiasında sorumlu olarak kalmasının bir gereği var mıdır? Bu görevli hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Tabii, biz, Türkiye sıralamasından bahsederken Türkiye sıralamasında sırasını kaybeden, çok daha aşağılara düşen diğer illerden de bahsetmek durumundayız.

Bakıyoruz Türkiye'nin batısına: Kırklareli, Tekirdağ, Aydın, Ankara ilk 10’a giren iller arasında, Ankara 14’üncü sırada, İstanbul 27’nci sırada. Türkiye'nin doğusuna gidiyoruz, doğusunda Kürtler yaşıyor; doğusunda, Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı illerden Şırnak 81’inci sırada, Türkiye'nin sıralamada son ili, Hakkâri 80’inci sırada. Şimdi, bunlar bir tesadüf olabilir mi ya da bir kader olabilir mi? Yani, bunun bir tesadüf ya da bir kader olduğunu söylemenin bir akli yanı yok.

Bakıyoruz, nedenlerini araştırıyoruz. Bu ülkenin zekileri Türkiye’nin batısında mı yaşıyor? Bilimsel bir cevabı da bilimsel bir mantığı da yoktur bunun. O zaman nedenlerine bakıyoruz. Bu ülkede sistemin ve AKP’nin ayrımcı politikaları esas olmakla beraber, ana dilde eğitimde eğitim görememenin vermiş olduğu zarar işte bu.

Almanya’da 500 bin Türk için okul açma girişiminize elbette karşı olarak durduğumuzun bilinmemesini istiyoruz, karşı değiliz. 500 bin de olsa, 50 de olsa her insanın kendi diliyle eğitim görme hakkının verilmesi gerekiyor. Ancak, Almanya’da 500 bin insan için kendi dilinde eğitim görmesinin yolu açılırken, bu ülkede yaşayan, bilimsel verilerle de saptanmış 20 milyon insanın kendi ana diliyle eğitim görmemesinin de ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu da burada söylemek durumundayım.

Değerli milletvekilleri, tabii AKP’nin iktidar olduğundan bugüne Türkiye’de tuhaf şeyler dönüyor. Ben burada millî eğitim sisteminin temel politikasının bir değerlendirmesini yapmak durumunda değilim ama dönem dönem aklımıza şöyle bir soru da gelmiyor değil: Acaba millî eğitim sistemi, Türkiye millî eğitim sistemi İran eğitim sisteminden referans mı alıyor? Böyle sorular, böyle kuşkular doğrusu doğuyor.

Son zamanlarda, özellikle son açılan taşra üniversitelerinde, siyasi kadrolaşma sonucu üniversitelerde bilimsel, demokratik, laik kimlikten uzak, dindar, milliyetçi, bilim karşıtı kadroların yükseköğretimde egemen olmaya başladığını görüyoruz.

Bir örnek vermek istiyorum: Muş Alparslan Üniversitesi Eğitim Fakültesi. Bu fakülte tarafından beş altı yaş çocuklarında Allah’a yakınlık algısı üzerine bir araştırma yaptırılıyor. Araştırmayı yapanlar kim? Yardımcı Doçent Doktor Mehmet Kamil Coşkun, Yardımcı Doçent Doktor Serdar Seven imzalı bir form gönderiliyor. Söz konusu yazıda araştırmanın amacı “Çocukların Allah’a hangi şartlarda kendilerini yakın ve uzak hissettiklerini; bu yakınlık algısının hastalık, yalnızlık, mutluluk, başarı ve ailenin dindarlık durumuna göre ne derecede değişkenlik gösterdiğini ortaya koymak.” olarak ifade edilmiştir. Bu verilerin toplanmasında izlenecek adımlar olarak sırasıyla, önce velilerin dine bakış ve bağlılığını ölçen dindarlık ölçeği ve çocukların güven duygusunu ölçen bağlanma ölçeği uygulanacak, daha sonra çocuklara altı ayrı hikâye anlatılarak her hikâyeden sonra Allah’ın hikâye kahramanına ne kadar yakın olduğunu bir figür yardımıyla göstermelerinin isteneceği belirtiliyor.

Ayrıca velilerden, yazıya ek olarak gönderilen “dindarlık ölçeği” adını verdikleri soruları yanıtlamaları, daha sonra ana sınıfı öğretmenlerine göndermeleri isteniyor. Velilerin yanıtlaması beklenen sorular şunlar: “Yaptıklarınızdan dolayı kendinizi hesaba çeker misiniz? Günahlarınıza pişman olup tövbe eder misiniz? İmkânınız olsa senede bir zekât verir misiniz? Günlük hayatınızda dini önemli bulur musunuz? İnancınıza göre hareket etmediğinizde rahatsız olur musunuz? Dinî sohbet ve ortamlara katılır mısınız? Dinî faaliyetlere katkı ve desteğiniz olur mu?” gibi sorular peş peşe geliyor, daha var.

Şimdi, bu da yetmiyor; Muş Alparslan Üniversitesi gerici uygulamaları bununla da sınırlı kalmıyor. Eğitim Fakültesinde eğitim programları alanında ilan edilen araştırma görevlileri kadrosu için müracaat eden adaylara ön görüşmelerde Allah’a inanıp inanmadıkları, ateist olup olmadıkları soruluyor, cemaate bakış açıları soruluyor.

Tabii, böyle bir algı, böyle bir anlayış içinde eğitimi dizayn etmek isteyenlere şöyle sormak gerekiyor: Bir bilim kurumu olması gereken bir üniversitede ve üstelik geleceğin eğitimcilerini yetiştiren eğitim fakültesi tarafından böylesi bir araştırmanın gerçekleştirildiğinden haberiniz var mı? Bunu özellikle Sayın Bakana soruyorum. Demokratik ve laik eğitimin teminatı ve uygulayıcısı olması gereken İl Millî Eğitim Müdürlüğü böyle bir çalışmayı hangi yasal gerekçelerle yapıyor? Bilimsellik yerine dinsel referanslarla eğitim ne zamandan beri, hangi yasaya dayanılarak yapılıyor? Millî Eğitim Bakanlığının imam-hatip okulları müfredatını ana sınıflarına kadar indirmeyi amaçlayan bir hedefi var mı? Özellikle de öğretim elemanı kadro alımında, öğretim elemanı olabilmenin ölçütü, öncelikle alanına ilişkin literatüre hâkim, alanında bilimsel çalışmalar yapmış, bilimsel ve eleştirel düşünme becerisini kazanmış olmaktır. Ancak, söz konusu olaydaki öğretim elemanlarının bu ölçülerden uzak, bir cemaat ve tarikat görevlisi gibi davrandıkları görülmektedir. Bu konuyla ilgili bir araştırma ve soruşturma yapmayı da bir görev olarak Sayın Bakan önüne koymalıdır diye düşünüyorum.

Tabii, benzer uygulamalar sadece Muş Alparslan Üniversitesinde yok. Değişik üniversitelerde, örneğin Adana’da da yine Adana ilköğretim okullarında görev yapan 500 branş öğretmeni üzerinde, dindarlık sorgulaması formları dağıtılıyor. Yapan kim?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

65 konuşma daha · 31 Mart 2010

65 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook