İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 47. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)

Sevahir Bayındır

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 47. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Ocak 2010 · 1.887 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sevahir Bayındır, 13 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 1.887 kelime.

Sevahir Bayındır (Şırnak). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 13 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sevahir-bayindir-23-2010-01-13-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 418 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın bütünü üzerine konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sosyal devlet anlayışı, kişilere sadece temel hak ve özgürlüklerle yetinmeyen, aynı zamanda, vatandaşların sosyal durumlarını iyileştirmeyi, onlara insan onuruna yakışır bir yaşam şekli sunmayı ve sosyal güvenliğe kavuşturmayı gerektirir. Ne yazık ki sağlığı sosyal politikanın önemli bir öğesi olarak görmeyen Hükûmet, sağlık sisteminde de insan gücüne sığ olarak yaklaşmakta. Geniş katılımla hizmeti zenginleştirmek yerine halkın sağlığını kısır bir döngüye sokmaktadır. Hem sağlık hizmetlerinde hem de sosyal güvenlikte “insan eksenli” yaklaşım yerini “para eksenli” yaklaşıma terk etmektedir.

Türkiye’deki mevcut sağlık sistemimizde 1980’lerden başlayarak günümüze kadar iyileştirmeler yapılması gerekirken tam aksine sistem bilinçli bir şekilde kötüleştirilmiş, kamu sağlık kurumları çökertilmiş ve sağlık çalışanlarının çalışma ortamları bozulmuştur. Sağlık başta olmak üzere tüm hizmet alanlarında ucuz iş gücüne yönelme olmuş, kayıt dışı ve güvencesiz çalışma yaygınlaştırılmıştır. Sağlık hizmetine ulaşmak zorunda olan yurttaşlarımız kâr odaklı çalışan özel hastanelere müşteri olarak sunulmuştur. AKP Hükûmeti, bütün olumsuzluklarını her alanda olduğu gibi sağlık alanında da başarıyla sürdürmektedir.

90’lı yılların başında “reform”, 2003 yılı Haziran ayından itibaren de “dönüşüm” kavramlarıyla adlandırılan ancak içeriği aynı olan uygulamaların sonucunda Türkiye sağlık sisteminde köklü değişikliklere hep birlikte tanık olmaktayız. Bugün de Meclis gündemine taşınan tam gün ve yine sırada bekleyen kamu hastane birlikleri yasa tasarılarının, ülkemizin gerek sağlık alanında gerekse diğer çalışma alanlarında yaşayan gelişmelerden bağımsız olmadığını bilmek gerekmektedir. Bugün Mecliste görüştüğümüz bu yasa tasarısı aslında bir torba yasası niteliğindedir, “tam gün” adına uygun düzenlemeler yerine onlarca piyasacı düzenlemeyi beraberinde getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Kurumu 2001 yılında sağlık için toplam 4.576 milyon, 2008 yılında ise 25.346 milyon TL harcadığını yayımlamıştır. Bu yedi yıllık süreçte aradaki farkın 5,5 kattan daha fazla olduğu görülmektedir. Aynı yıllarda tedavi hizmetleri için yapılan harcama ise 1.799 milyon TL’dir. 7,56 kat olarak 13.957 milyon TL’ye yükselmiştir. Bu yüksek miktardaki harcamalara karşın toplumsal sağlık düzeyinde iyileşme olduğuna ilişkin herhangi bir bilimsel kanıt henüz ortaya konulmamıştır.

Bütün bu tablo, Sosyal Güvenlik Kurumunun tedavi edici sağlık hizmetlerini “nerelerden aldığı” ya da “nerelerden almayı tercih ettiği” sorularını aklımıza getirmektedir.

Özel sektörde hizmet satın almak için yapılan harcamanın hem miktarı hem de payı yıllar içinde artış göstermiştir. Sosyal Güvenlik Kurumunun, tedavi hizmeti satın almak için harcadığı paranın 2002 yılında yüzde 14’ü, 2008 yılında yüzde 31,4’üyle özel sektörden hizmet satın almayı tercih ettiği görülüyor. Yıllar içinde özel sektörün payı yüzde 224 artış göstermiştir. Aynı yıllarda Sağlık Bakanlığı hastanelerinden alınan tedavi edici hizmetler için ödenen paranın payı yüzde 64,1’den yüzde 52,5’e, üniversite hastanelerinden alınan tedavi edici sağlık hizmeti için ödenen paranın payı ise yüzde 21,9’dan yüzde 16,1’e gerilemektedir. Sosyal Güvenlik Kurumunun Sağlık Bakanlığı hastanelerinden aldığı tedavi edici sağlık hizmetleri için yaptığı harcama, yıllar içerisinde yüzde 18, üniversite hastanelerinden satın alınan tedavi hizmetleri için yapılan harcama ise yüzde 26 azalmıştır. Görülmektedir ki, Sosyal Güvenlik Kurumu yıllar içerisinde hizmeti kamudan değil özelden almayı tercih etme eğilimindedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bütün kurum ve kuruluşlar dikkate alındığında en fazla hastane yatağına sahip üç kurum, sırasıyla Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve özel sektördür. Hastane başına ortalama yatak sayısı üniversite hastanelerinde 536, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde 159 iken özel hastanelerde 49’dur. Söz konusu veriler “Özel hastaneler sağlık sektöründe kamu yararı için mi var?” sorusunu bir kez daha sorgulatıcı niteliktedir.

Bunun yanı sıra hastalar ortalama olarak özel hastanede iki gün, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde beş gün yatarken üniversite hastanelerinde yedi gün yatmaktadır. Bu durum, uzun süreli yatışı, bakımı gerektiren hastaların genel olarak özel hastaneler tarafından tercih edilmemekte olduğunun bir göstergesi olarak görülüyor.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki AKP Hükûmetinin önüne koyduğu program işlemeye devam etmektedir. Mevcut Hükûmet, çok düşük ücretlerle güvencesiz çalışmayı, vatandaşın kaderi olarak görmesini ve kabul etmesini istemektedir. Öncelikle temizlik, güvenlik, yemekhane, ardından yardımcı sağlık personelini çok düşük ücretlerle çalışma yasalarına aykırı olmasına karşın fiilen günde on iki saat taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırması, bu uygulamaların eczacı ve diş hekimlerini de kapsayacak şekilde hekimlere kadar yaygınlaştırılmak istendiğini çok iyi görmekteyiz.

Bu yasa tasarısının hekimler başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının emeğini ucuzlatmak, onları yasalar karşısında özlük haklarından mahrum bırakmak gibi temel bir amacı vardır. Taşeron şirket aracılığıyla çalıştırma ve performans sisteminin yanı sıra rekabetin yaygınlaştırılması ve sağlıkta maliyetlerin aşağı çekilmesinin temel ilke olarak benimsenmesiyle sağlık sisteminin nitelik kazanacağı düşünülmektedir. Ancak, bu hedefler, verilen sağlık hizmetinin niteliğinin ortadan kalkmasını, sadece poliklinik ve ameliyat sayılarının artmasını, gereksiz yapılan işlemlerde yoğunlaşmayı, hastanenin hastadan kazandığı parada artışı, hekimin kazandığı puanın artışına odaklanmasını beraberinde getirecektir. Hekimlik ve sağlık hizmetinin tamamı teknik işe dönüştürülüp sağlık piyasasının büyüklüğünden, işlem hacminin artışından heyecan duyulmaktadır. Hastayı müşteri, hastaneleri işletme olarak gören böyle bir anlayışın yaratacağı halk sağlığı sorununun sağlık eğitiminde ve sisteminde oluşturacağı tahribatın toplumsal maliyetinin telafisinin çok güç olacağını, kendilerini tüccar siyasetin misyonerleri olarak nitelendirenler görmemektedir. Katkı paylarındaki artışlar, fark ücretlerindeki pervasızlık, ilaç sınırlaması ve ilaç oranlarındaki yurttaş aleyhine uygulamalar nasıl bir sağlık sistemiyle karşı karşıya kalındığını açıkça göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, tüm bu tahribatın, “Muayenehaneleri kapatıyoruz, halkımızı buradan kurtarıyoruz.” demagojisinin arkasına saklananların maskesini düşürme zamanı artık gelmiştir. Hâlen sağlık harcamalarındaki devasa rakamların, ilaç ve tıbbi teknoloji üzerinden uluslararası tekellere giden milyarların, doğal olarak tüketimi kışkırtan özel sağlık sektörünün yarattığı sağlık sorunlarının çözümünü AKP Hükûmetinin Meclise sunduğu tam gün uygulamasında aramak tam bir aldatmacadır çünkü söz konusu bu tasarıda, sağlık çalışanları açısından kalıcı, güvenceli bir özlük hakkı kazanımı bulunmamaktadır. Emekliliğe yansıyan, insanca yaşayacak bir temel ücrete yönelik düzenleme yapmak yerine “performans” adı altında, elde edilecek gelire endeksli bir ücret modeli düşünülmüştür. Tasarıyla getirilen düzenlemede, ancak yirmi beş yıl çalışıldıktan sonra ödenen prim üzerinden emekli aylığı artabilecektir.

Sayın Başbakan hekimlerin emekli aylığının artacağını söylüyor ama bunun yirmi beş yıl sonra olacağını söylemiyor. Ayrıca, neden sadece hekimlere artış yapılıyor? Sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir; hemşire, ebe, sağlık memuru, teknisyen, tekniker, memur, hasta bakıcı bu ekipte yok mu? Ameliyatları hekimler tek başına mı yapıyor? Sayın Başbakan yardımcı sağlık personeli dediğimiz kesimi nedense unutmuş gözüküyor. Nöbet dışında “mesai dışı çalışma” kavramı getirilmektedir. Kırk beş saatten kırk saate inmiş gibi gözüken çalışma süresi deyim yerindeyse yedi gün yirmi dört saate dönüşmektedir. Fazla çalıştırmaya yönelik bir süre sınırlaması getirilmemektedir. Bu tasarı ile hekimleri bölünmüş çalışmadan kurtarmak gerekçesiyle uzun saatler fazla çalışmaya zorlayıcı hükümler ile karşı karşıya bırakmışlardır. Nitelikli sağlık hizmetinin olabilmesi için hekimlerin verecekleri hizmette risk artıran unsur olan uzun ve ağır çalışma koşullarının sınırlandırılması zorunluluk taşımaktadır. Tasarı bu hâliyle, çalışanların akıl ve ruh sağlığını daha da fazla bozmaya adaydır.

Değerli milletvekilleri, tıp fakülteleri özelinde eğitim, hizmet ve araştırma alanlarında kurulamayan denge bütünüyle hizmete kurban edilmektedir. Tıp fakültelerinde öğretim üyelerinin özlük hakları büyük ölçüde sağlık hizmeti sunumuna bağlanmaktadır. Bu durumla halkın nitelikli eğitim kadar nitelikli sağlık hizmetine ulaşmak hakkı da gözden çıkarılmıştır. Öğretim üyelerinin kadrosunun bulunduğu hastane dışında çalışmasına engel getirilirken bir yandan da başka kamu kurum ve kuruluşları ile meslek kuruluşlarında geçici görevlendirmelerin de önü açılmaktadır. Böylece altyapı çalışmaları tamamlanmadan plansız açılan üniversitelere görevlendirme yapılabilecek, aynı zamanda görevlendirmeler cezalandırmanın aracı olarak da kullanılabilecektir.

Değerli milletvekilleri, Meclis gündeminde olan Kamu Hastaneler Birliği ve Tam Gün Yasa Tasarıları bir bütünün iki yüzü gibidir. Her ikisi de Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hekim emeğini ve iş güvencisini yok etmesinin adımlarıdır. Kamu Hastaneleri Birlikleri Yasa Tasarısı ile de mevcut hastanelerin birer işletmeye dönüştürülerek devletten mali destek almaksızın hastaneden elde ettikleri gelirle hizmet sunmaları öngörülmektedir. Kamu hastanelerinin tamamen ticari işletmelere dönüştürülmesini hedefleyen tasarı yasalaşırsa kamu hastanelerinin adı dışında hiçbir kamusal özelliği kalmayacak. Böylece sağlıkta özelleştirme sürecinin sonuna doğru gelinecektir.

Bu tasarı ile, sözleşmeli çalışmanın esas alındığı sistemde çalışanların ücreti bireysel sözleşmelerle belirlenecek, ücretler hastane gelirinden karşılanacağı için gelirin azaldığı durumlarda ücretler için hiçbir güvence de olmayacaktır. Aynı il veya yakın illerdeki hastaneler birleştirilerek oluşturulacak birlik içinde çalışan sağlık emekçileri, birliğe bağlı hastanelerde görevlendirilebileceklerdir.

Sağlıkta özelleştirmenin hızlandırılması, özel sektörün türlü yollarla teşvik edilmesi ve özel şirket çalışma prensiplerinin kamu hastanelerinin içine girmesi bizzat kendilerinin eseridir. Kamu hastanelerinin birçok birimi taşeronlaştırma yoluyla özelleştirilmektedir. Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ile, ameliyathanelerin, tüm klinik ve polikliniklerin özel şirketlere verilmesi hedeflenmiş durumdadır. Adı “kamu” olan ama içi özelleştirilmiş hastanelerde tam gün çalışma, özelle hekimlerin bağının koparılacağı tam bir aldatmacadır. Ticarileşmiş sağlık kurumlarında tüm gün çalışma, iş güvencesinden, ücret güvencesinden yoksun tam gün kölelikten başka bir anlam içermemektedir.

Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ile, Sağlık Bakanlığının taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırılan sağlık işçilerinin asgari ücretten fazla maaş almaması ve personel sayısının azaltılması genelgesiyle fazla çalışmanın önü açılmış, angarya işin artırılması söz konusu olmuştur. Sayıları 110 bine yaklaşan taşeron işçinin varlığını düşündüğümüzde, bu çalıştırma biçiminin ekonomik olmadığı gibi hizmetin niteliğini de olumsuz etkilediğini ve çalışanları mağdur ettiğini söylemek mümkündür.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de sağlık sisteminde yaşanan diğer bir sıkıntı da aile hekimliği pilot uygulamasıdır. Birinci basamağın piyasalaştırılması olan aile hekimliği pilot uygulamasının bir tasarruf tedbiri olarak otuz üç ille sınırlı kalması önerisi ve ardından bu illere birkaç ilin daha eklenmesi aklımıza şu soruyu getirmektedir: Sayın Bakan, Dünya Bankası size tekrar bir fon mu verdi de tekrar yaygınlaştırdınız? Pilot uygulamaya başlanan illerde aile hekimi olarak çalışanlara verilen ücreti israf olarak gören bir hükûmetin, Tam Gün Yasa Tasarısı’nı yasalaştırdığı takdirde hekimlere verileceği iddia edilen ücretleri nasıl ödeyeceği ise ayrı bir sorudur.

En önemlisi, çok daha etkin ve yaygın olduğu herkesçe kabul gören sağlık ocaklarının neden kadro ve araç gereç ihtiyaçlarının giderilip yeniden faal hâle getirilmediğini, tüm bu yanlışlıklardan dönmek için hâlen neyi beklediğinizi soruyoruz.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz bu tasarı, ülkemizde büyük bir bölümü kısmi zamanlı olarak çalışan ve sayıları 10 bine yaklaşan iş yeri hekimlerini ve iş yeri sağlık hizmetlerini doğrudan etkileyecektir. Hekim emek gücü sağlık alanında sayısal açıdan ve nitelik açısından önemli bir gruptur. Türkiye genelinde yaklaşık 110 bin hekim çalışmaktadır. Bu sayının yaklaşık 90 bininin kamuda, 20 binin ise özel sektörde çalıştığı belirtilmektedir. Kamuda çalışan 90 bin hekimden yaklaşık 20 bin hekimin yarı zamanlı çalıştığı tahmin edilmektedir. Üniversitede özel muayene, ameliyat yapan ama ayrıca bir muayenehanesi olmayan hekimler buna dâhil değildir. Hekimlerin çalışma koşullarını nitelikli hizmet sunumu açısından düzenlemeyen girişimler uzun süre çalışmayı ve niteliksiz hizmeti doğuracaktır. Tasarıda yer alan düzenlemeler performans sistemi üzerinden bunu getirmektedir. Bu durum hasta haklarını, sağlık hakkını doğrudan tehdit etmektedir. Artık, hekimler çok daha uzun süre çalışacak ve daha çok hata yapma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Gerçek anlamıyla kamusal bir tam süreyle çalışma anlayışı, hekim emeğinin daha iyi değerlendirilmesi ve sağlık hizmetinin daha etkin olması amacını taşıması gerekirken, görünen, AKP Hükûmetinin Sağlıkta Dönüşüm Programı gibi piyasacı bir sağlık sistemiyle hekim emeğinin değersizleştirilmesinden ibarettir. Tasarı bu hâliyle hekimlerin tam süre çalışması felsefesiyle ilgili temel bir yaklaşıma sahip değildir. Tam süre, bir kamu çalışma biçimi olmaktan çıkarılmaktadır.

Yine, Uluslararası Çalışma Örgütü, hemşire personelin istihdamı ile çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin tavsiye kararında, hemşirelerin normal çalışma saati olan 08.00-17.00 saatleri dışındaki akşam ve gece saatlerini “uygunsuz saatler“ olarak adlandırmaktadır. Bu tasarı, sağlık sisteminin temel dinamiği olan yüz binlerce hemşireyi de görmezden gelmektedir. Mesai saatleri dışını, diğer bir deyişle uygunsuz saatleri yüz otuz saat olarak artırmakta, gelir getirici çalışmalara izin vermekte ve ek ödeme yapılacağı belirtilerek bu risk ortamı özendirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu torba tasarının getirdiği hak kayıpları saymakla bitecek gibi değildir. Tasarının yasalaşması durumunda radyoloji çalışanları için haftalık çalışma süresi otuz beş saate çıkarılmaktadır. Radyoloji çalışanlarının çalışma koşullarında ve çalışma ortamlarında gerçek anlamda iyileştirme yapılmadan mesai saatlerinin artırılmasının müjdeli bir yanı var mıdır? Hükûmet bu değişiklikleri yaparken uluslararası standarttan söz etmektedir ancak ruhsatsız birimler, yetersiz radyasyon güvenliği önlemleri, Avrupa standartlarının çok üstünde hasta sayısı gibi nedenlerle onlarca risk ile karşı karşıya olan sağlık çalışanlarının riskleri uzayan mesai saatleriyle daha da artacaktır.

Değerli milletvekilleri, sağlık iş kolunda 657’lilerin sayısı hızla azalırken taşeron çalışanlar, çakılı sözleşmeliler, vekil ebeler, 4/B’liler ve 4/C’lilerin sayısı her gün artmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

30 konuşma daha · 13 Ocak 2010

30 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook