İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 114. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)

Sırrı Sakik

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 114. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Haziran 2010 · 971 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sırrı Sakik, 9 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADEN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.503)); konuşma 971 kelime.

Sırrı Sakik (Muş). “Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-06-09-maden-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-503 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına düşüncelerimi ifade etmek üzere buradayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, ben bu yasayla ilgili, bir emek cephesinden bakmak istiyorum gerçekten ne oluyor, ne bitiyor. Dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inciyiz ve insanlar her gün yaşamını yitiriyor. Bu konuda Hükûmetin çok fazla da bir şey ürettiğini söylemek pek de doğru olmaz. Daha önce Sayın Başbakan Bursa’da, Kemalpaşa’da 19 insanın yaşamını yitirmesiyle ilgili bu tür üzücü olayların bir daha tekrarlanmaması için Hükûmet olarak iş sağlığı ve güvenliğinin teminat altına alınması konusunda talimat verileceğini ve gereken her şeyin bir an önce yapılmasını söylüyor ama hemen Bursa’dan sonra Zonguldak’ta da aynı şeyin olduğunu görüyoruz ve buralarda büyük bir ihmalin olduğunu ve 2002’den bugüne kadar, 2002’de grizu patlamasından 17, 2003’te 22, 2004’te 68, 2005’te 121, 2006’da 79, 2007’de 76, 2008’de 66, 2009’da 92, 2010’da şimdilik 29 insan yaşamını yitirdi ve hâlen Zonguldak’ta 2 insan göçük altında ve burada hiç kimse bunlara değinmeden… Bu insanların ölümü niye oluyor? Neden bu konuda Türkiye bir önlem alamıyor, ülkemiz bir önlem alamıyor? Avrupa’nın değişik yerlerinde ve dünyanın birçok yerinde emeğe saygı var. Burada, insanlar 700 liralık bir maaşla, ama Avrupa’ya dönüp baktığımızda bu 5-6 kat daha fazla.

Şimdi, ülkemizde uzun süredir çok ağır bedellerden sonra bir realite kabul ediliyor. Bu kadar insan yaşamını yitirmiş, o zaman -yaşamını yitirenler daha enkaz altında- siyasi aktörler çıkıyor, çok hamasi nutuklar atıyorlar ama acılar dindikten sonra yine herkes acılarıyla baş başa kalıyor.

Şimdi, bu Türkiye'nin geleneğinde var. Dönün bakın, Türkiye bir fay hattı üzerindedir ve depremle her zaman yüz yüzeyiz. Bu fay hattında… Mesela 1999 yılında depremde 17-18 bin civarında insan yaşamını yitirdi, binlerce, on binlerce insan mağdur oldu, yaralıydı. Ne zamanki bu insanlar yaşamını yitirdi, yine aktörler çıktı, başladılar “Ya ülkemiz bir fay hattı üzerindedir, biz buna gerekli önlemleri alamadığımız için halkımıza karşı bir sorumluluğumuz var, bundan sonra yapılması gereken şunlardır…” topluma bir manifesto sunuldu ama hâlâ onun gereği yapılmadı.

Yine, son bir yıl içerisinde İstanbul’daki o sel felaketlerinde 30’un üzerinde, 40’ın üzerinde insanlar yaşamını yitirdi, yine aynı nutukları dinledik: “Efendim, yapılanma konusunda belediyelerin şu eksiklikleri oldu, şuralara konut müsaade edilmemeliydi.” ama yine dün İstanbul’da sel felaketi, yine insanlar yaşamını yitiriyor.

Yine bir başka örnek: Bu ülkede son otuz yıllık çatışma sürecinde 50 bin insan yaşamını yitiriyor, Sayın Genelkurmay Başkanının açıklaması “1984’ten bugüne kadar 40 bin insan yaşamını yitirdi.” 40 bin insan derken, yani PKK’lı militanları, gerillaları kastediyor ve Kürtleri kastediyor, ölen asker sayısı da 4.970, köy korucuları 1.335.

Şimdi, bu kadar ölümden sonra “Efendim, bu ülkede bir Kürt realitesi vardır.” diyorlar. Yani, çok ağır bedellerden sonra bu ülke realiteleri kabul ediyor. Yani, ocakta da insanlar yaşamını yitirince orada ihmalin yaşam sonrası kabullenilmesi, sel felaketinden sonra kabullenilmesi ve 50 bin insanımızın yaşamını yitirmesinden sonra “Efendim, bu ülkede bir Kürt sorunu vardır, bir Kürt realitesi vardır.”

Peki, Allah aşkına, hepimiz bu kadar ağır bedel ödeyip bu realiteleri öyle mi kabul etmemiz lazım? Eğer bir realite varsa bu realitenin gereği yapılmalıdır. Yani, burada, gerçekten, hâlâ 2 insan Zonguldak’ta enkaz altındaysa Hükûmet burada rahat oturamamalıdır. Bu Parlamento gerçekten bu alanda Hükûmeti bu koltuklarda oturtmamalıdır ama hiç kimsenin umurunda değil.

Eğer bu ülkede 50 bin insan yaşamını yitiriyorsa ve 50 bin insanın ölümünden sonra bu ülkede gerçekten Kürtlerin varlığı kabul ediliyorsa kabul edilebilir bir noktada olmadığımızı hepimiz bilmeliyiz. Acaba bu ölümler olmadan biz gerçek realitelerimizi kabul edemez miyiz? Bunun gereğini yapamaz mıyız? İnsanlarımıza sürekli ölümü, ölümü, ölümü göstererek nereye kadar gidebiliriz?

Sayın Bakanım, acaba, bu enkaz altındaki 2 insanla ilgili çalışmalar, çabalar ne noktadadır? Siz Parlamentoyu bu konuda bilgilendiriyor musunuz? O insanların acılarına ne kadar ortak olabiliyorsunuz? Eminim ki kimsenin bu noktada bir duyarlılığı yok. Zaten bunları söylerken de Hükûmet bu konudan farklı konuları konuşuyor ve tartışıyor.

Bursa’daki göçükle ilgili oradaki bu konuda uzman olan arkadaşlarımızın saydığı sekiz maddelik bir şey var. “Çalışmaması gerekiyordu o şeyde.” diyorlar ama ne yazık ki orada çalışmalar devam ediyor ve 19 insan yaşamını yitiriyor; gaz ölçüm yapma sensörü yok; buna rağmen devam ediyor, standarda uygun değil. Bilirkişi raporları bu konuda açık ve net, buna rağmen çalışmalar devam ediyor. Acil çıkış koridoru yok, buna rağmen orada çalışmalar devam ediyor. İşçilere yeterli eğitim verilmemiş, bu konuda Hükûmetin bir denetim mekanizması yok. Dinamitten önce gaz ölçümü olmalı, bu konuda herhangi bir ölçüm yapılmamış ve buna benzer bir sürü şey ve bu bile bize gösteriyor ki bizim ülkemizde insan değerinin çok bir şey ifade etmediğinin bir göstergesidir.

Şimdi, bunları söylerken bugün medyaya düşen bir haber var. Yine Kürt işçileri Karadeniz’e çalışmaya gidecekler, fındık toplamaya gidecekler. Önemli bir konu olduğu için, biraz önce bahsettiğim konular kadar önemli ve ülkemizin farklı bir süreçten geçtiğinin hep altını çizerek söylüyoruz. Oradaki güvenlik birimleri, valiler orada toplantılar düzenliyorlar ve Kürt işçilerin oraya gitmemesi için yeniden Azerbaycan’dan, o taraftan, Gürcistan’dan işçiler temin edilerek kendi ülkemizin vatandaşlarını oraya sokmamak için Hükûmet ve yetkili birimler orada karar alıyor. Kürt işçiler bu yıl Ordu’da ve fındık bulunan bütün alanlarda çalışmamak gibi bir kararla karşı karşıyadır.

Sevgili arkadaşlar, eğer Kürtler Karadeniz’e giremezse bir başka alanda aynı tepkiyle karşılaşırlar. Şimdi, biz bunu tasvip etmeyiz. Bizim, benim seçim bölgemde -açık ve net söylüyorum- Karadeniz’den gelip yerleşen insanlar vardır, hepsi bizim için çok saygıdeğer insanlardır, burada mal, mülk sahibi olmuşlardır. Kimse bugüne kadar onlara bir tek kelime etmedi ve hepsi bizim yanımızda, yanı başımızdadır. Gittiğimizde ben ve diğer arkadaşlarımız farklı halkların yaşadığı o coğrafyada biz aynen şunu söyleriz: “Onlara bir laf söylerseniz bizim kafamızı kırmanız gerekir.” Bulanık’ta da öyledir, Muş merkezde de öyledir. Biz hayata böyle bakıyoruz. Ama Karadeniz’de böyle kararlar alınırsa ve Kürt işçileri eğer oraya giremezlerse bunun adına “ortak vatan” diyemeyiz. Bu konuda sizlerin buna seyirci kalmamanız gerektiğini hep söyledik, yine de söylüyoruz. Kimin haddinedir? “Güvenlik” mi ne diyorlar? Ve Karadeniz’deki Kürt köylerini, Alevi köylerini işaretleyerek orada Kürt ve Alevi köylerini hem değişik alanlara hedef göstermek hem de orada, onları köy koruculuğuna zorlamak, onları ajanlaştırmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

106 konuşma daha · 9 Haziran 2010

106 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook