Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 62. Birleşim · 5. yasama yılı · 9 Şubat 2011 · 922 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik, 9 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.610)); konuşma 922 kelime.
Sırrı Sakik (Muş). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2011-02-09-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-hakkinda-s (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Amerikalıların bir sözü var: “Eğer arıza yoksa tamirata gerek yok” ama bu yasalarda, bu Anayasa’da arıza var, tamirata da gerek var.
Şimdi sizlere eleştirilerimiz var, yani gerçekten geçmişten bugüne kadar birçok siyasi parti, mevcut yargıyı bir arka bahçesi gibi kullandı ve kullanmaya da devam etti. Eğer gerçekten yargıyı arka bahçe olmaktan çıkaracaksınız, yani herkesin sığınabileceği bir liman olarak yargıyı inşa edecekseniz yolunuz açık olsun, sizi destekleriz ama yok, bunu bir arka bahçeye dönüştürürseniz de hep karşınızda oluruz.
Şimdi, bu ülkede çok acılar yaşandı. Yani biz hep buraya çıktığımızda arkadaşlarımız zaman zaman tepki gösteriyor ama ne yazık ki bir türlü bir diyalog oluşturamıyoruz. Bakın, 2000’li yıllarda Hayata Dönüş Operasyonuyla ilgili cezaevlerinde neler yapıldı: O dönem, Zülfü Livaneli’nin bir yazısından alıntılar yaparak hafızalarımızı biraz yenileyelim. Bakın “Erbakan ve Ecevit için vicdan farkı” diyor. “Genç insanların yaşamı üzerinde çok pis oyunlar oynandı bu ülkede.” “Erbakan, Ecevit ve ölüm oruçlarının arka planı” diye bir yazısı. Genç insanların yaşamı ve oynanan oyunlar… “Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyon raporuna göre 17 bin faili meçhul cinayet işlenmiş olan bu ülkede, adaletten, haktan, hukuktan, demokrasiden ne kadar söz edebiliriz?” İşte, biraz önce de faili meçhul cinayetleri konuşuyorduk. O faili meçhul cinayetlerde 30’un üzerinde insanı, sözüm ona Hayata Dönüş Operasyonundan yola çıkarak cezaevlerinde, lav silahlarıyla, eli kolu bağlı olan insanları katlettik. O dönem görevde bulunanlar, başbakanlar vardı. Bir dönem Erbakan’ın başbakanlık ettiği dönemdi ve o dönem, Parlamento içi ve Parlamento dışından birkaç aktör cezaevinde olup bitenlerin önünü kesmek için cezaevine gidip diyalog kuruyorlar. Erbakan döneminde olan diyalogda, akşamleyin, Zülfü Livaneli şöyle anlatıyor: “Gittim, gördüm, perişan bir hâldeydiler ve ölmek üzereydiler. Sayın Hoca’yı aradık. Hoca uçaktaydı. Uçaktan indikten sonra kendisiyle diyalog kurduk, dedik ki: ‘Bu insanlar ölecek.’ Hemen talimat verdi ve bunların talebi yerine getirildi, ölüm oruçlarının önü kesildi. Aynı dönem Ecevit’te böyle bir süreç yaşanıyor ve “Gittik.” diyor, “Biri dinci, biri sosyal demokrat bir lider. Dinci lider ölüm oruçlarına karşı barikat oluşturdu ama ne yazık ki sol gelenekten gelen Ecevit, ölüm oruçlarına karşı tam tersine bir duruş sergiledi ve bu insanlar o gece ölümle yüzleştiler.” Bunu anlatan Zülfü Livaneli, bizzat o süreci yaşayan aktörlerden biri.
Ben bu kürsüde bu olup bitenleri gündeme getirdiğim için ve o dönemde genel müdür olan bir zat, buradan “Hâlâ bu konuda toplumun vicdanı yaralıdır.” dediğim için hakkımızda davalar açtılar. Çok kısa bir süre içerisinde 15 milyara yakın para cezasıyla bir mahkûmiyet oldu, oysaki o insanların büyük bir bölümünün davası ilk kez görülmeye başlandı; bu ülkede yargı bu.
Şimdi, bu ülkede yargı, kimliklere göre, kişiliklere göre her gün şekil değiştiriyor ve biz gerçekten bu işin mağdurlarıyız. Sadece yargı Kürt siyasetçilerine karşı düşmanca bir tavır içerisinde değil. Yani, Kürt kimliğine karşı düşmanca bir tavır içerisindedir. Beş gün içerisinde ismimden dolayı mahkûmiyet kararı çıkabiliyor. Bazı davalar çok kısa süre içerisinde, bir yıllık bir süre içerisinde Yargıtaydan onaylanıp gidebiliyor ve sözüm ona Terörle Mücadele Yasası… İnsanlar düşüncelerini ifade ettikleri için, şimdi, üniversite öğrencileri parasız eğitim istedikleri için Terörle Mücadele Yasası’ndan mahkûm oluyor ve anında cezaları tasdik oluyor ve gidip cezaevine… Siyasetçilere aynı yöntem uygulanıyor. Bu yetmiyor, Kürt kadınına, Kürt erkeğine… Yani yargı bu ülkede Kürtlere karşı yargıyı askıya alıp intikam duygularıyla hareket ediyor. Gerçekten birlikte yaşamanın yolu, yargının adil ve tarafsız olmasıdır. Onun için, Sayın Bakanım, sizin bu konudaki çabalarınızı biliyoruz. Gerçekten, eğer bu ülkede hukukun ve huzurun ülkesini yaratmak üzere bu çabalarınızı sürdürüyorsanız, başta da belirttiğim gibi, bunun pratikte bir an önce yansıması gerekir çünkü bu ülkede yargının herkese eşit koşullarda, adil bir şekilde davranması gerekir. Cumhuriyetin şerefi adaletidir. Eğer adalet yoksa burada hiçbirimizin can güvenliği de yoktur. Onun için, hepimize gerekli olan bu adaletin inşa edilmesi gerekir. İşte, biraz önce o Hayata Dönüş Operasyonunda nasıl davranıldığını hep birlikte paylaştık. Saidi Nursi ne diyor biliyor musunuz? “Zalimlere karşı yaşasın cehennem ateşi.” Haksız da değil. Eğer siz bir ülkede hukuku ve adaleti oluşturamazsanız insanların sığınabileceği tek adalet o olur ve biz de zalimlere karşı “Yaşasın cehennem ateşi.” diyoruz ve bu ülkede adalet istiyoruz, bu ülkede demokrasi istiyoruz. Demokrasinin ve adaletin oluşması için biz çaba sarf ediyoruz. Bu çabaların oturması için de sizin bütün kesimlerle diyalog oluşturmanız gerekir. Salt sayısal çoğunluğunuzla buralardan yasaları geçirerek bir tarafı mutlu edebilirsiniz ama bu ülkede mutlu olmayan ve bu ülkede ellerinde çocuklarının fotoğraflarıyla her gün alanlarda olan insanların adalete ihtiyacı vardır. İşte, kavgamızın nedeni de budur. Size biraz önce o kürsüden söyledim. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun raporu var. O raporda 1993 yılında bölgeye gidenlerin nasıl cinayet işlediğine dair raporlar var. “Gelin, onları araştıralım.” diyoruz ama buna da siz “hayır” diyorsunuz. O insanların yakınlarının İstanbul’da Galatasaray Lisesi önüne gidip eylem yapma şansları da yok. Evet “Cumartesi Anneleri” var orada, kimileri seslerini yüksek bir şekilde, üç yüzü aşkın haftadır seslendiriyor ama kimi insanın da Kulp’da böyle bir olanağı yoktur. Onun için, sığınabileceği tek liman yargıdır, gidip başvuracağı tek liman yargıdır ve buraya başvuruyorlar. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bu konuda raporları olmasına rağmen ve bir generalin bu cinayetleri işlediğine dair… Arada -2004-2011 yılı- koca bir zaman dilimi var ve burada hâlen bu insanla ilgili bir tek işlem yapılmadı ve Cumartesi Anneleri “Bizim katillerimiz Ergenekon’dur.” diyor. Buradan, Ergenekon’a gidip avukatlık edenler de oturup kendilerine dönüp sualler sormalıdır çünkü Veli Küçük’ün yüzlerce insanı katleden insanlardan biri olduğu söyleniyor ve bu iddialar var.
Onun için, hepimizin yargıya ihtiyacı var ve biz size söylüyoruz, bu antidemokratik uygulamaları, bu hukuksuzluğu eğer ortadan kaldıracaksınız Allah yardımcınız olsun ama yok eğer bu hukuksuzlukları ortadan kaldırmayıp sadece bir arka bahçe yaratmaya çalışıyorsanız sizi de Cenabı Allah’a havale ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
79 konuşma daha · 9 Şubat 2011