İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 55. BİRLEŞİM · SALI

Milletvekili lojmanlarında mustafa güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla meclis araşt.açıl.ilişkin (10/ 185 )

Şükrü Önder

Yalova Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 55. Birleşim · 3. yasama yılı · 8 Şubat 2005 · 1.343 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şükrü Önder (AK Parti), 8 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETVEKİLİ LOJMANLARINDA MUSTAFA GÜNGÖR'ÜN ÖLDÜRÜLMESİNİN AYDINLATILMASI VE SORUMLULARIN BELİRLENMESİ AMACIYLA MECLİS ARAŞT.AÇIL.İLİŞKİN (10/ 185 )); konuşma 1.343 kelime.

Şükrü Önder (AK Parti, Yalova). “Milletvekili lojmanlarında mustafa güngör'ün öldürülmesinin aydınlatılması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla meclis araşt.açıl.ilişkin (10/ 185 )”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sukru-onder-22-2005-02-08-milletvekili-lojmanlarinda-mustafa-gungor-un-oldurulmesinin-aydinlatil (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen, milletvekili lojmanlarında Mustafa Güngör'ün öldürülmesi olayının aydınlatılması ve sorumlularının belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge üzerinde AK Parti grubu adına söz aldım. Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Ankara Oran Semtinde bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi lojmanları 6 ncı sokak, 23 numarada, İzmir Milletvekili Erol Güngör'ün ikametindeki lojmanda, 24 Haziran 1991 günü, oğlu 1970 doğumlu Mustafa Güngör öldürülmüş olarak bulunmuştur. Olay nasıl gelişmiştir; bilenler için kısmen hafızaları tazelemek, olayı hiç bilmeyenler için kısa bir özet sunmak istiyorum. Olay tarihinden bugüne kadar basınımızda yer alan çeşitli yazılardan derlemiş olduğum bilgilere göre, olayla ilgili gelişmeleri sizlere aktaracağım; çünkü, halihazırda, konu cumhuriyet savcısının hazırlık safhasında olduğu için, bazı bilgilerin söylenmemesinde fayda görüyorum.

Mustafa Güngör, Gazi Üniversitesinde öğrencidir. Kendisi, 21 yaşında, 2 metre 4 santim boyunda, son derece güçlü bir fiziğe sahip, basketbolle uğraşan, sportmen bir gençtir; çevresiyle, arkadaşlarıyla diyaloğu iyi olan, biraz müziğe meraklı, herkes tarafından beğenilen, tabiri caizse, halk arasında "yakışıklı" denilen bir şahıstır.

Kurban bayramı olması nedeniyle, aile, İzmir'e ziyarete gider; Mustafa Güngör, evde yalnız kalır. Okuldan arkadaşı olan Çiğdem Taşdemir'le arife günü buluşur, Kızılay'da bir yemek yerler ve vermiş oldukları randevu gereği, bir gün sonra, 24.6.1991 günü, Çiğdem'i, saat 13.00'te, evde olmak üzere, davet eder. Kız arkadaşı ve kız arkadaşının yanında erkek kardeşi Hüseyin olmak üzere, saat 13.00 sıralarında belirtilen adrese gelirler, kapıyı çalarlar; ancak, kapıyı kimse açmaz. Kız arkadaşı -daha önce de geldiğini tahmin ediyoruz- arka kapının açık olacağını düşünür ve arka kapıya geçtiğinde arka kapının gerçekten açık olduğunu görünce eve girer, evde Mustafa'ya seslenir, araştırır; ancak, herhangi bir cevap alamaz. Yukarı, yatak odalarına çıktığında, Mustafa Güngör'ün, yatak odasında sırtüstü vaziyette, bir kolu bükülmüş, ayakları divandan dışarıya sarkmış, gözlüğünün bir kısmı ensesinin altında, bir gözlük camının da banyo kapısında kırılmış vaziyette, düşmüş vaziyette görür ve Mustafa'nın yanına gittiğinde şahsın ölmüş olduğunu tespit eder -kendi beyanına göre, gazetedeki ifadelerden kendi beyanına göre, emniyetin yapmış olduğu araştırmaya göre- ve telaşlanır, olay yerinden şiddetle uzaklaşırlar; ancak, aradan yaklaşık 11-12 saat geçer, polise haber verilmez. Yaklaşık 11-12 saat sonra, 155 Polis İmdat'a bilgi vermek suretiyle, lojmanlarda görevli komiser olayla ilgili tespitlere başlar. Başka bir deyişe göre ise, 25.6.1991 günü lojmanlar girişindeki polislere cinayet ihbarı yapılmış ve görevliler bu ihbar üzerine eve incelemeye gitmişlerdir; yalnız, aradan bir gün geçtikten sonra. Olay yerine gelen ekiplerin yapmış olduğu tespitlerde, az evvel ifade ettiğim gibi, şahsı yatar vaziyette görürler. Bunun haricinde, banyo kapısının üzerinde kan lekelerinin olduğu, banyo içerisinde 2 tane ıslanmış yastığın bulunduğu ve banyo lavabosunun üzerinde, rujla yazılmış, herhangi bir anlam ifade etmeyen "SA YAA RG SOY SSG UZ" ibarelerinin olduğu, banyodaki küvet içerisinde ayrıca 2 adet yastık olduğu görülmüştür.

İlk tespitlerde, maktulün atardamarının kesici ve delici bir aletle kesilerek öldürüldüğü, olay yerinde fotoğrafçı, parmak izi uzmanı ve kimyagerden oluşan ekip tarafından inceleme yapılmak suretiyle belirlenmiştir; ancak, daha sonraki gün ceset üzerinde yapılan otopside, sol burun kanadından girişi, kafa arka bölümünden çıkışı olan ateşli silah yarasının tespiti üzerine, cinayetin işlenmesinde ateşli bir silahın da kullanılmış olduğu gündeme gelmiş ve cesedin bulunmasından, tahminen 25-26 saat sonra, polislerce, olay yerine gidilerek, cinayette kullanılan ateşli silaha ait kovan ve mermi çekirdeğinin araştırması yapılmıştır; ancak, yine, bazı basından edindiğimiz bilgilere göre, olayın o günkü asayiş şube müdürlüğü görevini yürüten Gani Yıldırım -rahmete kavuştuğunu söylediler- tarafından verilen ifadede de "biz olay yerine gittiğimizde, birçok bakanın ve milletvekilinin olay yerinde olduğu ve iz ve delil toplamada çok güçlük çektiklerini" ifade etmişlerdir. Gerçekten, bu tür olaylarda, olay mahallinde yapılacak değerlendirmelerin son derece önem arz ettiği, olayın açıklığa kavuşması açısından olay yerinde iz ve delil toplamanın, polis açısından son derece önemli olduğunu vurgulamak isterim; ancak, böyle bir olayla karşılaşıldığı için, delil toplamada sıkıntı çektiklerini ifade etmiştir ve mermi çekirdeği bulunamamıştır. Boş kovan bulunamaması, belki doğaldır; ancak, yüzde 80, yüzde 90 olaylarda, polis tarafından, mermi çekirdeği, ya şahıs üzerinde ya duvar üzerinde ya da herhangi bir yerde bulunmuştur. Bulunmadığı takdirde, ilk akla gelen soru, bu işin daha profesyonelce yapıldığı şeklinde düşünülmektedir.

Ceset üzerinde, kesici, delici alet yarası, ateşli silah yarası ve boğulma tespit edilmesine rağmen -ki, bir basın bülteninde de, gazetede de boğulmadan söz ediliyor. Bunlar, adlî tabiplikçe verilen raporlarda mutlaka vardır; ancak, biz, adlî tabibin vermiş olduğu bu raporları incelemedik. Yarın öbür gün, Meclisinizin uygun görmesi, Yüce Heyetin uygun görmesi halinde, araştırma komisyonu kurulduğu takdirde, bu raporlar da mutlaka ele geçirilecek ve raporlar üzerinde gerekli araştırmalar yapılacaktır- ateşli silah yarası ve boğulma tespit edilmesine rağmen, asıl ölüm sebebi, ölüm saati ve hangi işlemin daha önce yapıldığı hakkında tespitler tam olarak bilinememektedir.

Maktule haricen yapılan ölü muayenesinde, darp ve cebir izi olmadığı, fiilî livataya maruz kalmadığı belirtilmiştir. Ayrıca, tutanaklarda, olay yerinde boğuşma ve mücadele izlerine rastlanmadığı da ifade edilmiştir.

Olayın ihbarından olay yerindeki bulguların eksikliğine, ceset üzerindeki yaraların belirlenmesinden olayda kullanılan kesici, delici alet, silah ile silaha ait kovan ve mermi çekirdeğinin olay yerinde bulunmamasına ve banyodaki şifreli yazıların anlamının tespit edilememesine kadar her noktası ayrı bir soru işareti olan cinayet olayı senelerdir gizemini korumuştur; olayın 24 saat giriş ve çıkışı polis tarafından kontrol edilen ve devamlı polis tarafından denetlenen bir mahalde işlenmiş olması, maktulün fizikî yapısı nedeniyle 1 kişi tarafından işlenemeyeceği, en az 2 kişinin işbirliğini gerektirdiği, mutlaka eve giriş-çıkışında dikkat çekileceği, ev ve komşularından hiç kimsenin şüpheli kişi veya kişileri görmemesi yönlerinden dolayı çok ilginç bir hal almıştır.

Kamuoyunun yakın ilgisini çeken ve Türkiye Büyük Millet Meclisi lojmanlarındaki ilk adlî vaka olan bu elim cinayet, toplumda büyük yankı uyandırmıştır. Görsel ve yazılı medyada günlerce yer alan, köşeyazılarına konu olan cinayet hakkında kamuoyunda çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır.

Olayın fail veya failleriyle ilgili olarak, bu kadar sıkı koruma önlemleri olan bir yerde, dışarıdan gelen kişilerin böyle bir cinayete teşebbüs edemeyecekleri, dolayısıyla, faillerin içeride ikamet edenler veya görev yapanlar olduğu, failin veya faillerin ruhsatlı silahla işledikleri cinayette, delil bırakmamak için kovan ve mermi çekirdeğini olay yerinden aldıkları -ki, bunda, milletvekillerimizin tamamı kastedilmiştir ruhsatlı silahları olduğu için- kapılarda zorlama olmadığı, olay yerinde boğuşma emaresi olmadığına göre fail veya faillerin tanıdık birisi olduğu; görevlilerin şüpheli hiçbir kişi veya kişilerin olay günü lojmanlara giriş çıkış yapmadığını belirtmesi; kamuoyunda olayın nedeni olarak da, maktulün bir milletvekilinin genç eşiyle yasak ilişkide bulunduğu, Türk-Kürt çatışmasının bir neden olabileceği, Hizbullah veya PKK terör örgütünün eylemi olabileceği, baba Erol Güngör'ün 1990 senesinden önce Tariş'te Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı ve bu görevi esnasında bazı işçileri görevden çıkardığı, bunlar tarafından böyle bir olayın yapılabileceği şeklinde yorumlar önplana çıkmıştır.

Olayın aydınlatılamaması ve fail veya faillerin bulunamamasıyla ilgili olarak da, olayın siyasî baskılar nedeniyle polis tarafından açıklığa kavuşturulamadığı; kovuşturma yapanların yeterli teknik imkâna sahip olmaması, hataları veya yetersizlikleri; güvenlik görevlilerinin çeşitli nedenlerle kasıtlı davrandıkları şeklinde ifadeler basında yer almıştır.

Olayın üzerinden yaklaşık ondört yıllık bir zaman geçmiştir; ancak, geçen bu zaman zarfında teknolojinin gelişmesi ve yeni metotlardan yararlanmak suretiyle, olay yerinde elde edilmiş olan kan, kıl veya diğer maddî deliller -ki, bunlar içerisinde bazı tespit ettiklerim var; ama, az evvel ifade ettiğim gibi, hazırlık aşamasında olduğu için söylemeye gerek görmüyorum; bu maddî deliller- adlî emanetten alınmak suretiyle tekrar değerlendirmeye tabi tutulmaları; o günün politik ortamından uzaklaşmış olarak, alınamayan ifadelerin alınmasının, yetkililerce değerlendirilememiş olan ince ayrıntı ve teferruatın, olaya ait fotoğraflar ve video kasetteki görüntüler üzerinde tekrar incelemenin, olayın aydınlatılmasında yeni ipuçları ortaya çıkaracağı kanaatindeyim.

Emniyet yetkililerinin olayı çözememesinde, dokunulmazlık ayrıcalığının milletvekili eş ve çocuklarına da tanındığı, dokunulmazlığın cinayete kalkan olarak kullanıldığı, devlet kurum ve çalışanları ile Yüce Meclisin saygınlığının yaralandığı bu elim olayı, birçok soru işareti içeren safhaların tekrar incelenmesi ve faillerinin bulunması için, yıllardır evlat açısı çeken anne-babanın acılarının gerçek suçlu veya suçluların yakalanarak adalet önüne çıkarılmasıyla biraz hafifleyeceği için, hukuk devletinde suç işleyenlerin işlemiş oldukları suçun cezasını mutlaka çekeceklerini bilmeleri için, devlet adına görev yapan güvenlik görevlileri ve adlî görevlilerin bir nebze de olsa zedelenmiş olan güven duygusunu tekrar kazanacakları için, o dönemde görev yapan sayın milletvekillerimizin kıymetli eş ve çocuklarının şaibe altından kurtulacağı için, Yüce Meclisimizin saygınlığı üzerindeki gölgenin kalkacağı için, bu araştırma önergesine, biz, grup olarak "evet" demeyi uygun görüyoruz.

Bir daha böyle üzücü olayların meydana gelmemesi dileğiyle, oyumuzun olumlu olacağını tekrar ifade eder, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

18 konuşma daha · 8 Şubat 2005

18 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook