İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 83. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tc. hükümeti ile bosna-hersek bakanlar kurulu arasında kültür merkezlerinin kuruluşu ve işleyişi hak. protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kan. tas. ( s. sayısı : 119 )

Süleyman Gündüz

Sakarya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 83. Birleşim · 1. yasama yılı · 22 Mayıs 2003 · 888 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Gündüz (AK Parti), 22 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC. HÜKÜMETİ İLE BOSNA-HERSEK BAKANLAR KURULU ARASINDA KÜLTÜR MERKEZLERİNİN KURULUŞU VE İŞLEYİŞİ HAK. PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KAN. TAS. ( S. SAYISI : 119 )); konuşma 888 kelime.

Süleyman Gündüz (AK Parti, Sakarya). “Tc. hükümeti ile bosna-hersek bakanlar kurulu arasında kültür merkezlerinin kuruluşu ve işleyişi hak. protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kan. tas. ( s. sayısı : 119 )”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 22 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-gunduz-22-2003-05-22-tc-hukumeti-ile-bosna-hersek-bakanlar-kurulu-arasinda-kultur-merkezle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde Grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Az önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmuş olan Sayın Şükrü Elekdağ'ın da belirtmiş olduğu gibi, 7 Şubat 1994 tarihinde imza edilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bosna-Hersek Devleti Arasında Kültür Alanında İşbirliği Protokolü, ancak, dokuz yıl sonra yasalaşmak üzere Meclisin gündemine gelmiş bulunmaktadır. Bugün Dışişleri Komisyonunda ülkemiz ile Bosna-Hersek arasında konsolosluk sözleşmesinin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısını görüştük. Oysa, Bosna-Hersek, bağımsızlığını, 28 Şubat-1 Mart 1992'de yaptığı referandum sonucu ilan etti. Ülkemiz de, Bosna-Hersek'in bağımsızlığını ilk tanıyan ülke oldu. Bağımsızlıktan bugüne kadar geçen zaman gözönüne alınırsa, ilişkileri kurmakta ve geliştirmekte geç kaldığımızı görmekte yarar vardır.

Şüphesiz, Bosna-Hersek, bağımsızlığını ilan ettikten sonra dramatik bir süreç yaşadı. 1992-1996 yılları arasında Bosna'da yaşanan soykırım ve tehcir, zihnimizde tüm canlılığını korumaktadır. Hatırlatmakta yarar vardır. Bosna savaşında 260 000 kişi öldü. Bunların çoğunluğunu çocuklar, yaşlılar ve kadınlar oluşturmaktaydı. Onbinlerce işyeri, konut ve ibadethane yıkıldı. Yalnızca başkent Sarajevo'ya 300 000'den fazla top mermisi düştü. Sarajevo'da bombalanma ve snayperist, yani, keskin nişancı saldırısı sonucu 15 000'e yakın insan öldü. Birleşmiş Milletler Güvenliği altında olduğu halde, Jepa ve Serebrenica'da yapılan katliamları unutmak mümkün mü ?!. Sarejevo'da Vasemiskina ve Markale (I) ve Markale (II), yani, pazar yeri katliamlarını da unutmak mümkün değildir. Ya Büyük Vandalizm göstererek yok edilen tarihî mirasımız! Mostar Köprüsü, Foca'daki Alaca Camii ve Banyaluka'daki Ferhadiya Camii tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Sizlere savaş dönemindeki bir hatıramı anlatmak istiyorum. 1993 Kasımında Mostar Köprüsü yok edildikten sonra, ben, Mostar'a gitmiştim ve orada, bir Boşnak, Fehim Kazazic, beni Mostar Köprüsünün başına götürüp, bana Mostar Köprüsünü gösterdiğinde, şöyle bir söz söylemişti ki, ilişkilerimizin geliştirilmesi anlamında önemli bir söz olduğunu düşünüyorum: "Şu köprüye bakın, onu sizler hilal gibi yapmıştınız ve bizler bu köprüyü 500 yıl bekledik. Eğer, bu köprüyü yeniden inşa ederseniz, 500 yıl daha beklemeye hazırız." Bosna'daki birkısım nehirler veya dağlar, Tuna gibi, Neretva gibi veya Sava gibi, bizim coğrafyamızın ne kadar dışındadır veya ussumuzun.

Bir Sırp tarihçi, Tuna boylarını göstererek "hiçbir millet, milletleşme sürecinde, Türklerin burada verdikleri can kadar can vermemiştir" demiştir. Unutmamak gerekir ki, Anadolu'yu yurt edinmek için, bu aziz millet, Balkanlarda, yakın Kafkaslarda ve Ortadoğu'da 1 000 000'dan fazla memleket evladını şehit vermiştir.

Bosna-Hersek ile ilgili "tarihî bağlarımız" adı altında bir başlık açsak, anlatmaya buradaki süremiz yetmeyecektir.

Bosna-Hersek, İstanbul'un fethinden on yıl sonra, Trabzon'un fethinden bir yıl önce -ki, ben Trabzon doğumluyum ve ateşle sınanmış bir Boşnak olduğumu söylemekteyim- Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463'te Türk yurdu haline dönüştürüldü, yani fethedildi. Bu fethin temelini hazırlayan ve anlam haritalarımızı kuran Horasan erenlerinden Ayvaz Dedeyi, Sarı Saltuk'u burada anmak isterim. Onlar, Türk-İslam kültürünü, coğrafyanın en ileri noktalarına taşıdılar. Görülmektedir ki, Türkiye ve Bosna-Hersek, ortak tarihin ve ortak kültürün ürünleridir; fakat, bu ülkede, Bosna-Hersek, Kosova, Sancak ve Makedonya'nın gündem oluşturması, 1990'dan itibaren Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyetinin çözülmeye başlamasından sonra ortaya çıkan dramatik süreçtedir. Bu süreçte, tüm kurumlarıyla bu aziz millet, Bosna ile olağanüstü bir dayanışma sergilemiştir. Şüphesiz, bu dayanışma, milletimizle Bosna-Hersek'te yaşayan Boşnak, Sırp ve Hırvat unsurlar arasında kopmayacak bir bağ oluşturmuştur. Bu bağları oluşturmakta olağanüstü özveride bulunan bu aziz milleti Meclisin şahsında selamlıyorum.

Ayrıca, bugün, kültür merkezinin oluşturulması ve konsoloslukların açılma aşamasına gelinceye kadar emek sarf etmiş olanların bir kısmını tekrar anmak istiyorum. Savaşın başladığı günlerdeki 8 inci Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal'ı, o dönemdeki Başbakanımız ve 9 uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel'i, Genelkurmay eski Başkanımız Sayın Doğan Güreş'i ve Türk Silahlı Kuvvetlerini, Dışişleri eski Bakanımız Sayın Hikmet Çetin'i ve Dışişleri eski Müsteşarımız Sayın Özdem Sanberk'i, bizzat bölgeye giderek Bosnalıların morallerini yükselten ve bu girişimiyle barışı kurmakta büyük emek veren Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal'ı ve arkadaşlarını, o günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Genel Başkanımız ve Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı ve savaş döneminde Sarajevo'da elçilik yapan Sayın Şükrü Tufan'ı anımsamadan geçmek olmaz.

Bosna savaşında, devlet-millet kaynaşması sağlanmıştır. Bireyler, sivil toplum kuruluşları büyük bir dayanışma sergilemişlerdir. Uygar dünyanın gözleri önünde bir soykırımı yaşanırken, elindeki imkânları seferber eden bu aziz millet, sivil toplum kuruluşlarını organize ederek bölgeye göndermiştir. Bu konuda öncülük etmiş olan bu sivil toplum kuruluşlarını ve bireyleri, şahsınızda selamlıyorum; onlardan hatırlayabildiğim bir kaçının ismini zikrederek bir hatırşinaslıkta bulunmak istiyorum. Cevat Özkaya'yı, Hüsnü Kılıç'ı, Nezir Dinler'i, Hasan Hüseyin Şener'i, Burhan Yükseloğlu'nu, Uğur Altun'u, Abdurrahman Aslan'ı, Ali Bulaç'ı, Ahmet Kot'u, Hakan Albayrak'ı, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi'yi, Ertuğrul Günay'ı -ki, o zamanlar Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteriydi- Mustafa Çalık'ı, Alev Alatlı'yı, Mustafa Çelik'i, Fatih Türegün'ü, Bülent Yıldırım'ı, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş'ı, Mustafa Özfatura'yı, Hüseyin Kansu'yu, Davut Nuriler'i, Cemal Balkanlı'yı, Şerif Turgut'u, İsmail Bardhi'yi ve şu anda adlarını sayamadığım binlerce Bosna dostunu anımsamadan geçemezdim. Onlar, bugüne geldiğimiz noktanın mimarlarıdırlar.

Bizler, AK Parti olarak, aynı medeniyet havzasında yer alan ülkelerle gerek siyasî gerek kültürel ve gerekse ekonomik ilişkilerimizi geliştirmiş olacağız.

Bosna-Hersek'teki kültür, Türk-İslam kültürüdür; gelenek, bizim geleneğimizdir; kültürümüz ortaktır. Misafir ağırlamamız, kahve içme kültürümüz, onun yanında ikram edilen "rahatluk" veya "lokum" denilen maddeler... Boşnakça, Sırpça ve Hırvatçada 5 000 Türkçe kelime bulunmaktadır. Sarajevo'da, yani, Saraybosna'da, birçok sokağın ismi Türkçe'dir; Kazancılık, çırculuk ve kunduracıluk gibi. Bosna'da kültür, edebiyat ve yaşam, iki sihirli kelimeye bağlıdır; sevdalinka-i sudbina; yani, sevda ve kader.

İlişkilerin gelişmesi için, iktidar ve muhalefet olarak, üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz ve AK Parti olarak, bundan sonra, üzerimize düşen görev, kendi medeniyet havzamızdaki ülkeleri desteklemektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

36 konuşma daha · 22 Mayıs 2003

36 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook