2005 mali yılı bütçe kan.tas. (12 nci tur görüşmelerinde ) bayındırlık ve iskan bakanlığı,kültür ve turizm bakanlığı
Sakarya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 41. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Aralık 2004 · 960 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Gündüz (AK Parti), 26 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. (12 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI,KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI); konuşma 960 kelime.
Süleyman Gündüz (AK Parti, Sakarya). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. (12 nci tur görüşmelerinde ) bayındırlık ve iskan bakanlığı,kültür ve turizm bakanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-gunduz-22-2004-12-26-2005-mali-yili-butce-kan-tas-12-nci-tur-gorusmelerinde-bayindirlik (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerine Grubum adına söz almış bulunmaktayım; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, yeni bir dönemin şafağındadır. Bu Parlamento, şafağın ülkemizin ufkunda doğuşuna en önemli katkıyı vermiştir; ne kadar övünç duysak azdır. Kırkbir yıllık serüven, bazı aydınlarımıza göre ikiyüz yıllık rüya, 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelerin başlamasıyla sonuçlanmak üzeredir. Milletimiz, 3 Kasım 2002'de ortaya koyduğu siyasî iradeyle, bu rüyanın en önemli aşamasının tamamlanmasını sağlamıştır; emeği geçen tüm siyasîlere ve milletimize teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimiz, tarihinin en önemli olaylarından birinin daha başlangıcındadır. Bu anda tarihimizin önemli başlıklarını tekrar hatırlamamız gerekir. Ergenekon'dan çıkış, İslam dinini kabul ediş ve ihyası için asırlarca süren bayraktarlık, Önasya'ya göç, Abbasilerden Selçuklulara, oradan Osmanlıya ve genç Türkiye Cumhuriyetine uzanan Anadolu ve Rumeli'yi vatan edinme mücadelesi; bugün ise, tarih oluşturmamızda en önemli unsur olan Avrupa ülkeleriyle yeni bir birlik oluşturmanın kararlılığı içindeyiz.
Şüphesiz, bu duruş, geçmişe yönelik birkısım hatırlamaları da beraberinde getirebilir ve bizleri derin bir kaygıya sürükleyebilir; ama, küresel ve bölgesel gelişmelere bakarsanız, bunu, yeni bir dönemin şafağı olarak değerlendirmek daha doğrudur. En geniş anlamıyla envanteri çıkarılmamış olsa da, büyük Anadolu kültürü, kendi ruhuyla hayat verdiği kendisinden önceki Anadolu kültür ve medeniyetlerini de temsil kabiliyetiyle, Avrupa'nın hem geçmişi hem de geleceğidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; takdir edersiniz, küreselleşme, her şeyi benzeşir bir konuma getirmiştir. Hukuktan bilime, bilimden teknolojiye kadar benzeşmeyen ve benzeşmeye karşı duran, yalnızca kültürdür. Kültürle, küreselleşme içinde farklılaşabilir, katkı sağlayabilir ve kimliğinizi koruyabilirsiniz.
Birkaç kavramı açıklamalıyım ki, düşüncelerimi bunun üzerine inşa edebileyim.
Birincisi, kültür: Bir milletin tarih boyunca biriktirip kendine özgü bir şekil verdiği zihnî, manevî, sanatsal, tarihî, edebî, dinî ve duygusal birikimlerinin semboller, işaretler, gelenekler, âdet, sosyal yaşantı ve anıtlar şeklinde ortaya çıkmasıdır. Bu birikimler, o milletin acılarını, itilimlerini, karakterini, sosyal özelliklerini, hayat tarzını, sosyal ilişkilerini ve ekonomik yapısını simgeler. Ben kendi dinimi, edebiyatımı, duygu, ihtiyaç ve acılarımı, kendi kültürüm yoluyla duyduğum zaman, şüphesiz kendi benliğimi duyuyorum, sosyal ve tarihî benliğimi veya bu kültürün doğduğu kaynağı duyuyorum. Bu nedenle, kültür, toplumun gerçek varlığının göstergesi ve üstyapısı, kısaca, toplumun tüm tarihidir.
İkincisi, aydın: Bu, her gün kullanılan bir terim olup, gerek toplumuzda gerek tüm dünyada sık sık duyarsınız. Aydının gerçek anlamı nedir; kimlere aydın deriz; aydınlar kimlerdir ve yaşadıkları toplum içindeki rolleri ve sorumlulukları nelerdir? Aydın, belli bir tarih, yer ve zaman diliminde kendi insanî statüsünün bilincinde olan kimsedir. Bu bilinç, ona sorumlu bir insan oluşunun yükünü yükler. Halkına, zihnî, sosyal ve devrimci faaliyetlerde önderlik yapması gereken, kendi kendinin bilincinde, sorumlu bir kimsedir o.
Üçüncüsü, asimilasyon: Bu, Batılı olmayan bütün ülkelerin karşılaştığı zorluk ve gerilimlerin kökünde yatan bir kelimedir. Bu terim, bilinçli ve bilinçsiz olarak bir başkasının yaşayış tarzını taklit etmeye başlayan bir kişinin davranışları için kullanılır. Bu hastalığa yakalanan herhangi bir insan, kendi kökeninin, millî, kültürel ve karakterini çizen özelliklerini unutur; hatırlasa bile, onlara karşı korkunç bir nefret duyar. Bütün sosyal bağlarından koparak, düşünüp taşınmadan, kayıtsız şartsız, kendini bir başkasını taklit etmeye koyuverir.
Dördüncüsü, alinasyon: Basitçe, kendi benliğini unutma, farkında olmama veya benimsememe demektir; yani, kişi benliğini kaybeder ve içinde bir başka şeyin ya da kişinin olduğunu sezer. Bu, ciddî sosyal ve manevî bir hastalıktır. Ne demektir kültür alinasyonu; kişinin kendisini kendisi olarak değil, daha çok, kendi yerinde bir başkasını algıladığı durumdur. Böyle bir kişi, aline olmuş bir kişidir. Kendi yerine algıladığı şey -bu hiçbir zaman kendisi değildir- ister para, ister makam, hiç fark etmez; yalnız, şansına veya zevkine bağlıdır.
Bu ülkede kültür siyasetini oluşturan resmî sivil toplum kuruluşları ve az önce tanımını yaptığım aydınlarımız sorumluluklarını üstlenmezse, bu yeni süreçte halkın egemen olan kültüre doğru evrileceğini, asimile olacağını ve kültürel alinasyonu yaşayacağını hepimizin idrak etmesi gerekiyor. Toplumumuz bir tür tehdit altındadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Devletinde kültür politikasının, kuruluşundan bugüne kadar iki ana kaynağı olmuştur; bunlardan birincisi, cumhuriyetten önce başlayan ve onunla birlikte devam eden milliyetçilik; ikincisi, yine, cumhuriyetten önce başlayan ve onunla birlikte devam eden Batılılaşma politikasıdır.
Türkiye'ye Batı kültürünün cumhuriyetten önceki girişi de, esas itibariyle bir resmî politikanın eseri olmuş, yani, bu değişmeyi devlet gerçekleştirmeye çalışmıştı. Batılılaşma siyasetinin temelinde, Türk Devletinin Batı karşısında yenilmesi ve devamlı gerilemesi vakası yatar. Başka bir deyişle, Batı medeniyetinin bizi yenmesi, devletin siyasî ve askerî yenilgisi şeklinde görülmüştür. Devletin gerilemesi süratini artırdığı ölçüde, Batılılaşmanın sürati de artmıştır. Bu itibarla, cumhuriyet devrinin başlarında, Batı kültürüne o zamana kadar rastlanmayan bir açılımın görülmesi yadırganamaz; çünkü, cumhuriyet, Batı karşısında o zamana kadar görülmemiş bir büyük yenilginin hemen arkasından kurulmuştur.
Cumhuriyetçiler, başka bir deyişle inkılapçılar, İkinci Meşrutiyet İnkılabını yapan neslin harpten sonra ayakta kalmış olanlarıydı. Bunlar, aynı çevre içinde yetişmiş, aynı umumî fikirleri benimsemiş ve büyük çoğunluğuyla İkinci Meşrutiyet idaresi içinde mevki almış kimselerdi.
Meşrutiyet devrinde üç büyük fikir cereyanından önemli ölçüde etkilenmişlerdi. Ziya Gökalp'in "Türkleşmek, İslamlaşmak ve muasırlaşmak" adlarını verdiği bu milliyetçilik, İslamcılık ve Batıcılık cereyanları içinden bir tanesi, siyasî bir realitesi kalmadığı için, cumhuriyetle birlikte gücünü tamamıyla kaybetti. Türkiye, artık, İslam dünyasının lideri değildi, o dünyayı yıkan Batılılar karşısında bağımsız bir devlet hüviyetiyle ortada kalabilmesi de, İslamcılık fikrini tamamen bırakmasına bağlı görünüyordu.
Kaldı ki, cumhuriyetin hilafet ve saltanat rejimine bir antitez gibi çıkmış olması, onun kendinden önceki rejimi ve o rejimle bir tutulan siyaset tarzını reddetmesini gerektiriyordu. Böylece, İkinci Meşrutiyet inkılapçılarının birbiriyle uzlaştırarak yürütmek istedikleri üç görüşten, cumhuriyetçilere sadece ikisi kalmıştır, Batıcılık ve milliyetçilik.
Milliyetçilik, yirminci yüzyılın en büyük siyasî realitesi idi. Ayrıca, Türkiye'nin hususî durumu onu milliyet prensibine daha sıkı sarılmaya itecek şekilde gelişmişti. Bu süreçte de buna en çok ihtiyacı hissedeceğiz. İmparatorluğun sadece dıştan değil, içten de yabancı millet hareketleriyle yıkılmış olması, Türk Milletinin ister istemez kendi kaderiyle baş başa kalması, modern bir millet olmak için sağlam bir millî kültüre dayanmak zarureti, o devirde milliyetçiliği kamçılayan başlıca faktörler olmuştur. Fakat, milliyetçiliğimizin en büyük objektif temeli, yeni Türk Devletini kurarken doğrudan doğruya millete dayanmış olmasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
50 konuşma daha · 26 Aralık 2004