İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 11. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türkiye cumhuriyeti sağlık bakanlığı ve dünya sağlık örgütü avrupa bölge ofisi arasında iki yıllık işbirliği anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.88)

Tansel Barış

Kırklareli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 11. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Ekim 2008 · 1.767 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Tansel Barış (CHP), 30 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ SAĞLIK BAKANLIĞI VE DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ AVRUPA BÖLGE OFİSİ ARASINDA İKİ YILLIK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASI HAKKINDA (S.S.88)); konuşma 1.767 kelime.

Tansel Barış (CHP, Kırklareli). “Türkiye cumhuriyeti sağlık bakanlığı ve dünya sağlık örgütü avrupa bölge ofisi arasında iki yıllık işbirliği anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.88)”. TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim tutanağı, 30 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tansel-baris-23-2008-10-30-turkiye-cumhuriyeti-saglik-bakanligi-ve-dunya-saglik-orgutu-avrupa-bol (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TANSEL BARIŞ (Kırklareli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 88 sıra sayılı, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi Arasında İki Yıllık İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 3 Aralık 2003 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Direktörü ve 20 Ocak 2004 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı tarafından imzalanan ikili bir anlaşma, iki yıllık iş birliği anlaşması. Elbette, bu anlaşmalar hem ülkemiz için hem de Dünya Sağlık Örgütü için çok önemli anlaşmalardır. “İki Yıllık İşbirliği Anlaşması” eski adıyla “Orta Dönem İşbirliği Programı” Sağlık Bakanlığınca, yani Bakanlığımızca yürütülen projelere hem finansman hem de bilgi ve deneyimlerin paylaşılması ile teknik destek sağlamaktadır. Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir hastalık, iletişim ve ulaşım araçlarının da etkisiyle çok kısa bir sürede her tarafa, dünyanın her bir bölgesine yayılmaktadır. Bu nedenle, ülkeler, dünyadaki bu hızlı ulaşım ve teknolojinin yarattığı bulaşıcı hastalıkların her yana yayılmaması için iş birliği yapmak durumundalar. Bu amaçla günümüzde, özellikle sağlık alanında ülkeler bir araya gelerek birikimlerini paylaşmakta, bu bilgi ve birikimlerini insanlığın yararına sunmaktadırlar. Bu bilgi ve birikim akışının sağlanması için de Birleşmiş Milletler çatısı altında örgütlenen Dünya Sağlık Örgütü önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti de elbette insanlık adına birçok alanda üstüne düşen görevi en iyi şekilde yerine getirirken, sağlık alanında da kendi üstüne düşen, bu alanda ne biliyorsa tüm bilgi ve birikimlerinden tüm dünya insanlığının yararlanabilmesi için elinden gelen her türlü fedakârlığı göstermektedir. Bu bilgi ve birikimlerini dünya insanlığının hizmetine sunarken dünyanın en örgütlü teşkilatı Dünya Sağlık Örgütüyle de iş birliğindedir. Bu kuruluşlar arasında Dünya Sağlık Örgütü gerçekten bugün Birleşmiş Milletlerin en güçlü örgütüdür ve sağlık alanında dünyanın en güçlü otoritesidir.

Değerli arkadaşlarım, Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletlerin ihtisaslaşmış bir kuruluşudur ve sağlık alanında otorite olan tek kuruluştur. 22 Temmuz 1946’da 61 ülke tarafından Dünya Sağlık Örgütünün Anayasası okunmuştur ve kabul edilmiştir. 7 Nisan 1948’de 26 ülkenin onayı ile Anayasa yürürlüğe girerek örgütün kuruluşu tamamlanmıştır. Bugün örgütün 192 üyesi mevcut.

Ulusal hükûmetler ve Dünya Sağlık Örgütü arasındaki etkin iletişimi sağlamak için dünya genelinde 6 bölge ofisi kurulmuştur. Bunlardan biri de Avrupa Bölge Ofisi. Avrupa Bölge Ofisine 51 ülke bağlıdır ve ne yazık ki bu bölgede 165 milyon insan yoksulluk sınırı altında yaşamaktır, 120 milyon insana da temiz, güvenli ve devamlı içme suyu sağlanamamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu anlaşma dünya ülkelerinin -dediğim gibi- sağlık alanında iş birliği için yapılan bir anlaşmadır ve iki yılda bir bu anlaşma yenilenmektedir. İlk anlaşma 1986-1987 yıllarında yapılmıştır ve o dönem “Orta Dönem İşbirliği Programı” adı altında yapılmıştı. Bugün gündemde olan, şu anda konuştuğumuz 2004-2005 yıllarındaki anlaşma 10’uncu anlaşma ve ne yazık ki çok uzun, yorucu bir yolculuktan sonra, beş yıl sonra Parlamento gündemine gelebilmiştir. Yani, anlaşma yapıldı, yürürlüğe girdi, süresi doldu; üzerine daha iki iş birliği anlaşması yapılması gerekiyordu, yapıldı mı, yapılmadı mı bilemiyorum ve yürürlüğe giren, anlaşması yapılan, süresi dolan bir anlaşma beş yıl sonra, bugün Parlamentonun onayına geliyor.

Arkadaşlar, gerçekten, biraz önce Komisyon Başkanımızın dediği gibi, bu, Parlamentonun dünya üzerindeki prestijini sarsmaktadır. Bugün, Dünya Sağlık Örgütü şunu diyebilir: Acaba, Türkiye beni, bizi, bu örgütü nazarıdikkate almıyor mu, bizi önemsiz mi sayıyor diye düşünmekte de haklılar. Yani böyle bir anlaşma, iktidar tarafından Genel Kurula getirilmeden önce Danışma Kurulunda görüşülüp, hatta gruplar adına konuşma bile yapmadan da onaylanması mümkün değil miydi diye düşünüyorum. Bana göre bu yapılabilirdi, niye yapılmadı bilemiyorum. Sayın Komisyon Başkanının dediği gibi, bunun gibi çok sayıda anlaşma da mevcuttur; bunları bir an önce geçirmek tabii ki bu Parlamentonun da görevidir. Bu arada, dediğim gibi, şu anda görüşülmekte olan bu anlaşma 2005 Aralığında Dışişleri Komisyonuna gelmiş. Orada oy birliğiyle görüşüldü, kabul edildi ve Parlamentoya sunuldu ama ne yazık ki iki yıldan beri bir şekilde Parlamentoya gelmedi ve bu anlaşma hâlâ daha bekliyor. 2007 yılında tekrar Komisyondan geçiyor ama ne yazık ki bu kez oy birliği yok. Haklı olarak Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, bu tip anlaşmaların Parlamentoda onaylanması gerekiyor ve bu tip anlaşmalarda süre bir yılı geçmişse bunların muhakkak Parlamentoda onaylanması gerekiyor, diyor. Dolayısıyla, 2007 yılındaki komisyon raporunda elbette bazı üyeler buna muhalefet şerhini koymuşlardır, çünkü bu, Anayasa’ya aykırı bir hâle gelmişti.

Değerli arkadaşlarım, yani, dediğim gibi, bu konuları daha da ciddi bir şekilde ele almamız, ülkemizin prestijini sarsmadan bu konuları bir an önce sorunsuz bir şekilde halletmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, elbette bu konunun, bu anlaşmanın içeriğine destek vermektedir ama teknik bakımdan bu anlaşmanın böyle getirilmesine de elbette karşı çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, Dünya Sağlık Örgütünün ülkemize sağlayacağı yararlar elbette çok fazladır. Bizler de bu ikili iş birliğinde yaptığımız projeleri Dünya Sağlık Örgütünün destekleriyle hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu konuda da Sağlık Bakanlığımız elbette bu konuyu artık daha iyi bir şekilde gündemine getirecektir ve bir an önce bu tip anlaşmaların; ki, 2006-2007, 2008-2009 anlaşmaları yapıldı mı, onları da bilemiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu konu önemli, umarım bundan sonra bu konu üzerinde Parlamento daha hassas bir şekilde durumu değerlendirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; beş altı yıldan beri “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adı altında bir söylem geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yani, sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde organize edilmesi, finansmanının sağlanması ve sunulması söyleminin ardındaki gerekçeler şöyle: Sağlık ocakları işlevini yapamıyor, bu nedenle sevk zinciri çalışmıyor ve dolayısıyla sistem Türkiye’de yeterince başarılı olamıyor.

Acaba arkadaşlar, şunu da düşünmek lazım: Bizler sağlık ocaklarına gereken desteği verdik mi? Sağlık ocaklarının ihtiyaçlarını, fiziki koşullarını veyahut da araç gereç bakımından eksikliklerini giderdik mi? Sağlık ocaklarındaki hekimlerin, sağlık personelinin hizmet içi eğitimlerini yeterince yapabildik mi? Bütün bunlara evet diyorsanız, yaptık diyorsanız, gerçekten o zaman sağlık ocaklarının işlevsiz kalması da mümkün olmayacaktı. Demek ki bu sorunlar var ki sağlık ocakları da sizin dediğiniz gibi işlevini yerine getiremiyor. Ama, burada da biraz insaf etmek gerekiyor, 1960’tan sonra kurulan sağlık ocaklarından bugüne kadar Türkiye’nin hangi aşamalardan nerelere geldiğini sizlerin de takdirine sunuyorum arkadaşlar. En azından bir kalkınma göstergesi olan ortalama ömürde artış var mıdır? Kırk yıl içerisinde ülkemizde 58 yaştan 70’li yaşlara kadar bir ömür vardır, ömür uzamıştır en azından. Burada sağlık ocaklarının hiç mi payı yoktur?

Bunun yanında anne ve bebek ölümlerinde, yüz binde 250 olan anne ölümleri ve bin canlı doğumda 250 olan bebek ölümleri bugün gerçekten tatmin edici bir durumda değildir, ama bugün anne ölümleri -250’lerden- 50-60’larda, bebek ölümleri de 20-30’lar civarındadır. Onun için, sağlık ocaklarına bu kadar insafsızca saldırmak ve bu işlevsizlik nedeniyle “aile hekimliği” adı altında merkezler açmak ne kadar doğru, onlar tartışılabilir tabii.

Özellikle koruyucu hekimlikte sağlık ocaklarının işlevini yok saymak gerçekten insafsızlık oluyor ve bana göre bütün bunlar ve çok daha fazlası ulusal temel sağlık hizmeti alanında başarı sayılmalıdır.

Tabii ki bu başarısızlık, sağlık ocaklarının sizlere göre bu başarısızlığı -yani kusura bakmayın, “sizlere göre” diyorum- iktidara göre bu başarısızlık, aile hekimliği merkezlerine dönüştürme gerekçesi olarak kullanılmaktadır.

Sağlıkta önemli olan, kişilerin hasta olmadan önce sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleridir. Ve bunun için de sağlıklı yaşam bir insan hakkıdır, bu hakkı sağlamak da devletin anayasal görevidir. Bu programda, yani Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda, temel sağlık hizmetleri hastaya sunulan bir hizmet olarak algılanmaktadır. Hâlbuki, gelişmiş çağdaş ülkelerde temel sağlık hizmetleri sağlam kişiye sunulan hizmetlerdir arkadaşlar. Bu çok önemlidir ve sağlık ocaklarının, birinci basamak tedavi hizmetlerinin amacı da bu olmalıdır. Yani hizmet, temel sağlık hizmeti sağlıklı insanlara götürülmelidir, sağlam kişiye sunulmalıdır.

Sağlık hizmetlerinin çekirdeğini oluşturan temel sağlık hizmetleri toplumsal ve ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez bir parçasıdır aynı zamanda. Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla oluşturulan aile hekimliğinde bireye yönelik koruyucu hizmetler ve tedavi hizmetleri ön plana çıkmaktadır. Hâlbuki birinci tedavi basamaklarında muhakkak topluma yönelik bir hizmet sunulması lazım, bireye yönelik değil arkadaşlar ve hizmetler piyasa kurallarına terk edilmemeli. Hekimlerde ekip ruhundan uzaklaştırma söz konusu. Bireyselcilik ön plana çıkarıldı, koruyucu hekimlik yerine tedavi edici hekimlik, yani pahalı bir sistem benimseniyor aile hekimliğinde. Aile hekimleri daha çok kazanmak için daha çok kayıtlı hasta telaşına düşeceklerdir. Aile hekimleri aynı zamanda sözleşmeli personel statüsüne geçirilecekler ve her yıl bütçeyle beraber sözleşmeleri yenilenecektir. Yani güvence burada soru işareti.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla hastaneler idari ve mali anlamda özekleştirilerek verimli işletmeler ve müşteri odaklı organizasyonlar hâline getirilmek istenmektedir. Sağlık sistemi yöneticiliği de hekimlikten bağımsız bir disiplin olarak güçlendirilmektedir veya öyle düşünülmektedir. Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı gündemde. Kamu hastanelerini işletme hâline dönüştüren, hizmet sunumunu taşeron şirketlere devreden bir yasa tasarısı ile karşı karşıyayız. Tam bir şirket yönetimi mantığı, kâr amaçlı bir yasa tasarısı.

Değerli arkadaşlarım, sevgili milletvekilleri; vatandaşlardan daha çok para sağlamaya yönelik bir sisteme doğru bir gidiş vardır. Bunu elbette yeniden bir düşünmekte fayda vardır diyoruz. Bu arada, hastane yönetimleri artık şirket yönetimleri gibi olacak. Yönetim kurulları olacak ve bu kurullarda hekim sayısı 2, toplam yönetim kurulu üye sayısı 7. İl genel meclisinin tayin edeceği 2 kişi -birisi avukat, birisi mali müşavir- vali tarafından atanacak 1 iktisatçı, Bakanlık tarafından 1 doktor, 1 hastane idarecisi, ticaret odasından 1 kişi ve il sağlık müdürü. Arkadaşlar, yöneteceğimiz, hastane, sağlık, tıp! Yani, insanların bu hayatta yaşayabilmesi için en önemli olan, sağlığı yönetecek olan bu arkadaşlar. Hekimlerin burada yeri nerede? Bunu düzenleyenler sanırım tekrar düşüneceklerdir ve hastaneleri hekimlere bırakacaklardır.

Bir de son zamanlarda -henüz daha Parlamentoya gelmedi- tam gün yasa tasarısı gündemde. Bu tasarıyla hekimler, düşük ücretle güvencesiz bir şekilde çalışmaya, insan sağlığının ve bilimin değil piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda faaliyet göstermeye zorlanmaktadır. Hekimlerin çalışma koşullarını iyileştirme yok, özlük haklarında iyileşme yok, ücretler düşük. Hekimlerin bağımsızlıklarını koruyabilmeleri… İş olanaklarını kaldırmaktadır. Yani, hekimler bağımsız bir şekilde artık kendi muayenehanelerinde, iş yerlerinde veyahut da iş yeri hekimliği olarak fabrikalarda çalışamayacaklardır. Hiçbir güvencesi olmayan, yarın ve ne olacağı belli olmayan, emekliliğe yansımayan döner sermaye gelirleri ana gelir olarak öngörülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, elbette tam gün yasası özünde hiçbir hekimin karşı çıkacağı bir yasa değildir ama tam gün çalışma tasarısı gibi tüm toplum katmanlarını ilgilendiren ciddi ve hayati önem taşıyan bir konuda Türk Tabipleri Birliği gibi meslek örgütünün en üst birimiyle görüşmeyeceksin, onun görüşlerini nazarı dikkate almayacaksın, diğer meslek gruplarıyla temasa geçmeyeceksin, bakanlıklar arasındaki koordinasyonun nasıl olacağını tam olarak ortaya koyamayacaksın, ondan sonra Sağlık Bakanlığındaki 15-20 tane bürokrat tam gün yasa tasarısını hazırlayacak, Parlamentoya getirecek, yasa buradan çıkınca başarı bekleyeceksiniz! Bunun mümkünatı yok arkadaşlar.

Tam gün yasa tasarısı, gerçekten tüm toplum katmanlarının konsensüsü sağlanarak ancak hayata geçirilebilir. Onun için, Bakanlığımızın bunu tekrar gündeme getirmesi gerekiyor, tüm sivil toplum örgütleri, başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere, Eczacılar Birliği, Dişhekimleri Birliği gibi sendikalarla bu tasarıyı tekrar masaya yatırması gerekiyor. Bu durumda ancak ortak bir karar, ortak bir çalışmayla tam gün yasa tasarısı başarı kazanabilir değerli arkadaşlarım ve şunu söylemekte de fayda vardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Barış, konuşmanızı lütfen tamamlayın.

TANSEL BARIŞ (Devamla)Ben de bir hekim olarak, özünde tam gün yasasına karşı değilim ama arkadaşlar, biraz insaflı olalım ve bu hizmet anlayışını şöyle tanımlayalım ve sözlerimin sonunda, kamusal hizmet anlayışıyla tam gün yasasına “evet” ama sağlığı piyasalaştıran kâr amaçlı tam gün yasasına “hayır” diyoruz ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

6 konuşma daha · 30 Ekim 2008

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook