Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)
Kırklareli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 62. Birleşim · 5. yasama yılı · 9 Şubat 2011 · 643 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Turgut Dibek (CHP), 9 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.610)); konuşma 643 kelime.
Turgut Dibek (CHP, Kırklareli). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.610)”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/turgut-dibek-23-2011-02-09-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-hakkinda-s (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
TURGUT DİBEK (Kırklareli)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, önerge üzerindeki düşüncelerimi paylaşmadan önce, aradan evvel burada bir tartışma konusu yapılıyordu, bir avukatlık konusu vardı, işte, kim, hangi davalarda avukatlık yapıyor, hangi davaları kimler takip ediyor? Bununla ilgili Sayın Bozdağ da iki tane dava isminden bahsetmişti, Umut davası ve Sivas’taki, Madımak’taki davadan. Ben birkaç şeyi söylemeden edemeyeceğim çünkü burada Sayın Bozdağ, tabii, çok farklı anlatımlara da konuyu çekti.
Değerli arkadaşlar, Umut davası, hepimiz biliyoruz, bu ülkenin yetiştirmiş olduğu gerçekten çok değerli gazeteciler, öğretim üyeleri öldürülmüştü, katledilmişti, onların sanıklarının yargılandığı dava. Biliyorsunuz, bir de Sivas’ta, Madımak’ta yine 35 kişi yakılmıştı, bir de o insanları yakanların yargılandığı bir dava vardı. Bu iki davaya baktığımızda, değerli arkadaşlar, burada, gerek Umut davasında gerekse Sivas’taki Madımak davasında müdahil olan, yani öldürülen, yakılan insanların haklarını savunan 2 tane Cumhuriyet Halk Partisi sıralarında oturan milletvekili var: Bir tanesi Ankara Milletvekili Sayın Önder Sav, bir tanesi de Hakkı Suha Okay. Şu anda ikisi de burada milletvekili olarak görevlerini yapıyorlar.
Ama, değerli arkadaşlar, şu Sivas davasını, yani Madımak davasını hatırladığımızda, bu aslında bir utanç davasıdır. O davada… Arkadaşlar konuşurken ben, tabii, orada yerimden şunu düşündüm: Biliyorsunuz, bir Adalet Bakanımız vardı eskiden -ki geçmişte beraber siyaset yaptığınız, ağababalarınızdan bir tanesi de diyebilirim- Sayın Şevket Kazan. O davaya milletvekili olarak katılmıştı. Duruşma salonundan çıkarıldı. O davada, o yakan, yani 35 kişiyi yakan insanları savunmak üzere yer almıştı.
Değerli arkadaşlar, biri daha var, şu anda sizin Bakanlar Kurulu listenizde yani Bakanlar Kurulu sıralarında oturuyor, Sayın Hayati Yazıcı. O da, o davada sanıklar avukatı olarak yer almıştı. Yani değerli arkadaşlar, bunları da unutmadan, bunları da bilerek konuşmanız gerekir. Öncelikle bu konuyu dile getirmek istedim.
Bir konu daha var: Şu Hizbullah meselesi. Sayın Bakan, sorulara cevap verirken ikinci bölümün içerisinde bu konuyu yani sütte leke var, kendilerinde leke yok, sütten çıkmış ak kaşık gibi öyle bir anlatıyor ki değerli arkadaşlar.
Şimdi Hizbullah dosyası ne zaman Yargıtaya gelmiş? Bu insanlar ne zaman salınmış? Bu davanın seyri nedir? Yani bu Hükûmetin hiçbir kusuru yok, hiçbir kabahati yok Hizbullah sanıklarının tahliye edilmesinde!
Değerli arkadaşlar, o dava görülürken, görülmeden önce de basına yansıyan haberler vardı. Çok iyi hatırlıyorum, bir olayda, Adana’dan Ankara’ya bir kamyonette buzdolabı içerisinde domuz bağıyla elleri bağlanmış, vücudu bağlanmış olan birisi getiriliyor. Getiren diyor ki, baba oğul -sizler de okumuşsunuzdur aslında- anlatıyorlar: “Biz öldüğünü varsaydık. Fakat Ankara’ya getirdiğimiz zaman hâlâ yaşıyor.” Öldürmek için bin tane yol denemişler, sonra baba oğul, ikisi, neyse başarmışlar. Bu kişi anlatıyor, her şeyi ikrar ediyor, kabul ediyor ve bu kişiler serbest şu anda biliyor musunuz?
Yani hepimizin vicdanı sızlıyor ama işin özü şu: Bakın, bu dava on yıl Diyarbakır’da kaldı. Yargıtaya geliş tarihi, savcılığa 21 Eylül. 21 Eylül 2010 tarihinde başsavcılığa geliyor, tebliğname hazırlanıyor. Yargıtayın 9. Ceza Dairesine gelişi, değerli arkadaşlar, 26 Ekim. 28 klasör var, 25 tane sanık var, 26 Ekimde geliyor ve buna duruşma günü veriliyor. Sayın Bakan burada. Duruşma gününün ocak ayına verildiğini biliyor ve her yerde söylüyorum, Sayın Bakan kendi itiraf etti, -Komisyonda da söylemiştim- “UYAP’tan görüyoruz, UYAP’tan takip ediyoruz.” dedi. “Kim tahliye olacak görüyoruz.”
Yani, Sayın Bakan verilen duruşma gününe göre bu kişilerin tahliye edileceğini görüyor. Yani bile bile lades. Yani, şimdi şunu hep beraber düşüneceğiz: Arkadaşlar, hukuki sorumluluk var, siyasi sorumluk var ama bir de vicdani sorumluluğumuz var. O 180 kişi katledildi, öldürüldü. Orada kalkıp da Yargıtaya “Efendim işte yirmi gün evvel bu dosyayı inceleselerdi...” Ya Sayın Bakan, siz yıllarca avukatlık yaptınız, Yargıtaya dosyalar geldikten sonra bunların sürecini, tebliğnamenin hazırlanmasını, gönderilmesini, duruşma günü verilmesini bilmiyor musunuz? O davanın ocak ayının ortalarına, duruşma gününün 20’sinden sonra verildiğini görmüyor musunuz? Görüyorsunuz. Niye burada o maddenin uygulamasını 2011’in sonuna bırakmadık, niçin getirmediniz bu düzenlemeyi? Bunun da bir hesabı var. Bunun hesabını da zaten arkadaşlarımız, ziyaret eden arkadaşlarımız, Hizbullah’a yakın dernekleri zaten bu hesabı az çok ortaya koyuyorlar değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK (Devamla)Sürem bitti. Bir sonraki önergede bunu açıklamak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
79 konuşma daha · 9 Şubat 2011