İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 86. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında khk.nin eki cevt.sağlık bak.bölümünde değ.yap.hak.

Turhan Çömez

Balıkesir Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 86. Birleşim · 1. yasama yılı · 28 Mayıs 2003 · 1.654 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Turhan Çömez (AK Parti), 28 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KHK.NİN EKİ CEVT.SAĞLIK BAK.BÖLÜMÜNDE DEĞ.YAP.HAK.); konuşma 1.654 kelime.

Turhan Çömez (AK Parti, Balıkesir). “190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında khk.nin eki cevt.sağlık bak.bölümünde değ.yap.hak”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 28 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/turhan-comez-22-2003-05-28-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-khk-nin-eki-cevt-saglik-bak-b (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Sağlık Bakanlığına Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında konuşma yapmak üzere, Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizdeki sağlık sisteminin geçmişten bugüne taşınan fotoğrafını takdim ederek başlamak istiyorum konuşmama. 21 inci Yüzyılın en temel ahlakî sorumluluğunun sağlık alanında yaşanan eşitsizliklerle savaşmak olduğuna inanan bir hekim olarak, biliyorum ki, yaşanan bu tablonun tek sorumlusu, bugüne kadar sistemi yöneten ya da yönettiğini zanneden geçmiş yöneticilerdir; günübirlik politikalarıyla, personel atamasının ötesinde bir anlayışı olmayan, vizyonu olmayan, ulusal bir sağlık politikası üretememiş ve uygulayamamış kadrolardır; politize olmuş anlayışlarla, sistemin kronik sorunlarını çözme becerisinden yoksun, günü kurtarma çabası içerisinde olanlardır.

İşte, bu mentalitenin sonucudur ki, Adıyaman, Mardin, Batman, Ağrı, Hakkâri gibi illerimizde, 10 000 kişiye düşen hastane yatağı 10'un altında iken, İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir, Samsun, Trabzon ve Erzurum'da bu sayı 25'in üzerindedir. Sağlıkocağı başına düşen nüfusa baktığımızda ise, anlaşılmaz bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Sağlıkocağı başına düşen nüfus, İstanbul'da 44 000, Ankara'da 21 000, Diyarbakır'da 18 000, Aksaray'da 3 400'dür. Türkiye'de, ortalama 1 531 kişiye bir ebe düşmektedir. Bu rakam, bölgelere ayrıldığında ise, Ege'de 1 181, Güneydoğu Anadolu'da ise 2 760 olarak karşımıza çıkmaktadır. Hekim başına düşen nüfusa baktığımızda, İç Anadolu'da 629, Marmara'da 713, Karadeniz'de 1 316, Güneydoğu Anadolu'da ise 2 309 rakamıyla karşılaşırız. Ülke ortalaması 1 839 olan uzman hekim başına düşen nüfus açısından bakıldığında ise, iller arasındaki uçurum dramatik boyutlardadır. Ege ve Marmara bu konuda oldukça şanslı görünürken, Ağrı'da 22 000, Şırnak'ta 40 000, Hakkâri'de 44 000 kişiye bir uzman hekim düşmektedir. Rakamları bu kadar dramatik boyutlara taşıyan yönetsel mantık, sadece sistemin istatistiksel boyutunu bozmakla kalmamış, tepeden tırnağa hastalıklı bir sağlık sistemi miras bırakmıştır günümüze. İşte, bunun sonucudur ki, sağlık hizmetlerinde gittikçe derinleşen eşitsizlik yapısıyla birlikte, uzayıp giden, çile dolu hastane kuyrukları, bir taraftan hekim açığı, diğer yandan iş arayan hekimler, bir tarafta hasta bekleyen boş hastane koridorları, diğer yanda ise aylarca yatak bekleyen hastalar, siyasî rant beklentileriyle kurulmuş tıp fakülteleri ve plansızca yetiştirilmiş binlerce genç doktorun gelecek kaygısı, hasta ile hekim arasındaki para trafiğinin çok olağan karşılandığı bir anlayış, köşe başlarına plansızca kuruluvermiş özel hastanelerden medet uman bir sağlık sistemi "paran kadar sağlık ve paran kadar hizmet" anlayışının ötesine gidememiş, sosyalleşememiş, sağlığın birey için en temel hak olduğunun bile farkına varamamış bir yapı günümüzdeki ve artık çözümü için beklemeye tahammülü kalmamış bir sağlık sistemi.

Rakamları daha fazla uzatıp, kişi başına düşen sağlık harcamalarından, bebek ölüm hızlarından, hastane dışında doğum yapan annelerden, ortalama yaşam beklentisinden, sağlık çalışanlarının maaşlarından ve Türkiye'deki ölüm nedenlerinden bahsedip dünya klasmanında nerede olduğumuzu tekrar gözler önüne sermek istemiyorum. Hiç iç açıcı bir tablo olmadığını sizler de benim kadar biliyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, dramatik bir paradoksu da takdirlerinize sunduktan sonra, sisteme dair yapılması gerekenleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ankara Numune Hastanesi, Devlet Demir Yolları Hastanesi ve TEDAŞ arasında bir üçgen çizip yorumunu sizlere bırakacağım.

Numune Hastanesinde günde giren vatandaş sayısı 25 000, sabah saat 05.00'te kuyruğa giren hastalar ve aylar sonrasına tomografi randevusu bekleyen insanlar. Hemen 2 kilometre ötesinde 12 000 metrekare bahçesi olan, 400 yataklı, yüzde 40 kapasiteyle çalışan ve öğleden sonra polikliniklerinde hiç kimseyi bulamayacağınız Devlet Demir Yolları Hastanesi. Yine, 3 kilometre ötesinde TEDAŞ Genel Müdürlüğüne ait, günde bir iki eş dost hastasının filminin çekildiği, yarım milyon dolarlık tomografi ünitesi. Ülkeyi varlık içinde yoklukta yaşamaya mahkûm eden plansız, programsız, vizyonsuz ve beceriksiz yönetim anlayışı çok şükür ki, 3 Kasımla birlikte tasfiye edildi. Şimdi ise, çalışmak, çözüm üretmek, sonuç almak ve Yüce Türk Milletine hak ettiği yaşam standartlarını sunmak zamanıdır ve bizler, işte, bunun için işbaşındayız.

Değerli arkadaşlarım, bugün, gündeme aldığımız tasarı sistemin revizyonu için çok önemlidir; ama, yeterli değildir. Tasarıyla ilgili düşünce ve beklentilerimi sizlerle paylaşmadan önce, eksik olan parçalardan da bir nebze olsun bahsetmek ve konunun bütünü tartışmak istiyorum.

Değişen iktidarlarla değişmeyecek, Türkiye gerçekleriyle tam olarak örtüşen, bütün tarafların konsensüsle benimsediği ve sistematik olarak uygulanacak bir ulusal sağlık politikamızın olması artık şarttır. Bana göre, bu politikada en önemli yeri birinci basamak sağlık hizmetleri almaktadır. Hükümet programında yer alan aile hekimliği sisteminin, aslında, birinci basamak sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik bir anlayışın eseri olduğunu biliyorum. Kategorik olarak farklı algılansa da, temelde her iki yaklaşım da birinci basamaktaki hizmet kalitesinin yükseltilmesi amacını gütmektedir. Birinci basamaktaki sistematik revizyon ve hizmet kalitesinin artırılması, bir yandan hastane kapılarındaki yığılmayı önleyecek diğer yandan da pratisyen hekimlik kurumunun Türkiye'de kaybolmaya yüz tutmuş onurunu yeniden iade edecektir.

Bu çerçevede, çevre sağlığı, ana çocuk sağlığı ve koruyucu hekimlikle ilgili alınacak tedbirlerle, sistemin ana parçası çözülmüş olacaktır.

Sağlık ocaklarının süratle yepyeni bir anlayışa kavuşması gerekir. Bu sayede, yaklaşık 6 000 civarındaki sağlıkocağı sisteme etkin ve kaliteli bir şekilde katılmış olacak, sadece ilaç yazan ya da hasta sevk eden bir yapıdan kurtulmuş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir; her vatandaşın sağlığından sorumludur ve böyle olmalıdır. Bu çerçevede, sosyal güvenlik şemsiyesi tüm vatandaşları kapsayacak şekilde yeniden ele alınmalı ve mutlaka tek elde toplanmalıdır. Bağ-Kur, Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve yeşilkart ayırımı ortadan kaldırılmalı, tek elde toplanarak koordine edilmeli ve süratle rehabilite edilmelidir.

Türkiye, ne yazık ki, güvencesi olmayan yüzde 20'lik bir nüfusa sahipken, en az bir o kadar da, çifte güvencesi olan nüfusa sahiptir. Bu anlamsız çelişkilere son vermenin zamanı artık gelmiştir.

Sağlık sistemi çok başlılıktan kurtulmalı ve tek merkezden koordine edilmelidir. Araba sigortası yapan şirketlerin tamir atölyelerinin olması ne kadar anlamsızsa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının sağlık hizmeti vermesi de bana göre o kadar anlamsızdır. Sağlık hizmetlerinin tek elde, yani Sağlık Bakanlığında toplanması süratle gerçekleşmeli ve gerek personel gerek ekipman ve gerekse de mekânların en etkin şekilde kullanılması hayata geçirilmelidir.

Türkiye, ne yazık ki, plansız, anlamsız ve rant gözetilerek yapılan yatırımlar sonucunda, yarım kalmış tesisler ve kötü çalışan ekipmanlar mezarlığına dönmüştür. Bugün, sadece İstanbul'daki MR sayısının, tüm İngiltere'deki MR sayısından fazla olduğu dikkate alınırsa, ülke genelinde, geçen dönemlerde başlayan sağlık yatırımlarının hâlâ 1 250 tanesinin yarım olduğu düşünülürse, sistemin ne kadar beceriksizce ve artniyetle yönetildiği ortaya çıkar. Sektörün planlanması, artık, çok akıllıca ve gelecek perspektifler hesap edilerek yapılmalıdır.

Sistemdeki bu aymaz yaklaşım, sadece bina ve ekipmanlar konusunda sınırlı kalmamış elbette; asıl sorun, sağlık çalışanlarının eğitimi ve planlanması sorunudur. Bugün vermeyi planladığımız 11 200 hekim kadrosu, 50 civarındaki tıp fakültesinin, her yıl sisteme ürettiği 5 000 yeni hekim için geçici bir çözüm olacaktır; ya 50 000 civarındaki ebe, hemşire ve sağlık teknisyenimizin durumu ne olacak? Plansızca yetiştirilmiş bu gençlerimizi, sisteme ve ülkeye nasıl kazandıracağız? Bunların da, mutlaka ayrı bir gündemle tartışılması ve çözüme kavuşturulması gerekir.

Sağlıkta eğitim, gelecek perspektif çalışmaları yapılarak, ihtiyaç duyulacak personel envanterine göre planlanmalıdır. Bana göre, mevcut tıp fakültelerinin pek çoğu yeniden ele alınmalı ve kapasite fazlası olanlar ya da yetersiz olanlar, gerekirse eğitim hastanesi gerekirse devlet hastanesi olarak değerlendirilmelidir. Bunlar, belki radikal kararlardır; ancak, cesurca tartışılması gereken kararlardır.

Sağlık çalışanlarının özlük hakları da, mutlaka ele alınmalı ve süratle iyileştirilmelidir. Hekim ile hasta arasındaki para trafiğinin engellenmesinin en önemli yolu budur. Bu çerçevede, muayenehane hekimliği yeniden tartışılmalı ve bana göre, yapılacak maaş iyileştirilmesinden sonra hekimler, ya hastane ya da muayenehane tercihinde bulunmalıdırlar. Ne yazık ki, yakın geçmişte, dönersermayelerde yapılan kesintiyle, muayenehane- hastane ve para trafiği fark edilmeden teşvik edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde malpraktis; yani, hekim hatalarından dolayı mağdur olmuş hastaları, sık sık gazetelerden okuyoruz. Bu, artık Türk insanının kaderi olmaktan çıkmalıdır. Bunun da en modern yolu, dünya standartlarında bir malpraktis yasasının çıkarılması ve hekimlerin sigortalanması zorunluluğunun getirilmesidir. Bu sayede hastalar, hekim hatalarından dolayı mağdur olmaktan kurtulacak, eğer tazminat alacaklarsa, hekimin sigortalandığı şirketten alacaklardır. Bu çerçevede modern bir hasta hakları tüzüğü de yeniden ele alınmalı ve pratikte uygulamaya konulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hem özel sektör hem de devlet hastanelerinin, gerek kalite gerekse fiyat konusunda standardize edilmesi şarttır. Sağlık hizmetlerinde rekabetin kuralları yeniden belirlenmeli, bununla ilgili yasal düzenlemeler mutlaka gündeme alınmalıdır. Bu sayede rekabetin fiyatta değil, kalitede olması sağlanmalıdır.

Bugün, köşe başlarında kurulmuş bazı özel hastanelerin, fiyat rekabeti uğruna dampingler yaptıkları, promosyonla ameliyatlar yaptıkları herkesin malumudur. Bunun sonuçlarını tahmin etmek güç olmasa gerek. Artık, ülkemizde tüm hastaneler, hizmet kalitesinde ve bilimsel kriterlerde yarışmalı ve rekabet etmelidir.

Türkiye'de, ilaç, tıbbî malzeme ve cihaz tanıtım ilkeleri, profesyonellikten ve modernlikten uzak, maalesef, insan ilişkilerine dayalı bir düzen üzerine kurulmuştur. Ne yazık ki, bu anlayışın ürünü olarak, zaman zaman hekimler, bilimsel kriterlerden çok, duygusal kriterlerle hareket etmekte ve hepinizin bildiği neşter operasyonları gündeme oturmaktadır. Promosyon ahlakı bir kanunla mutlaka düzene oturtulmalıdır.

Ülkemizde, ne yazık ki, ulusal bir ilaç politikası da yoktur. Bugün, bu politikasızlığın sonucu olarak, sistemin önemli bir parçasını oluşturan ilaç üreticileri de mağdurdur. Oluşturulacak bir ulusal politikayla birlikte kurulacak olan ilaç, eczacılık ve tıbbî malzeme üstkuruluyla sektördeki önemli bir sorun da çözüme kavuşturulacaktır. Bu alanda yılda dönen paranın 7 milyar dolar olduğu göz önüne alınırsa, üretilecek akıllı politikalarla ciddî oranda tasarruf sağlanacak ve sağlıkta tasarruflu bir kalite anlayışı yakalanacaktır. Sistemdeki ana problemler akıllı bir yaklaşımla çözüm sürecine girdiğinde ise, küçük sorunlar, artık insanları rahatsız edici boyutlara ulaşamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bugün, sistemin önemli bir sorunu olan hekim açığını gidermek adına bir kanun tasarısı görüşüyoruz. Çok değerli katkılarınızla bu tasarı yasalaştığında, 11 200 yeni hekim sistemde hizmet vermeye başlayacaktır. Bu arkadaşlarımızın sisteme getireceği rahatlığı eminim hepiniz ve özellikle de hekim milletvekilleri çok iyi takdir edeceklerdir; ama, ben, burada, sadece tahsis edilecek yeni kadroların çözüm olmayacağının da altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bu kadroların, mutlaka, yukarıda sıraladığım gerçekler ve çözümlerle birlikte ele alınması şarttır ve özellikle, yapılacak ciddî bir norm kadro çalışmasından sonra hayata geçirilmesi gerekir. Bunu yapmazsak ve eski dönemlerde olduğu gibi politik kaygılarla, popülist yaklaşımlarla hareket edersek, yapılacak bu çalışmanın da hiçbir anlamı kalmayacaktır. Hem iktidar hem de muhalefet milletvekillerinin bu konuda özellikle hassasiyet göstereceklerine, Türkiye'deki sağlık alanında yaşanan eşitsizliklerle mücadele etmek adına Sağlık Bakanlığına yardımcı olacaklarına inanıyorum.

Bu kadroların akıllıca planlanması ve ülke şartlarına göre politik kaygılardan uzak olarak değerlendirilmesi konusundaki hassasiyetimi bir kez daha yineliyorum.

Yüce Heyetinize sunulan bu tasarının hem iktidar hem de muhalefet milletvekillerinin çok değerli katkılarıyla kabul edileceğini ümit ediyorum. Bu vesileyle, Bakanlığımıza başarılar diliyor, 11 200 yeni hekim kadromuzun Yüce Türk Milletine hayırlı olmasını temenni ediyor, sağlık ve esenlik dolu günler diliyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

42 konuşma daha · 28 Mayıs 2003

42 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook