İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 112. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Genel Kurul konuşması

Türkan Miçooğulları

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 112. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Temmuz 2004 · 1.281 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Türkan Miçooğulları (CHP), 8 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.281 kelime.

Türkan Miçooğulları (CHP, İzmir). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/turkan-micoogullari-22-2004-07-08 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Belediyeler Kanunu Tasarısının 77 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, ünlü düşünür Sokrates "devletimizi kurarken gözettiğimiz amaç, herhangi bir sınıfın sınırsız mutluluğu değil, bir bütün olarak kentin olası mutluluğudur" der. Toplumsal yaşamın her alanında meydana gelen köklü değişiklikler, hızlı dönüşümler, son yıllarda kentsel yaşamda önemli sorunlar gündeme getirmiştir. Yerelleşme ve küreselleşmeyle birlikte çokkültürlü bir kenti bir arada tutmanın yolları tartışılmaya başlanılmıştır. Bu tartışmalar eşiğinde, 1992'de Rio'da toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansına 178 ülkenin resmî delegelerinin dışında, 35 000'e yakın sivil toplum temsilcisi katılmış ve zirve sonucunda "sürdürülebilir kalkınma", "sivil toplum" ve "katılım" kavramları meşruiyet kazanmıştır.

Bu konferansta imzalanan beş belgeden biri de Gündem 21 belgesidir. Bu belge, sürdürülebilir kalkınmada yerel yönetimler ile sivil toplumun yerini belirlemekte ve yöntemler önermektedir. Dünyadaki bu gelişmelere paralel olarak ülkemize baktığımızda, Batı'da yüzyıllara yayılan kentleşme ve kırdan kente göç olgusunun, ülkemizde kırk elli yıllık bir sürece dayandığını, bu hızlı göç nedeniyle kent dokumuzun değişmesinde yaşanan büyük sorunlar bulunduğunu görmekteyiz. Ülkemizdeki kadınlara yönelik bakış açısı ile genç nüfusun çokluğu da bu sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Bu sorunlar günümüzde artarak devam etmekte, kadınlarımızın giderek yoğun biçimde çalışma yaşamına atılması, yönetimde ve politikalarda söz sahibi olma talepleri, kreş ve çocuk bakım hizmetleri, barınma ve sığınma evleri ile gençlerin psikolojik danışma ve rehberlik, spor, kültür, müzik, eğlence ve sosyal politikalarda etkin bir rol üstlenmek istemeleri, sürdürülebilir kalkınma için katılımcılığın önemini artırmıştır.

Değerli milletvekilleri, yerel yönetimler, günlük yaşamın bugünü ve yarını için özel öneme sahiptir, kararların alındığı, uygulamanın yapıldığı yerlerdir; yani, yerel yönetimler, insanların doğrudan doğruya yaşamlarını etkileyen ve yönetime doğrudan katılabilecekleri en uygun ortamlardır. Ülkemizde, genel anlamda kent yönetimine katılım, seçmen olarak oy vermek veya belediye meclisi üyesi olarak herhangi bir partiden siyaset yapılarak seçilmekle olmaktadır. Bu, dar anlamda bir siyasal katılımdır. Türkiye gibi geniş bir ülkede merkezî düzeyde katılımcılığı sağlamak, tüm hukuksal altyapı kurulsa bile, kolay olmamaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu ölçek sorunu bilinerek, Anayasanın merkeziyetçi yapısına rağmen yerel yönetimlerde yurttaşı önplana çıkarmaya çalışan bir anlayış, yerel yönetimlere ilişkin yasalara monte edilmeye çalışılmıştır. Bunun ilk örneğini 1924'te çıkarılan Köy Kanununda görmekteyiz. Bu yasa, her bakımdan örnek ve öncüdür. Bu yasaya göre köyün yönetimi, demokratik bir yapıya dayandırılmaktadır. Bunu izleyen yıllarda gönüllü katılımlı bir kalkınmanın özellikle kültür ve sanat alanındaki güzel bir örneğini, halkevleri uygulaması olarak görmekteyiz. Merkezî ve yerel yönetimler ile kentsel aktörleri buluşturan bu örnek, Türkiye'nin toplumsal kalkınmasında önemli bir kilometretaşıdır.

Yerel yönetimlerde katılım konusunda ilginç bir mekanizma da, mahalle muhtarlığı kurumudur. Mahalle, 19 uncu Yüzyılın başında İstanbul'da bir halk hareketi olarak oluşturulmuş demokratik bir yönetim birimidir. Mahalle muhtarları, yasaya göre, merkezî idareye bağlı en alt yönetim birimidir; ancak, muhtarlık, mahalle halkı ile yerel yönetimler ve öteki kamu birimleri arasında gerçek bir aracı rol oynayamamaktadır.

1930'da çıkarılan Belediye Kanunu, cumhuriyetin çağdaşlaşma projesinin en somut bileşenidir. Yerel yönetimler, uluslararası arenada ve Türkiye geleneğinde yerel gereksinmeleri karşılamak için kurulmuş kamu kurumları olarak tanımlanır. Cumhuriyet, bu tanıma "medenî" sözcüğünü ekleyerek belediyelerin geleneksel tanımını genişletmiştir. Böylece, sosyal, kültürel kalkınma belediyenin sorumluluk alanına sokulmuştur.

Belediye Kanunu, açıkça, yurttaşların belediye işlerine katılabileceğini ifade eder. Bu hakkın gündeme gelmesi, 1973 yerel seçimlerinden sonra olmuştur. Bu seçimle birlikte, Türkiye'de, ilk kez, merkezî hükümet ile belediyeler ayrı partilerin eline geçmiştir. Böylece, merkez-yerel çekişmesi ve çatışması yaşanılmaya başlamıştır. İşte, bu dönemde, sosyal demokrat belediyecilik hareketinde, katılımcı belediye, yeni bir anlayış olarak ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, demokratik yönetişim, insanların, temel hak ve hürriyetlerinden yararlanması, kendi yaşamları üzerinde karar verme hakkına sahip olmaları, kapsayıcı ve adil kurallara ve kurumlara dayalı bir yönetim, kadınların erkeklerle özel ve kamusal alanda ve karar verme sürecinde eşit ortaklar olmaları, insanların ırk, cinsiyet, sınıf, vesaire ayrımından muaf tutulmaları, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere ekonomik ve sosyal politikalara ihtiyaç bulunması gibi ilkeleri kapsamaktadır.

Yerel yönetimler, bu anlamda çok şanslı örgütlenmelerdir; çünkü, karar ve yürütme organları seçimle gelmekte, bu nedenle demokratikliği bir veri olarak kabul edilmektedir. Üstelik, temsil açısından, temsilciler ile seçmenler arasında coğrafî ve toplumsal mesafe azdır. Bu nedenle de etkili bir demokrasi modelinin yaşama geçmesini sağlar.

Bu çerçevede, katılımcılık, saydamlık, hesap verebilirlik, insan haklarına saygı önplana çıkan kavramlar olmaktadır; ama, katılım ve gönüllü katılım açısından tasarıya baktığımızda şunu görüyoruz: Belediyeleşme eşiği 5 000 olarak düzenleniyor. Bu, yönetimde etkinlik ve verimlilik açısından tartışılabilir; fakat, katılım açısından olumsuz bir düzenlemedir; çünkü, en fazla katılım, her zaman, küçük ölçekli belediyelerde ortaya çıkmaktadır. Bu, yalnızca ülkemizde değil, dünyada da böyledir. Örneğin, seçimlerde en fazla katılımın olduğu yerler en az nüfusa sahip olan yerlerdir. 1 580 sayılı Kanunda deniliyor ki: "Hemşeriler, belediye meclisi toplantılarına katılırlar." Sınırlı bir düzenleme olmasına rağmen, 1580'in öngördüğü tek katılma mekanizması bu düzenlemeydi. Tasarıya baktığımızda böyle bir katılım söz konusu değil. Fahrî temsilcilik var. "Fahrî temsilcilik" başlığı altında ise mahalle muhtarları bulunuyor; ama, sadece görüş bildirme düzeyinde ve Meclis tamsayısının beşte 1'i oranında.

Tasarının "Kent konseyi" başlıklı düzenlemesinde de iller ayrılmakta; il düzeyinden aşağıdaki yerleşim birimlerinde buna yer verilmemekte.

Gönüllü katılım diyoruz. Evet, tasarıda böyle bir düzenlemeye yer verilmiş. 77 nci madde, eğitim, spor, çevre, sosyal yardım, kütüphaneler, parklar, trafik ve kültür ile yaşlı, kadın, çocuk, engelli, yoksullar, düşkünler ve bunlara yönelik hizmetler konusunda hemşerilerin gönüllü katılımını öngörüyor; ama, bütçenin oluşumu, harcamalar, yatırımlar ve hesap verebilirlik konularında bir düzenleme bulunmamakta. Bu anlamda, gerçek ve demokratik bir katılımdan söz etmek mümkün değil; çünkü, demokratik bir katılım, üç soruya yanıt verir. Kim katılacak; herkes katılacak. Neye katılacak; tüm kararlara, kararların uygulanmasına, denetlenmesine katılacak. Ne sıklıkta katılacak; sürekli katılacak. Üstelik, çağdaş uygulamalara baktığımız zaman, katılım açısından çok farklı, çok kapsamlı mekanizmaların olduğu, "referandum" ve "yurttaş girişimi" olarak da adlandırılan inisiyatiflerin bulunduğunu biliyoruz.

Öte yandan, ülkemizde gönüllülük ve gönüllü kuruluşlar son derece azdır. Türkiye'de yaklaşık 80 000 sivil toplum örgütü, dernek, sendika, meslek kuruluşu bulunmaktadır. İnsanlarımız, yapısal olarak gönüllülüğe yatkındır; ama, bu kuruluşların büyük çoğunluğu, ekonomik, sosyal, kültürel, toplumsal ve benzeri çeşitli nedenlerle gönüllü faaliyetlere katılamamakta ve katkıda bulunamamaktadır.

Bu noktada, TEMA, AKUT, Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Sokak Çocuklarını Koruma Derneği, Çevre Gönüllüleri Derneği, KA.DER, Uçan Süpürge ve Mor Çatı gibi kadın derneklerinin yanı sıra, yerel ve ulusal gençlik parlamentolarının oluşumu için emek harcayan gençlerimiz ile adını sayamadığım çeşitli sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarının hakkını teslim etmek gerektiği düşüncesindeyim.

Bugün, bunların her biri, kendi alanlarında uzmanlaşmış, bütün gelişmeleri yakından takip eden, araştıran, sorgulayan, çözüm üreten, yönlendiren birer toplumsal baskı grubu haline dönüşmüşlerdir. Bu kuruluşlarımızın varlığı, sayılarının ve etkinliklerinin her geçen gün artması, elbette ki, demokratik gelişimimiz açısından bir kazançtır; ama, ne yazık ki, yerel ve ulusal düzeyde karar alma mekanizmalarının bunlarla olan ilgi ve desteği yeterli düzeyde değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Miçooğulları.

TÜRKÂN MİÇOOĞULLARI (Devamla)Bunların yanında, ülkemizin birçok önemli sorununun çözümünü kolaylaştırmak için çalışmalarda bulunan çok sayıda gönüllü organizasyon ise, kendilerine destek olabilecek gönüllüleri beklemektedir.

Gönüllü kuruluşlar ile yerel yönetimlerin işbirliği çok sınırlıdır. Yerel yöneticilerin konuya ilgileri, çoğunlukla zayıf ve geçicidir. Özellikle yerel iktidar değişikliği durumunda, var olan işbirliği de bozulabilmekte ve hizmet kurumsallaşamamaktadır. Bu doğrultuda, kadınların ve gençlerin yerel karar alma mekanizmalarına katılımını sağlayabilmek için, kadınlara ve gençlere yönelik olarak bilgi alışverişini ve bilinç kazanma programlarını teşvik eden, eşit statü ortaklıklarını destekleyen ve güçlendirilmiş takım ve işbirliği ağı çalışmalarına kadınların ve gençlerin mevcut katılım yapılarını güçlendiren etkin ve şeffaf katılım süreçleri ve mekanizmaları oluşturulması çok önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, zamanınızı almamak için kısa kesiyorum. Bu tasarıda katılımdan söz edilmekle birlikte, bu tasarının yapılışında hiç de katılımcı bir yol izlenilmemiştir. Bu tasarı komisyonlara gelinceye kadar böyledir. Ayrıca, komisyonlardan Meclise indikten sonra da, Cumhuriyet Halk Partisinin, Anamuhalefet Partisinin özenle hazırladığı her önergeye ret oyu vermenizden, ne kadar katılımcı bir anlayışla yasa yaptığınız görülmektedir.

Bu yasanın bu kadar katılımcı olmayan bir anlayışla yapılması nedeniyle, uygulamada ne kadar katılımcı olacağı endişesiyle, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 8 Temmuz 2004

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook