Bm sinai kalkınma örgütü ve tc hükümeti aras. güvence fonu anlaş.onay.(ss.350)
Manisa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 46. Birleşim · 2. yasama yılı · 22 Ocak 2004 · 2.218 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ufuk Özkan (CHP), 22 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BM SİNAİ KALKINMA ÖRGÜTÜ VE TC HÜKÜMETİ ARAS. GÜVENCE FONU ANLAŞ.ONAY.(SS.350)); konuşma 2.218 kelime.
Ufuk Özkan (CHP, Manisa). “Bm sinai kalkınma örgütü ve tc hükümeti aras. güvence fonu anlaş.onay.(ss.350)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 22 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ufuk-ozkan-22-2004-01-22-bm-sinai-kalkinma-orgutu-ve-tc-hukumeti-aras-guvence-fonu-anlas-onay (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA UFUK ÖZKAN (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütü ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvence Fonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1965 Aralık ayında kabul ettiği bir kararla "Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma İçin Örgüt" adı altında bir örgütün oluşturulmasını tavsiye etmiştir. Bunun üzerine, 17 Kasım 1966 tarihinde örgütün ismi yeniden düzenlenmiş ve böylece, Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütü, yani UNIDO, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği içinde otonom bir kuruluş olarak faaliyete başlamıştır.
Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütü, 1 Ocak 1986 tarihinde Birleşmiş Milletler sistemi içinde bir uzmanlık kuruluşuna dönüşmüştür. Örgütün temel amacı, gelişme yolunda olan ülkelerin sınaî kalkınmalarını teşvik etmektir. Diğer amaçları; gelişme yolunda olan ülkelerde mahallî kaynaklar ile insangücünün tam kullanımını sağlayan sanayilerin kurulmasına katkıda bulunmak, sanayileşmiş ve gelişme yolunda olan ülkeler arasında uluslararası bir forum olarak görev yapmak, üye ülkeler arasında sınaî işbirliğini teşvik etmek ve Birleşmiş Milletler sistemi içinde sınaî kalkınmayla ilgili bütün faaliyetlerin koordinasyonunu sağlamaktır.
UNIDO'nun başlıca 4 organı vardır; bunlar: Genel Konferans, Sınaî Kalkınma Kurulu, Program ve Bütçe Komitesi ile Genel Direktörlüktür. Genel Konferansa, 1990 yılında, 151 ülke üyedir. Sınaî Kalkınma Kurulu, Genel Konferans tarafından seçilen 53 üyeden oluşur. 53 üyenin yarısı 4 yıllığına, diğer yarısı ise 2 yıllığına seçilir. Kurul yılda bir defa toplanır. Türkiye, 1976-1989 döneminde Sınaî Kalkınma Kurulunda görev yapmıştır.
Örgüt, sınaî kalkınma uzmanlarını dünyanın değişik bölgelerine gönderip, Birleşmiş Milletler hesabına araştırma, inceleme çalışmaları yaptırmaktadır. Örgütün sanayi yardım fonlarının en büyük kısmı, Afrika, Pasifik ve Latin Amerika'ya gitmektedir. Yapılan yardımlar en çok tarımsal sanayi, alternatif enerji kaynakları, kimya ve metalürji sanayii, mühendislik hizmetleri ve profesyonel eğitime yöneliktir.
Örgütün gelişme yolunda olan ülkelerin sınaî kalkınmalarına katkısı, özel teknik yardım projeleri aracılığıyla olmaktadır. Türkiye'de örgütün teknik yardım projeleri gittikçe artmış ve Birleşmiş Milletlerin Türkiye'deki toplam teknik yardımının en önemli kısmını oluşturmuştur. Bugün, teknik insangücünün eğitimi, kalite kontrol, paketleme, proje hazırlama ve değerlendirme, temel sınaî sektörlerin planlanması, küçük sanayiin geliştirilmesi gibi özel teknik yardım projeleri, UNIDO-Türkiye işbirliğinde yürütülmektedir.
Ayrıca, Türkiye, UNIDO'nun gelişmekte olan ülkelerin sınaî kalkınmaları için yürüttüğü faaliyetlerde de önemli ve aktif rol oynamaktadır. 1979 yılından bu yana, Türkiye'de, çimento, şeker, döküm, demir çelik sektörlerinde düzenlenen eğitim programları çerçevesinde çok sayıda stajyer eğitim görmüştür.
UNIDO'yu Birleşmiş Milletlerin bir uzmanlık kuruluşuna döndürme çalışmalarıyla ilgili olarak, Türkiye, UNIDO Sözleşmesini 8 Nisan 1979 tarihinde onaylamıştır. 21 Aralık 1981 tarihinde sözleşme Bakanlar Kurulunca onaylanmış; onay belgesi ise, 5 Mayıs 1982 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi edilmiştir.
İşte, bu örgüt ve Türkiye arasında onaylanacak anlaşmaların içeriğinden bahsetmek istiyorum. Bundan sonra, örgütün alternatif enerji kaynaklarına yönelik projelerinin çok önemli bir ayağı Türkiye'de olacaktır. Birleşmiş Milletler Sınaî Kalkınma Örgütüyle 1992 yılında yapılan anlaşma gereği kurulması öngörülen, ancak çeşitli engeller nedeniyle kurulması geciken Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi, yani, UHETEM, bu yıl İstanbul'da faaliyete geçecektir. Anlaşma hükümlerine göre, Türkiye'nin örgüte taahhüt ettiği toplam katkı, beş yıllık bir sürede 40 000 000 dolardır.
Kendi alanında dünyanın ilk Uluslararası Hidrojen Teknolojileri Araştırma Merkezi olan UHETEM, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında, 171 ülkenin ortak katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Böylece, Türkiye'nin 171 ülkeyle ortak teknoloji projeleri geliştirmesi ve hidrojen enerjisiyle ilgili bilim ve teknolojinin ülkeye girmesi mümkün olacaktır.
Merkezin Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulması, Türkiye'nin uluslararası kuruluşlar arasındaki itibarını artıracağı gibi, birçok bilim adamının Türkiye'ye gelmesine de olanak sağlayacaktır. Ar-ge projeleri kapsamında dış fonların ve özel sektör imkânlarının bu merkeze yönlendirilmesiyle, Türkiye'ye önemli miktarda finansman gelmesi de beklenmektedir. Merkez, ilerideki yıllarda, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna benzer bir yapıya kavuşturulacaktır.
Ülkemizde yüksek miktarda bor madeninin bulunması, hidrojenin depolanması ve güvenli biçimde yakıt olarak kullanılması yönünde yapılacak araştırmalara hammadde sağlamaktadır. Bu nedenle, Ulusal Bor ve Ürünleri Araştırma Enstitüsünün, UHETEM ile yakın işbirliği kurması planlanmaktadır. Ayrıca, Karadeniz'de bol miktarda bulunan hidrojen sülfit maddesi, UHETEM'in çalışmalarında önemli bir rol oynayacaktır.
Değerli milletvekilleri, dünyada fosil yakıt olarak da bilinen kömür, doğalgaz ve petrol rezervleri gün geçtikçe azalmaktadır. Örneğin, British Petrollerinin Haziran 2003 istatistiklerine göre, bilinen petrol rezervlerinin ömrü dünyada 41 yıl iken, Türkiye'de 14 yıldır. Yine, bilinen doğalgaz rezervlerinin ömrü dünyada 61 yıl iken, Türkiye'de 16 yıldır. Kömürün ise, bugünkü kullanımla birkaç yüzyıllık rezervi bulunmaktadır. Ancak, bundan da önemlisi, fosil yakıtlar, yaşamı tehdit edici çevresel etkilere sahiptir.
Dünyada halen yüzde 80 fosil yakıt kullanılmaktadır ve artan nüfusa paralel olarak enerji ihtiyacının da artmasına rağmen, sınırlı fosil yakıt üretimi 2015 yılından itibaren gittikçe azalacaktır. O bakımdan, 2015 yılından sonra yeni bir enerji kaynağı bulunması gerekmektedir.
Dünyadaki enerji tüketimi eşit bir biçimde dağılmamıştır. Bugün, yaklaşık 1 600 000 000 insan çağdaş enerji hizmetlerine erişimden yoksundur. Dünya nüfusunun yüzde 20'si toplam enerji tüketiminin yüzde 60'ını, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan yaklaşık 5 milyar nüfus ise enerji tüketiminin yüzde 40'ını gerçekleştirmektedir.
Değerli arkadaşlar, enerji, bir ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmesinin en temel ve sürükleyici gereksinimlerinden biridir. Enerji politikalarında temel ilkemiz, kesintisiz, güvenilir, temiz ve ucuz enerji olmalıdır. Bütün bu kriterleri üzerinde toplayan depolanabilir yegâne enerji kaynağı ve taşıyıcısı, hidrojendir. Tüm bu özellikleriyle hidrojen, geleceğin enerji türü olarak dünyada kabul edilmiş durumdadır. "Hidrojen medeniyeti" kavramı, bilim adamları tarafından sıkça ifade edilmektedir.
Hidrojen kaynakları, evrende son derece bol ve yaygındır. En büyük hidrojen kaynağı sudur. Hidrojenden enerji elde edilmesi sırasında çevreyi kirletici ve sera etkisini artırıcı hiçbir gaz ve zararlı kimyasal madde üretimi söz konusu değildir. Hidrojenin büyük miktarlarda edinilmesi, suyun elektroliziyle gerçekleşmektedir. Elektroliz için rüzgâr, güneş ve su enerjisi gibi yenilenebilir enerjiden istifade edilebilir. Zira ülkemiz, yenilenebilir enerji kaynakları bakımından çok zengindir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili olarak Türkiye, güneş enerjisi konusunda coğrafî olarak iyi bir konumdadır. Meteorolojik verilere göre, Türkiye'de yıllık ortalama güneş ışığı süresi 2 640 saattir. Rüzgâr enerjisi bakımından da zengin olan ülkemiz, buna ilaveten, Avrupa'da en yüksek hidroenerji potansiyeli olan ülkelerden biridir. Ülkenin toplam geliştirilebilir ekonomik enerji, hidroenerji üretim potansiyeli yılda 124 000 gegavat/saat olarak tahmin edilmektedir.
Bir ülkenin enerji planlamasında gözetilmesi gereken ilkeler, enerji-ekonomi-ekoloji dengesi, sürdürülebilir kalkınma, kaynak çeşitliliği ve enerji güvenliğidir.
Değerli arkadaşlarım, hidrojen, bütün bu özellikleri taşıyan bir enerji türüdür. Ayrıca, hidrojenin boru hatlarıyla iletiminin maliyeti, elektrik dağıtım hatlarının maliyetinin sadece yüzde 25'i kadardır.
Hidrojen gaz halinde yakılarak, ısınma, taşıt yakıtı ve mutfak için kullanılabilecek; yakıt pili formunda ise, dizüstü bilgisayar ve cep telefonlarında şarj, otomobillerde benzin alma sorunu büyük ölçüde çözülebilecektir. Bir yıl içinde kartuşlu bilgisayarların ve hidrojen yakıtlı araçların piyasaya sürülmesi beklenmektedir. Çok yüksek bir verime sahip hidrojen yakıtıyla çalışan motorlu araçlar, elektronik cihazlar ve telekomünikasyon aletleri giderek ticarî kullanıma sunulmaktadır.
Teknolojik açıdan önde olmak kaygısını taşıyan ülkeler, araştırma merkezleri ve sınaî şirketler, hidrojen teknolojisine daha fazla eğilmekte ve bu alanda çok yüklü yatırımlara girişmektedirler. Avrupa Birliği, hidrojenli yakıt pili teknolojisi için ilk beş yılda 5 milyar euro, Amerika Birleşik Devletleri hidrojenli otomobiller için 1 700 000 000 Amerikan Doları, Japonya ise 2020 yılına kadar 4 milyar Amerikan Doları harcamayı planlamıştır.
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği arasında hidrojen ekonomisi hususunda işbirliği yapılması amacıyla ortak çalışmalar başlatılmıştır. Amerikan Senatosu, konutlarda uygulanan hidrojen yakıt sistemleri için kilovat başına 1 000 doları konut vergisinden düşmek kaydıyla, hidrojen kullanımını teşvik etmektedir. Zaman, petrolün aleyhine, hidrojenin lehine işlemektedir. Bunu gören dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudî Arabistan Hükümeti, en büyük hidrojen üretim tesisini kurmaktadır.
Zaman içinde hidrojenin dünyadaki kullanımına baktığımızda, 1970'li yıllarda, hidrojen enerjisi, hidrojen ekonomisi ve hidrojen enerji sistemi gibi kavramlar enerji literatüründe yer almıyordu. Hidrojen ancak roket yakıtı olarak kullanılıyor, süper devletler çalışmalarını gizlilik içinde yürütüyordu. 1974 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Florida'da Miami Üniversitesinin Temiz Enerji Enstitüsü tarafından düzenlenen Hidrojen Ekonomisi Miami Enerji Konferansı, bu konuların yayılması ve hidrojen enerjisi kullanımına başlangıç oluşturması açısından son derece önemlidir. Bu toplantıyla, Uluslararası Hidrojen Enerjisi Birliği kurulmuştur. İşte bu enstitüde çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Nejat Veziroğlu, UHETEM Projesinin bir devlet politikası olarak benimsenmesini sağlayan çok değerli bir bilim insanıdır. 16 Ekim 2003'te İzmir'de bir konferansta yaptığı konuşmadan, sizlere şunları aktarmak istiyorum:
"Petrol şirketleri, hidrojen fikri ilk ortaya atıldığında karşı çıktılar. Biz, hidrojen derneğini kurduktan sonra, hidrojen konferansı yapmaya başladık. İlki 1976'da Miami'de, daha sonra dünyanın büyük şehirlerinde düzenlenen kongreler iki yılda bir yapıldı ve 1998 yılında Brezilya'da yapılacak konferans için büyük petrol şirketlerini konferansa davet ettik. Petrolün ardından ne satacaklarını açıklamalarını istedik. Sadece Shell Company 15 mühendisiyle konferansa katıldı ve iki ay sonra hidrojen dolum istasyonları kurdu. Shell, hidrojen kervanına katıldıktan hemen sonra, diğer enerji şirketleri de katıldı ve 2000 yılında bütün enerji sektörü bu olaya girmiş oldu. 1974 yılında 2000'e kadar geçen sürede, üniversite ve araştırma merkezlerinde yapılan araştırmalarla, hidrojen enerji sisteminin temelleri atılmış oldu. 21 inci Yüzyılın başında hidrojene ilk geçiş, Mercedesin hidrojenle çalışan otobüsler imal edip satışıyla oldu. Bu yıl Avrupa'nın birçok şehrinde hidrojenli otobüsler işliyor olacak. General Motors 1 milyar dolar bütçeyle hidrojenli otomobil üretimine geçmeye hazırlanıyor. Toyota ve Honda Şirketleri, Tokyo, Yokohama ve Los Angeles şehirlerinde hidrojenli otomobilleri kiraya vermeye başladı. Birçok petrol şirketi, hidrojen dolum istasyonları kurdu ve şu anda, dünyada 60-70 tane hidrojen dolum istasyonu bulunmakta, bunların çoğu, Amerika, Avrupa ve Japonya'da. Ayrıca, bu ülkelerin yanı sıra İzlanda'da da 1 adet dolum istasyonu kuruldu. Bu yatırımın nedeni de, İzlanda bir konsorsiyum kurarak, üniversite, elektrik şirketi, otobüs şirketi ve balıkçılık şirketi iştirak etti. Ayrıca, DaimlerChrysler Şirketi ve Shell Şirketi, konsorsiyum kurarak, İzlanda'yı 2030 yılına kadar hidrojene dönüştürecek ve hidrojenin çoğu da jeotermik enerjiden üretilecek çalışma içerisine girdiler. Ülkemizde de, Ege'de, bol jeotermal enerjiden yararlanarak hidrojen enerjisi üretmek mümkündür. Ayrıca, Karadeniz'in 60 metrenin altındaki yerlerinde bol miktarda hidrojensülfür vardır ve Türkiye'nin hidrojen madeni gibidir. Hidrojensülfürden, düşük maliyette hidrojen elde edilebilir, aynı zamanda, rüzgâr, güneş, su enerjisinden de hidrojen üretilebilir. Hidrojenle elektrik üreten sistemler, Japonya, Amerika ve Avrupa firmaları tarafından üretilmekte ve satılmaktadır. Hidrojen elektrik pilleri de ticarî olarak satılıyor. Yaptığımız model çalışmalarına göre, eğer hidrojen için İzlanda'nın yaptığı gibi özendirici tedbirler alınmazsa bile, şimdiki yasalarla devam edersek, hidrojene geçiş 2074 yılında tamamlanacaktır. Eğer ülkeler arasında rekabet olur ve özendirici tedbirler alınırsa, bu süre daha da kısalır."
Yine, Prof. Dr. Sayın Nejat Veziroğlu, devamla şöyle ifade ediyor: "1974'te hidrojen ekonomisi fikrini ortaya attıktan sonra, dönem dönem Amerika Birleşik Devletlerine danışmanlık yaptım. Hidrojen enerjisinin dünya ekonomisine ve kalkınmakta olan ülkelere etkisi ne olacaktır gibi konularda rapor hazırladım. 1990'da verdiğim bir raporda, dünyanın hidrojene geçişinde nâzım rol oynayacak bir milletlerarası merkez kurulmasını önerdim. Bu görüşü, Birleşmiş Milletlerin Viyana'daki UNIDO teşkilatı olumlu buldu ve benden merkezin nerede kurulması gerektiğiyle ilgili rapor istediler. Raporumda, bu merkezin, endüstriyel ülkelerle kalkınmakta olan ülkelerin arasında, üç kıtayı bağlayan bir noktada, Türkiye'de kurulmasını önerdim. Kendi içlerinde yaptıkları toplantı sonunda da, merkezin İstanbul'da kurulmasına karar verildi. Sonra, Ankara'yla görüşmeler yapıldı ve birçok ülkenin enerji bakanlıkları ve dışişleri bakanlıkları ziyaret edildi ve merkezin Türkiye'de kurulmasına onay verildi.
Benim konvansiyonel enerji sistemleri için önerim, petrol ve doğalgaz aramaları hızlandırılmalı; çünkü, hâlâ, hidrojen elde edebilmek için bunlara ihtiyaç var. Doğalgaz boru hatları yaygınlaştırılmalı; bunun nedeni de, hidrojen enerjisine geçildiğinde, bu boru hatlarının kullanılacak olması. Elektrik santralları yapımı hızlandırılmalı. Kömürlü ve linyitli santrallar yapılmamalı; çünkü, bunların zararı faydasından daha fazla. Nükleer santral yapımı özendirilmeli. Yatırımların çoğu özel sektör tarafından yapılmalı. Devlet, enerji tesislerini özelleştirmeli."
Prof. Dr. Sayın Nejat Veziroğlu son paragrafta konuyu şöyle bağlıyor: "Hidrojen enerji sistemi için önerilerim ise; UNIDO Milletlerarası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi kurulmalı. GEF finansmanıyla pilot bölgeler kurulmalı, hatta Türkiye'de ilk hidrojenle çalışan otobüsler İzmir'e gelmelidir. Kömür, linyit çıkan yerlerde hidrojen üretim tesisleri kurulmalı ve dağıtım hidrojen olarak yapılmalı. Doğalgaz boru hatları hidrojen taşıyacak nitelikte yapılmalı. Temiz enerji yatırımları özendirilmelidir."
Değerli arkadaşlarım, dünyada çeşitli ülkelerde hidrojen enerji araştırmaları yapılmaktadır. Japonya, Almanya, Suudî Arabistan, Kanada, İzlanda, İtalya, İspanya, Norveç ve Amerika Birleşik Devletlerinde hidrojen üzerine programlar yürütülmekte ve işbirliği yapılmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri, 2030 yılından sonra, toplam enerji ihtiyacının yüzde 10'unu hidrojenden karşılamayı düşünmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush "petrole bağımlılıktan kurtulmak için bu enerjiye geçmeliyiz" diyerek, 3 milyar dolar kaynak ayırdığını açıklamıştır.
Petrol, doğalgaz ve kömürün dünyaya bir yılda verdiği zarar 5 trilyon dolardır. Hidrojen, bu yakıtlara göre ısı enerjisinde yüzde 20, otomobillerde yüzde 18, elektrikli motorlarda ise yüzde 50 daha verimlidir.
Hidrojenin yaygınlığı, temel kaynağının su olmasının yanı sıra, enerjiye dönüşürken ısı ve suyun dışında hiçbir yan etki oluşturmaması, bu gazı, gelecek için çok önemli bir alternatif haline getirmektedir. Hidrojen enerjisi alanında faaliyet gösterecek olan merkez, Türkiye'nin çevreye, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirme ve iklim değiştirme konularına verdiği önemi gösterecektir.
Değerli milletvekilleri, sözlerimi bitirirken, enerji diplomasisinin ülkemiz açısından arz ettiği öneme kısaca eğilmek istiyorum. Enerji diplomasisini bir ülkenin gücünden ve birikiminden kaynaklanan, genelde stratejik hedeflere ulaşmayı amaçlayan ve dışpolitika hedeflerinin gerçekleştirilmesine katkı sağlayan çok yönlü faaliyetler ve temaslar olarak değerlendirebiliriz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Özkan.
UFUK ÖZKAN (Devamla)Türkiye, dünya toplam petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 70'inin bulunduğu bir bölgede yer almaktadır. Türkiye, bölgesinde enerji terminali olma iddiasındadır. Türkiye'nin enerji talebi yılda yaklaşık yüzde 5 oranında büyümektedir; yıllık elektrik tüketimi ise yaklaşık yüzde 7-8 oranında artmaktadır. Bunlar, OECD ülkeleri arasında en yüksek oranlardır. Bütün bu hususlar, enerji konularının ve enerji diplomasisinin Türkiye açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye, enerji diplomasisine verdiği değerler ölçüsünde bölgesindeki ve dünyadaki gücünü ve önemini artıracaktır.
Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisinin, enerji konusuna büyük bir önem vermekte olduğunu, enerji danışmanlarımızın her ay kapsamlı bir şekilde hazırladığı raporları kamuoyunun bilgisine sunmakta olduğunu da belirtmek istiyorum.
Dünya enerji alanında önümüzdeki dönemlerde önemli değişiklik ve gelişmeler beklenirken, Türkiye'yi bu süreçten soyutlamak mümkün değildir. Önümüzdeki çağ, hidrojen çağıdır. Hiçbir ülke bu çağdaş gelişimden soyutlanamaz. Türkiye'de kurulacak merkez, uluslararası bir platform niteliği taşıyacak ve ülkenin stratejik önemini daha da artıracaktır. Yeni gelişmekte olan bir teknoloji alanında uluslararası bir merkeze sahip olunması dünyanın dikkatini Türkiye'deki bilimsel ve teknolojik ilerlemelere çekecektir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, anlaşmayı destekliyor, ülkemize ve milletimize faydalı olacağına inanıyoruz.
Saygılarımla. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 22 Ocak 2004