İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 115. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sivil havacılık genel müdürlüğü teşkilat ve görevleri hakkında kan.tas. (ss: 940 )

Ümmet Kandoğan

Denizli Milletvekili ·

Genel Kurul, 115. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Haziran 2005 · 907 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ümmet Kandoğan, 22 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KAN.TAS. (SS: 940 )); konuşma 907 kelime.

Ümmet Kandoğan (Denizli). “Sivil havacılık genel müdürlüğü teşkilat ve görevleri hakkında kan.tas. (ss: 940 )”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 22 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ummet-kandogan-22-2005-06-22-sivil-havacilik-genel-mudurlugu-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kan-tas (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Şunun için aleyhinde söz aldım: Son derece önemli bir konu gündemimizde. Kıbrıs, bizim için hayatî önemi haiz olan bir yer, yıllardan beri Türk Milletinin gözbebeği olan bir yer. Bu kadar önemli bir yerle ilgili olarak, Meclisteki bir genel görüşme isteğinin bizlere daha önceden ulaştırılıp, bizlerin de bu konuya katkı sağlamamıza zaman ayırabilecek bir süreyi bizlere vermelerini beklememizden dolayıdır; yoksa, böyle bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesinin, bir genel görüşme açılmasının karşısında olmak, bir milletvekili olarak, herhalde söz konusu olamaz.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği, bizim kırkbeş yıllık bir hayalimiz, arzumuz ve isteğimiz. Kırkbeş yıl önce Türkiye'de ilk adımları atılan ve geçmiş bütün hükümetlerin, iyi veya kötü, desteklediği, yardımcı olduğu ve bir nihaî hedef olarak Türk Milletinin önüne konulan bir proje. 22 nci Dönem Parlamentosu olarak bizler de, burada, Avrupa Birliğiyle uyum yasalarıyla ilgili olarak, iktidar ve muhalefet, elbirliğiyle gayret gösterip, bu Meclis, birlik ve beraberlik içerisinde Avrupa Birliğine tam üye olabilmenin yolunu açacak gerçek çalışmaları hep birlikte yaptık; ancak, ne yazık ki, 17 Aralıktaki o toplantıdan sonra, maalesef, o toplantıdan çıkan neticelerin birçoğunun Türkiye'nin aleyhinde olmasına rağmen, Kızılay'da, bir bayram havası içerisinde, bindirilmiş kıtalarla yapılan o gösterinin ardından, ertesi günü, bunun bir bayram olmadığı, bu metnin içerisinde Türkiye'nin kabul edemeyeceği birçok hükümlerin yer aldığı, çok açık bir gerçek olarak karşımızda. İşte, serbest dolaşımın olmaması, ucu açık ve sonucu önceden belirlenemeyen müzakereler, bütün dosyaların tek tek ele alınarak, oylanarak diğer dosyalara geçilecek olması, tarımla ilgili kısıtlamalar ve buna benzer, Türkiye'nin kabul edemeyeceği ve bugüne kadar hiçbir Avrupa Birliği ülkesine dayatılmayan, öngörülmeyen hususların o metnin içerisinde olması; ama, Adalet ve Kalkınma Partisi, 6 Ekimdeki metnin sonunda "dengeli ve olumlu bir rapordur" diye, hem Sayın Başbakan hem de Dışişleri Bakanı ifadede bulundular. 17 Aralıkta biz neyin bayramını yaptık?! İşte, bugün gelinen noktada, Türkiye'nin ancak imtiyazlı bir ortaklıkla Avrupa Birliğine girebileceği yolunda çeşitli görüşler ortaya çıkmaya başladı; işte Prodi'nin görüşü, işte Verheugen'in görüşü ve Fransa'nın yeni Başbakanının görüşü… Bütün bunlar bize gösteriyor ki, Avrupa Birliğiyle ilgili yapılacak olan görüşmelerin ucu açıktır, belirsizdir; hatta, Avrupa'daki iki anayasa oylamasından sonra, Avrupa Birliğinin geleceği de belirsizdir. Ben isterdim ki, bugün, Türkiye'nin dışpolitikalarının tamamıyla ilgili bir genel görüşme isteği gelmiş olsaydı.

Bakınız, Irak'la ilgili de, Adalet ve Kalkınma Partisinin ve Sayın Başbakanın onlarca konuşması vardı, kırmızı çizgileri vardı Irak'la ilgili; ama, bugün, o kırmızı çizgilerin hepsi yemyeşil çizgiler olmuş ve yanı başımızdaki Irak'la ilgili alınan hiçbir kararda Türkiye'nin görüşünün ne olacağını bırakınız sormayı, tam tersine, Türkiye'nin aleyhinde gelişen birçok olay bizi şu anda rahatsız etmektedir. Daha yakın bir zamanda, Irak'taki yönetimin Kandil Dağı'nda PKK yöneticileriyle yaptığı görüşme de hafızalarımızdan henüz silinmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Ermenilerle ilgili olarak, sözde soykırımla ilgili olarak, 16 ncı ülkede de bunun bir soykırım olduğu, bunun bir katliam olduğu yolunda kararlar çıkıyor. Hani bizim şahsiyetli dışpolitikamız, hani yüzbinlerce kilometre yapılarak dünyanın dört bir köşesine düzenlenen geziler?! Bütün o gezilerin neticesi böyle mi olmalıydı değerli milletvekilleri?!

En son Almanya Parlamentosunda…

Sayın Başbakan çıkıyor, diyor ki: "Ben, politikacının omurgalısını, kemiklisini severim."

Sayın Başbakan, size, bugüne kadar "my brother, kardeşim" şeklinde bir dışpolitika ilişkisini yutturdular; birbirinize ön isimle hitap edince dışpolitikayla ilgili tüm meselelerin çözüleceğine inandırdılar.

Berlusconi size "my brother" diyor; ama, gelip Türkiye'de, İtalyan şirketlerinin alacaklarını çatır çatır tahsil edip ülkesine dönüyor.

Schröder size gelip birçok şeyi söylüyor; ama, işte bir hafta önce Alman Parlamentosundan böyle bir karar çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, bizler birlik ve beraberlik içerisinde olmak mecburiyetindeyiz. Bakınız, biraz önce, Avrupa Parlamentosunda, Almanya'da özellikle, alınan bir kararla ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin bir teklifinin de, yine, olumsuz bir şekilde karşılandığı bize ifade edildi. Özellikle 17 Aralıktaki karar ile Ankara Anlaşmasının yeni üyelere uyarlanmasıyla ilgili verilen taahhüt son derece önemli; ama, bakınız, bu arada, daha yakın bir zamanda, Sayın Başbakan, Kıbrıs'la ilgili şunları söyledi: "Biz de Kıbrıs'la ilgili olarak geçmiş dönemlerde uygulanan politikaların aynısını uygulasaydık, nasıl Suriye'nin Lübnan'dan çıkarılmasıyla ilgili dayatılan bir karar alındıysa, aynı şekilde bir karar bize de dayatılacak, bir süre direnecek, daha sonra dayanamayıp, Kıbrıs'tan kuzu kuzu çıkardık." Bu cümlelerini söyledi Sayın Başbakan ve bunu, sonra tavzih etme ihtiyacını da duymadı. Eğer, bir sayın başbakan bunu rahatlıkla söyleyebiliyorsa, yarın, bu ek protokol imzalandıktan sonra, Kıbrıs Rum Yönetimi, Sayın Başbakanın bu konuşmasını da ele alıp, o protokolün imzalanmasını da ele aldıktan sonra, karşımıza Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak çıkacak ve Avrupa Birliği ülkelerine uygulanan bütün muamelelerin eşit olarak kendisine de uygulanmasını isteyecektir.

Geçenlerde bir Rum lider "yıllardan beri, Kıbrıs'la ilgili uyumsuzluğu çıkaran, anlaşmazlığı çıkaran bizdik" diye itiraf etmek mecburiyetinde kaldı; ama, biz, kırk yıldan beri bu davanın savunucu Rauf Denktaş için bile, buralarda, Meclis kürsüsünde ve dışarıda hangi ağır ithamlarda bulunduk değerli milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, getirilmiş olan bu genel görüşme isteği, hakikaten, son derece önemli bir istek. Bunun, mutlaka, bu Parlamentoda bulunan milletvekillerimiz tarafından kabul edilmesi ve bu konuyla ilgili bir genel görüşme açılması ve bu genel görüşmeden çıkacak netice sonunda da, ben de öyle inanıyorum ki, hem hükümetin eli güçlenecek hem Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, 547 milletvekili olarak ortak bir karar alacağız ve ortak aldığımız karardan sonra hükümetimizin, iktidarımızın eli güçlenecek ve bu ek protokolün imzalanması noktasında, masaya daha güçlü bir şekilde oturacağı inancındayım.

O nedenle, ben, bu önerinin, bizlere daha önceden iletilip, bu konuyla ilgili yeterli hazırlığı yapıp, yeterli katkıyı sağlayacak süreyi bize vermediği için, Cumhuriyet Halk Partisinin bu Grup önerisi aleyhinde söz aldım. Ancak, tekrar ediyorum, bu mesele, bir millî meseledir, bir millî davadır. Bu ek protokolün imzalanmasından sonra gelişebilecek yeni olaylara karşı, bu Meclisin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 22 Haziran 2005

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook