2005 mali yılı bütçe kan.tas.( 6 ncı tur görüşmelerinde) milli savunma bakanlığı,sanayi ve tic.bakanlığı
Kırıkkale Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 38. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Aralık 2004 · 893 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Vahit Erdem (AK Parti), 23 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.( 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE) MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI,SANAYİ VE TİC.BAKANLIĞI); konuşma 893 kelime.
Vahit Erdem (AK Parti, Kırıkkale). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.( 6 ncı tur görüşmelerinde) milli savunma bakanlığı,sanayi ve tic.bakanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahit-erdem-22-2004-12-23-2005-mali-yili-butce-kan-tas-6-nci-tur-gorusmelerinde-milli-savunma (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA VAHİT ERDEM (Kırıkkale)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Zaman geçmiş olmakla beraber, Musul'da şehit edilen beş kişiden birinin de benim Kırıkkaleli hemşerim olması dolayısıyla, ben, bu beş şehidimize, tekrar Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum ve canilerin de hak ettikleri cezalarını yakında göreceklerini ümit ediyorum.
Sözlerime başlarken, önce, iki prensibi, iki cümleyle ifade etmek istiyorum. Türk Ulusunun bekası, bağımsızlığı, millî birliği ve bütünlüğünün korunmasında, Türk Silahlı Kuvvetleri, her zaman en büyük güvence kaynağımız olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri de, bu anlayışla, daima her türlü risk ve tehditlere karşı koyacak ve ülkenin menfaatlarını koruyacak güçlü ve caydırıcı bir savunma politikasını önplanda tutmaya özen göstermişlerdir. Benim 10 dakika gibi kısa bir süre içinde yapacağım konuşma da bu çerçevede olacaktır.
Değerli milletvekilleri, Sovyetlerin dağılması ve soğuksavaşın sona ermesi, küreselleşme sürecine büyük bir ivme kazandırmıştır. Küreselleşme, dünya jeopolitiğini, ekonomisini, tehdit ve güvenlik çevresini ve savunma kavramını önemli ölçüde değiştirmiş ve değiştirmeye de devam etmektedir. Jeopolitik rekabet, politik kargaşa, ekonomik güçlükler, bölgesel gerginlikler ve bazı kural tanımayan rejime ve yönetime sahip devletler yeni tehdit çevresini oluşturmaktadırlar. Bu çevre, uluslararası terörizmi, kitle imha silahlarının yayılmasını ve bölgesel çatışmaları en önemli tehdit olarak önplana çıkarmıştır. Bu tehditler, sınır ve ülkeötesi ve her coğrafyada operasyon yapma yeteneğine sahip olmayı gerektirmektedir. Dolayısıyla, bu yeni durum, orduların daha esnek, hızlı konuşlanabilir, daha teknolojik imkâna sahip ve daha yetenekli olacak şekilde yeniden yapılandırılmalarını zorunlu hale getirmiştir.
Bu çerçevede, NATO ve millî ordular dönüşüm sürecine girmiştir. Devlet ve hükümet başkanlarının katıldıkları NATO zirvelerinde, bilhassa Prag Zirvesinde, NATO'da, dolayısıyla millî ordularda ulaşılmak istenen yeni yetenek ve silahlanma hedefleri belirlenmiştir. NATO, bir yandan komuta sistemi dahil kendini değiştirirken, bir yandan da bünyesinde 20 000 kişilik, hızlı konuşlanabilen ve yüksek yoğunluklu çatışmaya yönelik operasyonlar için NATO Response Force -Türkçesi, NATO Mukabele Gücü- adı altında birlik oluşturmuştur. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası çerçevesinde de, 60 000 kişilik, benzer, Avrupa Hızlı Reaksiyon Gücü geliştirilmektedir.
Bellibaşlı Avrupa ülkeleri, yeni yapılanmada 200 000 ilâ 250 000 civarında profesyonel ağırlıklı bir kuvvet planlaması yapmaktadırlar. Bunu karşılık, daha yüksek vurucu güç ve yetenek kazandıracak silah sistemleriyle donatmayı da hedef almışlardır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye de bu değişim sürecinden etkilenen ve önemli konuma sahip bir durumdadır. Türkiye, komşularıyla ilişkilerini büyük çapta iyileştirmiş, karşılıklı güveni artırmış ve dostluğu geliştirmiştir. Bu gelişmeler memnuniyet vericidir. Sadece Ermenistan'la ilişkiler, Ermenistan'ın tutumu sebebiyle normalleştirilememiştir.
Bir NATO üyesi olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinde de, diğer NATO ülkelerinde olduğu gibi, değişimin gerekliliğini ve yapılmakta olduğunu biliyoruz. Artık, çok sayıda insangücüne dayanan ordulardan ziyade, teknolojiye dayanan ve bu teknolojiyi kullanabilen, iyi eğitilmiş birliklerden müteşekkil ordular önem kazanmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu yönde çalışmaları hükümetlerce desteklenmelidir.
Türkiye'nin özel konumu ve millî güvenliğimizin muhafazası, her zaman güçlü ve caydırıcı bir silahlı kuvvetleri daima idame ettirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu temel şart esas alınarak ve yeni tehdit çevresi ve dünyadaki gelişmelere paralel olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinde optimum büyüklük ve yeteri kadar profesyonel asker sayısı esas alınarak yeniden yapılanma çalışması makul bir zaman sürecinde gerçekleştirilmelidir. Buna paralel olarak, teknolojik silah, araç ve gereçle de takviye edilmesi hayatî önem taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, savunma sanayii ve tedarik sistemine yönelik de kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Savunma harcamalarımızın anakaynaklarını millî bütçe ile bütçe dışında Savunma Sanayii Destekleme Fonu oluşturmaktadır. Savunma harcamalarımız, geçmiş dönemde gayri safî millî hâsılanın yüzde 4'ü, 5'i arasında seyretmiştir. Bu oran, ABD, İngiltere, Fransa ve Yunanistan'la birlikte NATO ülkeleri ortalamasının üzerindedir.
Türkiye, dünya savunma harcamaları sıralamasında ilk 15 ülke arasında yer almaktadır. 1983-2003 dönemlerimde ortalama savunma harcamalarımızın yüzde 40'ı personel ödemelerine, yüzde 38'i yiyecek, giyecek, yakıt ve benzeri giderlere, yüzde 18,5'i silah, araç ve gereç alımlarına, yüzde 2,5'i de transfer harcamalarına gitmiştir. Askerî teçhizat alımının yüzde 54'ü bütçeden, yüzde 44'ü de Savunma Sanayii Destekleme Fonundan temin edilmiştir.
Yeniden yapılanmaya paralel olarak, personel, giyecek, yiyecek ve diğer benzeri harcamalar azaltılarak, modernizasyona daha fazla kaynak ayırma imkânı yaratılmalıdır diye düşünüyorum.
Halen ülkemizde askerî teçhizat tedarikinin yüzde 75-80'i yurtdışından temin edilmektedir. Bu oran, fazla dışa bağımlılığı ifade etmektedir. Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurulurken en az yüzde 50-60 yerli katkı hedef alınmıştı. Bu hedef devam ettirilmelidir.
1985 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı bir kanunla Türk savunma sanayiinin teşviki, geliştirilmesi ve koordinasyonu amacıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurulmuştur. Savunma sanayiinin geliştirilmesinde hızlı bir başlangıç yapılmış, ilk altı yedi yılda 8'e yakın savunma sistemleri üretim tesisleri kurulmuştur; ancak, bu tempo zamanla yavaşlamış ve durmuştur, dış tedarik ağırlık kazanmıştır.
Sanayileşmenin Savunma Sanayii Müsteşarlığı bünyesinde, silah araç ve gereç tedarikinin de Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde olması ikilem yaratmakta ve yukarıdaki sonuca yol açmaktadır. Tedarik ile sanayileşmenin bir bütünlük içinde ele alınması ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı bünyesinde toplanması doğru bir yöntem olacaktır.
Uzman bir kurum olarak Savunma Sanayii Müsteşarlığı güçlendirilmeli ve tedarikin devriyle birlikte, sivil ve askerî personelle takviye edilmelidir. Savunma sanayiinin geliştirilmesi ve tedarik sisteminde çalışanların çeşitli disiplinlerde uzman, devamlılık arz eden kişilerden oluşması şarttır. Fransa'da Delege General d'Armoment ve Almanya'da BWB teşkilatları gibi benzer kurumlar mevcuttur; diğer Batı Avrupa ülkelerinin savunma bakanlıklarının yapısı da bu şekildedir.
Savunma sanayiinin geliştirilmesi, millî güvenlik politikamızın bir parçası olarak ele alınmalıdır. Türkiye'nin savunma bütçesi hatırı sayılır bir büyüklüktedir. Bu sebeple, bugün bulunduğumuz noktanın çok üzerinde bir savunma sanayii kapasitesine sahip olmamız mümkündür. Tabiî ki, her sistemi kendimizin üretmesi ve tamamen bağımsız olmamız söz konusu değildir. Yerli kabiliyetin geliştirilmesi esas alınarak, tek başımıza yapamayacağımız sistemlerin tedarikinde uluslararası konsorsiyumlara girmemiz en doğru yol olarak görülmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 23 Aralık 2004