Akaryakıt kaçakçılığının ekonomiye insan ve çevre sağlığına verdiği zararların araştırılmasına ilişkin (10/238)
Bitlis Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 46. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Ocak 2005 · 985 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Vahit Kiler (AK Parti), 4 Ocak 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ EKONOMİYE İNSAN VE ÇEVRE SAĞLIĞINA VERDİĞİ ZARARLARIN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN (10/238)); konuşma 985 kelime.
Vahit Kiler (AK Parti, Bitlis). “Akaryakıt kaçakçılığının ekonomiye insan ve çevre sağlığına verdiği zararların araştırılmasına ilişkin (10/238)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 4 Ocak 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/vahit-kiler-22-2005-01-04-akaryakit-kacakciliginin-ekonomiye-insan-ve-cevre-sagligina-verdigi-za (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
VAHİT KİLER (Bitlis)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, konuya, çok geniş bir şekilde, hem Sayın Bakanımız hem bizim AK Parti Grup temsilcimiz hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grup temsilcisi yeterince değindiler. Ben de, özellikle, hem önergenin gerekçesinde yer alan hem de bunu hazırlarken araştırmalarımızda ortaya çıkan rakamsal bazda bazı sonuçları sizlerle paylaşacağım.
Tabiî, kaçakçılık ülkemizde yeni yapılmıyor, son elli yıldır kaçakçılık var. Olayın, hem ekonomik boyutu hem kayıtdışı olduğu için yine zararı devlete gelen boyutları var. Hele hele son yirmi yıldır, organize bir şekilde, kaçakçılığın çok değişik türlerini ülkemiz görüyor; değişen teknolojiyle beraber elektronik eşya kaçakçılığı, yine değişen teknolojiyle beraber ceptelefonu kaçakçılığı... Tabiî, bunların hepsinin yanında, akaryakıt kaçakçılığı, topladığınız zaman, çok fazla miktarda, hem ülkeye zarar veriyor hem insan sağlığına zarar veriyor hem de ekonomik boyutta her türlü zararı veriyor. Bununla ilgili olarak, biz, özellikle, bu kaçakçılığı yapan insanlar nerede yapıyorlar, nasıl yapıyorlar, daha çok doğu ve güneydoğuda mı, yoksa denizyoluyla batıda mı yapılıyor, bunları araştırdık.
Değerli arkadaşlarım, inanın, olayın boyutu o kadar büyük ki, rant o kadar fazla ki... Artık, bu iş, tamamen organize suç örgütlerinin, büyük çetelerin elinde; çünkü, rant çok yüksek. Sayın Bakanım da değindi, Tevfik Bey de değindi, Vedat Bey de değindi; olayın yıllık boyutu 2 500 000 000-3 000 000 000 dolarlara dayanmış. Bu rakamlar, kayıtdışı çalışanların, özellikle organize suç örgütlerinin iştahını kabartıyor. Tabiî, bunu tek başına birilerinin yapması mümkün değil; illa ki bir yerlerden destek aldılar ve bunu son yirmi yıldır yapıyorlar. Çok basit yaptığımız hesaplamalar, Emniyet Genel Müdürlüğünden aldığımız veriler, yıllık toplam pazarın, kayıtdışı pazarın 8 ilâ 10 milyar dolar olduğunu gösteriyor. Bunun da -ülkemize, hem vergi kaybı hem kayıtdışı olarak- verdiği zarar, yaklaşık 2 500 000 000 ile 3 milyar dolar arasında.
Tabiî, olayın sadece maddî boyutu yok; maddî boyutunun yanında -bahsettiğim gibi- hem çevre sağlığına hem insan sağlığına verdiği zararlar var. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Petrol Araştırma Merkezi verilerine göre, kullandığımız her 6 litre akaryakıtın 1 litresi bozuk. Yine, elimizde bazı örnekler var; kullandığımız motorinin 19,5'i, benzinin 11,6'sı ve -çok daha korkunç olan tarafı- fueloilin ise yüzde 35'i istenilen evsafta değil; tamamen, çok basit kimyasallarla, kimyasal maddelerle karıştırılarak elde edilen bu maddeler akaryakıt olarak kullanılıyor.
Tabiî, kaçakçılığın nerede yapıldığına değindik, Sayın Bakanım da değindi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan değerli arkadaşım da değindi. Asıl geleceğimiz nokta burası değerli arkadaşlar; çünkü, bugüne kadar, hep doğu, güneydoğu üzerinde durulmuş; doğuda, güneydoğuda 50 litrelik, 100 litrelik yedek depoyla -çok affedersiniz- hayvan sırtında getirilen mazotlarla ilgilenilmiş. Yahu, Allahaşkına, 3 000 000 tonluk kaçak akaryakıt pazarı var. Doğu ve güneydoğuda, sürekli, hayvanlarla akaryakıt taşınsa, 50 litrelik, 100 litrelik depolarla taşınsa, 50-100 litrelik depolarla taşınsa, 3 000 000 ton yakalanır mı veya yedek depolarla taşınsa, bunun yakalanması mümkün mü; hayır. Olay, gerçek anlamda nerede yapıldığı, gerçek anlamda kimler tarafından yapıldığı, sürekli, değişik adresler gösterilerek, değiştirilerek hep gizlenmiş, denizyoluyla, İstanbul'da, Mersin'de, İzmir'de, Antalya'da limanlarda yapılanlar he unutulmuş; ama, doğu ve güneydoğuda kamyonların 50-100 litrelik yedek deposuyla veya fazladan gelen o 50 litreyle uğraşılmış.
Değerli arkadaşlar, bunu, size kısa bir fıkrayla açıklamak istiyorum: Kamyon şoförünün birisi çok ciddî bir kaza yapmış. Bu kaza neticesinde kamyon parçalanmış, darmadağın olmuş. Gelmişler, bakmışlar ki, kamyon şoförü kamyonun altında bir şeyler arıyor. "Kaptan, ne arıyorsun" demişler. O da "hiç sormayın, kamyonda pensemi kaybettim, pensemi arıyorum" demiş. Kamyon gitmiş, adam penseyi arıyor! Bu da, aynı ona benziyor.
Sayın Bakanım "yüzde 80" dedi. Bence, toplam 3 000 000 tonluk kaçak akaryakıt pazarında, doğu ve güneydoğuda yapılan kaçak akaryakıt yüzde 10'u geçmiyor, en fazla yüzde 10'u karşılıyor; ama, bu olay yıllardır kamuoyunun gündemine geldiği zaman "bunu çok karıştırmayın, bununla ilgili önerge vermeyin, bununla ilgili komisyon açmayın" deniliyor. Niye; "çünkü, doğu ve güneydoğuda, hâlâ, bundan ekmek yiyenler var" diyorlar. Hayır; biz, Meclis olarak, hükümet olarak, bununla ilgi üzerimize düşeni yapacağız, özellikle denizyoluyla milyonlarca ton getirenleri yakalayacağız; bir seferde 5 000-10 000 ton getirip, öbür tarafta adres olarak doğu ve güneydoğuyu kullananları, inşallah, ortaya çıkaracağız. Ben, bu konuda Sayın Bakanımıza güveniyorum; hiç uzanılmayan yerlere -vardı ya- el attılar ve yolsuzlukları büyük ölçüde ortaya çıkardılar. Özellikle, enerji piyasasında yapılanları biliyoruz. Ben, bu konuda da, Sayın Bakanımızın üzerine düşeni yapacağını... Tabiî, bu, sadece Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımızı ilgilendirmiyor. Olayın boyutu... Birçok yere değiyor... Bu, hem Denizcilik Müsteşarlığıyla ilgili. Dış Ticaret Müsteşarlığıyla ilgili. İnşallah, onlar da kendilerine düşeni yapacaklar ve biz, bir an önce, bu 3 milyar dolarları, 4 milyar dolarları ülke ekonomisine kazandıracağız.
"Çete" adı altındaki gayrikanunî örgütlenmeler, dozajı her geçen gün artan bir yayılmacılıkla, toplumu ve bireyi önemsizleştirerek sosyal güveni sarsmakta, birey-toplum, birey-devlet ilişkisini şüpheci kılmakta. Bu yüzden, bu tip yaşama uygun kişiler, kötü örnekleri gösterip, kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyor ve suç işlemekte bir sakınca görmüyorlar.
Diğer taraftan, ülkeye kaçak olarak girişi yapılan hampetrol ve petrol ürünleri, hem düzenli çalışan dağıtım şirketleri aleyhine haksız rekabet yaratmakta hem de bayileri kayıtdışına iterek, devletimizin vergi kaybını artırmaktadır.
Tabiî, çevre kirliliği yaratır ve insan sağlığını tehdit eder. Kaçak akaryakıt kullanımı, sebep olduğu çevre kirliliği, vergi, döviz kayıpları, üretim-tüketim dengesinin bozulması gibi zararlarının yanı sıra, içerdiği uçucu petrol elementleri nedeniyle, kamyonlarda kullanıldığında, muhtemel kazalarda, kullanıcıların ve çevredeki insanların hayatını riske sokan yanıcı ve patlayıcı bir ortam doğurması gibi sakıncaları da içeriyor.
Yine, benden önceki konuşmacı arkadaşlarım değindi, ben çok fazla açmak istemiyorum; ama, kamyon sayısındaki artışa, otomobil sayısındaki artışa paralel olması gereken benzin satışı, mazot satışı eğer aynı paralelde değilse, bugüne kadar bununla ilgili önlem almayan hükümetlerin, siyasîlerin kendilerinde bir eksiklik görmelerini tavsiye ediyorum.
Motorin ve benzin gibi akaryakıt ürünlerine karıştırılabilme özelliği bulunan ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün müsaadesine tabi bulunmayan dişli ve redüktör yağı gibi bileşimlerin bütün firmalar tarafından -BP gibi, Shell gibi firmalar tarafından- ithal edildiğini biliyoruz. Bununla ilgili şöyle küçük bir araştırma yaptık. 1998 yılında ülkenin toplam ihtiyacı 2 800 ton, kullanılmış; 1999 yılında 4 500 ton, o da kullanılmış; ama, 2000 senesine gelmişiz, 370 000 ton -böyle bir rakam- Türkiye'ye giriş yapmış. Peki bu nereye gitti diye hiç araştırılmamış. 1998'de, 1999'da, 2000'de bu ülkeyi yönetenler bununla ilgili tedbir alamaz mıydı; alırdı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 4 Ocak 2005