Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)
Kahramanmaraş Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 3. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Ekim 2009 · 1.746 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Veysi Kaynak (AK Parti), 7 Ekim 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.321)); konuşma 1.746 kelime.
Veysi Kaynak (AK Parti, Kahramanmaraş). “Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)”. TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim tutanağı, 7 Ekim 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/veysi-kaynak-23-2009-10-07-turk-borclar-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-321 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, yeni yasama yılının ülkemize, milletimize ve Parlamentomuza hayırlar getirmesini temenni ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, bugün Türk hukuk tarihi adına önemli bir gün. On iki yıla yakın bir zamandan beri, yani Nisan 1998’den beri üzerinde büyük emekler verilen, bir büyük, temel yasa tasarısının kanunlaşması için Genel Kuruldaki görüşmelerine başladık.
Özel hukukun anayasası olarak tabir edilen böylesine önemli bir tasarının kanunlaşması sürecinde en önemli safhalardan birini bugün başlatmış bulunuyoruz. Bu önemli temel yasa tasarısının, değerli milletvekillerimizin de katkılarıyla, kısa sürede yasalaşması temennisiyle sözlerime başlıyorum.
Sayın milletvekilleri, yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar geçen seksen yıllık süreçte Borçlar Kanunu’nun içeriğinde bazı değişiklikler yapılmış olmakla birlikte bunlar köklü ve önemli değişiklikler olmamıştır. Kanunların bir sosyal varlık olarak aynen canlı varlıklar gibi zamanla yaşlanmaları, kendilerinden beklenen işlevleri tam anlamıyla yerine getirmekte güçsüz kalmaları, bu sebeple de günün şartlarına ve ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermemeleri herkesçe kabul edilebilecek bir gerçektir. Bu gerçek, kanunların ve özellikle hukuk hayatında büyük önemi olan temel kanunların baştan sona gözden geçirilerek o günün şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle getirilmesini zorunlu kılar.
Nitekim, aynı ihtiyaç ve zorunluluk daha önce Türk Kanunu Medenisi için de söz konusu olmuş, bu ihtiyaç uzun çalışmalar sonucu hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe konulmasıyla karşılanmıştır. Aynı ihtiyaç ve zorunluluk temel kanunlardan birisi olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’muz için de söz konusudur. Bu nedenle Adalet Bakanlığınca yürürlükteki Kanun’u baştan sona gözden geçirmek, tamamlayıcısı ve ayrılmaz bir parçası niteliğiyle beşinci kitabını oluşturduğu Türk Medeni Kanunu ile uyumu sağlamak ve özellikle günümüzün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir tasarı hazırlamak üzere 2/4/1998 tarihinde akademisyenlerden ve uygulayıcılardan oluşan bir Borçlar Kanunu Komisyonu kurulmuştur. Bu Komisyon çalışmalarını tamamlamış, raporunu 23/9/2005 tarihinde Başbakanlığa sevk etmiş, Başbakanlığın 11/7/2006 tarihli yazısıyla Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te yer alan yeni şekil şartlarına uydurulması amacıyla Adalet Bakanlığına tekrar iade edilmiş, son şekli verilen Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ile gerekçeleri, görüşe gönderilen taslak metin, taslağa ilişkin gelen görüşler, görüşlerin değerlendirildiği form ve taslağın yürürlükteki Kanun’la karşılaştırılmasına ilişkin cetvel 2/10/2006 tarihinde Başbakanlığa tekrar sevk edilmiş, 59’uncu Hükûmet döneminde sonuçlandırılamadığı gerekçesiyle Başbakanlığın 14/9/2007 tarihli yazılarıyla Adalet Bakanlığına tekrar iade edilmiş, 3/10/2007 tarihinde yenilenmiş ve bu arada Mart 2007’de Antalya’da yapılan ve Komisyon üyelerinin konuşmacı, Yargıtayın ilgili daireleri ile hukuk hâkimlerinin dinleyici olarak katıldığı seminerde ileri sürülen görüş ve önerilerin değerlendirilmesi de yapılarak 30/11/2007 tarihinde Başbakanlığa sevk edilmiştir. Yani şunu demek istiyorum ki, bu tasarı hem çok uzun bir süre hem çok geniş bir kadro ve hem de çok geniş katılımla önce taslak bir metin hâline, sonra tasarı hâline getirilmiştir.
Tasarının oluşması sırasında Türkiye'nin de üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulmuş UNCITRAL gibi kuruluşlardan, bütün Avrupa Birliği ülkelerinin bilim adamlarının Avrupa borçlar hukukunun ortak mirasını tespit etmek için çalışmakta ve yayımlamakta oldukları eserlerden, Avrupa Birliği Komisyonunun da “Daha Uyumlu Bir Avrupa Sözleşme Hukuku İçin Faaliyet Planı”, “Avrupa Sözleşme Hukuku ve Topluluk Mevzuatının Gözden Geçirilmesi - İleriye Dönük Adımlar” başlıklı bildirileri gibi uluslararası metinlerden de istifade edilmiştir.
Bu tasarı 25 Ocak 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca Adalet Komisyonuna sevk edilmiş, Komisyon tarafından bir alt komisyona havale edilmiştir. Alt komisyonda görevli bulunan Bursa Milletvekilimiz Mehmet Tunçak, Düzce Milletvekilimiz Celal Erbay, Ordu Milletvekili Rahmi Güner, Kırşehir Milletvekili Metin Çobanoğlu ve bendenizden oluşan 5 kişilik komisyon, çalışmaları sırasında, bilim komisyonunun da başkanı olan Profesör Nevzat Koç, Profesör Cevdet Yavuz, Adalet Bakanlığının tetkik hâkimleri ve Yargıtaydan görevli hâkimler nezaretinde on toplantı yapmış ve toplantı sonucunda raporunu ana komisyona intikal ettirmiştir. Adalet Komisyonu ise tasarı üzerinde uzun görüşmeler yapmış, alt komisyonun metnini esas alarak yaptığı çalışmaları 25/12/2008 tarihinde tamamlamıştır.
Tasarı, gerek alt komisyonda gerek Adalet Komisyonunda bir temel kanunun zorunlu kıldığı bilinç ve dikkat düzeyinde müzakere edilmiştir. Komisyon, tasarıyı, borçlar hukukunun üzerinde oturduğu temel felsefeyle birlikte ele almış, özellikle hukuktaki gelişim ve somut adalet ihtiyacını karşılamadığı sonucuna ulaştığı hâllerde tasarıdaki hükümlere müdahale etmiş, oluşan ortak kanıya denk düşen yeni hüküm inşasında bulunmuştur. Komisyon, bu çalışmalarını yaparken tamamen hukuk ekseninde yürümüş ve çoğulcu bir yasamanın örneğini vermiştir.
Gerek yürürlükteki Borçlar Kanunu’nun ve gerekse tasarının üzerinde oturduğu temel felsefeyi birkaç madde hâlinde özetlemek gerekirse: Borçlar Kanunu irade özerkliğinin egemen olduğu bir hukuk normudur. Birey, diğer birey veya öznelerle kuracağı hukuki ilişkinin yapısını, karşılıklı hak ve borçları ve ilişkiye uygulanacak hukuku serbestçe takdir etme yetkisiyle donatılmıştır. Tasarının Anayasa’mıza da uygun olarak bu noktada bir sorunu olduğu söylenemez.
Yine, tasarı, tarafların özel konumunu dikkate alan ve modern devletlerin ayrılmaz karakterini oluşturan sosyal devlet ilkesinin zorunlu olarak yansıdığı bir dayanışma ve barış kanunudur. Sözleşmenin tipine ve sözleşenlerin konumlarına göre eşitlik terazisinin aleyhte olduğu durumlarda yasa koyucu, zayıf olanı koruma normuyla adalet ve barışa hizmet etmek istemiştir. Tasarının bu karakteri, yürürlükteki kanunumuza göre daha belirgin, daha somut ve daha baskındır. Zarar görenin, işçinin, kefilin ve kiracının korunmasına ilişkin özel normlar ve genel işlem şartları bu perspektiften okunmalıdır.
Borçlar Kanunu, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler için borç üretilmesini yasaklayan ve fakat bu kişiler için hak üretilmesini mümkün kılan bir sözleşme temeline oturur. Yine Borçlar Kanunu, sözleşmelerde ivaz ilkesini benimsemiştir. Çok istisnai hâller dışında, karşılık içermeyen bir sözleşme tipine rastlanmaz. Borçlar Kanunu’muzun ana parametrelerinden biri de sorumluluğun kusura dayandırılmış olması, kusur ilkesidir. Kanunun hakkaniyetin gerekli kıldığı kusursuz sorumluluk hâllerini ancak bir yasayla üretilebileceği ve genel bir kusursuz yahut hakkaniyet sorumluluğunun tipinin öngörülemeyeceğini esas olarak benimsemiştir. Borçlar Kanunu, niteliği itibarıyla Türk Medeni Kanunu’nun ayrılmaz bir parçasıdır. Tasarının dili için yapılan eleştirilere bir de bu gözle bakmak gerektiği üzerinde duruyorum. Medeni Kanun’un âdeta beşinci kitabı gibi olan Borçlar Kanunu’nun Medeni Kanun’un sahip olduğu dilden farklı bir dille hazırlanması düşünülemezdi.
Yürürlükteki Borçlar Kanunu’muz böylece seksen üç yıl sonra yeni bir tasarı olarak karşımıza gelmiş, dili sadeleştirilmiş, yenilenmiş, mevcut Borçlar Kanunu’nda olmayan birçok hüküm ilave edilmiş, olanların sadeleştirilmesi yapılmıştır.
Saygıdeğer milletvekilleri, isterseniz vaktim elverdiğince Borçlar Kanunu Tasarısı’nın getirdiği yeniliklerden genel hükümlerle ilgili olanları birkaç madde başlığı altında arz etmek istiyorum.
Getirilen yeniliklerden birincisi, sözleşmenin kurulması sırasında bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişimi yapılan önerinin de hazır olanlar arasında yapılmış sayılması olmuştur.
Yine bir yenilik olarak ısmarlanmayan bir şeyin gönderilmesine ilişkin yeni hükümler getirilmiştir. Yani ısmarlanmamış bir şeyin gönderilmesinin öneri sayılmadığı ve bu şeyi alan kişinin, onu göndermek veya saklamakla yükümlü olmadığı belirtilmektedir. Böylece, bu tür taşınırları posta kutusunda veya kapısının önünde bulan ya da başka bir yolla alan kişilerin bundan dolayı herhangi bir borç altına girmesi engellenmek istenmiştir.
Önerinin hangi durumlarda önereni bağlamayacağı, öneri niteliğinde olan ve olmayan davranışlar düzenlenmiştir. Ticari kuruluşların reklam ve pazarlama faaliyetleri sırasında sattıkları ürünlere veya sundukları hizmetlere ilişkin tarife, fiyat listesi ya da benzerlerini ulaştırdıkları, bu tür belgelerde yer alan ürünlerden veya hizmetlerden yararlanma amacıyla söz konusu ticari kuruluşlara başvurulduğunda belirlenen fiyatların veya niteliklerinin değiştirildiği ya da belgede basım hatası olduğu gibi açıklamalarla karşılaşıldığından, tasarıda aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça bu tür belgelerdeki açıklamaların öneri sayılacağı kabul edilmiştir.
İlan yoluyla ödül sözü verenin yükümlülüğü ve tazminat sorumluluğuna ilişkin yeni hükümler getirilmiştir. Sözleşmelerin şekle bağlı olmaması ilkesiyle kural olarak geçerlilik niteliğinde olmak üzere kanunda öngörülen şekle uyulmaksızın yapılan sözleşmelerin geçersizliği hükme bağlanmıştır.
Sözleşmeye ters düşmeyen, özellikle ifa yeri ve zamanında değişiklik yapılmasında olduğu gibi, üstlenilen edimlerin kapsamını genişletmeyen tamamlayıcı yan hükümler için yazılı şekle uyulması zorunluluğunun bulunmadığı kabul edilmiştir. Sözleşmenin kurulmasında imzaya ilişkin hükümler yeniden düzenlenmiştir. Mevcut Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi imzanın borç altına girenin el yazısıyla atılmasının zorunlu olduğu belirtilmiş ancak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 4’üncü maddesinde güvenli elektronik imzanın tanımlandığı göz önünde tutularak güvenli elektronik imzanın da el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurduğunu belirten yeni bir hüküm eklenmiştir.
Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunluluğu ve yazılı şekil yerine geçen belgeler bu tasarıda düzenlenmiştir. İletişim teknolojisinde ortaya çıkan yeni gelişmeler göz önünde tutularak bunlara teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ile güvenli elektronik imzayla gönderilip saklanabilen metinler de eklenmiş ve hükmün kapsamı genişletilmiştir.
Ve Borçlar Kanunu’muzun, tasarımızın yeniliklerinden biri, borcun sebebini içermeyen borç tanımlamasına ilişkin yeni hükümlerin kabul edilmesi olmuştur. İradi şekle uyulmamasının hukuki sonucu ve herhangi bir belirleme olmaksızın kararlaştırılan yazılı şekle uygulanacak hükümler düzenlenmiştir.
Değerli arkadaşlar, bu tasarının belki en önemli reformlarından biri borçlar hukukunun temelini oluşturan bireysel sözleşme modelinin tasarıya yansımasının bir sonucu olarak uygulamada “kitle sözleşme” “katılmalı sözleşme” ya da “formüler sözleşme” şeklinde adlandırılan sözleşmelerle yeni bir hüküm olarak tasarıda genel işlem koşullarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmesi olmuştur. Çağımızın sosyal ve ekonomik gelişmeleri, kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve bunlar için de üretim zorunluluğu doğmuştur. Buna bağlı olarak bireysel sözleşme modeli yanında yeni bir sözleşme modeli ortaya çıkmıştır. Bankalar, sigorta şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri, dayanıklı tüketim malları üretimi ve pazarlaması yapan girişimciler bireysel sözleşmenin kurulmasından önce soyut ve tek yanlı olarak kaleme alınmış sözleşme koşullarını hazırlamakta, bunlarla gelecekte kurulacak belirsiz sayıda ancak aynı şekil ve tipteki hukuki işlemleri düzenlemektedirler.
Bir başka ifadeyle, bireyin önüne konulan metin karşısında sadece “evet” ya da “hayır” demesi mümkün olmakta, buna karşılık “evet ama” seçeneğinden yoksun olmaktadır. Hizmet, ya edimden hiç yararlanmamanın söz konusu olmaması ve “evet ama” deme olanağı bulunmaması karşısında bireyin bu tür sözleşmelerin uygulanmasında kanunla korunmasının zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.
Tasarıda öncelikle genel işlem koşulları tanımlanmıştır. Buna göre genel işlem koşulları bir sözleşme yapılırken ileride çok sayıdaki sözleşmelerde kullanma amacıyla taraflardan birinin tek başına önceden hazırlayıp diğer tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Maddenin ikinci fıkrasında da genel işlem koşulu olma bakımından diğer tarafa sunuluş biçiminin önemli olmadığı, bu koşulların sözleşme metninde veya ekinde yer alabileceği, kapsamının, yazı türünün ve şeklinin önem taşımadığı açıklanmıştır.
Yapılan düzenlemeyle sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kurumların hazırladıkları sözleşmeler her durumda tip sözleşme olarak kabul edilmekte ve böylece mutlak surette genel işlem koşullarının emredici düzenlemesine bağlı tutulmuş olmaktadır. Genel işlem koşullarının tabi olduğu emredici düzenleme açısından sözleşme ve koşullarını hazırlayan tarafın kamu tüzel kişisi olması uygulama farklılığını doğurmamaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu genel işlem koşulları üzerinde ilgili bölümde daha çok durmamız gerektiğini, milletimizin, vatandaşlarımızın getirilen bu düzenlemeden önemli oranda istifade edeceklerinin şimdiden bilinmesi gerektiğini ifade ediyorum.
Tasarımızın daha birçok vaktim elvermediği için değinemediğim yenilikleri var. İlgili bölümlerde diğer konuşmacı arkadaşlarım bunlardan bahsedecekler.
Bu tasarının on iki yıla yakın bir süreden beri hazırlanmasında emeği geçen bütün herkese teşekkür etmekle beraber, Adalet Komisyonunda ve adalet alt komisyonunda bizlerle birlikte, iktidar muhalefet ayrımı yapmadan sadece hukuk ekseninde kalarak bu tasarının oluşmasına katkı veren milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum. Ancak bir hususu da, az önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sözcüsü Ordu Milletvekilimizin eleştirilerine kısaca cevap vererek huzurlarınızdan ayrılacağım.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sözcüsü milletvekilimiz, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün olmadığını, hâkimlerin bağımsız olmadığını, etki altında karar verdiklerini ve hâkim atamalarında gerekli niteliklerin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 7 Ekim 2009