İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Mevlana celaleddin rumi'nin ölüm yıldönümü münasebetiyle

Yakup Kepenek

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 34. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Aralık 2004 · 739 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yakup Kepenek (CHP), 16 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEVLANA CELALEDDİN RUMİ'NİN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 739 kelime.

Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Mevlana celaleddin rumi'nin ölüm yıldönümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2004-12-16-mevlana-celaleddin-rumi-nin-olum-yildonumu-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

YAKUP KEPENEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer izleyenler; yarın, birçok bakımdan önemli bir gün; ama, yarının asıl önemi, insanlık âşığı, gönüller sultanı Hazreti Mevlana Celaleddin Rûmi'nin 731 inci ölüm yıldönümü olmasıdır. Size, bu kısa sürede, Mevlana'nın, dünden bugüne, bugünden yarınlara uzanan kimi düşüncelerini özetlemeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, insanlığın, aklını kullanarak iş yapmaya başlaması, aklın egemenliğine erişmesi hiç de kolay olmamıştır. Avrupa'da, akıl çağı, aydınlanma çağı olarak adlandırılan gelişme, rönesans ve reform süreçlerinin doğrudan bir sonucudur; bu, 18 inci Yüzyılda gerçekleşir. O yüzyılda, doğanın ve değişimin açıklanmasının yolu, akıl kullanılarak bulunmuştur. Descartes'ın "düşünüyorum, öyleyse varım" diyebilmesi, insanlık tarihinin büyük dönüşümü sayılır, bu nedenle de önemlidir; ancak, Avrupa'da, ekmek gibi, bilgiyi de üretmek önem kazanmaktadır ve buradan doğan sonuç çok daha önemlidir; insan aklını önemsemek, insanı önemsemektir. İnsanı önemsemek, "insanlar doğuştan hür ve eşit doğar" deyimine giden yolun taşlarını döşer. Avrupa'yı bugünlere taşıyan o taşlardır. Oysa, akıl üzerine tartışmalar, insan aklına önem veren İbni Sina, Gazalî, İbni Rüşd gibi bilginler, Avrupa'da anlaşılmalarından çok daha önce, 10 uncu ve 11 inci Yüzyıllarda bizim dünyamızda, bu topraklarda yeşermiştir.

Bu topraklarda yeşeren ve bu düşünceyi yeşertenlerin başında Mevlana Celaleddin Rûmi gelir. Mevlana'da, öncelik insana verilir. Bakın, size bir alıntı: "İnsan ruh, akıl ve sevgi üçgenidir. Canın gıdası aklın ışığıdır." Mevlana'ya göre insan değerdir. Mevlana'dan alıntımızı biraz daha sürdürelim: "Toplum adamı ol. Bir heykeltıraşın yaptığı gibi kendine taştan bir dost yont, meydana çıkar. Her gün bir yerden dönmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel, bulanmadan, donmadan akmak ne âlâ. Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait; şimdi, yeni şeyler söylemek gerek. Dünya, her nefeste yeniden yaratılmakta, yenilenmektedir. Akıl ışıktır. Her adam için duygu bir güneştir. Bütün yol boyunca vicdan sestir ufuklar genişliğince. Bizim yolumuz, şu güzelim dünyada yaşamak yoludur. " Alıntı burada bitiyor. Mevlana'nın düşüncesinde insan ve akıl birliktedir. Bu sözlerde aklın yaratıcılığı öne çıkar. Değişim, dönüşüm, yenilenme ve evrim öne çıkar ve başka bir şey daha öne çıkar, bu dünyadaki yaşam güzeldir ve o da öne çıkar.

İkinci olarak, Mevlana hoşgörüdür. İnsana eşitlikçi bir anlayışla çağrı yapılan şu sözleri hepiniz bilirsiniz: "Gel, yine de gel.Ne olursan ol, yine gel. Hıristiyan, Mecusî, putperest olsan yine de gel. Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan, yine gel."

Şimdi, Mevlana'nın gözünde insanlar, birdir, kardeştir, eşittir dediğimiz zaman..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Kepenek, devam edin.

YAKUP KEPENEK ( Devamla) -Teşekkür ederim.

... insana dayalı eşitsizlikler, ayırımcılıklar da gereksiz kalır, geçersiz kalır. Mevlana'nın düşüncesinde, bütün dinler karşısında insan tarafsız kalmalıdır. Mevlana, insanseverdir. O günlerde insansever olmak çok önemlidir. Bakın ne diyor; yine bir alıntı:

"Bütün evrende gizli gömü biziz.

Ölümsüzlük yurdunu veren biziz.

Geçince karanlığı bu suyun, toprağın,

Hızır da Bengisu da biziz."

Mevlana'nın gönlünde ayırımcılıkları bitiren bir başka şey var; insan sevgisi var.

"Sevgide ne yükseliş ne alçalış olur

Ne delilik ne usluluk olur

Hafızlık, şeyhlik, müritlik olmaz

Boşveriş, aldırmayış, başıboşluk olur"

"Güzel değilsem de güzele taparım

Şarap değilsem de şarapla sarhoşum.

Yalvaran, yakaran değilsem ne çıkar

Senin meyhanene serilmiş postum."

Mevlana'nın düşüncesinde akla öncelik verildiği için bağnazlık yoktur, yasakçılık yoktur ve bu nedenle Mevlana "her ne arar isen kendinde ara" diyen bir düşüncenin sahibidir.

İnsana, insan aklına değer verildiği zaman, ayırımcılık kalktığı zaman, eşitlik öne çıktığı zaman kadın-erkek ayırımı olmaz. Mevlana'ya göre -yine bir alıntı- "kadın, hak nurudur, sevgili değil; sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil."

Mevlana'nın kadın-erkek eşitliği düşüncesi, bütün çevresine ve ilgili herkese yayılmasıyla kendisini gösterir. Kadın-erkek eşitliğini insan ve toplumun usuna ne kadar yerleştirdiğimizi ayrıca sorgulamalıyız.

Mevlana yalnız değildir; o yılların Anadolu aydınlanması, Şeyh Bedreddin, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve sonraları Pir Sultan Abdal gibi büyük düşünürlerin yücelttiği bir insanlık onurudur; Anadolu'nun, evrensele, insanlığa katkısıdır.

Anadolu'yu evrensel kılan bu değerlerdir ki, Mustafa Kemal'i en karanlık günlerde Anadolu aydınlanmasını yeniden ışıklandırmaya götürebilmiştir. Eğer, bugünkü Türkiye'de etnik ayırımcılık ve benzeri ayırımcılıklar bir iççatışmayı getirmiyor, hoşgörü halk arasında egemen oluyorsa, bunu, toplumun Mevlana'dan gelen hoşgörü dokusunda aramak gerekir diye düşünüyorum. Eğer, Türkiye, dünya ülkeleri arasında saygın bir yer edinerek Avrupa Birliği üyeliğine gidiyorsa, bu, Avrupa'nın kendi düşünce damarlarına Anadolu aydınlanmasının yaptığı katkıların doğrudan bir getirisidir. Anadolu ışığını Avrupa kaldırıp bir tarafa koyamıyorsa, bunu, biz, Mevlana ve izleyicilerine borçluyuz; bunun temeline harcı koyanlar onlardır.

Biz, onlara çok şey borçluyuz. Bu borcu nasıl öderiz, önce onu düşünmeliyiz. Önce kendi kültürümüze, bu toprakların ürünü olan eserlere sahip çıkmak, onların evrensel düzeyde öğrenilmesini sağlamak ve bunu, dünyaya tanıtmak zorunluluğumuz var.Mevlana'nın dediği gibi, toplumsal insan olmanın yolu budur.

İkinci olarak, kültür, insan aklının ürünüdür. Düşünceye dayalı ürünler...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 16 Aralık 2004

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook