Basın özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)• Türkiye' de başın özgürlüğü, uzun yıllardır istisnai ihlallerin, değil, süreklilik kazanmış yapısal! bir baskı rejiminin konusu haline gelmiştir. Gazeteciler haber takibi sırasında gözaltına alınmakta, darp edilmekte, uzun süreli adli kontrol ve tutuklama tedbirleriyle fiilen susturulmaktadır.
Bu tablo, 14 Ocak'ta Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç'un, Cizre'de Halep'in Şexmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılara karşı yapılan protestoları ve bu protestolara dönük polis müdahalesini haberleştirdiği sırada darp edilerek gözaltına alınmasıyla bir kez daha bütün açıklığıyla güncellenmiştir. Bu olay, özellikle Kürt basın emekçilerine dönük sistematik yıldırma pratiğinin güncel bir tezahürüdür.
Basın özgürlüğüne yönelik ihlallerin. gazetecilere dönük fiziksel şiddetin, keyfi gözaltların, yargı sopasıyla sürdürülen baskı politikalarının tüm boyutlarıyla araştırılması; Nedim Oruç örneğinde somutlaşan uygulamaların arkasındaki idari, hukuki ve siyasal sorumluluğun açığa çıkarılması; cezasızlık pratiğinin ortaya konulması ve alınması gereken yapısal önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98 inci, TBMM İçtüzüğü nün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif' ederiz.
Metnin tamamını göster (12 paragraf daha)Metni kısalt
GEREKÇE
Basın özgürlüğü, demokratik toplumlarda yalnızca bir meslek alanına tanınmış bir hak olarak görülemez. Bu özgürlük, toplumun hakikate ulaşma. bilgilenme ve iktidarı denetleme imkanının da aynı zamanda temel güvencesidir. Ancak Türkiye'de özellikle Kürt basını açısından bu alan, tarihsel süreklilik gösteren bir baskı ve tasfiye politikasının konusu olmuştur.
Bu süreklilik, Kürt basın geleneğinin daha doğduğu anda hedef alınmasıyla başlamıştır. 1898'de Kahire'de yayımlanan Kürdistan gazetesi, sansür ve baskıları nedeniyle sürekli yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Söz konusu gazete ile birlikte Kürtçe yayıncılık, yasak, takip ve müdahale rejimi altında şekillenmiştir. Bu çizgi. Cumhuriyet tarihi boyunca da kesintisiz. biçimde sürmüştür.
20. yüzyıl boyunca Kürt basını; kapatmalar. toplatmalar. sürgünler ve yargılamalarla kuşatılmış; gazeteciler defalarca cezaevine konulmuş. meslekleri kriminalize edilmiştir. 1990 1ı yıllarda ise bu baskı rejimi doğrudan yaşam hakkına yönelen saldırılarla devam etmiştir. Gazete binaları bombalanmış, dağıtımcılar ve muhabirler hedef alınmış. çok sayıda gazeteci "faili meçhul* cinayetlerle yaşamdan koparılmıştır.
Bu tarihsel hatta son olarak Jineoloji Araştırma Merkezi üyesi. Jineoloji Dergisi editörü, gazeteci, yazar, akademisyen Nagihan Akarsel Federe Kürdistan Bölgesi'nin Süleymaniye deki evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesi, ardından gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin'in katledilmesi eklenmiştir. Bu cinayetler, Kürt basınına dönük saldırıların hala en ağır biçimiyle sürdüğünü göstermektedir. Bu dosyaların etkin biçimde aydınlatılmamış olması ise cezasızlığın. basına yönelik şiddeti nasıl besleyen yapısal bir zemine dönüştüğünü ortaya koymuştur.
Nitekim defalarca hakkında soruşturma açılan ve daha önce tutuklanan Mezopotamya Ajansı muhabiri Zeynep Durgut'un, Şırnak'ta "fuhuş çetesi"ni ortaya çıkaran ve dosyada fail olarak yargılanan Kenan Tatar'ın ailesi tarafından. yaptığı haberler nedeniyle tehdit edilmesine rağmen failler hakkında yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verilmesi. cezasızlığın nasıl bir koruma kalkanına dönüştüğünün güncel ve çarpıcı bir örneğidir.
Zamanla baskı politikası yalnızca öldürme ve kapatmalarla değil. yargı ve infaz rejimi üzerinden kurulan kalıcı mekanizmalarla derinleştirilmiştir. Bugün Türkiye cezaevlerinde çok sayıda gazeteci tutuklu ve hükümlü olarak bulunmaktadır. Bu gazeteciler açısından sorun yalnızca özgürlükten yoksun bırakılma değildir. Uzun tutukluluk süreleri, yargılamaların yıllara yayılması, cezaevi koşulları ve mesleki faaliyetlerin fiilen engellenmesi gibi ağır hukuki ve fiili ihlaller söz konusudur. Cezaevleri. bu yönüyle. basın alanını tasfiye politikasının temel ayaklarından birine dönüşmüştür.
Bununla bağlantılı olarak son yıllarda gazetecilere yönelik toplu davalar olağan bir yargı pratiği halini almıştır. Onlarca basın emekçisi aynı dosyalarda. benzer delillerle; haber metinleri, röportajlar, telefon görüşmeleri ve mesleki temaslar gerekçe gösterilerek ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaktadır. Bu yargı pratiği, adalet üretmekten ziyade basını dağıtan, sindiren ve oto-sansürü kalıcılaştıran bir baskı mekanizması kurmaktadır.
Bu tarihsel ve yapısal zemin üzerinde gelişen diğer bir boyut ise gazetecinin sahada çalışmasının doğrudan engellenmesi. fiili tehdit ve şiddetle susturulmasıdır. Nitekim 8 Ocak'ta gazeteciler Emrullah Acar ve Nedim Oruç polisler tarafından açık biçimde tehdit edilmiştir. 14 Ocak'ta Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç'un. Cizre de Rojava'da Şexmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılara karşı yapılan protesto ve polis müdahalesini haberleştirdiği sırada darp edilerek gözaltına alınması. basın emekçilerinin sahada bulunması doğrudan hedef haline getirilmiştir.
Bu son yaşanalar, Kürt basınına dönük baskının dünle bugün arasında kopmayan bir hat üzerinde, aynı yöntemlerle sürdürüldüğünü bütün açıklığıyla göstermiştir. Bu tablo, gazetecilerin sadece yazdıkları nedeniyle değil: olay yerinde bulunmaları, tanıklık etmeleri ve gerçeğin kaydını tutmak istemeleri nedeniyle dahi işkenceyle gözaltına alınan ve susturulmak istenen bir hedefe dönüştürüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Son yıllarda yaşanan gözaltılar. katliamlar. cezaevlerinde tutulan gazeteciler, cezasızlıkla sonuçlanan tehdit dosyaları ve bitmeyen toplu davalar birlikte okunduğunda, Türkiye'de basın özgürlüğü ihlallerinin geçici değil. tarihsel süreklilik taşıyan kurumsal bir politika haline geldiği açıkça görülmektedir.
Bu nedenle yaşananlar, münferit hak ihlalleri olarak değil; gazeteciliği sahadan, toplumu hakikatten, kamuyu denetim imkanından koparmayı hedefleyen kurumsallaşmış bir baskı rejiminin tezahürü olarak ele alınmalı: bu rejimin failleri. dayanakları ve cezasızlık zırhı bütün ' yönleriyle açığa çıkarılmadan Türkiye de basın özgürlüğünden söz edilemeyeceği için mutlaka Meclis tarafından araştırılmalıdır.
ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.
AYNI KONUDA
Aynı konuda verilen diğer önergeler
TBMM, aynı konudaki araştırma önergelerini birleştirerek görüşebilir; tek bir araştırma komisyonu kurulabilir.