Orman yangınları ile mücadeleye ilişkin
ÖNERGENİN YOLCULUĞU
- TBMM'ye verildi
- 15. gün
- Bakanlığa iletildi
- Bakanlık cevapladı
Verilişten cevaba 113 gün, bakanlığa iletilmesinden cevaba 97 gün. Tarihler TBMM kaydından ve cevap yazısından.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Aşağıdaki sorularımın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar tarafından Anayasanın 98 ve İç Tüzüğün 96. ve 99. Maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Zam - a
Öznur Bartin
Gerekçenin tamamını göster (22 paragraf daha)Gerekçeyi kısalt
2025 yılı bahar ve yaz aylarında ülke genelinde yaşanan orman yangınları, yalnızca doğal bir afet değil; aynı zamanda insan kaynaklı, yapısal ve politik bir ekolojik kriz olarak karşımızda durmaktadır. 1 Mayıs—28 Temmuz 2025 tarihleri arasında, ülkenin farklı coğrafi bölgelerinde—İzmir'den Hakkâri'ye, Muğla'dan Diyarbakır'a, Antalya'dan, Şırnak ve Tunceli'ye kadar —çok sayıda büyük çaplı orman yangını meydana gelmiş; bu yangınlar doğayı, canlı yaşamını, haklarımızı ve ülkemizin ekolojik bütünlüğünü ciddi biçimde tehdit etmiştir.
Bu süreçte ülke genelinde 47 ilde yangın bildirilmiştir. Söz konusu yangınlar özellikle İzmir'in Aliağa, Foça ve Torbalı ilçelerinde, Bursa'nın Osmangazi ilçesinde, Aydın'ın Çine ilçesinde, Antalya'nın Manavgat ve Kumluca bölgelerinde, ayrıca Karabük, Tunceli, Diyarbakır ve Şırnak'ta yoğunluk kazanmıştır. 24-26 Haziran 2025 tarihleri arasında yalnızca üç gün içerisinde 8 büyük orman yangını meydana gelmiştir.
Bu yangınlar sonucunda resmi kayıtlara göre 14 yurttaş yaşamını yitirmiş, 96 kişi yaralanmış, 50.000'i aşkın yurttaş yerleşim alanlarından tahliye edilmek zorunda kalmıştır. Yangınların meydana geldiği bölgelerde tarım arazileri, zeytinlikler, seralar ve kırsal haneler zarar görmüş, halkın geçim kaynakları doğrudan etkilenmiştir.
2025 yılının ilk yaz aylarında çıkan yangınlar sonucunda toplamda 80.000 hektardan fazla ormanlık alan tahrip olmuştur. Bu alan, yaklaşık 110 bin futbol sahasına eşdeğerdir. Yangınlar, yalnızca ağaç örtüsünü değil; o ormanlarda yaşam süren kuşlar, sürüngenler, memeliler, böcekler, arılar ve diğer sayısız canlı türünü de yok etmiştir.
Resmi açıklamalara göre en az 84 çiftlik hayvanı (40 koyun, 37 küçükbaş, 7 büyükbaş) yangınlar nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Sayıları tespit edilemeyen çok sayıda yaban hayvanı da zarar görmüş veya ölmüştür. Ekologlara göre, yangınlar sonucunda yok olan bu ekosistemlerin yeniden dengelenmesi onlarca yılı bulabilecek bir süreçtir. Özellikle arı popülasyonunun azalması, tarımsal üretimde polinasyon (tozlaşma) mekanizmasını tehdit etmektedir.
Orman Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumların verilerine göre, ülkemizde meydana gelen yangınların *690'1 insan kaynaklıdır. Bunların bir kısmı dikkatsizlik sonucu meydana gelirken; önemli bir bölümü sabotaj, tarla açma, madencilik hazırlığı ve enerji projeleri ile doğrudan ilişkili olabilmektedir. 2025 yaz yangınlarının da çoğunlukla yerleşim alanlarına yakın bölgelerde ve enerji/maden faaliyetlerinin yoğunlaştığı noktalarda meydana gelmiş olması, bu olasılığı güçlendirmektedir.
Temmuz 2025'te yürürlüğe giren yeni Maden Yasası ile birlikte, zeytinlik ve orman alanlarının madencilik projelerine açılmasının önü yasal olarak açılmıştır. 2024 yılında 23.053 hektar ormanlık alan ormancılık dışı kullanıma tahsis edilmiş, bu alanların 1.427?si madencilik ruhsatı ile ilişkilendirilmiştir. Bu uygulamalar, ormanların anayasal güvence altında olduğu gerçeğiyle çelişmekte; kamu yararı kavramı, çevre tahribatını meşrulaştırmak amacıyla yeniden tanımlanmaktadır. Zeytin üreticileri ve köylülerin yoğun tepkisine rağmen yapılan bu düzenlemeler, ekosistemlerin parçalanmasına ve yangın risklerinin artmasına neden olmaktadır.
2025 yılında yürürlüğe giren İklim Kanunu'nun, iklim krizine karşı etkili bir mücadele zemini yaratması beklenirken; uygulamada bu hedeflerden uzak bir seyir izlenmiştir. Kanunun merkezi, piyasa odaklı ve yeşil sermayeyi önceleyen yapısı, doğa koruma ve önleyici planlama mekanizmalarını ikincil düzeye itmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından yalnızca yedi ay içinde, önceki yıllara oranla çok daha fazla sayıda ve genişlikte orman yangını yaşanmıştır. Bu durum, İklim Kanunu'nun iklim adaletine dayalı bir perspektiften değil; sermaye dostu projeleri kolaylaştırıcı yönde kullanıldığını göstermektedir.
AKP iktidarı öncesinde (2002 yılı) Türkiye'nin hava müdahale kapasitesi 73 ton seviyesindeydi. 2025 yılı itibarıyla, hükümet verilerine göre 27 yangın söndürme uçağı, 105 helikopter, 6.000 kara aracı ve 25.000 personel görevlendirilmiştir. Buna karşın, gece görüşlü hava araçları hâlen envantere dahil edilmemiştir. Bu eksiklik, gün batımından sonra başlayan yangınların sabaha kadar kontrol altına alınamamasına yol açmakta ve müdahale kapasitesini ciddi şekilde sınırlandırmaktadır.
Ayrıca, 14 insansız hava aracı (İHA) ile yangın takibi yapılmasına rağmen, bu teknolojik üstünlük yeterli koordinasyon ve planlama eksikliği nedeniyle yangınların önlenmesinde ve büyümeden kontrol altına alınmasında etkin kullanılamamaktadır. Gözlemlenen gecikmeler, birçok yangının kısa sürede büyüyerek ormanları, yerleşim alanlarını ve insan hayatını tehdit etmesine neden olmuştur.
Orman Genel Müdürlüğü'nün bütçesi yıllar içinde görece azalmıştır. Örneğin 2019 yılında özel bütçeli kurumlar içerisindeki payı 964,48 iken, 2024 yılında bu oran "02,55 seviyesine gerilemiştir. Buna karşın, 2025 yılı ilk yarısında Diyanet İşleri Başkanlığı'na tahsis edilen bütçe yaklaşık 130 milyar TL olurken, Orman Genel Müdürlüğü'ne ayrılan bütçe yalnızca 45 milyar TL'de kalmıştır. Bu durum, devletin kurumsal önceliklerinin, doğayı ve yaşamı değil; ideolojik ve bürokratik alanları öncelediğini göstermektedir.
Yangınlara ilişkin pek çok ihalenin yeterince şeffaf yapılmadığı, yerel yönetimlerin ve meslek odalarının bu süreçlere dahil edilmediği de kamuoyuna yansımıştır. Merkeziyetçi yönetim anlayışı, yangınlara hızlı müdahale edilmesini engellemiş; yerel dayanışma ve planlama mekanizmalarının dışlanması sahada ciddi koordinasyon sorunları yaratmıştır.
Yangınlardan doğrudan etkilenen bölgelerde yaşayan yurttaşlar yerlerinden edilmiş, tarım ve hayvancılık temel geçim kaynaklarını kaybetmiştir. Yangın sonrası oluşan barınma, gıda ve içme suyu krizleri, halk sağlığını tehdit etmektedir. Özellikle kadınlar, bu krizlerde hem ekonomik hem de bakım yükü açısından en fazla etkilenen kesim olmuştur.
Ayrıca yangınlardan sonra ortaya çıkan göç dalgaları, kırsal bölgelerde sosyal dokuyu da sarsmış; bazı köyler tamamen boşalmış, çocukların eğitim hakkı sekteye uğramıştır. Bu tablo, yalnızca çevresel bir kriz değil; aynı zamanda toplumsal adalet ve insan hakları meselesi olarak ele alınmalıdır.
2025 yılı yaz yangınları, iklim krizi, çevre politikaları, yasa değişiklikleri ve kurumsal ihmalin bir bileşkesidir. Demokratik, ekolojik ve toplumsal haklar merkezli bir perspektifle, aşağıdaki taleplerin karşılanması aciliyet taşımaktadır:
" Zeytinlikler, ormanlık alanlar ve tarım arazilerinin madencilik ve enerji projelerine açılmasına olanak tanıyan tüm yasal düzenlemeler derhal iptal edilmelidir.
" Yanan alanların imara açılması kesin biçimde yasaklanmalı; buralarda yalnızca bilimsel, katılımcı ve kamusal denetimle yürütülen ekolojik restorasyon çalışmaları yapılmalıdır.
" Gece görüşlü hava araçları ve erken müdahale teknolojileri ivedilikle envantere alınmalı, yangın filoları güçlendirilmelidir.
" o Orman Genel Müdürlüğü'nün bütçesi ve personel sayısı artırılmalı, yerel yönetimlerle iş birliği içinde yangınlara karşı toplumsal seferberlik modeli geliştirilmelidir.
" Yangın yönetimi merkeziyetçi yapıdan çıkarılarak, halkın, ekoloji örgütlerinin, meslek odalarının ve kadın örgütlerinin katılımıyla planlanmalıdır.
Bu minvalde, ilgili Bakanlıkları yangınların yol açtığı ekolojik yıkımın tüm boyutlarını kapsamlı ve titiz bir şekilde araştırmaya; sorumluların net bir şekilde tespit edilmesine, benzer felaketlerin önlenmesine yönelik etkili ve uygulanabilir politikaların geliştirilmesine; ayrıca kamu kaynaklarının doğa ve yaşam lehine yeniden yapılandırılmasına yönelik derhal somut adımlar atmaya davet ediyoruz.
Bu bağlamda;
SORULAR
2025 yılı yaz aylarında orman yangınlarının meydana geldiği bölgelerde faaliyet gösteren maden ve enerji şirketlerinin isimleri, faaliyet konuları ve ruhsat numaraları nedir? Bu şirketlerin faaliyet alanlarının toplam büyüklüğü (hektar bazında) ve orman sınırlarına mesafeleri hakkında detaylı bilgi verir misiniz?
2024 yılı içinde madencilik faaliyetleri için ormancılık dışı kullanıma tahsis edilen toplam 23.053 hektarlık alanın il, ilçe ve mevki bazında dökümü nedir? Bu tahsis edilen alanların yangın riski açısından sınıflandırılması yapılmış mıdır?
Bakanlığınız, madencilik ve enerji projelerinin orman yangınlarına etkisini değerlendirmek üzere herhangi bir bilimsel risk analizi, çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporu veya yangın duyarlılık haritası hazırlamış mıdır? Hazırlandıysa, bu raporların kamuya açık hâle getirilme durumu nedir?
Yangın riski taşıyan ormanlık ve zeytinlik alanlarda yürütülen madencilik ve enerji faaliyetlerine ilişkin olarak Bakanlığınızca alınan önleyici tedbirler nelerdir? Bu faaliyetler hangi sıklıkta ve hangi standartlara göre denetlenmektedir? Denetim raporları kamuoyuyla paylaşılmış mıdır?
2025 yılı yangın sezonunda, ruhsatlı maden sahalarına veya enerji projelerine ait sınırlar içinde ya da yakın çevresinde çıkan yangın sayısı kaçtır? Bu yangınlarla ilgili sabotaj, ihmal veya mevzuata aykırı uygulamalara ilişkin Bakanlığınızın elinde bulunan tespit veya idari işlem bilgisi var mıdır?
2025 yılında yürürlüğe giren Maden Kanunu sonrasında, zeytinlik alanlar, tarım arazileri ve ormanlık bölgelerde yürütülen madencilik faaliyetleri ile yangınlar arasında nedensellik içeren herhangi bir bağlantı kurulmuş mudur? Varsa, bu veriler kamuya açık bir rapor hâline getirilmiş midir?
Enerji ve maden şirketlerine verilen orman içi geçiş, yol açma, saha genişletme gibi izinlerin toplam sayısı ve bunlara bağlı arazi tahribatı miktarı nedir? Bu izinlerin hangi kurumlarla koordineli verildiği ve verilen izinlerin denetim süreçleri hakkında bilgi verir misiniz?
Orman yangınlarının 9690'ının insan kaynaklı olduğu dikkate alındığında, madencilik ve enerji projelerinin doğrudan veya dolaylı olarak yangın çıkmasına yol açma riskiyle ilgili olarak Bakanlığınızın yürüttüğü risk azaltma stratejileri nelerdir?
Bakanlığın cevabı
Taranmış belgeden okundu · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Alparslan Bayraktar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ·
Ülkemizde madencilik faaliyetleri 3213 sayılı Maden Kanunu ve Maden Yönetmeliği'nde belirtilen hükümler çerçevesinde yürütülmektedir. Bu kapsamda maden sahalarında arama ve işletme ruhsat süreçlerinden sonra ruhsat sahipleri tarafından madencilik faaliyetlerine başlanabilmesi için "işletme izni" alınması gerekmekte olup, mevcut sahaların çok küçük bir alanına tekabül eden ve fiili olarak madencilik faaliyetinin yürütüldüğü alanı ifade eden işletme izinli alanlarda faaliyete başlanabilmesi için izin alanına yönelik olarak 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7'nci maddesinde belirtilen; mülkiyet izninin (orman/mera/tapulu arazi vb.), ÇED Belgesi'nin, İş Yeri Açma ve Çalışma Ruhsatı'nın ve ilgili Bakanlık/Kurumlardan alınması zorunlu olan diğer tüm izinlerin (Sit, Milli Parklar, Turizm Bölgeleri Alanları ve Merkezleri ile Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve duyarlı bölgeler için vb.) tamamlanması gerekmektedir.
Yapılacak olan madencilik faaliyetinin çevreye olan etkilerinin yerel halkla beraber ilgili kurumlarca etraflıca değerlendirildiği söz konusu izin süreçlerini tamamlayamayan hiçbir ocağın açılmasına ise Bakanlığımızca müsaade edilmemekte olup, bu bağlamda tek başına arama ve/veya işletme ruhsatına sahip olunması fiili olarak madencilik faaliyetlerinin başlatılabilmesi için yeterli olmamaktadır.
Bununla birlikte orman yangınlarının önlenmesi amacına yönelik olarak 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve ilgili ikinci mevzuat çerçevesinde elektrik dağıtım şirketleri, dağıtım faaliyeti kapsamında dağıtım tesislerinin bakım ve onarımlarını gerçekleştirmekle yükümlüdür. 18/11/2020 tarihli ve 31308 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Elektrik Dağıtım Şirketlerinin Planlı Bakım Harcamalarının Tarife Hesaplamalarında Dikkate Alınmasına İlişkin Usul ve Esaslar'da planlı bakım faaliyetlerinin sınıflandırılması, bütçelendirilmesi ve bütçe kullanımının izlenmesine yönelik düzenlemeler tanımlanmıştır. Söz konusu Usul ve Esaslar çerçevesinde 2021-2025 uygulama döneminde yıllık planlı bakım bütçesini eksik kullanan şirketler için eksik kalan tutarlar katlı olarak şirketlerden tarife düzenlemelerinde geri alınmakta olup, bu suretle şirketlerin planlı bakım faaliyetleri kapsamındaki yıllık/mevsimlik bakım çalışmalarını zamanında ve programlı bir şekilde yapmaları sağlanmaktadır.
Bu çerçevede ormanlık alandan geçen enerji nakil hatlarında meydana gelebilecek yangınların önlenmesi amacıyla direk dip betonlama faaliyetlerinin yapılması, can ve mal güvenliği problemi oluşturabilecek trafoların yenilenmesi, ömrünü tamamlamış ağaç direklerin demir veya beton direklerle değiştirilmesi, havai hat iletkenlerin yenilenmesi, iletken sehimlerinin alınması, ağaç kesimi ve koridor açılması, yangın riski oluşturabilecek bitki örtüsünün temizliği ve risk teşkil eden noktalarda budama faaliyetleri gibi çalışmalar düzenli olarak gerçekleştirilmekte olup, söz konusu faaliyetler de TEDAŞ tarafından düzenli olarak takip edilmektedir.
Tüm bu sorumluluk ve mevzuattaki yükümlülüklere ilişkin lisanslarında belirtilen bölgede dağıtım hizmeti veren elektrik dağıtım şirketleri, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) tarafından 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında periyodik olarak denetlenmekte, icra edilen denetimler neticesinde tanzim edilen inceleme ve denetim raporları da gereği için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'na (EPDK) gönderilmektedir. Söz konusu raporların 6446 sayılı Kanun ve ikincil mevzuat kapsamında değerlendirilmesi neticesinde mevzuata aykırı faaliyetleri sabit görülen elektrik dağıtım şirketleri hakkında idari yaptırımlar uygulanmaktadır.
Maden Yönetmeliği'nin "Sicilin incelenmesi" başlıklı 97'nci maddesinde "... İlgisini inanılır kılan herkes, sicil kayıtlarının maden sicil memurlarından biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir " şeklinde düzenleme yer almakta olup, bu çerçevede işletmelerin isimleri ve ruhsat bilgileri doğrudan açık bilgi şeklinde paylaşılamamaktadır. Nitekim aynı konuya ilişkin daha önce Bakanlığımız aleyhine açılan dava üzerine Ankara 16. İdare Mahkemesi tarafından verilen E:2016/2684, K:2018/177 sayılı kararda özetle; "... 4982 sayılı Kanunun 23'üncü maddesiyle ve Yönetmeliğin 34'üncü maddesiyle "ticari sır" kapsamındaki bilgi ve belgeye erişimi kısıtlayan kuralın, bir ticari işletme veya şirketin faaliyet alanı ile ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, özellikle rakipleri tarafından öğrenilmesi halinde zarar görme ihtimali bulunan ve üçüncü kişilere ve kamuya açıklanmaması gereken, : HAKKÂRİ MİLLETVEKİLİ SAYIN ÖZNUR BARTİN'İN : DÖNEM | ESASNO YAZILI SORU ÖNERGESİNE İLİŞKİN CEVAPLAR |! 283 |! W32023 işletme ve şirketin ekonomik hayattaki başarı ve verimliliği için büyük önemi bulunan; iç kuruluş yapısı ve organizasyonu, mali, iktisadi, kredi ve nakit durumu, araştırma ve geliştirme çalışmaları, faaliyet stratejisi, hammadde kaynakları, imalatının teknik özellikleri, fiyatlandırma politikaları, pazarlama taktikleri ve masrafları, pazar payları, toptancı ve perakendeci müşteri potansiyeli ve ağları, izne tâbi veya tâbi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin veya bu gibi bilgi ve belgeler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile ticari sır kavramının birlikte değerlendirilmesinden; şirketlerin pazar payları, müşteri potansiyeli ve ağlarına, izne tâbi veya tâbi olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin bilgilerin ticari sır kapsamında kaldığı, ticari sır olarak nitelendirilebilecek belgelerin ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında değerlendirilmeyeceği açıktır." denilmek suretiyle şirket isimleri, kapasite bilgileri vb. hususların ticari sır kapsamında olduğu ve kamuya açıklanmaması gerektiği ifade edilmiş olup, açılan bu davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar üzerine yapılan istinaf başvurusu da Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin E.2018/836, K.2018/1092 sayılı kararıyla reddedilerek karar kesinleşmiştir.
Öte yandan; ÇED sürecine ilişkin iş ve işlemler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı uhdesinde, orman izinlerine ilişkin hususlar ise Tarım ve Orman Bakanlığı uhdesinde yürütüldüğünden konuya ilişkin bu Bakanlıklardan bilgi alınmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.