Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
1 milletvekilinin imzasıyla sunuldu · 7 madde
Kaynak göster
2/2246 esas numaralı kanun teklifi 27 Haziran 2024 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu; ilk imza: Meral Danış Beştaş (DEM Parti); 1 imza. Son durum (TBMM): KOMİSYONDA.
Meral Danış Beştaş (DEM Parti, Erzurum). “Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”. TBMM 28. Dönem kanun teklifi 2/2246, 27 Haziran 2024. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-2246-belediye-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/ebc644a1-766e-4adc-a47f-019059e50ff1
SÜREÇ
Teklifin yolculuğu
-
TBMM Başkanlığına sunuldu1 imza
-
tarih kaydı yokEsas komisyona havaleİçişleri Komisyonu
-
tarih kaydı yokKomisyon görüşmesi (şu anki aşama)Komisyonda bekliyor
-
tarih kaydı yokGenel KurulHenüz gelmedi
-
tarih kaydı yokKabul edildiHenüz yok
-
tarih kaydı yokResmî GazeteHenüz yok
TEKLİFİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.
İLK İMZA
İlk imza sahibi
MADDELER
Neler düzenleniyor? — 7 madde
MADDE 15393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45 inci maddesinin (b) bendine eklenen Ek Fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45 inci maddesinin (b) bendine eklenen Ek Fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
Gerekçe: 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45 inci maddesine eklenen Ek Fıkra yürürlükten kaldırılarak, demokratik hukuk sistemine aykırı olarak seçme-seçilme hakkının gaspına olanak sağlayan düzenlemenin ilga edilmesi amaçlanmıştır.
MADDE 23/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 46 ıncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
3/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 46 ıncı maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Gerekçe: 3/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 46 ıncı maddesi yürürlükten kaldırılarak, kayyım uygulamasının kaldırılması ve defakto bir yönetim şeklinin yasalardan çıkarılması amaçlanmıştır.
MADDE 33/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu"nun 47 inci maddesinin 1 inci fıkrası aşağıdaki şekilde…
3/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu"nun 47 inci maddesinin 1 inci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar, üstün kamu yararı gözetilerek, geçici olarak İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırılabilir."
Gerekçe: 3/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yapılan değişiklikle içişleri bakanının belediye başkanı üzerindeki tasarruf yetkisi; belediye başkanının "görevi" kapsamındaki suç bakımından "geçici" olarak uygulanabilmesi ve "üstün kamu yararının gözetilmesi" hükme bağlanarak kısıtlanmıştır.
MADDE 43/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun Geçici 9 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmış, yerine…
3/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun Geçici 9 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmış, yerine aşağıdaki hüküm eklenmiştir.
"İçişleri Bakanı'na tanınmış olan ve OHAL Döneminde tanınan yetki kapsamında; görevleri nedeniyle işlenen zimmet, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, belediyeyi zarara uğratma suçları hariç olmak üzere; kamu yararına aykırı, seçme/seçilme hakkını zedeleyen, nesnel iddialara dayandırılmadan verilen ve belediyenin özerkliğini zedeler nitelikteki kararlara göre görevden alınan belediye başkanlarının göreve iadesi sağlanır.
İçişleri Bakanı'nın kanuna aykırı yetki kapsamında belediye başkanlığı görevine atadığı mülki idare amirlerinin, bu görev müddetince işledikleri suçlar nedeniyle oluşan kamu zararları tespit edilerek, aynen, aynen mümkün değilse bedeli tutarındaki meblağ zararın sorumlularından tahsil edilir."
Gerekçe: İçişleri Bakanı'na tanınmış olan ve OHAL Döneminde tanınan yetki kapsamında; görevleri nedeniyle işlenen zimmet, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, belediyeyi zarara uğratma suçları hariç olmak üzere kamu yararına aykırı, seçme/seçilme hakkını zedeleyen, nesnel iddialara dayandırılmadan verilen ve belediyenin özerkliğini zedeler nitelikteki kararlara göre görevden alınan belediye başkanlarının göreve iadesinin sağlanması ve suça konu işlem tesis eden mülki amirlerin neden oldukları kamu zararının tazmin edilmesi amaçlanmıştır.
MADDE 53/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
3/7/2005 gün ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 13- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 45. maddenin ek Jikrası uyarınca görevden uzaklaştırılma veya tutuklanma ya da kamu hizmetinden yasaklanma veya başkanlık sıfatı veya meclis üyeliğinin sona ermesi sebebiyle yapılan görevlendirmeler iptal edilir.
Görevlendirmenin iptali halinde görevden alınan belediye başkanlarının derhal göreve iadesi sağlanır.
Göreve iadenin mümkün olmadığı hallerde 45. maddede belirtilen usule göre seçim yapılması sağlanır."
Gerekçe: Eklenen geçici hüküm ile, anayasa ve hukuka aykırı olarak düzenlenen ve kaldırılmasını önerdiğimiz 45 inci maddede yer alan ek fıkra uyarınca haksız ve hukuksuz görevden alma sonucu, hukuksuzluğun giderilmesi ve uğranılan kamusal zararın telafisi amaçlanmıştır.
MADDE 6Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Gerekçe: Yürürlük maddesidir.
MADDE 7Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
Gerekçe: Yürütme maddesidir.
Genel gerekçeyi oku (17 paragraf)Genel gerekçeyi kapat
Demokratik seçim yöntemlerinin yok sayıldığı kayyım uygulaması ilk olarak OHAL döneminde, 11 Eylül 2016 tarihinde ve çok sayıda belediye başkanının merkezi hükümet tarafından görevlerinden alınması ve 28 belediyeye kayyım atanması ile başlamıştır. 674 sayılı KHK ile gündeme gelen bu hukuk dışı uygulama daha sonra yasalaşarak kalıcı hale getirilmiş olsa dahi, bu kanun Anayasa'ya açıkça aykırıdır.
Yasalar nezdinde görevleriyle ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan seçilmiş yerel yöneticiler kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan görevden alınamaz; yerlerine atama yapılamaz. Dolayısıyla kayyım sistemi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın Türkiye'nin uymayı taahhüt ettiği "Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezi veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz" hükmüne de aykırıdır.
Son 8 yıla damgasını vuran kayyım yöntemi; son olarak Hakkari Belediye Eş Başkanının yargı kararından önce görevden alınması ile yeniden gündeme gelmiştir. Bundan tam on yıl önce, üstelik Fethullah Gülen Örgütü ile iltisaklı olup görevden alınan bir savcı tarafından hazırlanan iddianame ile açılan davanın, yerel seçimlerin akabinde canlandırılması ve yargı kararından önce İçişleri Bakanlığının açıklaması ile belediye başkanının görevden alınmış olması tüm yönleriyle hukuka aykırıdır. Bu son örnek, kayyım uygulamasının tamamen illegal ve rövanşist yönünü gözler önüne sermektedir. Kayyım meselesi; hukukun temel ilkeleri bağlamında dünyada demokrasiyi benimsemiş ülkeler nezdinde bir istisna hali olarak incelenmeye değer bir olguya dönüşmüş, iktidar eliyle de defakto bu yöntem kurumsallaştırılmıştır. Kayyımlık yönteminin; koşullarının, süresinin, yetkisinin neredeyse sınırsız bir şekilde uygulanması, vesayetle aradaki farkı eritmiş, her bir kayyım adeta cumhurbaşkanlığı sisteminin birer aktörü haline getirilmiştir. Bürokratik vesayete karşı olduğunu sürekli vurgulayan iktidar, kayyım sistemi ile olağanüstü yetkilerle donatılmış yeni bir bürokratik vesayet alanı yaratmıştır.
1982 Anayasası, belediye başkanlarının görevine son verilmesini esas olarak yargı organına vermiştir. Ancak bunun istisnası vardır. O da belediye başkanlarının İçişleri Bakanı tarafından geçici olarak görevden uzaklaştırılmasıdır. Anayasa Mad.127/4?e konulan "ancak görevleri ile ilgili bir suç nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini İçişleri Bakanı geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar görevinden uzaklaştırabilir" cümlesi; delillerin ortadan kaldırılma olasılığı da olsa ve İçişleri Bakanı, yerel yönetim organları ya da bu organların üyeleri hakkında görevden uzaklaştırma yetkisini kullanmasa bile, bu yetkinin Anayasada bulunması demokrasi ve yerel özerkliğe terstir.
Anayasanın sınırları belli olmayan bir yetkiyi İçişleri Bakanına vermiş olması; Bakanın aynı zamanda bir siyasi partinin temsilcisi olması ve belediye başkanlarının başka bir siyasi partiden olması halinde keyfi davranacağı riskini barındırmaktadır. Nitekim kayyım uygulaması bunun en çarpıcı örneği olmuştur/olmaktadır.
Bakanlığın görevi belediye başkanının görevden uzaklaştırılmasını gerektiren nedenleri tespit ederek idari yargı organının bilgisine sunmalı ve konuya dahil olmamalıdır. Daha önce verilen belediye başkanının görevden uzaklaştırılma haline dair iki adet Danıştay kararı mevcut olup bu kararlarda da seçme ve seçilme hakkına dikkat çekilmiştir:
Danıştay 8. Dairesi tarafından verilen kararlardan ilki;
"Asıl olan halkın oyuyla, seçimle gelen bu kişilerin (belediye başkanların), belirli dönem içinde görevlerini yerine getirebilmeleridir. Haklarında açılan her soruşturma veya kovuşturma nedeniyle geçici olarak görevden uzaklaştırmaları halinde kamu hizmetinin sağlıklı biçimde yerine getirilmesi mümkün olamaz. Diğer taraftan, geçici olarak görevden uzaklaştırılan bu kişiler, soruşturma, kovuşturma ve yargılamadaki gecikmeler nedeniyle asli olan bu görevlerinden sürekli olarak uzaklaştırılmış olurlar." şeklindedir.
8. Daire'nin bir diğer kararında ise;
Anayasanın konuya ilişkin 127. maddesinde görevden uzaklaştırma bir "tedbir? olarak nitelendirilmektedir. Bilindiği gibi tedbir, ortaya çıkması muhtemel bir zararı veya sakıncayı önceden görerek önlem alınmasıdır.Haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan bu kişilerin geçici bir önlem olarak, anılan kurallar uyarınca görevlerinden uzaklaştırılabilmeleri için soruşturma veya kovuşturmanın sadece başlatılması veya sonuçlandırılmış olması yeterli olmayıp, ... İçişleri Bakanı'na tanınan bu yetkinin, kamu yararına aykırı, nesnel iddialara dayandırılmadan ve önemli sakıncaları bulunmadan kullanılması, belediyenin özerkliğini zedeler ve demokratik toplum yapısının gelişmesini de engeller. ... Belediye başkanı hakkında ileri sürülen suçlamalarla ilgili olarak yürütülen kovuşturmaların, Cumhuriyet Savcılıklarınca takipsizlik, mahkemelerce aklama, Danıştay 2. Dairesi kararı ile de "yargılanmasına yer olmadığı? şeklinde sonuçlanmış bulunduğu anlaşılmıştır. Soruşturma ve kovuşturmanın ulaştığı bu aşamada idareye tanınan takdir yetkisinin anılan yasaların amacına uygun olarak kullanılmadığını göstermektedir" demiştir.
Yani özcesi anayasa dahi, İçişleri Bakanlığı'nı belediye başkanının "görevi" ile ilgili suçlar ile "geçici" işlem tesis edebilmesini öngörmüş olup, mevcut yasada yer alan sınırsız, amorf ve zamansız yetki, anayasaya da aykırılık teşkil etmektedir. Anayasanın 127*nci maddesi; "Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir." şeklinde olup yurttaşların seçimlerle ortaya koyduğu irade çerçevesinde belediyelerin görev ve yetki alanları belirlenmektedir. Görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan seçilmiş yerel yöneticiler kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan görevden alınamaz hakeza yerlerine atama yapılamaz.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na Türkiye'nin uymayı taahhüt ettiği "Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezi veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz." hükmüne de aykırıdır. Yine kayyım atamalarının yoğunlaştığı dönemde Avrupa Konseyi?ne bağlı Venedik Komisyonu, Türkiye'nin 31 Mart 2019 tarihinden sonra HDP'li belediyelerin eş başkanlarını görevden alıp, yerlerine kayyım ataması yapma uygulamalarına dair, bu atamaların demokratik temel prensiplere aykırı olduğunu duyurmuştur.
OHAL döneminde kabul edilen ve sonrasında yasalaşan düzenleme, açıkça Anayasa'ya aykırıdır. OHAL KHKsi ile getirilen ve yasalaşan düzenlemenin öncesinde, bir belediye başkanı hakkında soruşturma veya kovuşturma açılmışsa İçişleri Bakanlığı'nın tasarrufunda kesin hükme kadar görevden uzaklaştırma kararı alınmakla beraber, bu geçici tedbir sürecinde belediye meclisi toplanıp kendi üyeleri arasından bir başkanvekili seçebilmekteydi. Nitekim 11 Eylül 2016 yılında, DBP?ye bağlı olan belediyelere kayyım atanırken; 4 tane AKP ve MHP'ye bağlı belediyenin başına geçecek kişiler belediye meclisi seçimi ile belirlenmişti. Yani OHAL döneminde dahi bu düzenleme yalnızca bir bölgeye özgü olarak kullanılmış, başka partilere ait belediyelerde genel kural uygulanmıştır. Yani, OHAL döneminde getirilen bu düzenlemenin OHAL döneminde dahi bazı belediyelere uygulanmaması, ilgili düzenlemenin hukukiliğini sorgulanır hale getirmektedir. Belediye Kanununun 47. Maddesi belediye (başkanlarının görevleriyle ilgili oOsuçlar nedeniyle görevden geçici uzaklaştırılabileceğini ifade etmektedir. Bu suçların tamamı ise seçimden önce ve gerekçe olarak kullanılamazlar. Üstelik bu suçlamaların neredeyse tamamı (terör propagandası ve örgüt üyeliği-yöneticiliği), AİHM ve AYM tarafından ölçüsüz ve aşırı yorum olarak nitelendirilebilecek hususlardandır.
Türkiye'nin kısa siyasi tarihine baktığımızda seçilmiş yerel yöneticilerin görevleri sadece darbe dönemlerinde atanmışlar tarafından yürütülmüştür. 1980-83 yılları arasında varlığını sürdüren askeri cunta döneminde askerler ve bürokratlar yerel yönetimleri fiilen devralmıştır. Oysa mevcut iktidar, darbe girişimi ve ardından ilan edilen OHAL'i gerekçe göstererek seçimlerde kazanmamış olduğu yerel yönetimleri rövanşist bir bakış açısı ile iktidara yakın saflarda oldukları tüm kamuoyunun malumu olan kaymakam ve valileri kayyım atayarak yerel yönetimleri denetimi altında tutma saiki ile yasalara aykırı işlemler tesisi etmektedir. Bu uygulamaların ise demokrasi ile yasalarla ilintisi olmadığı gibi halk iradesini yok saymak gibi son derece tehlikeli bir yanı olduğu da kuşku götürmemektedir.
Bir diğer önemli husus ise; mülki idare amirlerinin kayyım olarak atandığı belediyelerde, mahalli idare olarak belediyelerin varlığı sona erdirilmiş, merkezi idare bu yönetimleri devralmıştır. Dünyadaki demokratik sistemlerde valilerin dahi halk tarafindan seçilmesi savunulmaktayken, halkın seçtiği belediyelere valilerin atanması hukuk devleti ilkesini temelinden sarsmıştır.Kayyım pratiği ile oluşturulan iktidarın bu yeni bürokrasisi pek çok akçeli işleme imza atmış belediyelerde telafisi imkânsız tahribatlar yaratmıştır. Son yerel seçimler; halkın kayyım yönetimlerini değil kendi yönetimlerini inşa talebinin güçlü bir yansıması şeklinde sonuçlanmıştır. Diğer yandan belediyelerin yeniden kazanılması ile kayyım uygulamasının yarattığı tahribat bir kez daha ortaya çıkmış; kayyımların kamu kaynaklarını halka değil başka projelere aktarmış olduğu anlaşılmıştır. Belediyelerin borçluluk düzeyleri meseleyi yeterince izah etmekte olup birkaç örnek vermek gerekirse; MARSU 2.123.123.133 TL, Kurtalanl65.054.607 TL, Siirt 456.853.781 TL, Van BŞB6.219.298.882 TL, VASKİ 2.582.404.330 TL, DiyarbakırBŞB 2.296.293.803 TL, DİSKİ 830.027.531 TL düzeyinde borçlanmış durumdadır. Salt bu borçluluk düzeyi dahi, büyük bir tahribat yaratılmış olduğu gerçeğinin altını çizmektedir.
Elbette kayyım yönetimleri sadece bu borçlanma ile yetinmemiş; halka ait kurumları, arazileri, taşınmazları da başka kişi ya da kurumlara tahsis ederek, kentlerde yurttaşlara alan bırakmamıştır. Örneğin Kulp ilçesine bağlı Yeşilköy mahallesinde bulunan 276 Ada 1 ve 2 Nolu parseller ile Yeni mahallesinde bulunan 186 Ada 9 Nolu parseldeki"Ağaçlandırılacak, Park ve Konut Alanı" olarak belirlenen yerler, "Askeri Alan" olarak belirlenmiştir. Bağlar ilçesinde "Sosyal Tesis-Ticaret Alanı, Ticaret Alanı ve Spor Alanı "olarak belirlenen parseller, "Ticaret-Turizm Alanı, Ticaret Alanı ve Spor Alanı" olarak değiştirilerek, ranta açılmıştır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kayyımı, 2 yıl önce 20 milyon harcayarak yenilediği Devegeçidi Piknik Alanını İİ Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bedelsiz devretmiştir. Seçim öncesinde de pek çok taşınmazın Milli Eğitim Müdürlüğü ile hazineye tahsis edildiği bilinmektedir. Mardin'de Müftülük, ilk kayyım döneminde bir arsa üzerine 'kaçak' olarak bir camii inşaatına başlamış ve kaba inşaat tamamladıktan sonra arsanın kendisine tahsis edilmesini istemişti. İl Müftülüğü'nün daha önce üzerine kaçak yapı inşa ettiği arsa tahsisi yapıldı. Yine Mardin Büyükşehir Belediyesi Kayyımının, 2021 yılı Ocak ayı içerisinde Sadık Yay Camisi ile Kocatepe Ortaokulu'nu vergi borçları karşılığında ve Mardin İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 11 Nisan'da kendisine tahsis edilmesini istediği Artuklu ilçesine bağlı Nur Mahallesi'ndeki 12 bin 894,79 metrekarelik taşınmazı Hazine ve Maliye Bakanlığı'na sattığı ortaya çıkmıştır. Bahçesaray'da 1, Çatak'ta 1, Başkale'de 1, Gevaş'da 1, İpekyolu ilçesinde 1, Gürpınar'da 1, Tuşba'da 1 adet olmak üzere 9 adet Bebek ve Çocuk Kütüphanesi ise 11 Ağustos 2023 tarihli atanmış meclis kararıyla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne devredilmiştir. Siirt Belediyesi kayyımı, belediyeye ait olan ve binlerce metrekarelik tarla ve arsalardan oluşan taşınmazları 20 milyon 862 bin TL muhammen bedel ile satışa çıkarmış, halka hizmet için yapılan taziye evini Ülkü Ocakları'na tahsis etmiştir. İfade etmiş olduğum hususlar, sadece küçük birer örnek olup, çok sayıda il ve ilçede kamu kaynakları ya satılmış, ya bedelsiz tahsis edilmiştir. Tüm bu hukuksuz uygulamalara imza atanlar, atanmış vali ve kaymakamlar olup, Devlet Memurları Kanunu kapsamında görevden alınmayı, ceza mevzuatı uyarınca da yargılanmayı gerektiren suçlar işlemiş oldukları yadsınmamalıdır. Yani yasalar nezdinde açıkça suç işledikleri sabit olanların; neden oldukları kamu zararını tazmin yükümlülükleri vardır.
İzah etmiş olduğum üzere, kayyım yöntemi, hukuka aykırılığı ve demokraside yarattığı tahribatın yanı sıra ekonomik olarak da büyük bir sorunun ana kaynağı olmuş, ülkeyi çok katmanlı bir şekilde zarara sokmuştur. Halihazırda ortada devasa bir sorun alanı olarak duran bu yöntemin; tamamen ortadan kaldırılması ve yarattığı ziyanın derhal tazmin edilmesi gerekirken, hala iktidar tarafından bir tehdit unsuru olarak kullanılıyor olması büyük bir tehlikeye işaret etmektedir. Kayyım uygulaması, anayasaya, hukuka aykırılığın yanı sıra ceza mevzuatı açısından da pek çok suç barındırmaktadır. Bu bahis ile anayasa ve uluslararası arası sözleşmeler nezdinde hukuka aykırı olan kayyım atanmasına içkin düzenlenmelerin mevzuattan çıkarılması, kayyım olarak atananların görevden alınarak neden oldukları zararların tazmininin sağlanması acil ve gereklidir. w.
Madde metinleri teklifin TBMM’ye sunulan metninden (PDF) yazıya döküldü.
İLGİLİ KAYITLAR